30 Ekim 2012 Salı

Bir Sezon Daha Bitti


Bu sezon yine 10 Eylül'den 10 Eylül'e izlediğim filmlerin kaydını tuttum. Geçtiğimiz seneyle tam olarak aynı sayıda film izlemiş olmam ilginç. Umarım bu bir standart değildir çünkü normalde bundan çok daha fazla film izlemek istiyorum. Listeyi aşağıda görebilirsiniz. Sondan başa doğru olduğunu hatırlatayım. 
  1. Café de Flore (2011)
  2. Hysteria (2011)
  3. The Dark Knight Rises (2012)
  4. Total Recall (2012)
  5. The Last House on the Left (2009)
  6. [REC]³ Génesis (2012)
  7. Whatever Works (2009)
  8. Tootsie (1982)
  9. The House Bunny (2008)
  10. Drag Me to Hell (2009)
  11. The Hitcher (2007)
  12. Take This Waltz (2011)
  13. Solstice (2008)
  14. The Amazing Spider-Man (2012)
  15. Prom Queen (2004)
  16. Iron Man 2 (2010)
  17. Ice Age: Continental Drift (2012)
  18. Dark Shadows (2012)
  19. 50/50 (2011)
  20. Wanderlust (2012)
  21. One for the Money (2012)
  22. Zenne (2012)
  23. I Spit on Your Grave (2010)
  24. Another Year (2010)
  25. The Meaning of Life (1983)
  26. Kick-Ass (2010)
  27. Humpday (2009)
  28. Notes on a Scandal (2006)
  29. In Bruges (2008)
  30. Prometheus (2012)
  31. Mixed Kebab (2012)
  32. A Trip to the Moon (1902)
  33. It's All About Love (2003)
  34. Susuz Yaz (1964)
  35. Yol (1982)
  36. The Dictator (2012)
  37. Enduring Love (2004)
  38. Winnie The Pooh (2011)
  39. The Cabin in the Woods (2011)
  40. Melancholia (2011)
  41. Puss in Boots (2011)
  42. The Artist (2011)
  43. Take Me Home Tonight (2011)
  44. Brüno (2009)
  45. Mirror Mirror (2012)
  46. The Hunger Games (2012)
  47. Potiche (2010)
  48. Mogari no mori (2007)
  49. Mighty Aphrodite (1995)
  50. The Iron Lady (2011)
  51. Tower Heist (2011)
  52. A Dirty Shame (2004)
  53. Weekend (2011)
  54. Small Time Crooks (2000)
  55. Drive (2011)
  56. Bridesmaids (2011)
  57. March of the Penguins (2005)
  58. The Descendants (2011)
  59. Shame (2011)
  60. Breaking the Waves (1996)
  61. Manderlay (2005)
  62. Deconstructing Harry (1997)
  63. Amelia (2009)
  64. The Rules of Attraction (2002)
  65. The Drawn Together Movie: The Movie! (2010)
  66. I Love You Phillip Morris (2009)
  67. The Girl with the Dragon Tattoo (2011)
  68. Kurtuluş Son Durak (2011)
  69. Life of Brian (1979)
  70. Srpski film (2010)
  71. What's Your Number? (2011)
  72. Carnage (2011)
  73. La piel que habito (2011)
  74. 12 Men of Christmas (2009)
  75. Bi-mong (2008)
  76. Twister (1996)
  77. Immortals (2011)
  78. Hugo (2011)
  79. Crazy Heart (2009)
  80. Just Go with It (2011)
  81. The Tree of Life (2011)
  82. The Hitchhiker's Guide to the Galaxy (2005)
  83. Terms of Endearment (1983)
  84. La habitación de Fermat (2007)
  85. Paranormal Activity 3 (2011)
  86. Hotaru no haka (1988)
  87. Babel (2006)
  88. The Producers (2005)
  89. 7 Kocalı Hürmüz (2009)
  90. Zombieland (2009)
  91. X-Men: First Class (2011)
  92. Sucker Punch (2011)
  93. The Ghost Writer (2010)
  94. Scott Pilgrim vs. the World (2010)
  95. Get Him to the Greek (2010)
  96. Toast (2010)
  97. Contagion (2011)
  98. Life in a Day (2011)
  99. The Birdcage (1996)
  100. Jane Eyre (2011)
  101. Une Vie De Chat (2010)
  102. Tomboy (2011)
  103. The Devil's Double (2011)
  104. Celine: Through the Eyes of the World (2010)
  105. Just Like Heaven (2005)
  106. Thank You for Smoking (2005)
  107. Sound of Noise (2010)
  108. One Day (2011)
  109. Eat Pray Love (2010)
  110. Beginners (2010)
  111. Crazy, Stupid, Love. (2011)
  112. Charlie's Angels: Full Throttle (2003)
  113. Midnight in Paris (2011)
  114. Everything Must Go (2010)
  115. The Social Network (2010)

26 Eylül 2012 Çarşamba

I Watched..

a Turkish film that is supposed to be a black comedy, where people passed out because small gift boxes brushed against their heads. A film that every scene in it was lit like a fucking department store. A film that had indoor dialouges sounding like in a cave. A film with the worst humour. The worst acting. The lowest believability. It went on for 100 minutes and i couldn't leave because it was the premiere of the film. I will not get that time back.

11 Eylül 2012 Salı

I'm Always In A Good Mood Now

Not exactly complaining but what is wrong with me? I'm really confused.

8 Temmuz 2012 Pazar

An Episode of Web Therapy

This may be my favourite episode of the wonderful web series "Web Therapy".

Even though the show doesn't get much recognition, being on web & cable, having a non-traditional format and everything, i think Lisa Kudrow is very very talented and the script is amazing!


I also think i'm very very talented but just like the previous example, it's not always appreciated.


Watch it and just let me be a sad little boy, alright?!

21 Haziran 2012 Perşembe

Patience

Once again i have to be tested about being patient enough for the upcoming half-assed, unsatisfactory prizes, that will have no longevity, no sense of accomplishment and will go up in the flames the first second that it starts giving some hope about the future. I don't think i'm supposed to be a writer or a musician or a director or an engineer, i'm just meant to be waiting every day, all the time and have the rug pulled from under my feet anytime i feel safe on the ground. They say god opens a window whenever he closes a door (or something like that), in my case he shuts the door, covers up the windows like a window in Bruges, fills the city with water and takes away my boat. Yeah i would like to think i'm like Bruges, had minimum damage from both world wars and just waiting over there until a spectacular film is done about it and afterwards, is discovered by many people who didn't give a shit about it for decades before.

17 Haziran 2012 Pazar

Notes on "I Spit On Your Grave"

Contains spoilers.

- It is a clean business. First half: rape, second half: revenge. No sense of anything going in an unexpected turn. Makes the watcher feel safe somehow.

- While the girl is being revenged, guys beg her to stop, they play the pity card, they curse and threaten her. They never show a shred of regret about what they did to her. That is very "rapist" and coherent. Good job about that.

- The poster wouldn't turn any rapists away from the theaters right? Do you think that is on purpose?

- The sheriff's daughter's name is Chastity. That was cool.

- Not a movie to remember. But doesn't make you look at your watch either.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Hey

I've been trying to find a new use for this blog for a while now. You know, until it becomes a personal official artist website in the future. It just occured to me that i could be writing in English here. I mean i have a whole other website for writing about music, there is eksisozluk for films and maybe this place could be used for writing in English... About music and films. Ha!

Plus i know that i have to write in English to improve my writing in English. I get so stuck when im writing lyrics.

So thats what i consider. Let's see what'll happen.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Kayıtlara Geçsin

Bugün önümüzdeki yıllarda kaydetmeyi tasarladığım Türkçe bir albümün, direkt İngilizce'ye çevirilmiş ismini taşıyan ve kapağında hayal ettiğime çok benzer bir ışıklandırma kullanan bir albüm gördüm.

Yaklaşık üç yıldır kafamda dolaşan bir fikri, şak diye internette görmek ilginç oldu.

Nasıl rastladım dersiniz; yazdığım İngilizce bir söz öbeği daha önce kullanılmış mı diye google'larken. Adamlar benzer bir şey kullanmış.

Albümü yapan gruba kısaca SFM diyelim, albümün ismine de C.

İleride yaptığımda onlardan çaldığım ima edilmesin lütfen, kayıtlara geçsin diye şimdiden belirtiyorum.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Madonna'nın Super Bowl Şovu



Madonna'nın 800 milyon kişi tarafından izlenen Super Bowl'un devre arasında yaptığı şovu şimdi izledim. Heyecanla bir şeyler yazmak zorunda hissediyorum kendimi, zira bu kadın benim de ucundan bucağından içinde bulunduğum pop müzik işinin nihai kraliçesi, efsanesi. Kayıt endüstrisinin içinde bulunduğu durumu düşünürsek bir daha hiçbir kadın sanatçı onun sattığı kadar albüm baskısı satmayacak.

Öncelikle Madonna'nın bir sürü mükemmel ve ikonik performansı var. MTV ödüllerinde gerçekleştirilmiş "Like A Virgin", "Vogue", "Hollywood (Britney'i öptüğü)", "Hung Up" performansları, Grammy'lerdeki "Hung Up" gibi şovları tüm "entertainer" kişiliklere ders olacak düzeyde. Konserlerinin dünyada eşi benzeri yok. Buna rağmen ilk Super Bowl şovunda ne kadar heyecanlı olduğu çok bariz belliydi. Bu hoş bir durum tabii, yaptığı iş kendisini halen heyecanlandırıyor demek. Tabii çoğunun vasat ve altı beyinlere sahip olduğunu düşünürsek 800 milyon insanın ne diyeceğini, Twitter'dan neler saydıracağını düşünüyor da olabilir. Üstündeki baskı bir yana, bahsettiğimiz kişi Madonna olduğu için sonunda yine çok keyifli bir iş çıkardı. Super Bowl her zaman anılacak performanslarından biri olacaktır.

Amerikalı seyirci ve yazarlar tabii ki dansçı kadrosunun kalabalıklığından başka bir şeyden bahsedememişler. Bu ulusun gözünü boyamak için yüzlerce insanı bir araya getirmekten fazlasına gerek yok. Ben bu kadar sayı, rütbe, çokluk, büyüklük odaklı bir ülke görmedim. Radiohead de demişti "Amerika'da listelerde 1 numara olduğumuz hafta resmen süper kahraman muamelesi görmüştük" diye.

Madonna ismiyle özdeşleşmiş provokatif öğeler bu şovda mevcut değildi. Janet Jackson'ın bir memesini açıp ömür billah affedilmemesi Madonna'yı etkilemiş olsa gerek. Senelerdir bacaklarını dondan öte bir şeyle kapatmayan kadın bu sefer usturuplu bir etek giymişti. Ben takdir ettim, zaten leotard işinin baydığını düşünüyorum. Yaşıyla ilgili esprileri de minimuma çekebildi bu sayede. Kıyafeti güzeldi. Heyecana heyecan katmak için "Give Me All Your Luvin"e girmeden hemen önce belindeki kemerin çıkmaması komik olmuş. Madonna'nın ordaki surat ifadesi ne kadar heyecanlı olduğunu ispatlıyor. Şovun tek tartışmalı olayı "M.I.A"in rap kısmından sonra orta parmak göstermesi oldu. Orada "shit" dediği duyulmasa da orta parmak açıkça gözüküyor ve ekran tümüyle 1 saniye için buğulansa da orta parmağı sansürlemek için biraz geç kalıyor.

Dans konusunda konserleri kadar heyecanlanmadım ben. İyi bir koreografi vardı elbette, fakat konserleri kadar ağır bir kamera ve kurgu süzgecinden geçmediği için danslar ordakiler ve hatta MTV şovları kadar akıcı değildi. Madonna çok daha kontrollü hareket etmeye çalışıyordu hatta Music sırasında bir kayma tehlikesi de atlattı fakat çabuk toparladı. O manada örneğin "Hung Up" performansının sonunda nefes nefese kalan Madonna'daki tadı alamadım. Ama LMFAO'yla dans ederken, Music'te klasik çöküp kalkma hareketini yaparken, isteyince hala çok iyi dans edebildiğini gösteriyordu. Şov öncesinde diz kapağıyla ilgili bir sorun olduğu konuşuldu ama ne kadar doğrudur bilmiyorum.

Şov bir tanrıça temasıyla açıldı. Kylie ve Madonna birbirlerini sever ve yıllardır birbirlerinden bir şeyler araklarlar. Fakat hiç bu kadar yakın tarihli bir esinlenme görmemiştim ikisi arasında. Kylie'nin "yunan tanrıçası" temalı Les Folies turnesi biteli henüz aylar olmuşken, Madonna şovunu "roma tanrıçası" şeklinde açtı. Amerikan basını Cleopatra'ya pas atmış fakat asıl ilhamın nereden geldiği belli. Amerika Kylie'ye yüz vermezken, en büyük müzik şovları Kylie'den esinle yapılıyor. Bu da güzel bir şey.

Setlist'te yer alan Madonna şarkıları Vogue, Music, Give Me All Your Luvin, Open Your Heart, Express Yourself ve Like A Prayer idi. "Vogue"un açılış olacağını zaten herkes tahmin ediyordu, Music ise kadının Amerika'daki son liste başı olmuş şarkısı. Bunun yanında "Give Me All Your Luvin"i "Gimme Gimme Gimme (A Man After Midnight)" köprüsüyle "Hung Up"a bağlamasını dilerdim. Bu şarkının kalabalıklar üzerinde ciddi bir etkisi var. Finaldeki "Like A Prayer" ise şimdiye kadarki en güzel halini 2008 tarihli "Sticky and Sweet" turnesinde almıştı. Madonna yeni bir turnenin eşiğinde olsa da keşke bu versiyonu söylenseydi şarkının. Super Bowl'daki düzenlemesi şarkının kendi gücüne dayanıyordu.

Madonna'nın şovun hiçbir kısmında canlı söylediğini düşünmüyorum. Zaten "Like A Prayer"a kadar olan kısım şüphe götürmüyor da bu son şarkıyı da o kadar hareket ve heyecanın üstüne bu kadar mükemmel söyleyebileceğini sanmıyorum. Playback yapmak zaten mantıklı olan tercih. Öyle bir sahne kalabalıklığının ve koşturmacasının üstüne, gelmiş geçmiş en riskli ses iletimi olan televizyon canlı yayınında canlı söylemek bence saçma olurdu. Bu hafta içinde Elton John'dan bir kınama gelir tabii, o başka. Konuk vokallerden Cee Lo Green canlı yorum işini tek başına halletti.

Şov, Madonna sahneden kaybolduktan sonra kocaman bir "World Peace" yazısıyla son buldu. 800 milyon insandan istesen istesen bunu istersin zaten. Genel olarak Madonna su gibi akan, ama dikkatli gözler tarafından (800 milyonda 8 bin çift ancak çıkar bunlardan) ne zaman tökezleyeceği endişeyle beklenen bir 12 dakikaya imza attı. Bu performans kariyeri için önemli bir adım olmanın ötesinde yeni albüm ve turnenin tanıtımına yaradı elbette. Madonna, Mart'ta çıkacak albümünü kutlamak için yaz aylarında yeni konser serisini başlatıyor. Türkiye'ye uğraması kuvvetli dedikodular arasında.

Konserleri heyecanla bekliyorum ve bu oldukça başarılı şovun kat be kat üstünde olacağından şüphem yok. Vatandaşı olmasına rağmen Amerika'da, milyonlarca futbol seyircisi önünde, 53 yaşında Madonna kesinlikle deplasmandaydı. Siz onu bir de ev sahibiyken görün.






5 Şubat 2012 Pazar

Halil Sezai

Halil Sezai'nin şimdiye kadar "Sonbahar", "Olsun", "Paramparça" ve "İsyan" şarkılarını dinledim ve özellikle ilk üçünü çok sevmekteyim. Millet neden arabesk buluyor anlayamıyorum. Besteler zaten arabesk değil, sözler ise "cenneti değişmem saçının teline" gibi bini bir para Türkçe şarkı sözlerinden daha "arabesk" değil.

Zakkum ve Seksendört gibi gruplara "bu da rock mı" diye girişenlerden olmayayım ama samimiyete bakınca Halil Sezai daha samimi geliyor bana. Rock'un raconunda piyasaya karşı olmak yatsa bile.

Ha samimiyetsizlik deyince "İncir Reçeli", Zakkum'un da Seksendört'ün de hatta Ece Erken'in de samimiyetsizliğini cebinden çıkarır o ayrı. Ama filmi Halil Sezai yazıp çekmedi sonuçta.

Tipiyle bir kült figür olma çabasını da anlayışla karşılıyorum. Yoksa insan şu halini bırakıp da bugünkü saçlarını tercih etmez heralde.


Not: Zakkum'un "Anason" şarkısı da gerçekten çok çirkin. Unutmadan.

2 Şubat 2012 Perşembe

Çok Güzel: "Homeland"


Bu tempolu, akıcı, sık sık ters köşe yapan ve sezon finaliyle kalp atışlarımı hızlandıran politik macera dizisini sizlere tavsiye ederim.

17 Ocak 2012 Salı

Haberler

Ekşi'de millet, bir yarışmada Rauf Denktaş'ın sesini tanıyamadı diye genç bir kıza saydırmış da saydırmış. 200'e yakın yazı vardı sanırım. Öncelikle ne bu şiddet bu celal? Adamı tanımasa anlarım. Sesini tanısa ne olur, tanımasa ne olur?

Tanıması için haberleri izlemesi lazım. Haberler iğrençtir. Tüm sakız gibi ajitasyon dolu diziler bile haberler kadar iğrenç değil. Haberlerden öyle nefret ediyorum ki yazmakla bitmez. Hepsinin yancı olması bir tarafa, bunu gizlemeleri, hepimiz gibi işlerini korku ve çekince içinde yapmaları bunun önemli nedenleri. Bir de üstüne, bu "korku"dan çok daha eski olan duygu sömürüsü takıntıları var. Haberleri bir açın, o ölmüş, bu ölmüş, bu da ölmüş, bu da ölmüş, bu ikisi ölmüş, şurda üçü ölmüş, şu hasta ve ölecekmiş, şu biri kurtulmuş ama beşi ölmüş. Haber mi bunlar?

Kötü haberlerin insanlara duyurulmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii angut insanlar bir ders almak için mutlaka o dersi almadığından ölmüş birini izlemek zorundalar sanırım. Eğitimde bir bok öğrenmediğimiz için hayat derslerini "bunlar gibi nasıl ölmezsiniz" programlarında alıyoruz. İnsanlar her şeyden korkmaya, çekinmeye, dozu arttırarak devam ediyorlar.

Dolayısıyla izlemekten haberler kadar iğrendiğim başka bir program yok. Bu da birçok siyasetçinin sesini tanımamaya sebep olabilir. Rauf Denktaş, Allah rahmet eylesin, çoğu siyasetçiden kıyas götürmeyecek kadar üstündü tabii ama birbirinize çemkirmek için de pusu kurup sinsi sinsi beklemeyin (yazının ta başına referans verdim burda).

Ayrıca bir de Meltem Cumbul'a çemkiriyorlar. Ne yaptıysa yaptı, çıktı işte Altın Küre törenine. Ya diğer ünlülerin çıkmasını ne kadar önemsiyorsan o kadar önemse; ya da Cumbul'un oraya çıkması senin için daha önemliyse o zaman takdir et, çeneni kapat. En eğitimlimizde, gün görmüşümüzde bile bitmeyen tükenmeyen bir çekememezlik var. Bu ülkede bize su diye başka bir şey içiriyor olsalar gerek.

Bu içimde biriken sinir de yani güya seçilmiş yazarların oluşturduğu bir güruh tarafından son raddeye getirildi.

Abi, insan çekip gideyim de diyemiyor, çocukluktan beri ne yapmayı hayal ettiysem hep burda yapmayı hayal ettim. En iyisi hiçbir şey hayal etmemek heralde. Bir sürü diğer mecrada da epey zararı dokunuyor insana.

12 Ocak 2012 Perşembe

Goldie Cheung'un Hikayesi

48 yaşında, evli bir Tai Chi hocası olan Goldie Cheung, İngiltere'deki "The X Factor" adlı pop star yarışmasına katılıyor.

"Copper Bell" adlı şarkısıyla gelmiş geçmiş en ilginç seçmelerden birine imza atan Goldie, bu performansıyla bir üst tura, ordan "Born This Way"i Çince söyleyerek bir üst tura, ordan "Feeling Good"u orgazm olurken söyleyerek bir üst tura, ordan "On The Floor"u söyleyip bir de havuza atlayarak bir üst tura geçiyor ve son 16'ya kalarak canlı yayınlara çıkmaya hak kazanıyor.

Sonra magazincilerin dediğine göre "program onunla dalga geçtiği için", kendi dediğine göreyse "ailesini özleyeceği için" programdan ayrılıyor. Böylede Avrupa'daki en büyük yetenek yarışmasından bu son aşamada ayrılan ilk insan olarak tarihe geçiyor.

Tabii ki bu performansları da tarihe geçti o başka:



Bu videonun sonundaki "duygusal" konuşmayı atlamayın :)



Kelly'nin dediği gibi "I can not see this competition without Goldie!"




En son keşfettiğim video bu alttaki. "You did thrust yourself in Sinita's face." Ahahahaha :)))




Canlı yayınlara katılmasa da yarışmanın kazananının belli olduğu final haftasında tüm finalistlerin beraber yaptığı performansa katılıyor. Ve elbette yine en çok dikkat çeken isim Goldie oluyor.



Alttakinde Gary Barlow'un suratına dikkat :))


Bu alem kadını sizinle paylaşmak istedim. Aylardır en çok güldüğüm şey kendisi çünkü :)

5 Ocak 2012 Perşembe

Teşekkür

"...ilk ve de son teşekkür beni değiştiren, şaşırtan, güldüren, kıskandıran ve düşündüren her şeye. sürtünme olmazsa kıvılcım olmaz da ondan. kırmadan eğip bükene. bu ses ve sözleri taşımam için beni seçene. en büyük hediyeleri verene ve alana."

zamanında Nil Karaibrahimgil yazmış. paylaşmak istedim.