30 Kasım 2011 Çarşamba

Crazy Heart


Çok iç açıcı bir filmmiş. Jeff Bridges'a Oscar ödülü getiren yapıt Bad Blake adlı bir country müzik şarkıcısının hayata devam etme çabasını anlatıyor. Müzikleri güzel, öyküsü pek şaşırtıcı değil ama çok ferah. İzlediğim için çok memnun oldum.

Senaryo yazmaya çalışan herkes bilir ki bir "çatışma" filmi çok daha ilginç kılar. Yani karakter titizse onu pis bir yere atmak, yaramazsa İngiliz bir dadıya vermek, usluysa parti kızlarının arasına atmak gibi durumlar dramaya mahal verir, filmi ilginçleştirir. Dolayısıyla beş parasız bir adamın karşısına ödenmesi şart bir borç çıkarmak, hayatını tam düzene sokarken bir anda rezil olması, şahane bir şarkı yazdığını düşünürken kimsenin beğenmemesi, kurtuluş için tek fırsatı olan bir işi eline yüzüne bulaştırması gibi bini bir para gelişmeleri film boyunca bekledim bekledim gelmediler. Hele de başta sinemalarda gösterime sokulması bile planlanmayan bir film için, ne büyük cesaret sıradan bir öykü anlatabilmek. 

57 yaşında, alkolik, umutsuz, ailesiz bir adamın yine de geri dönüşü olmayan noktalara gitmeden hayatını sürdürmesi, gitgide daha güzel günler görmesini izlemek çok güzeldi. Karakteri bu sebeple sevdim, filmi ise bu her türlü "acınası" gelişmeyi katmaya müsait bu hikayeyi saygıdeğer bir şekilde sakin sakin anlattığı için sevdim. 

Herkese Tommy gibi vefakar eski dostlar, Wayne gibi insana sahip çıkan arkadaşlar, Jack gibi aklı başında bir menajer, Jean gibi iyi kalpli bir eski sevgili dilerim. Tabii Bad Blake gibi cool ve gerektiğinde aklını başına devşiren insanlar iseler. 

26 Kasım 2011 Cumartesi

Marvin the Paranoid Android


"Marvin is afflicted with severe depression and boredom, in part because he has a "brain the size of a planet" which he is seldom, if ever, given the chance to use. Indeed, the true horror of Marvin's existence is that no task he could be given would occupy even the tiniest fraction of his vast intellect. Marvin claims he is 50,000 times more intelligent than a human, or 30 billion times more intelligent than a live mattress though this is, if anything, a vast underestimation."

:)



I was happy in the haze of a drunken hour
But heaven knows I'm miserable now

I was looking for a job, and then I found a job
And heaven knows I'm miserable now

In my life
Why do I give valuable time
To people who don't care if I live or die?

Two lovers entwined pass me by
And heaven knows I'm miserable now

I was looking for a job, and then I found a job
And heaven knows I'm miserable now

In my life
Oh, why do I give valuable time
To people who don't care if I live or die?

What she asked of me at the end of the day
Caligula would have blushed

"You've been in the house too long" she said
And I naturally fled

In my life
Why do I smile
At people who I'd much rather kick in the eye?

I was happy in the haze of a drunken hour
But heaven knows I'm miserable now

"You've been in the house too long" she said
And I naturally fled

In my life
Why do I give valuable time
To people who don't care if I live or die?

23 Kasım 2011 Çarşamba

Roast of Charlie Sheen

Comedy Central'ın bir ünlünün oturup, diğer ünlüler tarafından makaraya alındığı formatı "Roast of Bilmemne" bu sefer Charlie Sheen'i konuk ediyor. 70 dakikalık tv programı baştan sona efsanelerle dolu. Family Guy'ın yaratıcısı Seth McFarlane'in RoastMaster olarak şahane iş çıkardığı performansta efsane boksör Mike Tyson, Jeff Ross, Anthony Jeselnik, Jackass'ten Steve-O, orijinal Captain Kirk William Shatner, Grey's Anatomy'den Kate Walsh, komedyen Jon Lovitz, Patrice O'Neal and gecenin sürprizi Amy Schumer, Charlie Sheen'in ağzına s..an ünlüler arasında. Özellik Schumer (mini etek giyen sarışın) ismini daha önceden hiç duymadığım biri olarak beni şaşırttı. Çok acımasız girişmiş tüm katılımcılara.



İngilizce bilenler üstte tümünü izleyebilir, bilmeyenler CNBC-e'nin tekrarını yayınlamasını bekleyebilir. İngiltere'de olduğu gibi bizde de bu program "Two and A Half Men"in yeni sezon prömiyeriyle beraber yayınlandı.

İnsanın işte bu gibi hoş projeleri alıp Türkiye'ye uyarlayası, sonra Acun gibi "o bir dahi!" diye anılası geliyor ama bizim ünlüler böyle oturmaz, yemin ederim 20 ayrı tazminat davasıyla çıkarsınız o setten. Kaşınmaya gerek yok.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Fleetwood Mac - "Songbird"

Muhtemelen tüm zamanların en sevdiğim 10 şarkısından biri:

 

18 Kasım 2011 Cuma

Jogger - "Nephicide"

Yakında böyle olacağım.

15 Kasım 2011 Salı

"2017" Diye Bir Öyküm Vardı

İnternet üzerinden yayınlamıştım yaklaşık 3 yıl önce. Şu an yayında değil ama umuyorum ki yakın bir tarihte basılı sayfalarda bulur yerini. İnternette hakkında yazılmış bir yorum buldum, bir ruh halinden bir başkasına sürüklendiğim şu günlerde bana tuhaf duygular yaşatmaya devam etti.

"2017" by Fatih MELEK 
su an yokum sinemim. adı 2017, ki artik senin de bildigin uzere :)uzuuun zamandir bi kitap ( ki kendisi bence e-kitap) dumura ugratamamisti beni, sıkı bir okuyucu olarak ben yerlerdeyim. yazan adami tanimiyorum ama sapka cikarmak istiyorum. bestseller olan o kadar dandik ticari yazilmis kitap varken, 2017 beni bitirdi. nasil karmasik ilişkiler yumagi anlatamam sana. aslinda bu sifatlama cok basit ama en genel tanimi itibariyle oyle. kafasi mi iyiymiş yazarken bilemiyorum ama kolay kolay oturulup yazilamayacak bişey. ciddi begendim ben. -tavsiyedir-"

Öncelikle bu okuyucuya teşekkür ederim. Hak ettiğinden daha bile övgü dolu bahsetmiş öyküden. Sağolsun.

Sonra da şimdiki okuyucuma bir sorayım. Zira ben çözemedim. Abicim üç sene önce böyle yorumlanmak, sonra da hiç durmadan harıl harıl yazarlık çabalarına devam etmek, kendini yeterli görmeyip, daha iyisini başarmayı istemek nihayetinde insanı tatmin olmuş ve tatmin edici bir hale sokmaz mı? Neden ben keyifle üretir bir halde değilim ve neden kendimi muhafazakar insanların kaşlarını kaldırıp, onları bir tüyle dürtecek sonra da en evcil bir şekilde işlenecek dizi konuları bulmaya çalışırken yakalıyorum? Niye umut veren insanları, tüm edebi yeteneklerini boktan sanat endüstrilerini daha zeki bir şekilde eleştirmek için kullanmaya zorluyorlar?

Şu aralar gerçekten çoğu idealist sanatçı adayının bile, herhangi bir mecrada kendine yer bulabilmek için saçmasapan şeylere ve insanlara boyun eğeceğinden eminim. Hemen her yerin ana akım piyasası böyle olsa da, bizde daha küçük ama kaliteli kitlelere yönelik alternatif piyasa yok maalesef. Olanı da politik emellere alet edilmiş ya da kasılmaktan ölen, kendine hayrı olmayan bir sanat ortamı. İstisnalar kaideyi bozmuyor maalesef.

Çok orijinal bir şey yazmadım ama böyle bir şeyler söylemeye ihtiyacım vardı.

6 Kasım 2011 Pazar

Sucker Punch


Hafif ve geyik bir film zannetmiştim, epey karmaşık ve depresif çıktı.

İlk 20 dakikası geçtiğinde çok sıkıcı bir şey olduğuna kanaat getirmiştim ki, sonrası su gibi aktı.

Saçma bir hikayesi var diye düşündüm sonra toparladı.

Filmi alırken seveceğimi sanıyordum sonra izlerken nefret edeceğimi düşünmeye başladım.

Nefret edeceğimi düşünmeye başlamıştım ki oldukça sevdim.

Geleneksel tercihlerden dolayı mutlu mesut biter sanıyordum, oldukça beklenmedik şekilde bitti.

Hiç bu kadar ters köşe faktörü yaratacağını zannetmezdim ama oldu.

"Beklenmedik şamar" manasına gelen ismi hakkını veriyormuş.

Kesinlikle tavsiye ediyorum. Çok başarılı olduğundan değil de gerçekten çok ilginç ve garip olduğu için.

Bu arada böyle bir senaryoya 80 küsür milyon dolar yatıran açık fikirli yatırımcı... Sen beraber çalışmak için ne iyi bir insansındır. Filmde sırf seyirci sevsin diye zınk diye değiştirilmesi önerilebilecek 100 ayrı nokta var. Hiçbirine dokunulmamış. Takdir ettim. Gişede masrafları zor çıkardınız ama olsun. Wesley Coller, Christopher DeFaria, Jon Jashni, Jim Rowe, Deborah Snyder, Zack Snyder ve Thomas Tull'dan oluşan yapımcı ekibine helal olsun diyorum.

1 Kasım 2011 Salı

Aşkın Nur Yengi


Aşkın Nur Yengi'yle ilgili bir manyaklığım var. Bu kadınla ilgili iyi bir şey olunca anama, bacıma olmuş gibi seviniyorum. Sesine hastayım, şarkılarına hastayım. Kendisiyle bir sürü hatıramız da var ama o bilmiyor tabii ki.

- Kendimi hatırladığım en eski zamanlarda Aşkın Nur Yengi de mevcut.

- Öncelikle "Hesap Ver" albümünü dinlemiştim. Henüz okula gitmiyordum ama okuma yazmayı sökmüştüm Susam Sokağı'ndan. Müzik setinin önünde kulaklıklarla bininci kez dinlerken kapaktaki "II" ibaresi dikkatimi çekti. Altta albümün ismi "Hesap Ver", üstte "Aşkın Nur Yengi II" yazıyordu. 5 yaşında olduğum için roma rakamı nedir bilmiyordum ama iki çizgi olduğu için "iki" manasına geldiğine karar verdim. Sonra annemi tutup kasetçiye götürdüm. Babamın bürosunun hemen altındaydı kasetçi, sonra kapandı tabii. Aşkın Nur Yengi'nin ilk albümünü istedim. Bana "Hesap Ver"i verdi. "Burda böyle bi işaret var, 'iki' olmasın bu" dedim. Çıkarttı "Sevgiliye"yi verdi. "Hah" dedim "şöyle adam ol". O albümle de bu şekilde tanıştım.

- Çekici kadın benim için Aşkın Nur Yengi'ydi. Omuzları açık siyah elbise tam bir efsaneydi zihnimde. Yengi aşkım kız kardeşime de bulaşmıştı. Saçlarını yarım toplayınca "Aşkın modeli" diyorlardı annemle nedense.

- İlkokula kadar "r" harfini söyleyemiyordum. Sürekli "Aşkın Nuğ Yengi" diye bahsedince, yaşlı akrabalarımız kadının gerçek ismini "Aşkın Nur Rengi" sanmışlar bir süre.

- "Susma"nın çığlık çığlığa biten finali hep şarkının 10 - 12 dakika sürdüğünü düşündürmüştür bana. 5 buçuk dakika sürüyormuş.

- O zamanların popüler konser + sohbet programı "Yarım Elma"ya konuk olmuştu, "Hesap Ver"in tanıtımı için. Babamlar videoya kaydetmişti izleyeyim diye. Mor, püsküllü bir kıyafet giyiyordu yanlış hatırlamıyorsam. Sunucu da yıllar sonra öğrendiğime göre Engin Alkan'mış. İzleyicilerden gelen sorular karşısında çocuk gibi çekingen ve masumdu Aşkın Nur Yengi.

- "Nazlanma" ve "Elveda" dünyadaki en efsane A1 ve B1 çifti olmalılar. Bugün sevilen çoğu slow "Elveda"yı taklit ediyor bence. O kemanlı intro gibisi yok ve olmayacak.

- Üçüncü albümü çıkınca haberim bile olmadı. Meğer özel radyolar kapanmış o dönemde, heralde o yüzden. Farkettiğimde Ordu'daydım, sürekli kasetçilere gittiğim için eminim çok da geç görmemişimdir albümü. En zayıf ezberlediğim albüm bu oldu sanırım. Şimdi hepsini bilirim ama halen o albümde keşfetmediğim bir şeyler var gibi hissediyorum. 

- "Kara Çiçeğim" çıktığında artık eskisi kadar popüler değildi. Sanırım o zamanlardan bu yana Aşkın Nur Yengi avukatlığımı geliştiriyorum. Bir yerde görünce seviniyordum, Kral'da hep göz ardı ediliyordu, hak ettiği kıymet verilmiyordu nedense. "Kara Çiçeğim" albümünü öyle böyle ezberlememiştim, okulda birini uyuz etmek için baştan aşağı kesintisiz söylemişliğim vardır. Şimdi biraz buruk geliyor o dönemi bana. "Ay İnanmıyorum" tam bir kitsch şaheseri ama "Kara Çiçeğim" şarkısını o zamandan beri hiç duygusal bulmuyorum. 

- HBB mi ne vardı, kısmen büyük bir televizyon kanalıydı o aralar. Cumartesi bir Top 20 listeleri oluyordu, "Hiç Ummazdım" haftalarca 1 numarada kalmıştı orada. Bu durum çok sevindiriyordu beni. 

- O albümden "Geceler Düşman"a klip falan çekmeyişi, ön plana çıkarmayışı tam bir delilikti bence.

- "Kara Çiçeğim" döneminde Trabzonspor'un sezon açılışına gelmişti. Yine siyah, uzun, zarif bir elbiseyle. En son Aşkın sahadan çıkmak için koşarken, babam da beni omuzlarına alıp tribün boyunca koşmuştu.

- "Yabani" de "Ay İnanmıyorum"un yolundan gidip ucuz ama ultra keyifli bir şey oldu. Sonra "Çek Babam Çek" de öyle oldu. Hatta milletin demediği kalmadı bu şarkıya, niye böyle tuhaf bir çıkış şarkısı seçti onu da bilmiyorum ama ben introsunu çok severim.

- "Yabani"yi Şebnem Dönmez'in sunduğu "Sabah Şekerleri"nde izleyip durduğumu hatırlıyorum. Ona da az aşık değildim. 

- Allahın Hülya Avşar'ı "Yalancı Bahar" için "bu aralar en sevdiğim şarkı" deyince çok gururlanmıştım. Bana ne oluyorsa. 

- 2002 albümü çok feci bir kapağa sahipti. İşin acı tarafı "Kalpsiz" ve "Yalancı Bahar", Aşkın Nur Yengi'yi geri döndürecek güçte şarkılardı. Kısmen güme gittiler bence.

- "Yasemin Yağmurları" ben İstanbul'a yerleştikten sonra çıktı. Bence o şaşaalı zamanlarından bu yana yaptığı en iyi albümdü. Tabii ki yine "Yıldız Yıldız"a ev videosu tadında bir klip çekilerek, "Dün"e yazın ortasında klip çekilerek harcandı iş. İstiklal'de bir kasetçide devasa karton afişi vardı, hep almak istiyordum. Sonra albümün tanıtım konserini Cemal Reşit Rey'de izleyince, çıkışta gaza geldim gidip aldım afişi. Kasetçi bir mana verememişti.

- Best Of albümünü dinlemedim. Düzenlemeler farklıydı. 

-  Sonra yeğeniyle iş arkadaşı olduk. Benim çocukluk aşkım, onun kısaca teyzesiydi. Hoş oldu bu durum.

- Bir gün patronumla toplantı yapacaktı Aşkın Nur Yengi. Manyaklığımı bilen patronum beni de aldı götürdü. Bir saat boyunca Yengi'yle oturup aynı masada sohbet ettik. Tabii ne dediyse "he" dedim, dinleme odaklıydı daha çok. Biricik saatimi dobralıkla harcayacak değildim.

- İşim komiği benzer durumlar Şebnem Dönmez'le de oldu. Onunla da tanışıp çalıştık. İkisi de çok cool kadınlardı bence.

- Bu senenin Kral TV ödüllerinde Sezen, Sertab ve Levent'e katılmak için sahneye çıktığında bizzat orada olduğum için çok şanslı hissediyorum kendimi. Bir daha olmaz heralde.

- Neyse Aşkın'ın "Yok Böyle Dans"a katıldığını duyduğumda şaşkınlıktan ağzım açık kaldı tabii. Dansını görünce bir daha şaşırdım, çok iyi dans ediyordu. 15 senelik "çok iyi tango yaparım" lafları geyik değilmiş. Bugün jürilerin puanlarında birinci olunca duygulandım. Aşkın'ı 1 numarada görmeyeli ne kadar zaman olmuş dedim kendi kendime. Çok şeyler gelip geçmiş ama benim onu yükseklerde görünce duyduğum gurur yerinde duruyor. Nasıl müziklermiş onlar kardeşim, bir insanın içine işlemiş resmen.

- Sonra tabii halk oyları girdi işin içine, ortalamada Alp Kırşan birinci oldu. Gerçeklerin, her güzel şeyi mahvetmesi böyle bir şey işte. Aslında suç modern zamanlarda değil ama insan zamanın iğrençliğine veriyor yine de. Asıl açıklaması "biz büyüdük ve kirlendi dünya" durumları.

Nihayetinde zaten mazi denince hemen melankolik olan bir insanım, bunları hatırlayınca iyice hislendim. İnsan nereye gelirse gelsin aklı kesmediği zamanlardaki basitliği yakalayamıyor hayatında. Ama herkesin benim Aşkın Nur Yengi'm gibi bir faktör bulup, onu hatırladığında hemen o zamanlara ışınlanabilmesini dilerim. Bu yazı modeli de çok hoşuma gitti. Belki bir gün size annemlerin beni, Nilüfer'in "Sen Mühimsin" kapağındaki bebeğin kendim olduğuna inandırmasını da anlatırım.