19 Nisan 2011 Salı

Yeni Kelimelere İhtiyacımız Var

Okuldayken bir geyik vardı ya hani bilmem hangi soğuk ülkenin dilinde "kar"ı anlatan 30 kelime varmış falan. Normal olarak kültürler çok karşılaştığı objeler veya durumların her detayına dikkat edip, her başka versiyonuna yeni bir ad takıyorlar.

Şimdi Türkiye gibi bir ülkede müzik ve film hakkında yazmaya çalışırken çok az gelişmiş bu sektörlerimiz yüzünden aynı kelimeleri tekrarlayıp durmak zorunda kalıyor insan. Yabancı eleştiri yazılarını okurken insanın ağzının suyu akıyor kelime bolluğundan, kullanım özgürlüğünden. Biz de "maxi-single" gibi ucube kavramlarla uğraşıyoruz.

Neyse, bu durumdan şikayet edesim geldi de yazayım dedim. Ben buraya aklıma gelen taleplerimi yazayım, siz de bu kelimelerin unuttuğum alternatifleri veya Türkçeleri varsa bana yazın, yardım edin lütfen.

Müzikten başlarsak:

Albüm: ... (Kaset de olmuyor artık)

Şarkı / Parça: ...

Performans: ...

Hareketli / Ritmik: ...

Yavaş / Slow: ...

Orta Tempo: ...

EP / Maxi-single: ...

Featuring: ... ("Eşlik Eden" deme taraftarıyım)

Chart Topper: ... (Zirve fatihi olur mu acep?)

Chart Runner: ...

Filmlere geçelim:

Film: ... (Bulun bir alternatifini başka bir şey istemiyorum)


Üç Yeni Film İzledim

Scream 4: Hiçbir zaman çok büyük hayranı olmadığım serinin en çılgın halkası olduğunu düşündüm. Elbette ilk "Çığlık"ın yeri değişilmez ama dördüncüsü de modern zamanı yakalamak açısından çok başarılı, çok keyifli, hem korkmalı hem de Firuzan'ın tabiriyle gülücüklü olmuş. Normal olarak dördüncü denemede bu tazelik, ilk filmin başarısından öne çıkabiliyor duygusal değerlendirmede. Orijinal üçlüyü (Arquette'ler ve Campbell) tekrar bir arada görmek çok güzeldi, yeni karakterler de başarıyla oluşturulmuştu, sadece Emma Roberts'ın halası mı teyzesi mi bilemeyeceğim Julia Roberts'ın oyunculuk seviyesine varması pek yakın gözükmüyor. Başka ciddi bir kusur yoktu ortada.

Easy A: Emma Stone'u "A Listesi"ne soktuğunu düşündüğüm bu film, kendisinin bir Anna Faris olamayacağını fakat yine de bir filmi kısmen sırtlanabildiğini düşünmeme sebep oldu. Çok geniş bir yardımcı oyuncu kadrosuna rağmen büyük yük kendi üstündeydi. Filmin büyük kusuru senaryoda olan bitenden çok, olan bitenin değerlendirmelerine yer verişiydi. Sandviçin içi az gelmiş, fazla ekmek var anlayacağınız. Lisa Kudrow da üç saniyelik ekran süresine rağmen yine çok kendine has ve komikti.

Source Code: İyi filmdi ama sıradan beyinler "Inception" yapmaya kalkınca böyle oluyor. Veyahut da "The Matrix" diyelim. Source Code türün kilometre taşı olmayı başaramayacak ama izlendiği sürede sıkı bir beyin jimnastiği yaptıracak bir film. Her ne kadar sıkı beyin jimnastiğiniz sizi ikna olması zor çıkarımlara yöneltse de orası filmin kusuru, ne yapalım? "Love & Other Drugs"la nefret ettiğim Jake Gyllenhaal bu filmle tekrar gözüme girdi ama çok doğru bir oyuncu seçimi olduğunu düşünmüyorum. Eleştirel açıdan filme değil Jake'e yaramış bu durum, gişe açısından da filme yarayacaktır tabii. Her neyse, bir zamanlar, paralel gerçeklik, alternatif evren konulu bir başyapıtta ("Donnie Darko") oynayan çocuğun şimdi bu aksiyon figürü kahraman adam olduğuna inanmak güç. Öyle ki, film, temaları ve başrol oyuncusuyla Darko'ya göz kırparken bile beynim ikisini beraber algılamayı reddetti, filmin sonunda aydım durumu.