22 Kasım 2010 Pazartesi

New York'ta 1500 Klişe



Çabucak yazayım. New York'ta Beş Minare filminde klişenin Allah'ı vardı. Mustafa Sandal'ın oyunculuğu filmi komedi filmine döndürmüştü. Mahsun Kırmızıgül'le beraber ciddi ciddi konuşup sonra düşünceli bir şekilde boşluğa dalmaları ölümcüldü. Bi yerde "öndeki taksiyi takip et" dedi. Bir camiideki 50 müslümanın tümü birden secdeden kalkar kalkmaz selam verdi. Sonra da Amerikan bir karakter "teröre yardım eden bir dine saygı duymam" diyerek yanlış hatırlamıyorsam kartını uzattı. Türk polisler suçluyla çatıdayken kararsızlıktan kapıyı kilitlediler. Amerikan polisler zorla kırdıktan sonra kimse "neden ki?" demedi. Mustafa Sandal, "özgürlüğü sırf petrol olan ülkelere götürüyorsunuz" derken tekrar ibişliğini gösterdi. Amerikan karakter bu sözlü saldırıdan yara almadan kurtuldu. Evi gizlice dinlenen çift elini kolunu sallaya sallaya kırmızı bültenle aranan suçlunun saklanma yerine koştular, sohbet edip ağlayıp zırladılar, gidip bir de nikah kıydılar, kimse aymadı. Amerikan ajanı, sen de o dinleme cihazını koyarken hiç çaktırmadın yani, gerçekten. Türk polisi ve devleti her Mahsun filminde olduğu kadar niteliksiz, kudretsizdi. Herkesin cemaatin babası sandığı kişileri o kadar da çabuk suçlamamız gerektiğini ibretle anladık. Ona "hocamız" diyen onlarca elemanın ne işe yaradığını anlamadık. Kızın nişanlısı kesin gaydi yani suratından aktı neredeyse. Bir Kürt eleman bütün Türk polisini kekledi, Amerika'yı bile emellerine alet etti, üstelik iki kelime bile İngilizce öğrenmeden. Koskoca "Deccal" heralde hayatında hiç "İslam'da şiddet yoktur" diye bi savunma duymamıştı, göz altına alınırken lafları savuruyordu, iki cümleyle apışıp kaldı, baktı öyle angut gibi. Koskoca ırkçı Amerikan polisi bile Kürtçe öğrendi, biz Türkler hala olay yaratıyoruz bu mevzularda! Ne biçim insanız biz! Finali tahmin etmeyeni dövdüler. O nenenin de suratı amma kırışıktı yahu. İçim bi tuhaf oldu resmen.

Bunun haricinde filmde parayla satın alınabilecek çoğu şey vardı. Çekimlerdi, sesti, şuydu, buydu. Bunlar da önemli tabii de üstüne oturmaları için bir şey lazım. Karakteri iyi midir kötü müdür, sakin midir duygusal mıdır anlamadan bile epey iyi oynayan Haluk Bilginer taşıyamaz her şeyi. Bu film vasıtasıyla ödül sezonunda eleştirmenlerin topa tutulmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Çeşitli yazarlar da mutlaka suya sabuna dokunmayan yazılarla filmi övecektir. Bunları da "New York'a Beş Bahane" isimli kitapta toplayalım, okuyalım.

Dip Not: Teaser'daki akla zarar "Özgürlük Heykeli ağlıyor!" sahnesi filmde olmadığı için gerçekten çok mutluyum.

Hiç yorum yok: