16 Eylül 2010 Perşembe

"The American"ın Düşündürttükleri


Barton Fink'i izledikten sonra bir arkadaşım "bu kesinlikle İncil veya onun gibi bir kitabın uyarlamasıdır" demişti. Epik ve destanımsı bir öykünün, belki bir mitin serbest bir yorumu olduğunu demek istemişti sanıyorum.

Aynı şeyi bugün "The American"ı izledikten sonra düşündüm. Yazının gerisi filmin sonuyla ilgili açık verebilir.

Ortalıkta dolanan ve bir oğlu olan, hatta bu durumu Tanrı'ya benzeten bir papaz, günahkar hayatından sıyrılmaya karar veren bir adam, bir fahişe (olmazsa olmaz), onun "cennet gibi" diye nitelediği bir yer, tam ölmek üzereyken (ve bir nev'i tövbe ettikten sonra) oraya varan karakterimiz filmin çeşitli öğelerinden.

Yapıtın bir başka ilginç tarafı yerli bir sanat filmi kadar uzun ve sakin sekanslara sahip oluşu. Üstelik film Amerika gibi bir ülkede gişenin zirvesine oturdu. Şimdi soralım ki bu ne demek? Sakin, sessiz filmlerin gişede kaale bile alınmaması kader değil midir? Yoksa George Clooney kendinden başka tanıdık bir Allah'ın kulu içermeyen bir filmi gişe başarısı yapacak kadar mı ticari potansiyel taşımaktadır?

Karar sizin. Bu arada, filmi beğendim tavsiye ederim.

Hiç yorum yok: