27 Eylül 2010 Pazartesi

Çok Madde Madde Hareketler Bunlar



DVD'si yeni çıkan filmin skeçlerini teker teker konuşursak:

Dubalar: Güzeldi. Neden? Çünkü Büşra Pekin hiç karikatürize edilmemiş karakterini başarıyla canlandırıyordu ve duba takıntısının geçmişi iyi bir espriydi.

Kız Tavlama Sanatı: Güzeldi. Çünkü Ersin Korkut'a yüklense de adamın yeteneğine güveniyordu. Evet kızlara yakışıklı biri asılsa aynı sonuç belki oluşmayabilirdi ama Ersin'in o lafları söyleyişi idi asıl komediyi yaratan.

Sivrisinekler: Orta halliydi. Çabuk akla gelecek bir fikirdi ve şiveye duydukları ihtiyacı anlamadım ama sivrisinekler komiktir yani. Güldüm o yüzden.

Hıyarlı Baba: Fikir iyi olabilir, uygulama tamamen başarısızdı. Kanımca ekip bu karakteri sadece bir konuk olarak kullansa popülerleşmiş işlerine yaslanmadan bile var olabileceğini kanıtlar, özgüven gösterir hem de bizi bu zorlama skeçten kurtarırdı. Üstelik "bkm mutfak ekibi kusursuz tatili arıyor"ken bu elemanın işi nedir?

Filmsiz Fragman: İşte bu oldukça kusursuz bir skeçti, diğerlerindeki efektlere rağmen, filmde de bahsettikleri "sinemanın olanakları"nın (kurgu) en çok yaradığı bölümlerdendi.

Elalem Ne Der: Filmin en büyük hayal kırıklığı. Ekipteki Zeynep adlı komedi üstün-zekasına yakıştıramadım. Çok iyi bir çıkış yakalamışlar ama gereğinden fazla uzamış, hem de yeterince parlak diyalog bulamamışlar bence. Süre olarak projeyi uzun metraj film yapan kısımlardandı, müzikal numarasında da iş yoktu. Eser'in bazen ne kadar yeteneksiz olduğunu görmek için bu skecin sonuna bakılabilir.

Bisiklet: Oldukça komik bir fikri olan, sadece son planıyla nasıl bir his vermek istediğini çakamadığım bir kısımdı. Kötü de olmayan, kesinlikle komik de olmayan bir finale bağlandı.

Uçak: Filmin zirve noktalarından bir tanesi. 9 yaşındaki çocuk, acil çıkış kapısı sorumlusu, yardımcı pilot ve özellikle bunun annesiyle, çılgınlık düşkünü adam fevkalade yazılmış tiplemelerdi. Annenin kokpite daldığı an benim için Türk komedisinin gururlandıran anlarındandır.

Okulda Geçenin İsmini Hatırlamıyorum: Çok şık bir hareketle bağlandığımız final skecinde filmin en orijinal fikrini izledik. Yılmaz Erdoğan görünüp filmden aldığımız zevki azaltmasa olmazdı tabii. İbrahim Büyükak, Mutfak oyuncularının en başarılılarından biri olduğunu tekrar gösterdi. Yine kıytırık bir şarkıyla film son buldu.

Nihayetinde bu film, bir hikaye anlatmak derdinde olup vizyonsuzluktan filmini skeçlerin toplamına dönüştürenlerin aksine ne olduğu belli bir formatla ortaya çıkıp onu tam anlamıyla başaran bir işti. Tıpkı televizyon programı gibi güldürü temposu bazen yükselip bazen düşen ama genç bir enerjiyi hep koruyan bir yapıt olmuş.

Güzel Bir Film Formülü


eksi


eşittir


Bu güzelim filmde ("The Wackness") güzelim Famke Janssen'in bütün sahnelerini neden bu kadar kötü yazmışlar bilemem ama onun haricinde oldukça başarılı bir film olduğunu düşünüyorum.

Özellikle seçilen dönem (mezuniyet sonrası ilk yaz) ve aylara bölünüşü, filmin genel olarak çok da iddialı olmaya çalışmayışı takdire şayandı.

16 Eylül 2010 Perşembe

"The American"ın Düşündürttükleri


Barton Fink'i izledikten sonra bir arkadaşım "bu kesinlikle İncil veya onun gibi bir kitabın uyarlamasıdır" demişti. Epik ve destanımsı bir öykünün, belki bir mitin serbest bir yorumu olduğunu demek istemişti sanıyorum.

Aynı şeyi bugün "The American"ı izledikten sonra düşündüm. Yazının gerisi filmin sonuyla ilgili açık verebilir.

Ortalıkta dolanan ve bir oğlu olan, hatta bu durumu Tanrı'ya benzeten bir papaz, günahkar hayatından sıyrılmaya karar veren bir adam, bir fahişe (olmazsa olmaz), onun "cennet gibi" diye nitelediği bir yer, tam ölmek üzereyken (ve bir nev'i tövbe ettikten sonra) oraya varan karakterimiz filmin çeşitli öğelerinden.

Yapıtın bir başka ilginç tarafı yerli bir sanat filmi kadar uzun ve sakin sekanslara sahip oluşu. Üstelik film Amerika gibi bir ülkede gişenin zirvesine oturdu. Şimdi soralım ki bu ne demek? Sakin, sessiz filmlerin gişede kaale bile alınmaması kader değil midir? Yoksa George Clooney kendinden başka tanıdık bir Allah'ın kulu içermeyen bir filmi gişe başarısı yapacak kadar mı ticari potansiyel taşımaktadır?

Karar sizin. Bu arada, filmi beğendim tavsiye ederim.

14 Eylül 2010 Salı

Bir Sezon Daha Bitti

Bu sezon yine 10 Eylül'den 10 Eylül'e izlediğim filmlerin kaydını tuttum. Yıllardır burada veya kağıt üstünde sürdürdüğüm eleştirimi geliştirme geleneğine başka yazılar sebebiyle pek vakit ayıramadım ama ne yapalım... Yine bu sene izlediği film sayısı 2002-2003 sezonundan bu yana en düşük skordu. Ona da yapacak bir şey yok... Bu sene daha çok izleyebilirim umarım.

İşte sondan başa olmak üzere bu sene izlediğim filmler ve aralarından sıyrılan birkaçı:
  1. Revolutionary Road (2008)

  2. Up In The Air (2009)

  3. Pink Floyd The Wall (1982)

  4. Harry Potter and the Half-Blood Prince (2009)

  5. Savage Grace (2007)

  6. The Boat That Rocked (2009)

  7. Million Dollar Baby (2004)

  8. Sicko (2007)

  9. My Neighbor Totoro (1988)

  10. The Men Who Stare at Goats (2009)

  11. How to Lose Friends & Alienate People (2008)

  12. Devil's Pond (2003)

  13. Sunset Blvd. (1950)

  14. Primal Fear (1996)

  15. Inception (2010)

  16. Chloe (2009)

  17. The Crying Game (1992)

  18. They Shoot Horses, Don't They? (1969)

  19. Mystic River (2003)

  20. Vantage Point (2008)

  21. Bright Star (2009)

  22. Americano (2005)

  23. Antichrist (2009)

  24. Being There (1979)

  25. All About Eve (1950)

  26. Sex And The City 2 (2010)

  27. Frozen (2010)

  28. The Time Traveller's Wife (2009)

  29. Smiley Face (2007)

  30. Running With Scissors (2006)

  31. Date Night (2010)

  32. Amazon Women On The Moon (1987)

  33. Orphan (2009)

  34. Gerry (2002)

  35. Das Weisse Band (2009)

  36. A Single Man (2009)

  37. The Bounty Hunter (2010)

  38. Zack and Miri Make A Porno (2008)

  39. Rachel Getting Married (2008)

  40. En Mutlu Olduğum Yer (2010)

  41. Transsiberian (2008)

  42. Life During Wartime (2009)

  43. Contracorriente (2009)

  44. Wszystko, co kocham (2009)

  45. Kosmos (2010)

  46. J'ai tué ma mère (2009)

  47. Nowhere Boy (2009)

  48. He's Just Not That Into You (2009)

  49. Perrier's Bounty (2009)

  50. Whip It (2009)

  51. Selvi Boylum Al Yazmalım (1978)

  52. Le Refuge (2009)

  53. 500 Days Of Summer (2009)

  54. The Virgin Of Stamboul (1920)

  55. Chun feng chen zui de ye wan (2009)

  56. Away We Go (2009)

  57. The Box (2009)

  58. Mine Vaganti (2010)

  59. Alice In Wonderland (2010)

  60. Up (2009)

  61. Eyyvah Eyvah (2010)

  62. The Hurt Locker (2009)

  63. Grease (1978)

  64. Ses (2010)

  65. Nine (2009)

  66. An Education (2009)

  67. Margot At The Wedding (2007)

  68. Birth (2004)

  69. Event Horizon (1997)

  70. My Blueberry Nights (2007)

  71. It's Complicated (2009)

  72. Sherlock Holmes (2009)

  73. Ada: Zombilerin Düğünü (2009)

  74. Ejder Kapanı (2010)

  75. Less Than Zero (1987)

  76. Bruno (2009)

  77. Avatar (2009)

  78. The Deep End (2001)

  79. Step Brothers (2008)

  80. Yahşi Batı (2010)

  81. The Holiday (2006)

  82. Vavien (2009)

  83. Başka Dilde Aşk (2009)

  84. Observe and Report (2009)

  85. Mamma Mia! (2008)

  86. Stigmata (1999)

  87. Hancock (2008)

  88. 21 (2008)

  89. Eden Lake (2008)

  90. Cloudy With a Chance of Meatballs (2009)

  91. 7 Kocalı Hürmüz (2009)

  92. Le Concile de Pierre (2006)

  93. Transamerica (2005)

  94. Moon (2009)

  95. Kanalizasyon (2009)

  96. Nefes (2009)

  97. Surrogates (2009)

  98. Gamer (2009)

  99. Karanlıktakiler (2009)

  100. Osmanlı Cumhuriyeti (2008)

  101. Obsessed (2009)

  102. Angel (2007)

  103. Step Up 2: The Streets (2008)

  104. Carriers (2009)

  105. Thirteen (2003)

1 Eylül 2010 Çarşamba

Sewage Grace


"Savage Grace" gerçek bir öyküden uyarlanmış olmasa yazmaya bile uğraşmayacağım bir filmdi. Felaket içeriğinin gerçekten yaşandığının iddia edilmesi nedense filmin başarısızlığını biraz örtüyor. En azından kızgın bir şekilde girişemedim yazmaya.

Film, yönetmeninin ilk filmi gibi durmasına sebep olan acemi bir senaryoya ve kanımca çok kötü bir oyuncu yönetimine sahip. Baş karakter Barbara'nın gerçek hayatta insanları şok etmeyi sevdiği söylenirmiş. Senaryo da buna kasıyor, ama olmuyor. Ben şok olmadım, rahatsız oldum, esas "şok edici" kısımlara gelmeden bile. Ki bunu iyi anlamda bir rahatsız edici sinema örneği olduğu için söylemiyorum, sadece girişinde bile son derece eskimiş karı koca kavgaları izlettiği için söylüyorum.

Tony'i oynayan eleman, karakterin kendisi kadar itici. Ama Julianne Moore da aynı şekilde. Bu da demektir ki aktörün kendisiyle bir alakası yok durumun. Oyunculuklar o kadar abartılı talep edilmiş ki filmin öyküsüne mi kapılalım, oyunculuklar vasıtasıyla yabancılaşalım mı karar veremiyorsunuz. Bir de yaklaşık 20-25 tane çok fuzuli plan var, kurguya serpiştirilmiş. Ben faydalarını görmedim.

Bir de şunu merak ettim. Filmlerde neden kostüm ve dekorun başarısı elele gider? Biri diğerini iyi veya kötü gösterme yetisine mi sahiptir acaba? Zira bu filmde de kostüm ve makyaj ve saç ve set tasarımı tüm kalan öğelerden daha kaliteli. Bunlardan bir kısmının iyi, bir kısmının ise başarısız olduğu bir film de getiremedim aklıma.

Sonuç olarak kısa süresine çokça katlanılmaz öğe sığdıran bir film bu. Asıl tartışmalı meselesine dahi girmeden söylüyorum bunu dikkat ederseniz.