28 Şubat 2010 Pazar

Haiti İçin El Ele



2 Mart Salı günü çeşitli sanatçılar Haiti için El Ele adlı bir yardım konserinde buluşacak. Çok anlamlı bir organizasyon olsa da şarkıcılardan bazılarını, bazı eserlerinden uzak durmak konusunda uyarmak lazım. Günün anlam ve öneminden dolayı umarım şu şarkılar icra edilmez:

Atiye - Salla
Ayşe Özyılmazel - Evler Yansın
Hadise - Stir Me Up
Murat Boz - Para Yok
Soner Sarıkabadayı - Sallana Sallana
Murat Boz - Her Şeyi Yak
Hepsi - 4 Peynirli Pizza

Sonra uyarmadı demesinler...


20 Şubat 2010 Cumartesi

Flaş Haber: "Bal" Altın Ayı'yı Kazandı!



Semih Kaplanoğlu hikayesini tersine anlattığı Yusuf üçlemesinin üçüncü ve son filmi "Bal" ile 60. Berlin Film Festivali'nde büyük ödül "Altın Ayı"yı kazandı.

En son Fatih Akın'ın Duvara Karşı filmiyle ulaştığı ödüle o günden beri hasrettik. Kaplanoğlu'nu tebrik eder, tüm ülkede bu önemli haberin gerçekten ne kadar önemli olduğunu anlaşılmasını dilerim.


18 Şubat 2010 Perşembe

GerçekPop.com Açıldı!

Bu aralar (!F hariç) vizyonu neredeyse yakalamış olmama rağmen siteye epey az giriş yapabildim. Bunun sebebi şudur:


Yerli pop hakkında çılgın bir site hazırladık. Henüz girip bakmadıysanız, bir an önce keşfetmenizi tavsiye ederim. Hem veri tabanı, hem haber sitesi, hem eleştiri portalı, hem de başka bir sürü şey daha...

Adresi budur: www.gercekpop.com Not alın sevgili okuyucular!

İlgileneceklere tavsiye etmenizi de ayrıca rica ederiz :) İyi okumalar...

17 Şubat 2010 Çarşamba

Ada: Zombilerin Düğünü (2009)



Bir başka "Türkiye'nin ilk bilmemne filmi" gazlaması neyse ki kendini şakacıktan ciddiye aldığını fazla gizlemeden belli etti. Korku komedi türündeki bu zombi filmi aynı zamanda yepyeni bir tür olan, "amatör kamerayla çekilmiş gibi duran filmler" klasmanına da dahil. Ticari olarak büyük vurgunu "Blair Cadısı" filmiyle yapan bu janr, "Cloverfield" gibi çok başarılı örnekler de "Diary of the Dead" gibi saçmalıklar da sunabiliyor. "Ada" ise iki uçta da durmayan, ama beklediğinizden farklı yerlerde iyi bir gidişat tutturabilen bir film.

"Ada"nın en büyük marifeti, komik kısmı. Hatta bir zombi filmi için ilginç de olsa "romantik komedi" kısmı. Ortak arkadaşlarının düğünü için Büyükada'ya giden beş arkadaşı, bunlardan birinin elindeki amatör kameranın objektifinden izlediğimiz film, normal olarak adaya varışı ve düğünü içeren uzun bir giriş sekansına sahip. Senaryonun çılgın attığı, hemen her diyaloğun birbirinden gerçekçi, güzel olduğu bu kısmın, haftalardır billboardları işgal eden "Romantik Komedi" filmi olmasını, yanlışlıkla o filmi izlediğimi ve umduğumdan çok daha güzel çıktığını hayal ettim resmen. Kimin kimle tripli, kavgalı, kimin kime platonik olduğunu açık seçik gördüğümüz bu kısımlar çok doğru yazılmış erkek muhabbetleriyle dolu ve şu an Amerika'yı esir almış Judd Apatow ve ekolünün komedileriyle aşık atabilecek cinsten. Filmi yazıp yöneten Talip Ertürk ve Murat Emir Eren'in bu türe el atmasını gönülden diliyorum.


Amatör kamera söz konusu olunca korku faktörünün kullanımında daha orijinal fikirler bulmak lazım (bkz. Cloverfield metro tüneli sahnesi). Halbuki Ada, korku filmlerindeki bildik "aniden çıkan şey" numarasına daha sık başvurmuş. Kendi ülkesi için yeterince yenilikçi olduğundan şansını fazla zorlamak istememiş olabilir. Fakat ilk yarıda sarkmayan senaryo, ikinci yarıda iyice fuzuli şeylerle dolup taşmaya başlıyor. Garip bir şekilde oyuncu performanslarının da (özellikle Rüya Önal) düşmeye başladığı bu yarı, filmle ilgili hayranlığı biraz azaltabilir. Özellikle ekibin ölümlere karşı verdikleri tepkiler çok yetersiz ve filmin ne korku kısmına katkı sağlıyor, ne de komediye. Bu kısımlarda hikayeye çok lazım olan çıkışı sadece olayların neden patlak verdiğiyle ilgili beyin fırtınasında ve Murat ile Deniz'in bir koltuktan taşmayan komik kavgasında kısmen yakalıyoruz.

Filmle ilgili beğenilecek türlü şeyler bulmak mümkün. Yaratıcılarının tavrı, çok riskli bir çekim tekniğini eli yüzü düzgün bir şekilde kullanmaları, ekran süresi olarak kızı harcasalar da Gülüm Baltacıgil'in mükemmel performansı (şahane bir yardımcı oyuncuydu kendisi) ve başroldeki Erol Ozan Ayhan'ın bütün filmi sırtlaması gibi. Zombi denen şeyin babası George A. Romero'nun izlemesi peygamber sabrı gerektiren iğrenç filmi "Diary of The Dead"le komedi hariç tamamen aynı kulvarda yarışıp geçebiliyorsa "Ada"ya şans tanımak lazım. Tabii Ada'nın ekibinin ise uçuşa geçmek kadar inebilmenin de önemli olduğunu hatırlaması, yeni filmlerinde finale giden yola ve finale daha fazla önem vermesi şart.

16 Şubat 2010 Salı

Recep İvedik 3, Rekor Açılış Yaptı.



Şahan Gökbakar'ın seyirciler tarafından el üstünde tutulan, kış aylarının sabit serisi "Recep İvedik"in üçüncü filmi ilk üç gününde rekor kırarak salonları doldurdu. 1.153.071 seyirci çeken filmin hasılatı ise 10.492.946 TL. Yapımcısı Faruk Aksoy'un geleneksel eleştirmenlere saldırı demeçleriyle gazetelerde kendine yer bulan filmi henüz izlemedim ama fragmanı umut verici gözüküyor. Serinin ilk filmine gülen ve ticari komedi filmi olarak kabul edilebilir bulanlar arasındaydım. İkinci filmde ise seviye tam anlamıyla yerde idi ve Gökbakar'ın film dışında tavırları da iyice "ne oldum delisi" sinyalleri veriyordu.

Fragmanından konuşursak üçüncü film ikincisinden sonra bir gelişme gibi gözüküyor. Gerçi bu video, filmin konusu hakkında en ufak fikir vermeyen bir komik sahneler derlemesi olsa da daha eğlenceli bir komedi anlayışı var gibi. Yardımcı roldeki kız, itici ve yeteneksiz babaanneden iyidir en azından.

Dip Not: Bu arada her filmin afişinde Recep serinin kaçıncısı olduğunu eliyle gösteriyor ya, hatalı göstermesi kaçıncı filmde akıllarına gelir acep. 4. film afişinde eliyle 5 yapsa gomik olur bence.