23 Kasım 2009 Pazartesi

7 Kocalı Hürmüz (2009)


7 Kocalı Hürmüz'ü izlemeden önce beğeniyordum, izledikten sonra daha da beğendim. Gala öncesi yazımın aksine bu sefer daha yaratıcı bir format kullanarak filmin en takdir ettiğim ve etmediğim kısımlarını belirteceğim.


7 üzerinden 1: Filmin girişi. Süresi kısa değil ve gereğinden daha sinik ilk 15 dakikasını sonradan telafi ediyor. Ama bu giriş film hakkında endişelendirdi beni açıkçası. Özellikle galada olmamıza rağmen filmin gerçeküstü yapısı rayına oturana kadar salondan hiç tepki gelmeyişi, böyle giderse tam bir hayal kırıklığı olacağını düşündürttü. Neyse ki işin rengi sonradan değişti.


7 üzerinden 2: Ses çalışması. Hacivat ve Karagöz'ün hatalı ses çalışması yüzünden gişede sağlam bir darbe almasından sonra aynı ekibin benzer bir hatayı yapması bana üzücü geldi. Evet, diyaloglarda falan çok şükür bir sıkıntı yok ama özellikle ilk şarkılarda şarkı sözlerini anlamak mümkün değildi. Zaten müzikal sahnelerin tek sıkıcısı olan ilk şarkı az önce bahsettiğim girişin içinde kalıyordu, bir de sözlerini anlayamayınca pek bir şey ifade etmedi.




7 üzerinden 3: Süresi. Filmde gerçekten çok eğlendim ama temponun çok güzel bir yükselişin ardından yangın sahnesinde tavan yaptıktan sonra kadı efendinin huzurunda birden tekrar yere serilişi kötü bir tercihti. Evet kadınlar “Yalnız Kullar”ı söyleyince kıpır kıpır bir final yaptık ama aradaki o sekans, öykü için lüzumlu olsa da bitse artık dedirtti. 

Senaryo boşlukları. Fantastik tarafı filmin inandırıcı olmasını bir değerlendirme kıstası olmaktan çıkarıyor. Ancak bu senaryo boşluklarının açıklaması olamaz. Filmin esas oğlanı doktor beyin ailesi ve Hürmüz arasındaki tanınma sorunu, doktor beyin diğer taliplerinin bir daha anılmaması, askerdeki hiç görünmeyen kocaya finalde bir pas atılmayışı muhtemelen uzun süreye kurban gidip eksik kalmış kısımlardı. Devamlılık hatalarına da birden çok kez rastladık.


7 üzerinden 4: İyi not alanlara geldik artık. Açıkçası kocaları bu kısımda sayabiliriz. Erkan Can gayet iyiydi ama defalarca Karadeniz şivesiyle izlediğimizden yeni bir şey yoktu. Sarp Apak yetenekli olduğunu gösterdi ama genelde abartıyla güldürüyordu. Bekçi koca pek bir katkı sağlamadı, askerdeki koca zaten gözükmedi. Yönetmenin çok övdüğü Öner Erkan ise beklediğim kadar özel bir performans göstermemişti. Berberdeki sahnesinde oyunculuğu tavan yapsa da kendisine özellikle dikkat çekilmemiş olsa, filmin önemli unsurları arasında sayacağımı sanmıyorum. Memet Ali Alabora ise sadece yakışıklı gözükmekle görevliydi. Zor bir rolü yoktu ama olanın da hakkını vermiş.




7 üzerinden 5: Cengiz Küçükayvaz'ı ayrı tutmak lazım. Tamam onun kekeleyişi de daha önceden kullandığı bir karttı yanlış hatırlamıyorsam. Ancak bu filmde bir başka olmuş, komedi için son derece kolay bir kaçışı (konuşma özrü), son derece saygıdeğer bir oyunculuğa dönüştürmüş. Filmin kızları Gülse ve Pınar da bu notu aldılar benden. Açıkçası Gülse şahane mimikleriyle bir adım öndeydi ama keşke hikayenin sonlarına doğru, işin karmaşıklaştığı sahnelerde vücut dilini biraz kıssaydı. Her kelimesini ayrı bir kıvrılmayla söyleyişi filmin başında çok komik gelse de sonlarına doğru yoruyor ve eskiyordu artık. Yine de deplasmandaki bu ilk ciddi oyunculuk sınavını (kendi yazmadı ne de olsa) başarıyla verdi kendisi ve özellikle deli kuşçuyu hacı baba kılığında görüp gülmemek için kendini tuttuğu sahneyle övgüleri haketti. Galadaki halleri de bu karizmatik kadındaki star ışığının kanıtıydı.


7 üzerinden 6: Senaryonun ve yönetmenin mizah anlayışı çok çok doğruydu. Ezel Akay film öncesi “belki gülmezsiniz...”le başlayan bir cümle kurdu ama film boyu çok güldük. Medyada hemen hemen hiçbir yazısına katılmadığım yazarlardan “Hürmüz'ün masumiyeti gitmiş, Sex and The City'nin Samantha'sı gibi olmuş” diye yazılar geldi ama bunları haksız buluyorum. Hürmüz'ü sevmediği kimsenin koynuna girerken görmedik ve açıkçası namusun başka bir tanımı olduğunu da sanmıyorum. Dolayısıyla Hürmüz'ün text üzerindeki yorumlanışı da güzeldi. Dış setler de bu notu aldı benden, filmin fantastik hallerine çok yakışmışlardı.




7 üzerinden 7: Nurgül Yeşilçay. Çok çok güzeldi, rol için biçilmiş kaftandı. Filmin varoluş sebebiydi (haklarını ilk kendisi satın almış). Oyunculuğu şahaneydi. Perdedeki varlığı şahaneydi. Eğreti Gelin'den beri kendisine en çok yakışan rolü buydu kanımca. Vücudunu kullanışı, kocalara gösterdiği farklı suretler arasında gidip gelişi, filme adını veren rol vasıtasıyla tüm yapıtı sırtlayışı takdire şayandı. Kısacası kendine aşık edip bıraktı. 


Final sahnesi ve müzik kullanımı. Halk arasında “üç de yetmez beş tane” gibi sözleriyle tanınan “Yalnız Kullar” şarkısının bir yerde geleceği belliydi ve film seyirciyi finale kadar bekletti. Sonra da bombayı öyle bir patlattı ki sormayın. (İzlemeyenler okumasın) O son karede, tam da şarkıyla coşmuşken, seyirciyi yabancılaştırmanın dibine vurmak suretiyle kamerayı göstermek, sonra da Nurgül'ün “bakın sizi nasıl da eğlendirdik” dercesine objektife göz kırpışı 100 üzerinden 100 alacak bir manevraydı benim nazarımda. Şu an yazarken bile eğlendim yani. (İzlemeyenler okuyabilir) Koreografiler, kostümler, iç mekan set tasarımları, filmin her yanına hakim yönetmenlik ve tabi ki görüntü yönetimi yine tam notla çıktılar bu naçizane değerlendirmeden.


Bu son derece sistematik notlamadan sonra filmin benden aldığı puan 5 üzerinden 3.5 sevgili okurlar. Filmi izlemenizi, finale kendinizi hazırlayıp, çok eğlenmenizi tavsiye ediyorum.

1 yorum:

karakedi dedi ki...

yazını okurken filmi senle birlikte gözden geçirdim.keyifliydi herçekten.özellikle son sahne için yazdıkların... son sahne benim için de filmin çarpı ikiye dönüşmesiydi.filmle ilgiliz yazılabilecek neredeyse tüm eleştirileri etkisiz kılıyor.çok zekiceydi.nefisti.nurgüle gelince.inanılmaz şaşırttı beni.böyle bir nefasetin içinden şahane bir kadın komediyen çıkabileceğine inanmıyordum neredeyse nurgül sadece komedi yapsın diyeceğim.7 kocalı hürmüzde güldüren daha çok kocalar olurdu.hürmüz deli gibi güldürebildiyse nurgülün katkısı inanılmaz.

spoiler -hele kekeme kocayla(cengizin hayatının performansı)berberin önündeki tiradı ve ardvından ağzını silişi şahaneydi-spoiler

bu arada haluk bilginerin oyunu bana robin williams'ın the fisher king'deki deli performansını hatırlattı.o da ayrı bi şahanelikti.