23 Kasım 2009 Pazartesi

İsmail Yeşim Okan Serdar Ayşe - Bölüm 1


Cumartesi gecesi Disko Kralı'nı izlemek gerçek bir işkenceye dönüştü. Yeşim Salkım ve Okan Bayülgen arasındaki olayı zaten okumuşsunuzdur ama program boyunca Salkım öyle gergin bir hava yarattı ki o ana kadar katlanamadım bile ben. Öncesinden bahsedeceğim o yüzden.


İsmail YK'nın yeni albümü geçtiğimiz hafta çıktı ve ilk günde 75.000 sattı. İkinci 75 binlik sipariş aynı gün hazırlanmaya başladı. Çocuk albüm satmayı beceriyor, bu yeni öğrendiğimiz bir şey değil. Müziğini “iyi müzik” olarak övmem mümkün değil elbette ancak söyleyebileceğim tek şey var o da İsmail YK'nın yerini bildiği. Cumartesi geceki olaylarla Salkım'ın bu özelliğe sahip olmadığı için çıktı.


Salkım'a bir ara hastaydım. Hep Böyle Kal albümünü çok güzel kliplerle, çok özenli hazırlanmış TV reklamlarıyla, merak veren jingle'lar kullanarak tanıttığı günlerde. Parası cebinde, Kral TV'si arkasındayken öyleydi. Şimdi üstüste 4-5 tane hem satmayan, hem de başarısız albüm yapınca farklı bir yere geldi. Artık her gün başka birinin tarafında, yanında. Bir kaç sene önce “Bazen” albümünü yaptığında Sezen'den hem yeni (Bazen), hem eski (Tutuklu) şarkılar alıp, ona övgüler yağdırmasını biliyordu. Kim derdi ki çok zaman geçmeden aynı hafta içinde hem Sezen'i i**n g**üne sokup hem de Serdar Ortaç gibi Türk Pop'unu katletmiş birini savunmak için program terkedecek. Cumartesi günü Okan, Serdar'ın tekerleme sözlü, benzer melodili parçalarını (haklı olarak) eleştirince, son 4 şarkılık albümünde Serdar'dan iki parça alan Salkım “senin ağzına bir ayar çekmek lazım” diyerek stüdyoyu terketti. Bugün de okuyoruz Sezen'in Kürt açılımına desteği için “onun oğlu nerede askerlik yaptı, laf olsun diye konuşmasın” demiş. Şarkı kimdense, destek ona.




Yeşim Salkım'ın Okan'a kızmasının bahanesi de Serdar'ın eleştirilirken orada bulunmayışı. Salkım, yıllardır medya organlarına çıkıp da arkasından konuşmadığı ünlü bıraktı mı?


Yeşim Salkım karşısında sessiz sedasız oturan İsmail YK'ya program boyunca resmen “çamur” bakışlar attı. İki lafının birinde de ona sataşıyordu. Günümüzde basit şarkı sözlerinin ezberlendiğini, bunların çocuk şarkısı olduğunu söylerken de İsmail YK'yı kastediyordu. Sormak lazım bu ülkedeki en tekerleme şarkı sözü yazarı savunduğu Serdar Ortaç değil de kimdir?


Yeşim Salkım, Deli Mavi'yi, Aysel Gürel şarkılarını söylerken “Karabiberim” ciddiye alınamaz müzik kulvarındaydı. Şimdi Ortaç'tan söylerken İsmail YK öyle oldu. Yarın Yeşim Salkım yenilgiyi halen kabul etmez de İsmail'den şarkı alırken, o gün kim satıyorsa o kötü olacak.


İsteyen istediği ikiyüzlülüğü yapsın tabii, bana giren çıkan yok. Benim uyuz olduğum en kaypak işleri yapanların, en saygıdeğer bilirkişi kesilmeleri. Yeşim Salkım ben haftada birden fazla kez traş olmaya başladığımdan beri güzel şarkı yapmadı, Türk müziği için bir şey yapmadı, ülkeye bir şey yapmadı, onu bırakın yaşadıklarından 17.893 tane röportaj çıkarken bir tane bile şarkı çıkmadı. Kendisi en rekabetçi ve en dirençli tüketicilerimizden biridir. Hiçbir şey üretmez.


O Cumartesi gecesi talk-show'una gelip, millete çamur bakışlar atarken bunları düşünmeli. Şu ülkeye çöp müzik dinlediğini parodi denen ulu şeyle (Kafanı Kırarım Köpek) anlatmaya çalışan adamlara trip atarken bunları düşünmeli.


Bir de, anasını satayım, şarkı söylerken bir tane notayı tuttur bari.  

İsmail Yeşim Okan Serdar Ayşe - Bölüm 2



Ayşe Özyılmazel de hangi pop müzik palyaçosuna laf edilse Hızır gibi yetişir ya bunu da yazmış bugün. Kendisinin albümü çıkacak diye bir gün Sinan Akçıl, bir gün Serdar Ortaç methiyesi okuyoruz köşesinde. Mübarek, şarkı istemeye gittiğinde yazı arşiviyle mi gidecek çok merak ediyorum. Pop müziğin çöküp de tüm insanların gündelik hayatına kalitesizlik saçmasına sebep olan o bakış açısına mükemmel bir örnek vermiş yazısında. İşte o paragraf:

“Serdar Ortaç ister kabul edin, ister etmeyin bu ül
kenin en sevilen şarkılarına imza atmış, konser salonlarını ağzına kadar dolduran, bu ülkenin nabzını en iyi tutan, hakkının teslim edilmesi gereken bir sanatçıdır. Onun Leonard Cohen'lik iddiası yoktur, o günümüzün eğlence müziğini yapar. En iyi şekilde yapar. Milyonların sevgilisidir. Onun şarkısı çaldığında eğlenmeyen kimse yoktur. Serdar Ortaç bir başarı hikayesidir. Ben artık bir takım burnu havada tiplerin Serdar Ortaç'a değer biçmesinden sıkıldım. Bir takım kendine entel süsü vermiş kompleksli insanların herkese değer biçmesinden de sıkıldım. Okey mi?”

Okey Ayşecim okey. Durum dediğin gibiyse bununla savaşmak gerekir Ayşe. Millet kötü müziğe alışmış diye, kötü müziğin propagandasını yapıyorsun. İnsanlar güzel, manalı müzik dinleyip, hayatlarına bir şey katsın, kendilerini açıklamak için bir yardımcı yol bulsun, onların iyiliğinden ilham alıp kendileri de iyi şeyler yapsın demiyorsun da, “bu millet bununla eğleniyor, sen nasıl buna laf atarsın” diyorsun.



Anlamadığım şey, bunu diyenler yarın öbür gün izdivaç programına kalitesiz der, “millet bununla eğleniyor” demez. İzdivaç programını savunan Serdar Ortaç'a laf atar. İkisini de beğenmeyen gider sanat filmleri için “koy kamerayı 90 dakika çek, oldu sana sanat filmi” der.

Milletin sanattan anladığını anlamak ne zor. Hiçbir artistten bir çıkarı olmayan ve hepsinde koyun sürüsünün takip ettiğini değil, anlamlı ve faydalı olanı savunan biri olarak bu konuyu şöyle özetleyeyim. İsmail YK her şeye rağmen, şarkılarında bir şey anlatmayı becerdiği için gözümde Serdar Ortaç'tan daha değerlidir. Serdar Ortaç da en azından ürettiği için Yeşim Salkım'dan değerlidir. Yeşim Salkım da en azından zamanında doğrudürüst şarkılar söylediği için Ayşe Özyılmazel'den daha değerlidir. Ayşe Özyılmazel de değerlidir tabi. Yazılarından daha değerli. 

7 Kocalı Hürmüz (2009)


7 Kocalı Hürmüz'ü izlemeden önce beğeniyordum, izledikten sonra daha da beğendim. Gala öncesi yazımın aksine bu sefer daha yaratıcı bir format kullanarak filmin en takdir ettiğim ve etmediğim kısımlarını belirteceğim.


7 üzerinden 1: Filmin girişi. Süresi kısa değil ve gereğinden daha sinik ilk 15 dakikasını sonradan telafi ediyor. Ama bu giriş film hakkında endişelendirdi beni açıkçası. Özellikle galada olmamıza rağmen filmin gerçeküstü yapısı rayına oturana kadar salondan hiç tepki gelmeyişi, böyle giderse tam bir hayal kırıklığı olacağını düşündürttü. Neyse ki işin rengi sonradan değişti.


7 üzerinden 2: Ses çalışması. Hacivat ve Karagöz'ün hatalı ses çalışması yüzünden gişede sağlam bir darbe almasından sonra aynı ekibin benzer bir hatayı yapması bana üzücü geldi. Evet, diyaloglarda falan çok şükür bir sıkıntı yok ama özellikle ilk şarkılarda şarkı sözlerini anlamak mümkün değildi. Zaten müzikal sahnelerin tek sıkıcısı olan ilk şarkı az önce bahsettiğim girişin içinde kalıyordu, bir de sözlerini anlayamayınca pek bir şey ifade etmedi.




7 üzerinden 3: Süresi. Filmde gerçekten çok eğlendim ama temponun çok güzel bir yükselişin ardından yangın sahnesinde tavan yaptıktan sonra kadı efendinin huzurunda birden tekrar yere serilişi kötü bir tercihti. Evet kadınlar “Yalnız Kullar”ı söyleyince kıpır kıpır bir final yaptık ama aradaki o sekans, öykü için lüzumlu olsa da bitse artık dedirtti. 

Senaryo boşlukları. Fantastik tarafı filmin inandırıcı olmasını bir değerlendirme kıstası olmaktan çıkarıyor. Ancak bu senaryo boşluklarının açıklaması olamaz. Filmin esas oğlanı doktor beyin ailesi ve Hürmüz arasındaki tanınma sorunu, doktor beyin diğer taliplerinin bir daha anılmaması, askerdeki hiç görünmeyen kocaya finalde bir pas atılmayışı muhtemelen uzun süreye kurban gidip eksik kalmış kısımlardı. Devamlılık hatalarına da birden çok kez rastladık.


7 üzerinden 4: İyi not alanlara geldik artık. Açıkçası kocaları bu kısımda sayabiliriz. Erkan Can gayet iyiydi ama defalarca Karadeniz şivesiyle izlediğimizden yeni bir şey yoktu. Sarp Apak yetenekli olduğunu gösterdi ama genelde abartıyla güldürüyordu. Bekçi koca pek bir katkı sağlamadı, askerdeki koca zaten gözükmedi. Yönetmenin çok övdüğü Öner Erkan ise beklediğim kadar özel bir performans göstermemişti. Berberdeki sahnesinde oyunculuğu tavan yapsa da kendisine özellikle dikkat çekilmemiş olsa, filmin önemli unsurları arasında sayacağımı sanmıyorum. Memet Ali Alabora ise sadece yakışıklı gözükmekle görevliydi. Zor bir rolü yoktu ama olanın da hakkını vermiş.




7 üzerinden 5: Cengiz Küçükayvaz'ı ayrı tutmak lazım. Tamam onun kekeleyişi de daha önceden kullandığı bir karttı yanlış hatırlamıyorsam. Ancak bu filmde bir başka olmuş, komedi için son derece kolay bir kaçışı (konuşma özrü), son derece saygıdeğer bir oyunculuğa dönüştürmüş. Filmin kızları Gülse ve Pınar da bu notu aldılar benden. Açıkçası Gülse şahane mimikleriyle bir adım öndeydi ama keşke hikayenin sonlarına doğru, işin karmaşıklaştığı sahnelerde vücut dilini biraz kıssaydı. Her kelimesini ayrı bir kıvrılmayla söyleyişi filmin başında çok komik gelse de sonlarına doğru yoruyor ve eskiyordu artık. Yine de deplasmandaki bu ilk ciddi oyunculuk sınavını (kendi yazmadı ne de olsa) başarıyla verdi kendisi ve özellikle deli kuşçuyu hacı baba kılığında görüp gülmemek için kendini tuttuğu sahneyle övgüleri haketti. Galadaki halleri de bu karizmatik kadındaki star ışığının kanıtıydı.


7 üzerinden 6: Senaryonun ve yönetmenin mizah anlayışı çok çok doğruydu. Ezel Akay film öncesi “belki gülmezsiniz...”le başlayan bir cümle kurdu ama film boyu çok güldük. Medyada hemen hemen hiçbir yazısına katılmadığım yazarlardan “Hürmüz'ün masumiyeti gitmiş, Sex and The City'nin Samantha'sı gibi olmuş” diye yazılar geldi ama bunları haksız buluyorum. Hürmüz'ü sevmediği kimsenin koynuna girerken görmedik ve açıkçası namusun başka bir tanımı olduğunu da sanmıyorum. Dolayısıyla Hürmüz'ün text üzerindeki yorumlanışı da güzeldi. Dış setler de bu notu aldı benden, filmin fantastik hallerine çok yakışmışlardı.




7 üzerinden 7: Nurgül Yeşilçay. Çok çok güzeldi, rol için biçilmiş kaftandı. Filmin varoluş sebebiydi (haklarını ilk kendisi satın almış). Oyunculuğu şahaneydi. Perdedeki varlığı şahaneydi. Eğreti Gelin'den beri kendisine en çok yakışan rolü buydu kanımca. Vücudunu kullanışı, kocalara gösterdiği farklı suretler arasında gidip gelişi, filme adını veren rol vasıtasıyla tüm yapıtı sırtlayışı takdire şayandı. Kısacası kendine aşık edip bıraktı. 


Final sahnesi ve müzik kullanımı. Halk arasında “üç de yetmez beş tane” gibi sözleriyle tanınan “Yalnız Kullar” şarkısının bir yerde geleceği belliydi ve film seyirciyi finale kadar bekletti. Sonra da bombayı öyle bir patlattı ki sormayın. (İzlemeyenler okumasın) O son karede, tam da şarkıyla coşmuşken, seyirciyi yabancılaştırmanın dibine vurmak suretiyle kamerayı göstermek, sonra da Nurgül'ün “bakın sizi nasıl da eğlendirdik” dercesine objektife göz kırpışı 100 üzerinden 100 alacak bir manevraydı benim nazarımda. Şu an yazarken bile eğlendim yani. (İzlemeyenler okuyabilir) Koreografiler, kostümler, iç mekan set tasarımları, filmin her yanına hakim yönetmenlik ve tabi ki görüntü yönetimi yine tam notla çıktılar bu naçizane değerlendirmeden.


Bu son derece sistematik notlamadan sonra filmin benden aldığı puan 5 üzerinden 3.5 sevgili okurlar. Filmi izlemenizi, finale kendinizi hazırlayıp, çok eğlenmenizi tavsiye ediyorum.

19 Kasım 2009 Perşembe

7 Kocalı Hürmüz'ü İzlemek İçin 7 Sebep


7 Kocalı Hürmüz yarın (20 Kasım Cuma) itibarıyle gösterimde olacak. Yaratıcılığımı fazla zorlamadan yazının formatını filmi görmek için 7 sebep olarak belirledim. Filmde yeterince yaratıcılık var keza.


1. Nurgül Yeşilçay'ın beyazperde kariyeri son derece takip edilesi olduğu için. Kız genç neslin en çok “yıldız potansiyeli” taşıyanı olmasının yanında, sevdiği projenin haklarını satın alıp, şahane bir şekilde yaptıracak kadar da tutkulu. Bahsettiğim proje bu film oluyor işte. Gerçi Hürmüz deyince akla en uygun oyuncu olarak zaten Nurgül gelirdi ancak kızın bunu bilmesi, kendisinin farkında olması, kariyerini (doğru olarak) planlayabilmesi çok güzel. Epeydir kendini dizilerde harcamıyor oluşu da bir hoşluk. (Yönetmen tarafından filmin asıl starı ilan edilen Öner Erkan'a dikkat etmekte de fayda var.)


2. Filmin tamamının stüdyoda çekilmiş oluşu. Yanılmıyorsam 10 yıllardır bunu yapan ilk Türk filmi bu. Tabii ki çekimler için Allah'ın yarattığı doğal setleri reddetmek ciddi bir girişim. Dekor, kostüm, ses, ışık, görüntü sorumlularına ekstra bir sürü yük yüklenmiş oluyor. Şahane set görüntülerine bakınca iyi bir iş çıkmış gibi görünüyor. Filmin masalsı atmosferini düşününce bu seçim, yapıtın gerçekliğine ya da gerçeküstülüğüne nasıl yaramış göreceğiz. Bu arada lisede sinemasever bir arkadaşımın Allah'ın görüntü yönetimine 10 üzerinden 8 verişi aklıma geldi. Çok alemdi vallahi.


3. Şarkılı, türkülü oluşu. Böyle şen şakrak bir konusu varken, hatta bu olmasa bile, iyi müzikleri olan ve bunları göstermekten çekinmeyen bir film genelde bir adım öne geçer zaten. Ezel Akay'ın filmografisine bakınca adamın her şeyden çok müzik kullanımını bildiğini söyleyebiliriz. Firuze'den “Beni Affet”i, Hacivat ve Karagöz'den “4 Kitabın Manası”nı kim unutabilir?


4. Ezel Akay faktörü. Bir filme verilen emek miktarını düşününce, bu adamın son derece cesur, tutkulu bir sinemacı olduğunu görebiliriz. İlk filmini genç sayılmayacak bir yaşta çekmesine rağmen, ürününü tamamlamak konusunda aceleci davranmayan, detaycı olan ve temiz işler çıkaran biri Akay. Neredesin Firuze'yi ilk izleyişte sevmesem de şimdi çektiği iki filminde belli bir standart üzerinde olduğunu rahatlıkla savunabilirim. Reklamcı geçmişi de filmin görüntülerine şahane bir katkı sağlıyor. Ne de olsa ülkemizdeki en gelişmiş video sektörü reklam.


5. Fragmanın orijinalliği. Filmi çekici kılmak için önemli bir şeydir fragman. Kötü filmi iyi, iyi filmi kötü veya çok daha iyi gösterebilir ama bunları zaten biliyorsunuz. Benim bu filmin fragmanından anladığım oldukça farklı ve işe yarayan bir mizah anlayışına sahip olduğu, Gülse ve Nurgül kimyasının sımsıkı tuttuğu ve muhtemelen verdiğiniz zamanı bırakın iki kuruş bilet parasına bile acıyacağınız filmlerden biri olmadığı. İzleyin kendiniz görün.






6. Oyunun geçmişi ve kültürümüzdeki yeri. Günümüzde dünyadaki imajımıza bakmayın, aslında ulus olarak kadına verdiğimiz değer ve bahşettiğimiz güç hep diğer milletlerin bir adım önünde olmuştur. Bu oyun da erkekleri amaçlarına alet aden, kurnaz bir kadını sempatikliğini hiç bozmadan anlattığı için önemli bence. Bu ay Sinema Dergisi'nde yayınlanan söyleşiye göre bunun sebebi erkeklerin hepsinin Hürmüz'ün muamelelerine müstahak olmasıymış. Evet, bu durumda cinsiyet arası dengelerin tarafsız olarak kurulduğunu iddia edemeyiz ama sinemanın geneline bakınca son derece yaygın ataerkil sinemanın karşısında dengeleyici bir unsur olarak duracaktır.


7. Bu akşamki galasına beni davet etme tatlılığını göstermiş bir ekibin işi oluşu. Bu tamamen kişisel bir sebep, biliyorum, dolayısıyla fazla açıklamaya girmeyeceğim. Ancak bana ilk defa bir film galası deneyimi yaşatacakları için (hem de oldukça büyük bir filmle ve büyük bir galayla) sebep olan herkese teşekkür ederim ;)

18 Kasım 2009 Çarşamba

Yaran Haberler, Yaran Okuyucu Yorumları


Hürriyet'in yazı dili bazen ilkokul çocuklarını mumla aratıyor. Haberin son cümlesine bakıp gülmekten geberebilirsiniz:

"Akçıl, Ekim ayında Hadise’yi alıp Hollanda’ya uçtu. 21 ekim akşamı sevgilisiyle otomobil gezintisi yapan Akçıl, 22 Ekim’in ilk dakikalarında yani Hadise’nin doğum gününde otomobilin teybine bir CD taktı. CD’de yepyeni bir şarkı vardı. Ve bu şarkı sadece Hadise için Akçıl tarafından özel olarak bestelenmişti. Sevgilisinin bu jesti, Hadise’yi sevinç gözyaşlarına boğdu... Hadise ensesine dövme yaptırdı."

Yazım hatası mı var yoksa Hadise'nin kafası mı iyiymiş anlamadım ama gidip enseye dövme yaptırmak biraz abartılı bir tepki sanki. 

Şarkının sözlerini de yazmışlar. Buna gelen yorumlar da ayrı komik:

"Doğum günün kutlu olsun

Sonumuz her zaman mutlu olsun

22 Ekim bizim için her şeyin doğuşu yemin ederim

Seni dünyaya getiren anneye binlerce teşekkür ederim"


yesim özcantekin: bu ne ya sanki 22ekim resmi bayramda, bayram için yazılmış ilkokul şiirleri gibi :D..

anna nash: şaçmalık. bildiğin sms. nesi şarkı sözü bunun??ayrıca 1000 kere yapılmış bir hareket olarak nesi yaratıcı bunun??

michelle carter: Cok komik :)))) Ben olsaydim hemen ayrilirdim adamdan.

heidi amsterdam: bune bee sakızdan cıkmıs manı gıbı

zeynep çevik: Deger verilmek guzel bişey de bu arada kaynanayıda unutmamış / UYANIK :)

saliha uzun: pehhhh bu sözleri duyunca kahrından ağlamıştır herhalde bukadar ünlü söz yazarından beklenmeyecek kadar basit

gamze gamze: İlkokul çocuğu bile daha güzel söz yazar. Sadece bir şarkıyla geçiştirmemiştir umarım:)

Milletin sevgilileri doğum gününde "I Will Always Love You" yazıyor anlaşılan, bu kadar dalga geçtiklerine göre :) Şaka maka basit falan ama bu 4 satır bile "Evlenmeliyiz"den 4 kat daha güzel, o yüzden Hadise öpüp başına koysun. Fırsatten istifade kendisine mutlu yıllar dilemeyi ihmal etmeyeyim.

17 Kasım 2009 Salı

Tamamlayıcı Yazı


Yazarınıza verdiği desteğe her zaman minnet duyduğum müzik yazarı Suat Kavukluoğlu, Burcu Güneş'in son klip şarkısı "Gözlerinde Bıraktım Aşkı"nın hangi şarkılara benzediğini yazmış. İncelemesinde iki şarkıdan bahsediyor: Hande Yener'den Acele Etme ve Nilüfer'den Ne Masal Ne Rüya. Ben, benim bulup da yazmaya üşendiğim benzerliği de yazmıştır zannediyordum ama sadece beste benzerliklerine değinmiş kendisi. Halbuki sözlerde de çok bariz bir benzerlik var, onu da ben yazayım.

Öncelikle yazıyı
buradan okuyun.

Sonrasında da bu şarkının ve Burcu'nun sesinin her zaman benzetildiği Sertab'ın Sevdam Ağlıyor şarkısının sözlerine bakın.

Gözlerinde Bıraktım Aşkı

Al gönlümü bir kuru dalla bir tatlı sözle
her vuruşunda
kalbim ağlıyor ağlıyıyor ince ince
Ses ver sana
zalim demeye dilim varmıyor
Ah aşk affedilmişliğine minnet et diyor

Senin eşin bir benzerin yok
Ben aşkı sende bildim
Zulümlerin hüzün vermiyor
Önce Allah sonra sensin

Sevdam Ağlıyor

Bir duru sözle gönül alana
Bir kuru dalla
çiçekle gelene
Gitti gidiyor yaralı yüreğim
Gitti gidiyor kanadından tut

Ne sarayda ne handa
Bir
zalim ocağında
Sevdam ağlıyor
Ne gam ölsem uğrunda
Beni zehir zemberek
Diller dağlıyor

Özellikle de iki şarkının hemen girişindeki bu tamlama benzerlikleri, kuru dallar, gönül almalar, kalplerin, sevdaların ağlayışı bana ilginç gelmişti. İşte şarkının bestesi Suat'ın belirttiği parçalara benziyorsa, sözleri de bunu andırıyor.

Ha bunlar şarkının son derece güzel, sarkmayan bir pop şarkısı olduğunu, hatta günümüzde bir sürü çöp şarkının arasında parladığı gerçeğini değiştirmiyor.

Eveet, dağarcığımızı geliştirdik, şimdi de Burcu'nun mevzubahis klibini izleyerek kutlayalım.