5 Ekim 2009 Pazartesi

Karanlıktakiler (2009)



Bugün bu site için önemli bir gün. Bazıları doğrusunu bilmediği için burada her sevmediğime laf sokmak için yazıyorum zannetse de aslında ben potansiyeli olan insanların kötü işler yapmasına dayanamıyorum sadece. Ve her birinin de bir gün 10 numara işlerle karşımıza çıkmasını diliyorum. Dolayısıyla bu ne zaman olursa buradan duyurulmayı hak ediyor. İşte çoğu filmini maalesef sevemediğim Çağan Irmak'ın Karanlıktakiler'inin yazısını bu sebepten dolayı gururla sunarım.


Herkes gibi "Babam ve Oğlum"da ben de hıçkıra hıçkıra ağladım. Ancak Irmak'ın geniş gösterime giren ilk filmi "Mustafa Hakkında Her Şey"den son bombası "Issız Adam"a kadar doğal bulduğum, içten bulduğum hiçbir filmi yoktu. Hele de o sonuncu filmin görüntü ve ses teknikleri hariç her şeyinin katlanılamaz olmasına üzülmüştüm. "Karanlıktakiler"in de fragmanı başta tüm yeni umutlarımı kırdı, sonra sinemada başka bir versiyonunu izleyince umutlandım ancak nette hiçbir yerde bulamadığımdan sizinle paylaşamadım. Sevdiğim yeni fragman daha iyi temsil ediyormuş filmi. Çünkü film gerçekten iyi.


Bir kere Çağan Irmak sonunda hiçbir yapmacık repliği olmayan şahane bir senaryo yazmayı başarmış. Özellikle şehir filmlerindeki (M.H.H.Ş, Issız Adam) kulak tırmalayan diyalog tarzı (Ör: "Bu sitcomlar yüzünden böyle oldu çocuk", "Mmm.. şiir gibi") bu filmde yok. Meral Çetinkaya'nın asillikle bozmuş deli karakterinin ağzından çıkan her cümle öyle özenli yazılmış ki oyunculuğa mı bayılayım, metine mi bayılayım bilemedim. Hele de yaramaz çocuklar hakkındaki uzun süren sızlanmaları son cümlelere doğru zirve yapıyor. Hiçbir yedirilememiş gönderme, çiğ kalmış laf sokma ya da edebi olayım derdi yok. Öyle olunca da edebi değer taşıyor zaten. Hele de bu konuda son derece tehlikeli bir tuzak olan "şehirli, hafiften snob, sekreter kız" yan karakterine (Banu) ne demeli? Onun replikleri bile hiç takılmadan akan, son derece doğal cümlelerdi. 




Filmin "Egemen"i Erdem Akakçe rolünün gerektirdiği üzere abartısız ve güzel oynamış. Derya Alabora ise yine karakterinin filmde bir vurgusu olmamasından olsa gerek sıradan bir performans gösteriyor. Alabora'nın canlandırdığı Umay filmin tek aşk öğesi olabilir ancak Egemen'in varlığını tamamlayacak bir şekilde hiçbir ağırlığı olmayan bir aşk hikayesi bu. Platonik ama platonik bile değil aslında. Egemen'i daha çok sevmemize yaradığı söylenemez sadece hayatındaki annesi hariç her şeyin ne kadar köksüz, rastgele, tatsız olduğunu gösteriyor. Bu yüzden Alabora'yı üç başrolden biri olarak saymadım ben. Zaten Meral Çetinkaya'nın olmadığı sahnelerde filmin ilginçliği de kısmen azalıyor.


Çetinkaya'nın oyunu abartılı sanılabilir. Halbuki hiç değil. Gülseren rolü zaten hayatındaki tüm sözde ve gerçek saldırıları abartılı bir savunmayla dengelemeye çalışan bir kadın. Dolayısıyla Irmak bir senarist olarak ne kadar iyi bir iş çıkardıysa Çetinkaya da o kadar doğru ve iyi bir iş çıkarmış. Ayrıca pencereden komşulara bağırırken cümlelerin sonunda "efendim" deyişi ve bir komşunun adının Sevim olması Çetinkaya'nın belki en çok özdeşleştiği dizi "Bizimkiler"i hatırlattı bana. Oyuncu oradaki Ayla rolünde de Türk TV'sinin unutulmaz performanslarından birini göstermişti. Belki de bilinçli bir göndermedir.




Filmde müzik yok gibi, görüntü yönetimi gayet güzel idare ediyor, kostüm ve set tasarımı ise (bir önceki film gibi) son derece başarılı. Gülseren'in evden çıkma korkusunun, Egemen'e bağımlılığının sebeplerini öğrendiğimiz sahnelere bayıldığımı söyleyemem, açıkçası hiçbir sebep görmesek de olurdu. Finalde ise tam bu isteğimi tatmin edecek bir tercih yapılmış. (İzlemeyenler bu paragrafın kalanını okumak istemeyebilir) Egemen'in tam da dilediği gibi çekip gidiyorlar çünkü ve geride kalanlar olarak biz sonlarının ne olduğunu bilmiyoruz. Umay karakteriyle olan sahneler en çok burada anlamlanıyor. Zira iki karakterin haber vermeden, ulaşılamayacakları bir yere gitme hayali, başka bir ikili tarafından gerçekleştirilmiş oluyor. İzleyen çoğu kişinin söyleyeceği gibi açıkta bırakılmış bir final yok yani bana göre.


Bu, okuması son derece zor, uzun ve plansız yazı için özür dilerim ama yeni nesil yönetmenlerin en çok star olmuşunu içten olarak övmek için bir fırsat yakalamışken hemen yazayım dedim. Eğer Çağan Irmak da bu siteyi okuyorsa tebriklerimi iletmek isterim. Muhtemelen "iki David Lynch filmi izleyip tesadüfen bir alt metin tespit etmiş herkes başımıza eleştirmen kesildi" diyordur ama sevmediklerimden 1 kere bahsediyorsam sevdiklerimden 10 kere bahsetmeyi tercih eden bir adamım, bu da beni Karanlıktakiler'i anlatmaya zorladı. Üstelik dürüst olalım çeşitli köşe yazarlarının 1 santimetre derinliğindeki yorumlarından daha çok yordum beynimi film hakkında. Onların çoğunun iddia ettiği gibi sıkıcı bir film değil bu. Kara komedi diyemem ama usta yönetmenliğin belirtisi olan "kendine özgü mizah anlayışı"nı çok doğru bir şekilde kullanıyor yönetmeni. 



Hiç yorum yok: