17 Eylül 2009 Perşembe

Karamsarlık Gelir Geçer

Bugünün haberlerine bakarken garip bir hüzün doldu içime. İşin aslı zaten meyilliydim, aylar sonra kısa süreliğine de olsa Trabzon'a geldim, epey zaman sonra haftasonu olmayan bir gün evde oturuyorum, Running With Scissors'ı tekrar izledim falan, ki finali hep hüzünlendirir beni. Bir de zaman karmaşası içindeyim, bu yaz memleketime gelemediğim için sanki 2008 yazı yeni bitmiş, sonbaharındaymışız gibi geliyor bana. Saçma ama gerçekten öyle. Zaten bu aralar zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.

Bugün önemli birşey oldu, yaklaşık 200 gündür aranan bir kaçak yakalandı: Cem Garipoğlu. Bu tip haberlere bu sitede pek bulaşmıyorum ama bütün resimler, videolar, haberler öyle yoğun ki içimde tutamadım. Bir kere suçun kendisi kahredici derecede acıklı. Ölüm, her şekilde ölüm, hayatın gerçeği ama güvendiğin, sevdiğin biri tarafından katledilmek, başının kesilmesi, belki bu dünyadan geçip gitmiş olana bir şey ifade etmez ama kalanları büyük bir umutsuzluğa sürüklüyor.

İkinci mesele kızın babasının düştüğü haller ve halktan gelen tepkiler. Bir kere "o da kızına göz kulak olsaydı" demek adama gidip bir bıçak saplamaktan farksız. Anormal olanın cinayet işlemek değil de kızına özgür bir insan gibi davranmak olduğunu savunmaktır bu. Böyle söyleyenlerin düşünmeden söylediğini umuyorum. Sonra adamın psikolojisinin günbegün gözlerimizin önünde bozulması, halkın da destek olacağına adama çatmaya başlaması başka bir acıklı durumdu. Ellerinden alınmış kızı için adalet namına hiçbir şey yapamayan ve yapılanların da engellendiğinden şüphe duyan bir baba, delirebilir. En doğal hakkıdır. Ona rağmen adamcağız hasta çocuklara para bağışlamaktan bahsederken millet katilden çok Süreyya Karabulut'a takmıştı kafayı. Yalnızlığın, izole edilmenin en kötüsü kamuoyunun sebep olduğudur bence. Belki Cem'in yakalanmasıyla ruhsal durumu düzelmeye başlar.

Münevver artık aramızda olmadığı için bu hikayede geriye bir oyuncu kalıyor: Cem. Bıçak sırtı bir konudan bahsedeceğim ama yanlış anlaşılmasın, bu akılsıza, vicdansıza, bencile en ufak ölçü birimiyle ifade edilebilecek kadar bile sempati duymuyorum. Yaptığı şey belki bir soykırımdan sonra gelen en korkunç suçlardan biri ve kabul edelim ölen kişi sayısı 1 ise hayal edilebilecek en aşağılık şeylerden birini yaptı. Yalnız resmin tümüne bakarsak, belki kafası kesilmedi ama hayatı kaydı. Öyle ya da böyle yaşayarak ölmeye mahkum. Buna karşı değilim, olması gereken budur. Ancak bugün ve takip eden günler boyunca bu çocuğu gördükçe, hayatlarımızın elimizden kaymasının aslında ne kadar kısa süreli olaylara baktığını hatırlayacağım. Bilincimizi bir türlü geliştiremediğimiz, bencillikten, maddecilikten sıyrılamadığımız için "ben bir yana dünya bir yana" şeklinde yaşıyoruz. Bir anlığına kendimizi kaybetmeye o kadar açığız, o kadar müsaitiz ki yarın saçı sakalı birbirine girmiş, polise titreyerek ifade verenin kim olacağını asla tahmin bile edemeyiz. Dünya anlık suçların kurbanlarıyla, bu suçları işleyen ve işlenmiş oluşunun kurbanı olanlarla dolu. Her gün kendimizi gerçek bir kabusun içinde bulmamız olası.

Bu sebepten dolayı Cem'in hikayesine farklı bakmamız lazım artık. Çok şükür yakalandı, suçunu kabul etti ve cezasını çekecek. O anlardaki fotoğrafları 200 gün boyunca kaçabilenin bile ne halde olduğunu ortaya koyuyor. Her şeyin ötesinde genç bir çocuktu ve ömrünün en güzel yıllarını kaybetti artık. Bu söylediklerim de umarım orada ona linç girişiminde bulunanların bir tanesinin de olsa kulağına gider. Yapmamız gereken ders almak, sakinleşmektir. Kızgınlığının kurbanı olmuş bir sürüngen önünüzden geçip giderken kızgınlığınıza hakim olamıyorsunuz. Sıradaki siz olabilirsiniz, inanın bana.

Tüm bunların üstüne olayların olduğu yerde bir apartmandan pankart açılıyor: "3 Milyon Euro'ya satılık kız. Müracaat: Süreyya Karabulut". Ey beyinsiz. Bu yaptığından kim nasıl faydalandı? Bir de sen ifade ver.

Günün canımı sıkan bir başka olayı: Dadı ve Hatırla Sevgili gibi dizilerde oynamış 16 yaşındaki bir oyuncu adayı kız babası bir partiye gitmesine izin vermediği için intihara kalkışmış. Neyse ki başarılı olamamış ama girişim ciddi. 20 ilaç yutana kadar aklı başına gelmeyen kızın midesi yıkanmış. Yine anlık bir akılsızlık fakat bu sefer önüne geçilebilmiş. Onun da hayatı kararabilir veya yok olabilirdi. Gençlik olarak bu çizgiye kadar nasıl gelebildik bilmiyorum. Sakinliğimizi kim aldı, uçurumun kenarında oynamaya başlayana kadar neden kimse gözümüzü açmadı diye soruyorum kendime. Türk gençliğine özel olarak söylemiyorum bunu, konu dünya gençliği. Ömür billah meyvesini yiyebileceğin ve başka insanlara da faydalı olabileceğin bir hayat kurmak varken bu küçük şeyleri kim bizim hayatımızda bu kadar önemli yaptı acaba? Tüketmekten ve tüketemeyince delirmekten ibaret olduk. Bu aptallıktır, zekasızlıktır benim için.

Bir de kayıp var. Gemiler şarkısıyla tanıdığımız ve bu şarkıya Türk tarihindeki en ilgiye değer videolardan birini çeken Orhan Atasoy 62 yaşında ABD'de hayata gözlerini yumdu. Kıymeti şimdi bilinebilir, bundan sonra da bilinmeyebilir, hiç belli olmaz. Hayatlarımıza bir güzellik katmış bu adama ebediyete göçmüşken veda etmem gerektiğini düşündüm. Allah mekanını cennet eylesin.

Kötü haberler bunlardan ibaret değil elbette ama bu kadarı da yeter. Böyle karamsar anlar gelip gidiyor, gelmeleri de güzel (yoksa bazı şeyleri hiç konuşmuyoruz), gitmeleri de güzel (mutluluğun değeri anlaşılıyor). Bu uzun ve spontane yazının ana fikri kızgınlığa ve ufak şeylere ne kadar takılı kaldığımızdı. Ben sabır denen şeye şans vermeye başladığımdan beri çok faydasını gördüm. Aklınızda bulunsun, en kızgınlık verici şeyin bile size verdiğinden daha çok kendisine zararı vardır.

Sakin günler diliyorum.

Hiç yorum yok: