26 Eylül 2009 Cumartesi

Filmekimi 2009!

Filmekimi başlıyor, içindeki filmler ve filmlerin içindeki ilgi çekici unsurlar şu şekilde:




Whatever Works: Woody Allen New York'a dönüyor. Kuantum mekaniği, ilişki meselelerine karışıyor. Resimlerde nargile gözüküyor. Başrolde Larry David, yan rollerde yeni neslin zirve isimlerinden Evan Rachel Wood ve The Tudors'dan Henry Cavill oynuyor.


Zamanın Tozu: Angelopoulos yönetiyor. İsmi çok güzel. "Film içinde film" numarası var. Severseniz, filmden sıkılacak olan yüzde doksan oranındaki izleyiciye karşı savunabilirsiniz.


Parlak Yıldız: Jane Campion yönetmen sandalyesine dönüyor. Başrolde, zamanında filmekimi'nde izlediğim Somersault'un kadrosundan Abbie Cornish ve "Koku"nun çok başarılı baş oyuncusu Ben Whishaw var. Film çok iyi eleştiriler aldı.


Aşkım: Stephen Frears'ın yönettiği, Michelle Pfeiffer'ın oynadığı filmin konusu neredeyse Eğreti Gelin'i andırıyor. Kadro çok güzel.




Beyaz Bant: Haneke yönetti, Altın Palmiye aldı, daha ne olacaktı? Ayrıca Almanya'nın Oscar aday adayı oldu ama Güneşi Gördüm'ün karşısında şahsen pek şans tanımıyorum. Şaka bir yana filme sırf özentiliğinden gelen ve 150 dakikalık siyah beyaz bir filmde sıkıntıdan bayılan insanları görmek için bile gidilir. Tabi filmi görmek için gitmek daha mantıklı. 


Hayata Çalım At: Ken Loach her zamanki meselelerini bu sefer futbol üzerinden anlatıyor.




İspiyoncu: Ocean's ekibi farklı bir kombinasyonla karşımızda. Soderbergh yönetiyor, Matt Damon bu sefer başrolde, Clooney ise yapımcı. Bu kara komedinin yönetmenin mizah anlayışını sevenler için kaçırılmaz olduğu açık.




Ay: Ay üzerinde çalışan yalnız bir maden işçisi, uzayda halüsinasyonlar, Kevin Spacey'nin ses verdiği bir yapay zeka robotu, başrolde Sam Rockwell, yönetmen koltuğunda David Bowie'nin oğlu. Festivaldeki açık ara en çok ilgimi çeken film oluyor zorlanmadan.


Kan Arzusu: Park Cahn-wook'un yönettiği ve gişede çok başarılı olmuş bu film Alacakaranlık gibi gerizekalı filmler dışında da vampir modasını takip etmek isteyenlere hitap edebilir. bir rahibin kaptığı virüs sonrasında değişen hayatı nadir iyi örnekler veren korku sineması severler için de tavsiyem.




Gel Porno Çevirelim: Bromance (erkeklerin çok yakın arkadaşlığı) fikrini abartan film, bir amatör porno yarışmasına katılan iki hetero erkeği anlatıyor. Sundance ödüllü bir Amerikan bağımsızı olması benim için daha önemli tabi.


Kapitalizm-Bir Aşk Hikayesi: Michael Moore'un yönetiyor olması en önemli sebep. Okları bu sefer bu yılki mali krizden dolayı bankacılık sektörüne dönmüş. Her yerde pek iyi eleştiriler almadığını da eklemek lazım. Tabi bu tip filmleri değerlendirirken kimin çıkarlarını kiminse sanatı düşündüğü belli olmuyor.


Londra Nehri: Film Londra patlamalarının bir araya getirdiği çok farklı bir kadın ve erkeğin öyküsünü anlatıyor. İnsanları sınıflara bölen kalıplar üzerine düşünmek için iyi bir fırsat.


Che: Soderbergh'in festivaldeki ikinci yapıtı yönetmenin kendi kararıyla ikiye bölünmüş ve bizde de öyle gösterilecek. Benicio Del Toro'nun efsane ismi canlandırdığı film hakkında pek bir şey söylemeye gerek yok aslında. Yükselişinden ölümüne kadar Che'yi izlemek isteyenler için.




Dönüşüm: Sophie Marceau ve Monica Belluci'yi bir araya getiren ve bizim medyanın ağzını sulandıran filmi hatırlıyor musunuz? Bu film, o film işte. Kitap yazan bir kadının psikolojik gerilimi ve yavaş yavaş takip ettiği bir kadına dönüşümü tipik bir "yazar travması" hikayesini andırıyor. Olmayabilir de.


Polytechnique: Bir sınıfı basıp 14 kadını öldüren bir gencin yarattığı dehşeti anlatan film 1989 tarihli gerçek olaylardan uyarlandı. Öyküyü iki gencin gözünden izliyoruz ama Fil'e benzemediğine emin gibiyim.




Ciddi Bir Adam: Coen'lerin bu son filmi heralde "nasılsa gösterime girdiğinde yeterince ilgi çekecek" denilerek pek bir sessiz sedasız geliyor festivale. Yönetmenlerin ismini söyledikten sonra tekrar tavsiye etmeye lüzum yok.


İntikam Peşinde: Konusunu isminden çözebileceğiniz filmi Johnnie To yönetti ve film Altın Palmiye için yarıştı.


Cennetin Kapısında: Milattan sonra 1000 yılında geçen bu Danimarka yapımının benzerine rastlamak şüphesiz, zor. Vikinglere meraklı olanlar gözden kaçırmamalı.




Cennet Batıda: "Go west" diyerekten rahatı bulmak için batıya doğru yolculuk eden Elias adlı bir kaçağın hikayesi bu. Avrupa boyunca ilerleyene bir yol hikayesi olarak da görmek mümkün. Umut verici.


Şark Oyunları: Bu filmi de daha önceden duymuştunuz. Cannes'da gösterilmesine rağmen yarışma bölümünde değildi ve oyuncuları arasında Hatice Aslan ve Saadet Işıl Aksoy bulunuyordu. Bu isimlere Kerem Atabeyoğlu da eşlik ediyor. Filmin öyküsü ırkçılık üzerine.


Cennette Beş Dakika: Liam Neeson'ın başrolünde oynadığı filmi Alman yönetmen Olivier Hirschbiegel yönetiyor. Bu ismi Deney ve Çöküş gibi filmlerden hatırlıyoruz. Film bir cinayet hikayesi üzerinden geçmişin hayaletleri ile yüzleşmeyi anlatıyor.


Altın Çağdan Öyküler: Tam bir "güleriz ağlanacak halimize" filmi olan yapıt Romanya'nın sözde altın çağını, Çavuşesku rejimini anlatıyor.




9: Toplamanın tek animasyon filminin birçok ama birçok çekici noktası var. Makine-insan savaşına bambaşka bir gözle bakan film dünyayı kurtarma görevini 9 bez bebeğe veriyor. FOX'un son derece başarılı sihirli dizisi Bez Bebek'ten uyarlanmayan film yönetmen Shane Acker'ın kendine ait Oscar adayı kısa filminden geliştirildi. Projede Tim Burton, Elijah Wood, John C. Reilly, Jennifer Connelly isimlerine rastlamak heyecan verici.


Benim için son derece bilgilendirici bir yazı oldu. Umarım sizin için de öyledir. Filmlerin gösterim saatleri ve mutluluk verici bilet fiyatları hakkında bilgi almak için festivalin resmi sitesini ziyaret etmeyi unutmayın.


Dip Not: Festival, içeriğindeki "cennet" isimli filmlerin bolluğu nedeniyle Cehennem'e karşı büyük bir yarış içerisinde olan Cennet Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan özel teşekkür ve maddi destek almış. Hadi yine iyisin İKSV.

Hiç yorum yok: