30 Eylül 2009 Çarşamba

Benim Olmayan Ama Benimmiş Gibi Bir Yazı - 2



Yılmaz Özdil'in Hürriyet'in üçüncü sayfasına taşınması (yükselmesi) iyi bir farklılık yaratır mı acaba? Dün yazdığı yazıyı alnıma dövme yaptırıp herkese okutmak isterdim. Üstüne alınması gereken o kadar çok kişi var ki insan düşününce karamsarlaşıyor, sinirleniyor.

Ben çok detaya girmeden şunu söyleyeyim ve pası yazıya atayım. Kötü şeyler size veya başkasına zarar veren şeylerdir. Günah bunlardır, aile yapımızı, ahlakımızı bozacak olan bunlardır. Siz senelerdir bastırıyorsunuz diye cinsellik, öpüşmek, sevişmek kötü bir şey değildir. Ömrünüzü boşa harcamayın.



Öpüşmeyin kardeşim... Aile var!

“Dinci” parti tarafından yönetilen ülkede, “sosyete”nin tanınmış siması ve “dinci partinin belediye başkan adayı” olan işkadını, “hâkim albay”a rüşvet verip, hava kuvvetleri arazisini araklamaya çalışmak iddiasıyla gözaltına alındı...

Ki, bazı gazetelerde “savcı” olduğu yazılan bu “hâkim albay”, silahlı kuvvetlerde görevli “beş memur” ve silahlı kuvvetlerde görevli olmayan “üç orospu”yla birlikte, “sanatçı” ve “futbolcu”lara “rüşvet”le “sahte” çürük raporu vermekten içeri alınmıştı... Gözaltına alınan “dinci parti belediye başkan adayı”nın, “dinci parti ilçe başkan yardımcısı”yla “ak”çeli işler konuşan oğlu da, telekulağa enselendi.

“Dinci” parti tarafından yönetilen ülkenin, “laikçi” partiye mensup ve aynı zamanda “avukat” olan “milletvekili”nin kardeşi ise, “cami yaptıran hayırsever” olarak tanınan “uyuşturucu baronu”nun sağ kolu olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı... Ki, Emniyet Genel Müdürü'nün sağ kolu olan “Emniyet Genel Müdür Yardımcısı” da, bu baronla kanka olduğu iddiasıyla tutuklandı... Emniyet Genel Müdür Yardımcısı'nın oğluyla kendi kızına ortak şirket kurduran bu baronun, ispiyonlanıp içeri atılana kadar, öbür baronları ispiyonlamak için Emniyet'in “muhbiri” olarak kullanıldığı ortaya çıktı... Son bir haftada “Polis Okulu Müdür Vekili”nin öğrencilerle “eşcinsel” ilişkiye girmesi ve eşcinsel “emniyet amiri”nin porno siidisinin çıkmasıyla art arda sarsılan Emniyet'in uyuşturucu “bilirkişisi” de, aslında bu baronun imalatçısı olduğu iddiasıyla içerde.

Ana, oğul.
Abi, kardeş.
Baba, oğul.
Baba, kız.
Müdür, öğrenci.
Asker, polis, hâkim, siyasetçi.
Sanatçı, futbolcu, bilirkişi.
Cami.

Ve, o ülkenin Aileden Sorumlu Bakanı diyor ki: “Dizilerde öpüşme sahneleri var, aile yapımızla bağdaşmıyor, kamu vicdanında sıkıntı yaratıyor, şifre konmalı bunlara...”

Hep Behlül'ün yüzünden yani.

Ha bire öpüyor Bihter'i.
Bozdu milleti.

Roger Avary 1 Yıl Hapiste


Pulp Fiction'ın Oscar ödüllü senaristi ve benim en sevdiğim film "The Rules of Attraction"ın yönetmeni Roger Avary Ocak 2008'de alkollü araç kullanarak sebep olduğu trafik kazası sebebiyle 1 yıl hapse mahkum edildi. Kazada bir kişi ölmüş ve yönetmenin kendi karısı ciddi biçimde yaralanmıştı.


Bu olayın kendisini çok derinden değiştirdiğini söyleyen Avary'nin gerekli dersi çıkarıp başarılı film projelerine dönmesini diliyorum. 

29 Eylül 2009 Salı

Kylie Amerika'da: For You, For Me Tour


Kylie 3 onyıllık kariyerinde ilk Amerikan turnesine çıkıyor. Jean-Paul Gaultier'in tasarladığı kostümler yayınlanınca turnenin bir yazıyı hak ettiğini farkettim. 9 konserlik seri, şarkı listesine de bakınca çok büyük ihtimalle son turnesi KYLIEX2008'in bir uyarlaması olacak. Homecoming şovundan hatırladığımız Burning Up/Vogue karışımı da mevcut. Your Disco Needs You ve Spinning Around'un yokluğu üzücü ama yıllardır Kylie'ye hakettiği kıymeti vermemiş bir ülkede düzenlenen, üstüne üstlük gitmemim mümkün olmadığı konserlere, bu olan şarkılar da fazlasıyla yeterli.

En önemli şey şu. Gençlik en çok Amerika'da kıymetli. Dolayısıyla Kylie'yi teyze gibi gösteren kısa saç kullanılmazsa çok memnun olacağım. Chiggy Wiggy klibinde gördüğümüz, bu kostüm eskizlerinin en şahanesi olan ikincisinde de görünen kabarık, Spinning Around saçı gayet uygun. William Baker'ın aklında bulunsun.

Setlist:

Light Years
Speakerphone
Come Into My World
In Your Eyes

Like A Drug
Boombox / Can't Get You Out Of My Head
Slow
2 Hearts

Red Blooded Woman
Wow

White Diamond
Confide In Me
I Believe In You

Burning Up / Vogue
The Loco-Motion
On A Night Like This
Kids
In My Arms

Love At First Sight
Better The Devil You Know

28 Eylül 2009 Pazartesi

Euro Airplay Top 100

Avrupa'nın 28 ülkesinde en çok çalınan şarkıları sıralayan listede bu hafta:




1) CELEBRATION - MADONNA

2) I GOTTA FEELING - BLACK EYED PEAS

3) WHEN LOVE TAKES OVER - DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND

4) SHE WOLF - SHAKIRA

5) BODIES - ROBBIE WILLIAMS

15) SWEET DREAMS - BEYONCE

16) HALO - BEYONCE

19) YOU DON'T KNOW - MILOW

21) MILLION DOLLAR BILL - WHITNEY HOUSTON

40) WE WEREN'T BORN TO FOLLOW - BON JOVI

63) HAVEN'T MET YOU YET - MICHAEL BUBLE

72) LİMON ÇİÇEKLERİ - MUSTAFA CECELİ

73) FOOT OF THE MOUNTAIN - A-HA

75) CHANGES - DIMA BILAN

84) LA FONTAINE - MURAT DALKILIÇ

99) NEW DIVIDE - LINKIN PARK

Türkiye Top 5


Yerli Liste


1) LİMON ÇİÇEKLERİ - MUSTAFA CECELİ

2) LA FONTAINE - MURAT DALKILIÇ

3) BENİ BENİMLE BIRAK - MANGA

4) BU BÖYLE - SERTAB ERENER

5) İKİ MELEK - BENGÜ


Avrupa Liste


1) SEXY CHICK - DAVID GUETTA EE. AKON

2) CELEBRATION - MADONNA

3) I GOTTA FEELING - BLACK EYED PEAS

4) WHEN LOVE TAKES OVER - DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND

5) BODIES - ROBBIE WILLIAMS


İngiltere Liste


1) BOYS AND GIRLS - PIXIE LOTT

2) BREAK YOUR HEART - TAIO CRUZ

3) BODIES - ROBBIE WILLIAMS

4) CELEBRATION - MADONNA

5) I GOTTA FEELING - BLACK EYED PEAS




Amerika Liste


1) YOU BELONG WITH ME - TAYLOR SWIFT

2) I GOTTA FEELING - BLACK EYED PEAS

3) USE SOMEBODY - KINGS OF LEON

4) DOWN - JAY SEAN EE. LIL WAYNE

5) OBSESSED - MARIAH CAREY


Liste hoş sürprizlerle dolu. Türkiye zirvesinde Mustafa Ceceli yerini korumuş hatta daha da sağlamlaştırmış. Avrupa Airplay listesini yayınladığımda göreceksiniz çoğu yerel 1 numaramızın başamadığı kadar yükseğe çıkmış, bu da Türkiye'de çok dinlendiği manasına geliyor. İki numarada yakında turneye çıkmaya hazırlanan Murat Dalkılıç'dan La Fontaine var. Duyduğum kadarıyla koreografiler hazırlanmaya başlamış bile. Başarılar dileyelim şimdiden.


Radyolarda çalmaya başladığından beri sitemiz tarafından büyük ilgi gören yeni Robbie Williams teklisi "Bodies" Avrupa genelinde 5 numaraya, İngiltere'de 3 numaraya kadar yükselmiş. 12 Ekim'de fiziksel satışa sunulduktan sonra zirve noktası belli olup resmileşir. Amerika'da ise VMA ödüllerinde Kanye'nin patavatsızlığının kurbanı olan Taylor Swift zirvede. Bütün listelerin ve muhtemelen Türkiye'nin bu aralar ulaşılmaz olan yabancı listesinin ortak şarkısı ise Black Eyed Peas'den son derece iç açıcı "I Gotta Feeling". Herkese iyi dinlemeler.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Filmekimi 2009!

Filmekimi başlıyor, içindeki filmler ve filmlerin içindeki ilgi çekici unsurlar şu şekilde:




Whatever Works: Woody Allen New York'a dönüyor. Kuantum mekaniği, ilişki meselelerine karışıyor. Resimlerde nargile gözüküyor. Başrolde Larry David, yan rollerde yeni neslin zirve isimlerinden Evan Rachel Wood ve The Tudors'dan Henry Cavill oynuyor.


Zamanın Tozu: Angelopoulos yönetiyor. İsmi çok güzel. "Film içinde film" numarası var. Severseniz, filmden sıkılacak olan yüzde doksan oranındaki izleyiciye karşı savunabilirsiniz.


Parlak Yıldız: Jane Campion yönetmen sandalyesine dönüyor. Başrolde, zamanında filmekimi'nde izlediğim Somersault'un kadrosundan Abbie Cornish ve "Koku"nun çok başarılı baş oyuncusu Ben Whishaw var. Film çok iyi eleştiriler aldı.


Aşkım: Stephen Frears'ın yönettiği, Michelle Pfeiffer'ın oynadığı filmin konusu neredeyse Eğreti Gelin'i andırıyor. Kadro çok güzel.




Beyaz Bant: Haneke yönetti, Altın Palmiye aldı, daha ne olacaktı? Ayrıca Almanya'nın Oscar aday adayı oldu ama Güneşi Gördüm'ün karşısında şahsen pek şans tanımıyorum. Şaka bir yana filme sırf özentiliğinden gelen ve 150 dakikalık siyah beyaz bir filmde sıkıntıdan bayılan insanları görmek için bile gidilir. Tabi filmi görmek için gitmek daha mantıklı. 


Hayata Çalım At: Ken Loach her zamanki meselelerini bu sefer futbol üzerinden anlatıyor.




İspiyoncu: Ocean's ekibi farklı bir kombinasyonla karşımızda. Soderbergh yönetiyor, Matt Damon bu sefer başrolde, Clooney ise yapımcı. Bu kara komedinin yönetmenin mizah anlayışını sevenler için kaçırılmaz olduğu açık.




Ay: Ay üzerinde çalışan yalnız bir maden işçisi, uzayda halüsinasyonlar, Kevin Spacey'nin ses verdiği bir yapay zeka robotu, başrolde Sam Rockwell, yönetmen koltuğunda David Bowie'nin oğlu. Festivaldeki açık ara en çok ilgimi çeken film oluyor zorlanmadan.


Kan Arzusu: Park Cahn-wook'un yönettiği ve gişede çok başarılı olmuş bu film Alacakaranlık gibi gerizekalı filmler dışında da vampir modasını takip etmek isteyenlere hitap edebilir. bir rahibin kaptığı virüs sonrasında değişen hayatı nadir iyi örnekler veren korku sineması severler için de tavsiyem.




Gel Porno Çevirelim: Bromance (erkeklerin çok yakın arkadaşlığı) fikrini abartan film, bir amatör porno yarışmasına katılan iki hetero erkeği anlatıyor. Sundance ödüllü bir Amerikan bağımsızı olması benim için daha önemli tabi.


Kapitalizm-Bir Aşk Hikayesi: Michael Moore'un yönetiyor olması en önemli sebep. Okları bu sefer bu yılki mali krizden dolayı bankacılık sektörüne dönmüş. Her yerde pek iyi eleştiriler almadığını da eklemek lazım. Tabi bu tip filmleri değerlendirirken kimin çıkarlarını kiminse sanatı düşündüğü belli olmuyor.


Londra Nehri: Film Londra patlamalarının bir araya getirdiği çok farklı bir kadın ve erkeğin öyküsünü anlatıyor. İnsanları sınıflara bölen kalıplar üzerine düşünmek için iyi bir fırsat.


Che: Soderbergh'in festivaldeki ikinci yapıtı yönetmenin kendi kararıyla ikiye bölünmüş ve bizde de öyle gösterilecek. Benicio Del Toro'nun efsane ismi canlandırdığı film hakkında pek bir şey söylemeye gerek yok aslında. Yükselişinden ölümüne kadar Che'yi izlemek isteyenler için.




Dönüşüm: Sophie Marceau ve Monica Belluci'yi bir araya getiren ve bizim medyanın ağzını sulandıran filmi hatırlıyor musunuz? Bu film, o film işte. Kitap yazan bir kadının psikolojik gerilimi ve yavaş yavaş takip ettiği bir kadına dönüşümü tipik bir "yazar travması" hikayesini andırıyor. Olmayabilir de.


Polytechnique: Bir sınıfı basıp 14 kadını öldüren bir gencin yarattığı dehşeti anlatan film 1989 tarihli gerçek olaylardan uyarlandı. Öyküyü iki gencin gözünden izliyoruz ama Fil'e benzemediğine emin gibiyim.




Ciddi Bir Adam: Coen'lerin bu son filmi heralde "nasılsa gösterime girdiğinde yeterince ilgi çekecek" denilerek pek bir sessiz sedasız geliyor festivale. Yönetmenlerin ismini söyledikten sonra tekrar tavsiye etmeye lüzum yok.


İntikam Peşinde: Konusunu isminden çözebileceğiniz filmi Johnnie To yönetti ve film Altın Palmiye için yarıştı.


Cennetin Kapısında: Milattan sonra 1000 yılında geçen bu Danimarka yapımının benzerine rastlamak şüphesiz, zor. Vikinglere meraklı olanlar gözden kaçırmamalı.




Cennet Batıda: "Go west" diyerekten rahatı bulmak için batıya doğru yolculuk eden Elias adlı bir kaçağın hikayesi bu. Avrupa boyunca ilerleyene bir yol hikayesi olarak da görmek mümkün. Umut verici.


Şark Oyunları: Bu filmi de daha önceden duymuştunuz. Cannes'da gösterilmesine rağmen yarışma bölümünde değildi ve oyuncuları arasında Hatice Aslan ve Saadet Işıl Aksoy bulunuyordu. Bu isimlere Kerem Atabeyoğlu da eşlik ediyor. Filmin öyküsü ırkçılık üzerine.


Cennette Beş Dakika: Liam Neeson'ın başrolünde oynadığı filmi Alman yönetmen Olivier Hirschbiegel yönetiyor. Bu ismi Deney ve Çöküş gibi filmlerden hatırlıyoruz. Film bir cinayet hikayesi üzerinden geçmişin hayaletleri ile yüzleşmeyi anlatıyor.


Altın Çağdan Öyküler: Tam bir "güleriz ağlanacak halimize" filmi olan yapıt Romanya'nın sözde altın çağını, Çavuşesku rejimini anlatıyor.




9: Toplamanın tek animasyon filminin birçok ama birçok çekici noktası var. Makine-insan savaşına bambaşka bir gözle bakan film dünyayı kurtarma görevini 9 bez bebeğe veriyor. FOX'un son derece başarılı sihirli dizisi Bez Bebek'ten uyarlanmayan film yönetmen Shane Acker'ın kendine ait Oscar adayı kısa filminden geliştirildi. Projede Tim Burton, Elijah Wood, John C. Reilly, Jennifer Connelly isimlerine rastlamak heyecan verici.


Benim için son derece bilgilendirici bir yazı oldu. Umarım sizin için de öyledir. Filmlerin gösterim saatleri ve mutluluk verici bilet fiyatları hakkında bilgi almak için festivalin resmi sitesini ziyaret etmeyi unutmayın.


Dip Not: Festival, içeriğindeki "cennet" isimli filmlerin bolluğu nedeniyle Cehennem'e karşı büyük bir yarış içerisinde olan Cennet Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan özel teşekkür ve maddi destek almış. Hadi yine iyisin İKSV.

25 Eylül 2009 Cuma

46. Altın Protokol Film Festivali



Kabul edilemez diye nitelemek tam yerinde olacak. 46. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali hergün daha kötü sürprizler sunuyor bize. Önce birkaç senedir devam eden ve festival süresince bir çok yabancı sinema insanının ülkemize konuk gelmesini sağlayan Avrasya Film Festivali sonlandırıldı. Yabancı filmlerin ilk gösterimleri yine yapılacak ama uluslararası bir markete dönüşme ihtimali olan bir organizasyon sona ermiş oldu. Bunu iktidar partisinin şehrin yerel seçimlerindeki hezimetine bağlayanlar haksız değil sanırım. Şehire küsüp onyıllardır süre gelen bir festivale desteğini kısmak, bu şekilde kimi ve neyi bilmiyorum ama bir cezalandırmaya gitmek saçma diyecek kadar değerli bile değil benim gözümde.


Bugünkü habere gelelim. Festivalin ulusal uzun metraj film yarşması jürisi de belli olmuş. Hani "git kendini at bir yerlerden" dedirten bir toplama. Önce yorum yapmadan isimleri sıralayayım. Başkan, yönetmen Erden Kıral. Gerisi, Mustafa Altıoklar, İzzet Günay, Mustafa Ziya Ülkenciler, Nurgül Yeşilçay, Ömür Gedik, Sırrı Süreyya Önder, Yavuz Bingöl ve Zeynep Oral. Tamam, başkan Erden Kıral yakın zamanda "Vicdan" gibi bir başyapıtı yapıp sundu bizlere, başkan olması gerekmezdi ama jüride bulunuşunu sorgulamaya gerek yok. Geri kalan isimler ne olacak?


Örneğin Ömür Gedik ne yazacak? "Brad Pitt'in yakışıklı gözükmediği bir filme alışamadım" yazmıştı Soysuzlar Çetesi için. "Nejat İşler'i ne hale sokmuşlar, katlanamadım" mı diyecek? Filmde jön var mı yok mu diye mi bakacak? Her filme en az üç yıldız mı verecek? Filmin temposu düşük diye puanını mı kıracak? Sonsuza kadar sorabilirim yani. Güneşi Gördüm yarışmada olsa mesela ona mı verecekti oyunu? Çınar gibi festival öyle bir filmi mi ödüllendirecekti?


Bu arada Güneşi Gördüm, Oscar aday adayımız olmuş. Bu insanlar nasıl izliyorlar bu filmleri anlamıyorum! "Antalya'da yerel seçimi kaybettik, festivale desteği kesin, sürünsün köpekler... Ama dünyanın en büyük ödül törenine ülkemizi, devletimizi (hadi onları önemsemesek de hükümetimizi) itin ***üne sokan bir filmi temsil etmesi için yollayalım."

Konuya döneyim. Mustafa Altıoklar, Banyo'yu yazmış yönetmiş bir insan. Eleştirmenlerle arasındaki husumet yıllardır bitmek bilmedi. Eleştirmenlerin kalesi diyebileceğim festivallerde adamı karar mercii yapmak doğru mu? Yavuz Bingöl'ün Üç Maymun'da çıkardığı işi tebrik ettik. Ancak oyuncuların jüri olması yeterince vitrin işiyken bir de sadece tek filmi ciddiye alınabilecek birini seçmek nedir? Nurgül Yeşilçay zaten o grubun yıldızı olsun diye girmedi mi? Sadece bakmalık kaç tane jüri üyesi lazım?


Bu isimler kalan şahane sinema insanlarını destekliyor olsa yine laf etmezdim. Tamam Mustafa Ziya Ülkenciler kendi kulvarında (sanat yönetmenliği) efsane bir isim. Ama son dönemde yaptığı işler Ulak ve Avrupa Yakası için iyi demek mümkün mü? Veya İzzet Günay'ın festivalin parlak Yeşilçam yıllarını hatırlatmaktan fazla bir görev yapması gerekli miydi? 




Küçük bir not. Buradaki isimlerin hepsine saygı duyduğumu ve can çekişen bir endüstride var oldukları için gurur duymaları gerektiğini belirteyim. Ancak insanların olmaları ve olmamaları gereken yerler vardır, bunu da göz ardı edemeyiz. Hele de söz konusu yarım asırlık bir festivalin prestijiyse.


İşin daha absürd tarafı bu jüride bulunmayı hak edecek bir çok ismin kısa film jürisinde bulunmaları. Yani gerekli insanlar ulaşılamaz ya da yok değiller. Sadece popüler isimlerin altında kalmışlar. Kısa film jürisinde Sonbahar filmiyle insanları mesteden Özcan Alper, kısa film dünyasının tanınmış ismi Hilmi Etikan, eleştirmenlerin ŞAHI Mehmet Açar, Aslı Selçuk ve uzun metraj jürisindeki oyuncuların aksine tercihlerine her zaman güvenebileceğiniz Tülin Özen var. 


İşin özü her sene tavır değiştirmekten zaten yeterince kırılgan olan bir festival bu seneyi zararsız atlatırsa iyidir. Seçilen filmleri tartışmayı seviyoruz ve bu güzel de bir şey ancak seçecek insanları tartışmaya ve elde hiçbir şey bulmaya gelince iş vahim bir hal alıyor.




Festivalde yarışacak ilgi çekici filmlerden biri. Zeki Demirkubuz'dan "Kıskanmak" ilerde ayrı bir yazı konusu olacak.

24 Eylül 2009 Perşembe

Soner Sarıkabadayı - Buz


Soner Sarıkabadayı ismini son aylarda sıkça duymaya başladık diyeyim de bu klişe cümleyle giriş yapma sıkıntısını atlatmış olalım. Kendi imzasını belli eden (bardağın dolu yarısı) ya da birbirine fazlasıyla benzeyen bir sürü hit yazan müzisyenin yorumculuğa olan merakını da biliyorduk. Daha önce bir albüm çıkarmış, bir de Murat Boz'un son albümünde konuk yorumculuk yapmıştı. İlk çalışması ses getirmese de şimdi isminin dillere pelesenk olmasıyla bir kez daha deniyor şansını Sarıkabadayı. Soyadı engel olmazsa başka da engel olacak bir şey yok gibi.


Yeni parçası "Buz" tekli olarak piyasaya sürüldü ve "korsana karşı yaptık" diye konuşsalar da üstüne resim basılmış bir zarfta bulunan tek şarkılık bir disk için makul fiyat olan 1 liradan satılıyor. Zaten 5 liranın üstündeki bir fiyat tekliler için fazladır. Gelgelelim "satışlardan dolayı albüm değil single çıkartacağım" diyenler 10'da 1'i içeriği albüm fiyatına satmaya çalışıyorlar, o da bir gerçek. DMC teklilerin ticari boyutunu kavramış olsa gerek; bir de bunların, albümlerin yan ürünleri olduklarını fark ederlerse mutlu olacağım.


Buz, tam bir albümün çıkış parçası olacak mı bilemiyorum ama günümüz piyasasında ortalığı kasıp kavurabilecek bir slow. Hem "Bu Böyle"deki dile dolanma potansiyeli var, hem oldukça hüzünlü, hem de Soner nağme yapmaktan hiç kaçınmamış. Yorumu için söylenebilecek en doğru şey "meraklısına". Kötü değil, yanlış değil, kendi şarkısına en yakışan en içten şekilde söylemiştir eminim. Benim zevkime göre fazla ağdalı olması pek mühim değil.




Şarkının en sevdiğim tarafı son 20-30 saniyesi oldu. Enstrümanın iyice kısıldığı, çoğunlukla Soner ve vokallerin iyi harmanlanmış seslerini duyduğumuz bu final şarkıya benim gözümde puan kazandırdı. Bestenin, dediğim gibi, kalıcılığından çok kendi döneminde sevileceğine kefil olabilirim. Sözler ise bu yazarın bence pek yüksek olmayan standartlarında geziyor. Ben, defalardır yazdığım üzere, şarkının bir cümlesinin vurucu olmasıyla yetinemiyorum. Tıpkı içinde tek bir hit parça olup sektöre ölümcül darbeler vuran albümler gibi, çoğu cümlesi "doldurma" olan bu tip şarkıların da faydalı olmayacağından eminim. 


Sonuç olarak yorumu kendine has, besteleri sağlam olan Sarıkabadayı'nın bu çalışmasıyla da benim gördüğüm söz yazımına biraz daha mesai harcarsa çok büyük bir isim olabileceği. Tabi bunu sözlerin kendisine ait olduğunu varsayarak söylüyorum. Zira plak şirketi, sanatçısının şarkı yazarı olarak çok fazla tanındığından emin olsa gerek ki kartonetin hiçbir yerine söz, müziğin kime ait olduğu yazılmamış. Bir kendine güven gösterisi olarak görmek lazım heralde.


Şarkıyı dinlemek için sanatçının resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz.



21 Eylül 2009 Pazartesi

2009 Emmy Kazananları

Emmy ödülleri dağıtıldı. Ortada büyük bir sürpriz yok ama dikkat çekici kategoriler şu şekilde sonuçlandı:

En İyi Drama Dizisi: Mad Men

En İyi Komedi Dizisi: 30 Rock



En İyi Drama Dizisi Aktrisi: Glenn Close (Damages)

En İyi Drama Dizisi Aktörü: Bryan Cranston (Breaking Bad)

En İyi Komedi Dizisi Aktrisi: Toni Collette (United States of Tara)

En İyi Komedi Dizisi Aktörü: Alec Baldwin (30 Rock)



En İyi Drama Dizisi Yardımcı Aktrisi: Cherry Jones (24)

En İyi Drama Dizisi Yardımcı Aktörü: Michael Emerson (Lost)

En İyi Komedi Dizisi Yardımcı Aktrisi: Kristin Chenoweth (Pushing Daisies)

En İyi Komedi Dizisi Yardımcı Aktörü: Jon Cryer (Two And A Half Men)

En İyi Eğlence Programı: The Daily Show With Jon Stewart

En İyi Reality Yarışması: The Amazing Race

En İyi Reality Show: Intervention

Euro Airplay Top 100

Avrupa'nın 28 ülkesinde en çok çalınan şarkıları sıralayan listede bu hafta:



1) I GOTTA FEELING – BLACK EYED PEAS
2) CELEBRATION – MADONNA
6) AYO TECHNOLOGY – MILOW
7) PAPARAZZI – LADY GAGA
17) BODIES – ROBBIE WILLIAMS
34) IS IT TRUE? – YOHANNA
44) MILLION DOLLAR BILL – WHITNEY HOUSTON
67) STRAIGHT THROUGH MY HEART – BACKSTREET BOYS
68) YOU DON’T KNOW – MILOW
80) LİMON ÇİÇEKLERİ – MUSTAFA CECELİ
81) DEFEATED – ANASTACIA
87) WE ARE THE PEOPLE – EMPIRE OF THE SUN
94) BENİ BENİMLE BIRAK – MANGA

Türkiye Top 5



Yerli Liste

1) LİMON ÇİÇEKLERİ – MUSTAFA CECELİ
2) BENİ BENİMLE BIRAK – MANGA
3) LA FONTAINE – MURAT DALKILIÇ
4) BU BÖYLE – SERTAB ERENER
5) YAK GEL – FUNDA ARAR

İngiltere Listesi

1) BOYS AND GIRLS – PIXIE LOTT
2) CELEBRATION – MADONNA
3) SEXY CHICK – DAVID GUETTA EE. AKON
4) REMEDY – LITTLE BOOTS
5) MILLION DOLLAR BILL – WHITNEY HOUSTON

Avrupa Listesi

1) CELEBRATION – MADONNA
2) I GOTTA FEELING – BLACK EYED PEAS
3) WHEN LOVE TAKES OVER – DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND
4) SEXY CHICK – DAVID GUETTA EE. AKON
5) WE ARE GOLDEN – MIKA

Amerika Listesi

1) I GOTTA FEELING – BLACK EYED PEAS
2) YOU BELONG WITH ME – TAYLOR SWIFT
3) USE SOMEBODY – KINGS OF LEON
4) DOWN – JAY SEAN EE. LIL WAYNE
5) OBSESSED – MARIAH CAREY

17 Eylül 2009 Perşembe

Revolver - Madonna



Madonna'nın üçüncü en iyi şarkılar toplamasının ikinci yeni şarkısı "Revolver" huzurlarımızda. Lil Wayne'in kraliçeye eşlik ettiği şarkı için söyleyebileceklerim şunlar:

- Sözleri yıllardır söylediği en eğlenceli ve orijinal sözlerden.

- "Devil Wouldn't Recognize You" gibi dans edilebilen, orta tempo bir şarkı.

- Yine "Devil" gibi hit olmadan önce bıktırması muhtemel bir parça.

- Celebration'ın klip çekilen versiyonunu evire çevire döver.

- Eski kocası Guy Ritchie'nin son dönem filmlerinden "Revolver"a gönderme yapıyor olabilir. "Pardon, sanırım seni vurdum" diye başlıyor zira.

Sözlerini o kadar övdük, okumak veya şarkıyı dinlemek isterseniz buradan buyurun.

Türkçesini
merak ediyorsanız en sevdiğim yerlerini çevireyim. Bunlar da Madonna'dan Revolver'in Türkçe sözleri. Google'dan kaçmasın diye belirteyim dedim :)

Pardon sanırım seni vurdum
Parmağım tetikte
İsmin merminin üstünde
Klik klik
Ben bir seks tabancasıyım (sex pistol)
Aşkım yasadışı olmalı
Asıl mesele bebeğim
Sahtesi değilim

Hepsini sırala
Hepsini devir
Bakışlarım öldürebilir
Vücudum atışa hazır
Daha da cephanem var

Hepsini sırala
Hepsini devir
Bakışlarım öldürebilir
Sen cinayete suç ortağısın

Aşkım bir revolver
Seksim ölümcül
Mutlu ölmek ister misin?
Mutlu ölmek ister misin?

Karamsarlık Gelir Geçer

Bugünün haberlerine bakarken garip bir hüzün doldu içime. İşin aslı zaten meyilliydim, aylar sonra kısa süreliğine de olsa Trabzon'a geldim, epey zaman sonra haftasonu olmayan bir gün evde oturuyorum, Running With Scissors'ı tekrar izledim falan, ki finali hep hüzünlendirir beni. Bir de zaman karmaşası içindeyim, bu yaz memleketime gelemediğim için sanki 2008 yazı yeni bitmiş, sonbaharındaymışız gibi geliyor bana. Saçma ama gerçekten öyle. Zaten bu aralar zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.

Bugün önemli birşey oldu, yaklaşık 200 gündür aranan bir kaçak yakalandı: Cem Garipoğlu. Bu tip haberlere bu sitede pek bulaşmıyorum ama bütün resimler, videolar, haberler öyle yoğun ki içimde tutamadım. Bir kere suçun kendisi kahredici derecede acıklı. Ölüm, her şekilde ölüm, hayatın gerçeği ama güvendiğin, sevdiğin biri tarafından katledilmek, başının kesilmesi, belki bu dünyadan geçip gitmiş olana bir şey ifade etmez ama kalanları büyük bir umutsuzluğa sürüklüyor.

İkinci mesele kızın babasının düştüğü haller ve halktan gelen tepkiler. Bir kere "o da kızına göz kulak olsaydı" demek adama gidip bir bıçak saplamaktan farksız. Anormal olanın cinayet işlemek değil de kızına özgür bir insan gibi davranmak olduğunu savunmaktır bu. Böyle söyleyenlerin düşünmeden söylediğini umuyorum. Sonra adamın psikolojisinin günbegün gözlerimizin önünde bozulması, halkın da destek olacağına adama çatmaya başlaması başka bir acıklı durumdu. Ellerinden alınmış kızı için adalet namına hiçbir şey yapamayan ve yapılanların da engellendiğinden şüphe duyan bir baba, delirebilir. En doğal hakkıdır. Ona rağmen adamcağız hasta çocuklara para bağışlamaktan bahsederken millet katilden çok Süreyya Karabulut'a takmıştı kafayı. Yalnızlığın, izole edilmenin en kötüsü kamuoyunun sebep olduğudur bence. Belki Cem'in yakalanmasıyla ruhsal durumu düzelmeye başlar.

Münevver artık aramızda olmadığı için bu hikayede geriye bir oyuncu kalıyor: Cem. Bıçak sırtı bir konudan bahsedeceğim ama yanlış anlaşılmasın, bu akılsıza, vicdansıza, bencile en ufak ölçü birimiyle ifade edilebilecek kadar bile sempati duymuyorum. Yaptığı şey belki bir soykırımdan sonra gelen en korkunç suçlardan biri ve kabul edelim ölen kişi sayısı 1 ise hayal edilebilecek en aşağılık şeylerden birini yaptı. Yalnız resmin tümüne bakarsak, belki kafası kesilmedi ama hayatı kaydı. Öyle ya da böyle yaşayarak ölmeye mahkum. Buna karşı değilim, olması gereken budur. Ancak bugün ve takip eden günler boyunca bu çocuğu gördükçe, hayatlarımızın elimizden kaymasının aslında ne kadar kısa süreli olaylara baktığını hatırlayacağım. Bilincimizi bir türlü geliştiremediğimiz, bencillikten, maddecilikten sıyrılamadığımız için "ben bir yana dünya bir yana" şeklinde yaşıyoruz. Bir anlığına kendimizi kaybetmeye o kadar açığız, o kadar müsaitiz ki yarın saçı sakalı birbirine girmiş, polise titreyerek ifade verenin kim olacağını asla tahmin bile edemeyiz. Dünya anlık suçların kurbanlarıyla, bu suçları işleyen ve işlenmiş oluşunun kurbanı olanlarla dolu. Her gün kendimizi gerçek bir kabusun içinde bulmamız olası.

Bu sebepten dolayı Cem'in hikayesine farklı bakmamız lazım artık. Çok şükür yakalandı, suçunu kabul etti ve cezasını çekecek. O anlardaki fotoğrafları 200 gün boyunca kaçabilenin bile ne halde olduğunu ortaya koyuyor. Her şeyin ötesinde genç bir çocuktu ve ömrünün en güzel yıllarını kaybetti artık. Bu söylediklerim de umarım orada ona linç girişiminde bulunanların bir tanesinin de olsa kulağına gider. Yapmamız gereken ders almak, sakinleşmektir. Kızgınlığının kurbanı olmuş bir sürüngen önünüzden geçip giderken kızgınlığınıza hakim olamıyorsunuz. Sıradaki siz olabilirsiniz, inanın bana.

Tüm bunların üstüne olayların olduğu yerde bir apartmandan pankart açılıyor: "3 Milyon Euro'ya satılık kız. Müracaat: Süreyya Karabulut". Ey beyinsiz. Bu yaptığından kim nasıl faydalandı? Bir de sen ifade ver.

Günün canımı sıkan bir başka olayı: Dadı ve Hatırla Sevgili gibi dizilerde oynamış 16 yaşındaki bir oyuncu adayı kız babası bir partiye gitmesine izin vermediği için intihara kalkışmış. Neyse ki başarılı olamamış ama girişim ciddi. 20 ilaç yutana kadar aklı başına gelmeyen kızın midesi yıkanmış. Yine anlık bir akılsızlık fakat bu sefer önüne geçilebilmiş. Onun da hayatı kararabilir veya yok olabilirdi. Gençlik olarak bu çizgiye kadar nasıl gelebildik bilmiyorum. Sakinliğimizi kim aldı, uçurumun kenarında oynamaya başlayana kadar neden kimse gözümüzü açmadı diye soruyorum kendime. Türk gençliğine özel olarak söylemiyorum bunu, konu dünya gençliği. Ömür billah meyvesini yiyebileceğin ve başka insanlara da faydalı olabileceğin bir hayat kurmak varken bu küçük şeyleri kim bizim hayatımızda bu kadar önemli yaptı acaba? Tüketmekten ve tüketemeyince delirmekten ibaret olduk. Bu aptallıktır, zekasızlıktır benim için.

Bir de kayıp var. Gemiler şarkısıyla tanıdığımız ve bu şarkıya Türk tarihindeki en ilgiye değer videolardan birini çeken Orhan Atasoy 62 yaşında ABD'de hayata gözlerini yumdu. Kıymeti şimdi bilinebilir, bundan sonra da bilinmeyebilir, hiç belli olmaz. Hayatlarımıza bir güzellik katmış bu adama ebediyete göçmüşken veda etmem gerektiğini düşündüm. Allah mekanını cennet eylesin.

Kötü haberler bunlardan ibaret değil elbette ama bu kadarı da yeter. Böyle karamsar anlar gelip gidiyor, gelmeleri de güzel (yoksa bazı şeyleri hiç konuşmuyoruz), gitmeleri de güzel (mutluluğun değeri anlaşılıyor). Bu uzun ve spontane yazının ana fikri kızgınlığa ve ufak şeylere ne kadar takılı kaldığımızdı. Ben sabır denen şeye şans vermeye başladığımdan beri çok faydasını gördüm. Aklınızda bulunsun, en kızgınlık verici şeyin bile size verdiğinden daha çok kendisine zararı vardır.

Sakin günler diliyorum.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Türkiye Box Office 11.09.2009 - 13.09.2009



Bayram haftası diye o kadar fazla film vizyona giriyor ki sadece isimlerini bile yazsam başlı başına yazı olur:

Sizi Seviyorum: Film hakkında tek bildiğimiz Emre Altuğ ve 10 tane kadın olduğu. Ve Emre Altuğ gerçek hayatta mükemmel bir sevgili olduğu için filmde öpüşmediği haberleri. Bizim kitle iletişim araçları bu kadar maalesef. Onlara inansak filmi Emre yazdı, yönetti, yapımcılığını hatta müziklerini bizzat yaptı zannedeceğiz. Türkiye’de romantik “komedi” gelişmiş bir tür değil. Bunu önceki senenin “Aşk Tutulması” filminden öğrendik. Bir gün gelişecek ama bu film o yolun başındaki sıradan bir yapıta benziyor sadece.

Son Vampir: Filmi duyunca bir an izlediğim yabancı dizilerden birinin karakterine dönüşüp “what the fuck?” dedim. “Blood: The Last Vampire”ın filmi çekilmiş de gösterime giriyormuş meğersem! Hiç haberim olmamış. Yalnız dağıtımcısına selam söylerim, yanlış bayramda vizyona sokuyor filmini. Filmin ismi “kan”, afişinde kılıçlı karakterimiz… Kurban bayramı ne güne duruyor?

Veba: Bir çok çekici öyküye konu olmuştur ölümcül hastalıklar. Liseden bir arkadaşım bizim yatılı okulumuzda geçen bir öykü yazmıştı hatta, sırf o hikayenin güzel hatırası için bile filme ilgim arttı. Başrollerde Star Trek’ten Chris Pine, Oz’dan Christopher Meloni ve Coyote Ugly’den Piper Perabo var. Filmi Pastor kardeşler yönetiyor.

Çıngıraklı Top: Bir kendini yeniden keşfetme öyküsü olan yerli film İlyas Salman’ın da dahil olduğu oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor.

Sonsuz: Haftanın üçüncü yerli filmini Ali’nin, Dilber’İn ve Zeynep’in sekizer günlerini anlatan Cemal Şan yönetiyor. İşin içinde hayata tutunmaya çalışan kanser hastaları ve kendini oynayan Süleyman Turan var. İsmail Hacıoğlu ve geçirdiği tek kaşını havada tutma ameliyatından sonra filmleri birbirinden ayırt edilemeyen Şevket Çoruh da kadroda.

G-Force: Ajan fareler. Animasyon. Üç boyut. Jerry Bruckheimer. (Bir filmin görsel boyutu “3D”, senaryonun boyutundan daha derin olunca yapımcılar kendini nasıl hissediyordur acaba?)

Göçenler Göçürenler: Bir “yabancı film isimlerini Türkçe’ye çevirme” klasiği daha. Bu dram-komedi kırması animasyon Rusya’dan Amerika’ya göçen birkaç elemanı anlatıyor.

Öldüren Kelimeler: İyi film çıkarması en zor türlerden biri olan zombi filmlerine bir örnek. Bu Kanada yapımı bir sürü övgü topladı ama konu zombiler olunca buna güvenmek zor.

Kanımdaki Barut: Pusat dizisinden sonra rolü için kendini geliştirme olayını abartan, başka oyuncuları gerçek hayatta ringe çağırmaya başlayan Haluk Piyes’in yazıp yönettiği bıçkın delikanlı filmine biraz temkinli yaklaşmakta fayda var. Zira bu film için Adrien Brody ile çalışma teklifini reddettiğini söylediğine göre bir “kendini fazla ciddiye alma” vakasıyla karşı karşıya olabiliriz. Film iyi değilse Piyes’in eleştirmenlere ve sanat filmlerine laf atması için maksimum üç hafta bekleriz.

Sarı Saten: Avrupa’da çekilen ilk bağımsız Türk filmiymiş. Konu itibarıyle Türk izleyicisine uygun aslında. Gelgelelim reklam, tanıtım yapmadıkları gibi 1000 tane filmin gösterildiği bir hafta vizyona sokuyorlar. Hiçbir yerli filmin gişede göçmesini istemem sonuç olarak ama sonuç şimdiden belli gibi.

Şeytanın Oteli 2: Birincisini hatırlayanlar için Norveç’ten geliyor.

Bu bereketli haftada iyi seyirler.

Aynadaki Yüzünün Karşılığı Benim





Daha fazla dayanamadım! Slash Film yazarı Peter Sciretta'nın avatarına her bakınca aklıma Demet Sağıroğlu geliyor. Sizin de gelsin.

15 Eylül 2009 Salı

Euro Airplay Top 100

Avrupa'nın 28 ülkesinde en çok çalınan şarkıları sıralayan listede bu hafta:



1) WHEN LOVE TAKES OVER – DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND
2) I GOTTA FEELING – BLACK EYED PEAS
3) CELEBRATION – MADONNA
4) AYO TECHNOLOGY – MILOW
7) SHE WOLF – SHAKIRA
11) SWEET DREAMS – BEYONCE
21) YOU DON’T KNOW – MILOW
39) IS IT TRUE? – YOHANNA
43) FOOT OF THE MOUNTAIN – A-HA
49) GET SEXY – SUGABABES
85) LİMON ÇİÇEKLERİ – MUSTAFA CECELİ
89) WE ARE THE PEOPLE – EMPIRE OF THE SUN
97) LA FONTAINE – MURAT DALKILIÇ

14 Eylül 2009 Pazartesi

Türkiye Top 5



Yerli Liste

1) LİMON ÇİÇEKLERİ - MUSTAFA CECELİ
2) LA FONTAINE - MURAT DALKILIÇ
3) BU BÖYLE - SERTAB ERENER
4) BENİ BENİMLE BIRAK - MANGA
5) İKİ MELEK - BENGÜ

Billboard Türkiye'nin internet sitesi çalışmadığı için ülkemizin Top 20 listelerine ulaşamıyoruz. Türkiye'de listeler, ödüller, festivaller, satış bilgileri konusunda hiçbir şeyin kesinliği, yarına kalacağı garantisi olmadığı için normal karşıladım. Birkaç hafta ilk 5'in analizi ile idare edeceksiniz, sonra yazarınız sizin için bir çaresine bakacak inşallah.

Mustafa Ceceli zirvede ikinci haftasını geçiriyor. Geçen hafta yaptığı çıkış gerçekten sağlam ve beklenmedikti. İkinci sırada tek bir günü bile duymadan geçiremeyeceğiniz Murat Dalkılıç şarkısı La Fontaine var. Manga da kaliteli parçasıyla ilk 5'e yakışmış. Herkese iyi dinlemeler.

Bir Sezonun Sonu, Yeni Bir Sezonun Başlangıcı



İşte bir sezon daha sona erdi. Geçtiğimiz 10 Eylül'de belirttiğim üzere, lise 1'den beri tutmaya devam ettiğim sinema günlüklerim bir sezonu 10 Eylül'de kapatır, her yeni sezonu da 10 Eylül'de açar. Seneler boyu defterlere yazdığım, yüzlerce sayfa dolduran film eleştirilerim ise yaklaşık iki senedir bu blogda beğeninize sunuluyor. Şimdi sezonum kapanmışken bu sene boyunca izlediğim filmlerin listesini sıfırlayacağım.

Bu sene boyunca devam eden yoğunluk ve bu kadar yoğunluğa hiç alışık olmayışım izlediğim film sayısını maalesef biraz düşürdü (bu seneki skor 130). Ancak sayılara rağmen sinemaya duyduğum büyük aşk hiçbir zaman azalmaz, her gün daha da çoğalır. Sezon boyu benimle beraber film izlemiş, sinemanın keyfini benimle beraber yaşamış herkese çok teşekkür ederim. Bütün seneye yayılan ve aylar boyu yaşadığım güzellikleri bana hatırlatan böyle bir tutkum olduğu için de çok şanslı hissediyorum kendimi.

Yeni sezonda daha fazla film ve daha fazla film eleştirisiyle görüşmek üzere. İşte sondan başa doğru 10 Eylül 2008-2009 tarihleri arasında izlediğim filmler:


Inglourious Basterds (2009)
Tropic Thunder (2008)
Watchmen (2009)
The Simpsons Movie (2007)
My Sister's Keeper (2009)
Saving Sarah Cain (2007)
Bedtime Stories (2008)
My Best Friend's Girl (2008)
I Heart Huckabees (2004)
Running With Scissors (2006)
The Strangers (2008)
Doubt (2008)
London (2005)
Colour Me Kubrick (2005)
Man On Wire (2008)
Elementarteilchen (2006)
Bride Wars (2009)
Slumdog Millionaire (2008)
Suburbia (1996)
Iron Man (2008)
Poltergeist (1982)
Ice Age: Dawn of the Dinosaurs (2009)
The Interview (2007)
Gake no ue no Ponyo (2008)
Sex And The City (2008)
The Hangover (2009)
The House Bunny (2008)
Kramer vs. Kramer (1979)
Franklyn (2008)
Ghosts of Girlfriends Past (2009)
Get Well Soon (2001)
Dead Ringers (1988)
The Proposal (2009)
Üçüncü Sayfa (1998)
Paranoid Park (2007)
Don Juan De Marco (1994)
Angels & Demons (2009)
Nord (2009)
Eastern Promises (2007)
I Love You, Man (2009)
Fade To Black (2006)
Sex Is Comedy (2002)
Je m'appelle Elisabeth (2006)
August Rush (2007)
Big Nothing (2006)
Gen (2006)
Easy Virtue (2008)
November (2007)
In Bed With Madonna (1991)
Milk (2008)
Vicky Christina Barcelona (2008)
Crank: High Voltage (2009)
Star Trek (2009)
Before The Devil Knows You're Dead (2007)
Aşk Tutulması (2008)
Ricky (2009)
Sebastiane (1976)
Rumba (2008)
Treeless Mountain (2008)
Le plaisir de chanter (2008)
A Film With Me In It (2008)
Marley & Me (2008)
Hayat Var (2008)
Duplicity (2009)
Güneşi Gördüm (2009)
Recep İvedik 2 (2009)
Confessions of a Shopaholic (2009)
Nick and Norah's Infinite Playlist (2008)
The Curious Case of Benjamin Button (2008)
The Living End: Remixed and Remastered (2008)
Mannen som elsket Yngve (2008)
Berlin Calling (2008)
The Burning Plain (2008)
Innocence (2004)
The Darjeeling Limited (2007)
Hotel Chevalier (2007) (Kısa)
Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus (2006)
Güz Sancısı (2008)
DOA: Dead or Alive (2006)
Swept Away (2002)
Entre Les Murs (2008)
Kit Kittredge: An American Girl (2008)
Ashik Kerib (1988)
Süt (2008)
The Rules of Attraction (2002)
Noise (2007)
Australia (2008)
The Holiday (2006)
Bolt (2008)
Young People Fucking (2007)
4 luni, 3 saptamâni si 2 zile (2007)
Sonbahar (2007)
You Don't Mess With The Zohan (2008)
Definitely, Maybe (2008)
Burn After Reading (2008)
The Day The Earth Stood Still (2008)
Das Leben der Anderen (2006)
The Invasion (2007)
I'm Not There (2007)
No Country For Old Men (2007)
My Sassy Girl (2008)
Ben X (2007)
Speed Racer (2008)
A.R.O.G (2008)
Mamma Mia! (2008)
C.R.A.Z.Y. (2005)
My Blueberry Nights (2007)
Son Buluşma (2008)
Mustafa (2008)
İki Yabancı (1991)
Fireflies In The Garden (2008)
Issız Adam (2008)
Güneşin Oğlu (2008)
Un Giorno Perfetto (2008)
The Exorcist (1973)
Üç Maymun (2008)
Death Race (2008)
Scusa Ma Ti Chiamo Amore (2008)
Vicdan (2008)
The Midnight Meat Train (2008)
Tatil Kitabı (2008)
Wall.E (2008)
The Way We Were (1973)
Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby (2006)
Good Will Hunting (1997)
Big (1988)
My Blueberry Nights (2007)
Dandelion (2004)
Dante 01 (2008)
Broken English (2007)
Les Tombales (2002) (Kısa)
Les Choristes (2004)

2007-2008 sezonunun filmleri için buraya tıklayabilirsiniz.

11 Eylül 2009 Cuma

Türkiye Box Office 04.09.2009 - 06.09.2009



Bayram haftası gelmek üzereyken, okullar açılmadan önce bu hafta dağıtımcılar çocuklar için çalışmış. Bugün vizyona giren filmler arasında küçük yaştakilere hitap eden Çizmeli Kedi, ailelerin de bir şans verebileceği Evimde Uzaylı Var ve ortaokul çağına gelip korku filminden başka bir şey izlemek istemeyen çocuklara hitap eden İçten Gelen var. Yetişkinler Sunshine Cleaning, Inglourious Basterds gibi filmlerle idare etsin derim. Herkese iyi seyirler.

8 Eylül 2009 Salı

Suçlu Zevkler





Şimdi bu sitede güzel müziği takip ediyoruz, destekliyoruz bilmemne ama genelde bahsettiğim konu pop müzik olduğuna göre bir numaralı faktör her zaman sanatsallık olmuyor. Aslında gerçekten en sevdiğim müzik türleri alternatif rock ve electropop olmasına rağmen popülerden bahsedince normal olarak standartları değiştiriyorum.

Buna rağmen her zaman önemsediğim bir şey, şarkı yazarlarının ve yorumcularının dinleyiciyi aptal yerine koymaması. Ortaya çıkan uyduruk şarkılar için binlerce dolar alırken, yazarlar 1 saat fazla mesai yapsalar sırf kafiyeli sözler değil, anlam taşıyan cümlerler bulmaları mümkün. Bu sebepten dolayı Serdar Ortaç'a Türk popunun katili diyorum (millet kralı derken) veya Sinan Akçıl'ın, Soner Sarıkabadayı'nın altın çocuklar olduğuna inanmıyorum. Bu ülke Onno Tunç'un, Aysel Gürel'in, Uzay Heparı'nın hepsi sanat eseri sözleri ve besteleriyle 10 yıl geçirdi. Şimdi herşeyi mahvedip sonra da müzik tüketimine azalan ilgi için sadece korsanı suçluyorlar ya resmen sinirlerim zıplıyor.

Ortaç hariç bahsettiğim isimlerin iyi şarkıları da var elbet. Geçtiğimiz sene sözleri hiçbir evrende hiçbir mana taşımasa da "Herkes Evine"yi sevdim. Veya bu sene "La Fontaine" çalmaya başlayınca, Sertab "Bu Böyle"de laf olsun diye peşpeşe dizilmiş cümleleri söyledikçe dinliyorum, dinliyoruz. Bunu ikiyüzlülük olarak görmeyin sadece bir şeye gereğinden fazla veya gereğinden az değer vermemektir bu. Mevzubahsi şarkıların sevildiklerinden daha hızlı unutulacağına da emin olabiliriz.

Gelelim bu yazının asıl konusuna. Bu bahsettiğim seviyenin altında da bazı şarkılar olur ki dinleyebildiğinize ve bazen içten içe "keşke çalsa" dediğinize utanırsınız. Geçtiğimiz yaz kafam iyiyken Bodrum'da S.Ortaç'ın Şeytan'ıyla eğlendiğime utanıyordum, bu sene de bu iki şarkı çıktı. Her halukarda şunu söyleyeyim bence "Beni Yazın"dan, "Ben Sen Olamam"dan, "Ateş Et ve Unut"tan daha iyi şarkılar.

Gönen - Vesile



Bu son derece tipik Soner Sarıkabadayı şarkısını Gönen diye yeni bir eleman söylüyor. Şarkıyı duyduğum anda yazarını doğru tahmin etmiştim zaten. Şarkının her hangi bir yerinden "Her Şeyi Yak"a, "La Fontaine"e, "Kasaba"ya veya "Sallana Sallana"ya atlamak mümkün. Çocuğun bazı tavırlarına katlanmak bir de şarkının ilk cümlesiyle (İçimdeki çiçeğe güneş bile bayılır) dalga geçmemek zor ama nakarat gelince ne kadar çabuk yakalayan bir şarkı olduğu ortaya çıkıyor. Bir de çok sağlam patlıyor nakarat. Hakkını verelim.

Şarkının gerisiyle hiçbir alakası yok ama şu iki cümlenin de yazarın en iyi işlerinden biri olduğunu düşünüyorum: "Kaderde sürüne sürüne yol almak varsa, bunu göze alabilirim. Aynı yerde durunca yürek sana varacaksa yerimde sayabilirim." Helal olsun!

Lerzan Mutlu - Hançer



Bu şarkının daha büyük bir şaşkınlık yaratacağına eminim. Lerzan Mutlu "bu albümle çok değiştim bik bik" derken inanmadık, inanacak da bir şey yoktu ama yaptığı tek iyi şarkı bu albüme denk gelmiş. Albümüm ilk teklisi Sinan Akçıl'ın korkunç bir şarkısıydı, bu ise çok sevdiğim Altan Çetin'den. En ucuz şarkılarımız bu adamın yazdıkları olsa Türkiye ne güzel yer olurdu diye düşünüyorum bazen.

Bu parçada Lerzan'ın sesini dijital efektler yüzünden duymuyoruz, klipte de dudaklarını büzmekten başka bir şey yapmamış. Ancak şarkı kafa iyiyken süper gider mi derseniz, evet derim. Bir de şöyle bir şey var, Altan Çetin yazıdaki diğer isimler gibi sallapati sözler yazmıyor. Tamam, şiir de denemez ama adamın sözlerinde tutarlılık var en azından. Bundan sonra da diğer furyaya uymayacağını hatta tembel yazarların kendisinden ders alacağını umuyorum. Tabi millet en rezalet şarkıyı bile baştacı ederken biraz zor olabilir.

Doğru anlamayanlar için bu yazının amacını son kez özetleyeyim. Bu şarkılar gibi şarkıların çoğalmasını istediğimden değil ama ucuz şarkı olacaksa da en az bunlar kadar iyi olması gerektiğinden bu yazıyı yazdım. Hedef diskolar, barlarsa korkunç "Geri Dön" remixlerine dans edeceğinize, çoktan hatıra olmuş güzel Türk pop geçmişinin bir de mezarı üstünde tepineceğinize bunları dinleyin. Umarım açık olmuştur. Ben rahatladım gerçekten. Evet.

Açıklayıcı Yazı Anahtarı - Şarkıların Güzellik Dereceleri:

Başyapıt: Değirmenler, Göç gibi şarkılar

Çok İyi: Bir Derdim Var, Çakıl Taşları gibi şarkılar

İyi: Amazon, Mavilim gibi şarkılar

Orta: Toz Pembe, Vay Anam Vay gibi şarkılar

Vasat Altı: Bu Böyle, Uçurum, Gezegen gibi şarkılar

Suçlu Zevkler: Vesile, Hançer, Sürpriz, 1 Yerde, Şeytan gibi şarkılar

Basbaya Kötü Şarkılar: İki Melek, Evlenmeliyiz, Ben Sen Olamam, Dilli Düdük, Çantada Keklik gibi şarkılar.

Dip Not: Sevgili Gönen, önceki albümünü yazı bittikten sonra hatırladım. Süper ukala klipler çekmeyince daha iyi oluyor bence. Aklının bir köşesinde bulunsun.