19 Temmuz 2009 Pazar

Benim Olmayan Ama Benimmiş Gibi Bir Yazı



Bu bayanı daha önceden takip ettiğimi söyleyemem ama gazetelerde her kelimesine tam olarak katıldığım yazılar çok nadir çıkıyor. 17 Temmuz 2009 Cuma günü Milliyet Gazetesi'nde Sabanur Kıraç'ın Saba Melikesi adlı köşesinde Ayşe Arman'ın tesettürlü denemeleri üzerine yazdığı yazı işte böyle bir yazıydı. Noktasına, virgülüne dokunmadan burada yayınlayacağım.

"Ayşe Arman’ın tesettüre girip deneyimlerini yazdığı yazı dizisini pek çoğunuz gibi ben de merakla okudum. Ama bence Arman’ın bu yazılarında, tasvip etmeseniz de okurken keyif aldığınız o arsız, aşk meşk hatta cinsellik dolu yazılarından farklı bir şey vardı. Ve o şey benim mideme dokundu.


Yanlış anlamayın beni rahatsız eden Ayşe Arman’ın böyle bir yazı dizisine girişmesi değil. Aksine yaratıcı buldum yaptıklarını. Çünkü bir gazetecinin kendi deneyimlerini yazmasının en az başkalarının deneyimlerini sorması kadar önemli olduğuna inanırım. Üstelik böyle bir konuyu Ayşe Arman’dan başka kimsenin deneyemeyeceğini veya denemeyeceğini de düşünüyorum. Bu yüzden belki de ona teşekkür etmem gerekirken onu eleştirmeye hazırlanıyorum. 
O sadece tesettürün tüm rahatsızlıklarından bahsetmiş. Duymayı zorlaştıran boneden, şıpır şıpır terleten kıyafetlerden, suya girince ağırlaşan haşemadan vs. vs. vs. Tüm bunların ardından da “Demek inanç insanlara bunlara bile dayanma gücü veriyormuş” gibi bir yorum eklememiş. “Helal olsun” ya da “Vay be” gibi takdir ifadeleri kullanmamış. 



Eğer Ayşe Arman sadece tesettürün ve haşemanın kıyafet olarak kendine ne hissettirdiğini yazsaydı ben de bu satırları yazıyor olmazdım. Ama o, bu kıyafetleri giyen kadınlara acımış sadece. Hatta yazısının bir yerinde “Sizi bu kıyafetlere zorlayan erkeklere giydirmek lazım bunları” anlamında bir yorum bile yapmış. Yani sanki her kadın baba, koca veya mahalle baskısıyla kapanıyor ve zulüm çekiyormuş gibi. Sanki hiç kendi rızasıyla daha da önemlisi Allah rızası için kapanan, bunun doğru, bunun gerekli oluğuna inan kadın yokmuş gibi... 
Türbanlı bir yazar olmadığımı bilirsiniz. Hatta dinin istismar ettiklerini düşündüğüm noktalarda muhafazakarları acımasızca eleştirdiğime de pek çok kez şahit olmuşsunuzdur. Kısacası ben de “karşı mahalle”nin kızlarından değilim.  Ama isteseler açılıp saçılabilecekken kapanmayı, o kıyafetler altında terlemeyi, havuzla daha az iç içe olmayı seçen kadınlara acınması yerine saygı duyulması gerektiğini düşünenlerdenim. Hayır ben Allah’a saygımı, sevgimi veya şükranlığımı göstermek için kapanmam gerektiğine inanmıyorum. Ama inanlara ve bu nedenle kapananlara ve bunu tüm zorluklarına rağmen yapanlara saygı duyuyorum. Ve Ayşe Arman’ın yazı dizisinde bu duygunun eksik olduğunu düşünüyorum. Ya siz?"


İşin özü de bu zaten sevgili okurlarım. Cesaret açıkçası bulunması ya da kazanılması çok zor bir şey değil. Cesaretini yapıcı kılmak ise gerçekten özen ve emek ister. Ben bu siteyi yapıcı olmaya çalışarak hazırlıyorum. Ufacık bir blogun sahibi bunu düşünürken yazıları Yunan basınına kadar ulaşan, şahsen sık sık okuduğum Ayşe Arman da akıl edebilirdi sanırım. Yoksa gerçekten, ama gerçekten empati kurmak o kıyafetleri giymek değil, onların neden giyildiğini anlayabilmektir.

2 yorum:

İlker Cihan dedi ki...

Müneccim boku yemiş Büyük Gazetemiz Hürriyet'in derin konulara inerek mikser misali; ülkeyi karıştırmaya tam gaz devam ederken,'çakma' Carrie Bradshaw aklınca bu ülkenin yurttaşlarına sosyoloji dersi vermeye kalktı.Geçen yıllarda Şerif Mardin'in lafını şövalye patronu/12 Eylül'ün önde gelen savunucularından Ertuğrul Özkök'le evirip çevirip ne hale getirdiği/ülkeyi laik-anti laik çatışmasına götürdüğünü gördükçe tüylerim kalkıyor.Lakin hey hat! gözümüzün içine baka baka 'ticari işletme' işleten mekanlara giderek (parayı bastır ye/iç/...) ahaaa bakın onlar buralarda 'dışlanmıyor' görüntüsü vererek bu ülkenin 'baş örtülü' yurttaşlarını küçük düşürmeye kalktı.Bir nevi uzaylı görüntüsü vererek onları 'öteki' konumuna soktu.Biat ideolojisine abone olmuş gazetesi/poposunu iktidar(askeri+sivil) ilişkilerine dayayan-tüsiad üyesi(ne tesadüf) genel yayın yönetmenine de bunun keyfini çıkarmak düşüyor.Yunan basını da atlamış/merak etmiş.Batı basınının 'oryantalizm'ine Edward Said gibi Noam Chomsky gibi en muhalif entellektüeller ne denli ayar vermişlerdir bilenler bilir.
Sözün özü bu ülkenin 'yumuşak karnı' olan başörtüsü mevzusunu artık daha geniş platformda/empati kurarak 'öteki' hale getirmeden oturup düşünmeye çalışsak daha iyi olur.
Ha son olarak Ayşe Arman kişisini 'kamusal' alanlara da bekliyoruz!

Adsız dedi ki...

bir sitede bu konu ile ilgili bir yorum;

"Başörtülüler, mahalle baskısından ziyade, kamusal alanda yaşadıkları yasaklardan ve ayrımcılıktan şikayetçiler. Kimse “ben Bebek’te, Nişantaşı’da kafelerde oturamıyorum, beni almıyorlar” diye feveran etmiyor bildiğim kadarıyla. Zaten artık oralardaki kafelerin muadilleri de, parası olan türbanlı türbansız herkes için, heryerde hizmet verir oldu.

Bana kalırsa, Arman’ın en başından seçtiği deney ortamı ve şartları yanlış.

Eğer amacı gerçekten türban sorunu denilen şeyin ne olduğunu empati yaparak saptamaktıysa, ve bu meselenin gerçek nedenlerini öğrenmeyi istiyorsa, ona önerilerim şunlar olabilir;

Başörtülü bir veli olarak, üniversite mezuniyet törenine katılmayı deneyebilir.

Başörtülü bir ebeveyn olarak, orduevinde evlenen bir askerin düğününe girmeyi deneyebilir.

Başörtülü bir öğrenci olarak, öss’ye girmeyi deneyebilir.

Başörtülü olarak, çocuğunu askeri lise/yada harp okulu sınavlarına sokmayı deneyebilir.

Başörtülü olarak, bir buket çiçek alıp GATA’ya bir hasta ziyaretine gitmeyi deneyebilir.

Başörtülü olarak, herhangi bir yere CV bırakabilir. Kabul edilirse maaş pazarlığını deneyebilir.(Koç’a mesela)

Başörtülü olarak, milletvekili adayı olmayı deneyebilir.

Çarşaf giyip, Alsancak’ta dolaşmak yerine, bir devlet hastanesinde muayene olmaya gidebilir.

Çarşaf giyip, mahkemeye çıkabilir.

Yada çarşaf giyip, herhangi bir devlet okulunda, bir veli toplantısına katılabilir.

İşte ben Arman’ın buralarda alacağı tepkileri okumayı çok arzu ederim."

başka bir yorum;

"Hastalan Ayşem,(Allah korusun) git Çapa’ya başında örtünle yüzüne bakılmasın.Bir de hasta hasta hakaret ye.Medine Bircan ol,örtülü olduğun için sedyede ölüme terkedil.

Bitmedi.

Şöyle o kıymetli kızını çalışıp didindiği ÖSS sınavına sok başında örtüyle sonra kızının sınavı iptal edilsin.

Ve daha bir sürü şey,acı…

Reina önünde kikirdemeye benzemiyor değil mi?Demet’le gülme krizine girmeye falan.AAA ben Ayşe diye patlattığın kahkahalardan eser yok.Öyle ya sedyede kıvranırken,ölüne ağlarken kıkırdanmaz değil mi?"