29 Haziran 2009 Pazartesi

Hadise - Kahraman



Çekirge bir sıçradı (Deli Oğlan), iki sıçradı (Düm Tek Tek) ve üçüncüde sıçrayamadı maalesef. Geçen yaz bir gayretle bu sayfalardan size Hadise’nin yeni albümünü dinletmeye uğraşıyordum. O zamanlar diyorum ki “sadece “Stir Me Up’la, Deli Oğlan’la değerlendirmeyin, kızın müziği bunlardan çok daha özel”. Gelgelelim “Düm Tek Tek” zamanları dilimde tüy bitmişti artık ve o tezleri savunmayı bıraktım. Hadise de bırakmış olacak ki yaptığı yepyeni Türkçe albüm ciddiye alınamayacak kadar sıradan.

Niye Türkçe albüm yapıyor, orası da meçhul. Türkçe söyleyebilen binlerce sanatçımız var ama yıllardır Avrupa’da başarılı olmuş ilk Türk ismi kendisininki. Zoru başarmışken niye çok da iyi söyleyemediği Türkçe şarkılara meyletti bilemiyorum. Tamam, biliyorum da kabullenmek istemiyorum. Para için böyle bir kariyer intiharı yapmak saçma geliyor çünkü.



Albümde 6 tane yeni Türkçe şarkı, TRT’ye Eurovision için sunulan 3 şarkı ve 4 tane de alternatif aranje var. Ön yargılı olmak istemem ama Sinan Akçıl ile Hadise işbirliğinin baştan beri taraftarı olmadım ve bu albüm de haklı olduğumun gün gibi ispatı. Albümde topu topu iki tane iyi şarkı var, birini M.T adlı yeni bir yetenek, diğerini de Erdem Kınay yapmış. Bunların ilki “Adın Ne?” iyi bir albümde iyi bir “filler” olurmuş fakat böyle şarkılar arasında kalınca bütün çalışmayı sırtlamak zorunda kalıyor, o potansiyel de yok. Zira sözlerine de bakınca patlamak için değil şaşırtmak için yapılmış orijinal bir parça olduğu görülüyor. İkincisi ise “Supernatural Love” ve onun da açıkçası albümün olmayan bütünlüğüne bir faydası olduğunu söyleyemem.

Çıkış parçası olacak “Evlenmeliyiz”in radyolarda değil plak şirketinin elinde patlayacağına emin gibiyim. Genelde bu gibi şeylerde haklı çıktığımı biliyorsunuz; bu şarkı kesinlikle hit değil. Hit olabilecek tek parça isim parçası Kahraman, onun da değer görmesi için İngilizce versiyonu “Hero”nun halktan saklanması lazım. O güzelim sözlerden sonra bu Türkçe sözler bana hiçbir şey ifade etmedi. Bir diğer devşirme şarkı da “Sıradan”. Onun da orijinal hali cool’dan öte bir şeyken (Akçıl yetenekli bir besteci sonuç olarak) bu sözleriyle ismi gibi sıradan oluyor.



Hadise’nin konuşurken kendine aşık eden aksanı ya özensizlikten ya şarkıların uygun olmayışından dolayı komik kaçabiliyor bazen. “Kahraman”ın “bir kurtulamadım”, “nefes alamadım” sözlerinde dişi İsmail-YK gibi tınlıyor. Çıkış parçası diye seçtiği şarkının varoşluğu da oraya göz kırpıyor. Hadise’nin Eurovision’dan önce yeni şeyler keşfetmeye açık, yaş olarak genç ve kültürlü bir kitlesi vardı (kendimi övseymişim). Eurovision boyunca hayran kitlesi herkes oldu. Bu albümle ise belli ki sosyal ve ekonomik olarak daha düşük bir grubu ve Türkçe’den pek çakmayanları hedeflemiş. Bir kimse neden, ne için kendisine böyle şeyler yapar bilemem ama bir bildiği vardır diye umuyorum. Albüm kapağındaki fotoğrafların first class oluşu içeriğin bayatlığını değiştirmiyor maalesef.

Not: 1.5 / 5

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
2) AH BE KARDEŞİM – YALIN
3) TOZ PEMBE – DEMET AKALIN
4) İNŞALLAH – SILA
5) VUR – GÖKHAN TEPE

Yabancı Liste

1) WHEN LOVE TAKES OVER – DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND
2) I KNOW YOU WANT ME – PITBULL
3) LE DRAGUEUR – INGRID
4) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
5) HUSH HUSH – THE PUSSYCAT DOLLS

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) HAYDİ GEL İÇELİM – YÜKSEK SADAKAT
3) 5 KURUŞ YOK – GÖKÇE
4) DÖRT DUVAR – SEKSENDÖRT
5) DÖRT GÜN ÖNCE – BATI YAKASI

Kenan Doğulu’dan “Rütbeni Bileceksin” 20 numaradan 6’ya, Atiye’nin “Salla”sı ise 14 numaradan 11 numaraya zıplamış. Aferin onlara. Epeyce gerilerden atak yapanlar ise 100 numaradan 19’a çıkan Göksel’den “Dudaklarında Arzu” ve 47’den 20’ye gelen Sertab Erener’den “Bu Böyle”. Yaz mevsimlerinin genelinin aksine bu sene aptal şarkılarda dolu bir dönem geçirmiyoruz ve hayret ediyorum. Herkese iyi dinlemeler.

Euro Airplay Top 100



Avrupa'nın 28 ülkesinde en çok çalınan şarkıları sıralayan listede bu hafta:

1) HALO - BEYONCE
4) WHEN LOVE TAKES OVER – DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND
7) FAIRYTALE – ALEXANDER RYBAK
32) ALWAYS – AYSEL EE. ARASH
85) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN EE. OĞUZHAN KOÇ
99) AH BE KARDEŞİM – YALIN

Şimdi Bakamam, Yarım Saate Gelsin



Bu siteyi genellikle günlük tutmak veya olumsuzluk yaymak için kullanmamaya çalışıyorum ancak bazı şeyleri de yazıp içimden atmak gündelik hayatım için daha iyi oluyor. Bu kısa yazı özellikle üniversitelerde, bankalarda ve devlet dairelerinde masasının başında oturup iş yapmaya üşenenler için geliyor. Ben zamanımı ağaçtan topluyormuşum gibi “yarım saat sonra gelsin” diyen teyzeleri ve kendi yaptıkları hatayı bana mal etmeye çalışan kurumları anlamakta zorluk çekiyorum. Beş saniye sonra sakinleştiğimde ise şükrediyorum ki benim işimi geciktiren, eksik yapan veya yanlış yapan insanlar bu “olsa da olur, olmasa da olur” meslek gruplarına mensup insanlar. Doktor, avukat ya da araba tamircisi gibi insanlar savsaklasaydı çok daha fena olurdu. İçimden bastırmak istediğim bir ses bu önemli meslek sahipleri de o teyzelerin işini eksik yapsın demek istiyor ama bana ne faydası olacak ki? Ben çilemi o depresif, floresanlı odalarda çekiyorum, sonra kendi işime geliyorum, patron fıstık gibi bir haber veriyor ve bir bakıyorum ki her şey değişmiş.

O yüzden sevgili teyzeler, dünyayı boş verecekseniz kendi işlerinizden başlayınız. Benim hayatım halen önemli ve meşgul. Herkes o tavrınızdan sonra benim gibi iyi dileklerle çıkmayabilir ofisinizden. Kolay gelsin.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Sibel Can - Benim Adım Aşk



Pek tarzımız değil ama Sibel Can’ın albümü yeni çıkmış ve en çok satanlar arasındayken birkaç cümle yazmak lazım hakkında. Gerçi stili giderek popa kaydı zaten ama benim için önemli olan Türkiye’deki en güzel seslerden birine sahip olması. Bu sebeple doğru kişilerden şarkı aldığında (örn. Nazan Öncel – Yalnızlar Treni) dinlemeye doyulmayan şarkılar çıkıyor ortaya.

Bir de her albümden önce Mariah Carey misali kütlesinin yarısına inmesi durumu var ama bu albümde o numarayı çekmedi, sanırım o yüzden kapakta resmi yok. Ki bu normalde saygı duyulan bir şeydir. Şarkı kavgaları yüzünden albümü aceleye getirdiyse, sebebi o da olabilir. Zira albümdeki güzel besteli fakat sözleri rezalet olan “Orta Şekerli” şarkısı için Allah’ın bile unuttuğu MP3 grubuyla çekişmeye girmişlerdi. Sonuçta yakın zamanda çıkan iki albümde de şarkı mevcut, gelgelelim o kadar dam üstünde saksağan sözleri var ki Can’ın sesi olmayınca dinlemeye gerek kalmıyor.



Bir önceki albümü gibi bu albümünde de birer Tarkan ve Serdar Ortaç şarkısını bir araya getirmiş sanatçı. Başka albümlerde (çok şükür) görmediğimiz bir durum bu. Fakat geçen seferin “Çakmak Çakmak”ının tersine buradaki Tarkan şarkısı "Çantada Keklik" oldukça itici. Artık resmen kendisiyle dalga geçen şarkılar yazıyor Tarkan, Ortaç’tan bile daha beter otomatiğe bağladı şarkı yazma işini. Ortaç’ın şarkısını ise daha 5. saniyesinde tanıdım (vallahi billahi) ve ne diyeyim bilemedim yani. O kadar kötü ve lüzumsuz ve hissiz ve demode ve zaman ziyanı bir şarkı ki eğer atlamazsanız albümü çöpe attırabilir. İsmi de Eziyet. 2009’da şimdiye kadar duyduğum en kötü şarkı olması muhtemel. Hiç yakışmamış Sibel Can’a.

Çalışmanın zirve noktaları kuşkusuz Halil Koçak’ın yazdığı, oldukça süssüz fakat etkileyici “Oyunbaz” ve Rafet El Roman’ın “Ebedi Sevgili”si. Albümün hareketli parçalarında hiç iş olmadığı için bunların üstüne düşmek en doğrusu olacaktır. Kendi işleri arasında en iyilerinden biri olmasa da Gülşen’in “Başı Bağlı” şarkısı da Can’ın sesine yakışmış. Üç ismin de henüz cılkı çıkmamış tasdikli şarkı yazarları olduğunu düşününce şaşırmaya gerek kalmıyor.



10 şarkının genelde “bir hareketli bir slow” ayarında giden sıralanışı uyuz hareketli şarkılar yüzünden albümün verdiği etkiyi azaltıyor. Aysel Gürel sözlerine sahip “Eğer İstersen” hayal kırıklığı yaratırken, isim şarkısı “Benim Adım Aşk” yine sözleri sağolsun sürpriz şekilde etkileyici. Düzenlemelerde şaşırtıcı tek bir saniye yok. Fakat sonuç olarak, misal Ebru Gündeş’in aksine Sibel Can’ın her albümünde aşağısına düşmemeye özen gösterdiği bir çizgi var. Albümün ancak yarısı güzel olsa bile o güzel olan taraf diğerini bir şekilde telafi ediyor. Bir de tabi dinlediğiniz ses o kadar şahane ve yorum o kadar doğru ki ne söylerse şans vermeye mecbur oluyorsunuz.

Not: 2 / 5

25 Haziran 2009 Perşembe

Altın Fatih Ödülleri 2009

4. Fatih Melek Film Festivali'nde ödül kazananlar bellioldu. İşte dünyanın en mutlu sinema insanları:

Birincilik Ödülü: Benim Adım Elizabeth



İkincilik Ödülü: Üçüncü Sayfa



Üçüncülük Ödülü: Kuzey



En İyi Yönetmen: Gus Van Sant ( Paranoid Park)

En İyi Oyuncu: Başak Köklükaya (Üçüncü Sayfa)

En İyi Senaryo: Benim Adım Elizabeth

En İyi Görüntü Yönetimi: Paranoid Park

En Tahmin Edilebilir Son: Gen + Teklif

Cesaret Ödülü: Viggo Mortensen – Şark Vaatleri

Seksapel Ödülü: Sex Is Comedy (Roxane Mesquida - Gregoire Colin)

Kafam İyiyken Seyretmeliyim Filmi: Big Nothing

Kafam İyiyken Bile Seyretmemeliyim Filmi: Get Well Soon

Festival Özeti - 16 Film



4. Fatih Melek Film Festivali sona erdi. Gelgelelim ne güncel olarak film yazsı yazabildim ne de ödül törenini düzenleyebildim henüz. Meşguliyetler birazcık azalmışken, fırsat bulmuşken zamanıdır diyorum. İşte festival boyunca izlediğim filmler ve konseptimize uygun olarak ucuza bulabileceğiniz yerler:

- Gen: Bu güldürmeyen yerli korku filmi, özellikle görüntü yönetiminde güzel bir standart yakalamıştı. Cevahir AVM Teknosa mağazasında 4.99 TL’ye bulabilirsiniz.

- Big Nothing: Kara komedi sevenler için oldukça tatmin edici bu film eğlenceli bir buçuk saat vaat ediyor. Cevahir AVM Teknosa mağazasında 4.99 TL’ye bulabilirsiniz.

- August Rush: Sezercik filmlerinden ödünç aldıklarını güzel kız, güzel erkek, şirin çocuk ve yumuşak bir görüntü yönetimi gibi öğelere yediren yapıt ancak çok romantikler için kusursuz olabilir.

- Je m’appelle Elisabeth: Festival favorisi bu filmin yükünü yönetmeni, oyuncuları ve teknik ekibi oldukça eşit paylaşmış ve hepsi işini mükemmel yapmış. Cevahir AVM Teknosa mağazasında 4.99 TL’ye bulabilirsiniz.

- Sex Is Comedy: Geçtiğimiz sene yine bu festivalde izlediğim “Kız Kardeşim” filmindeki seks sahnesinin bitmek bilmez çekimlerini anlatan bu absürd film, sinemaya düşkün olanlar için içeriğiyle oldukça ilgi çekici bence. Catherine Breillat’ın en kasmayan filmlerinden biri aynı zamanda. Başarısız demek mümkün değil.

- Fade To Black: Baş karakteri Orson Welles olan bu safkan kara film gizemli güzel kadınları ve fötr şapkalarıyla benim gibi türün fanatikleri için çok umut verici bir paket. Gelgelelim filmden memnun olmak biraz daha zor. Şahane kadrosu kendilerini çok zorlamasalar da izlenmeyi hak ediyorlar. Cevahir AVM Teknosa mağazasında 4.99 TL’ye bulabilirsiniz.

- I Love You Man: Amerikan komedisinin çok sevdiği yeni eğilimlerini kullanan, esprileri erkeklerin gözlemleri üzerine kuran film güldürmeyi rahatlıkla başarıyordu. Yıllar boyu hatırlanmak konusunda ise şansı biraz az.

- Eastern Promises: David Cronenberg’ün şiddet üzerine laflar ettiği bu filmin seyirci tarafından bağra basılması şaşırtıcı değilmiş. Zannedildiğinden çok daha romantik ve güçsüz bir öykü var ortada. Çok sert kavga ve şiddet sahnelerine rağmen darbesini bunlarla vurmayı başaramıyordu. Alt metinlerini okumak ise filmin asıl eğlencesiydi. 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM D&R mağazasında bulabilirsiniz. Aynı reyondan üç film aldığınız takdirde biri bedava.

- Nord: Karlar altında ve arasında geçen bu yol filmi sıkıcı başlasa da son derece iç açıcı ve hatırlanası bir film olmaya doğru hızla yol alıyordu. Bıktığı hayat döngüsünü kırıp kuzeye doğru yol almaya başlayan baş karakterimizin yolda karşılaştığı tipler son derece başarılı yazılmıştı. Beyoğlu Sineması’nda 5 TL’ye izlediğim bu film tenha salona bakılırsa kıymeti bilinmemiş bir güzellik olarak kalacak. Uluslar arası ödülleri eksik değil elbette.

- Angels & Demons: Aksiyonu “Da Vinci Şifresi”nin aksiyonundan iyiydi ama gizemler bu sefer o kadar vurmadı bence. Tom Hanks’in aynı rolde geri döndüğü film aktörden en iyi şekilde yararlanıyor ve İtalyan esas kızımızı yanına yakıştırıyordu. Fakat tepelerinde yanan her ampulu diyaloglarda teyit etmeleri izleyiciye biraz salak yerine konulmuş hissi vermiş. Bunun suçu elbette Hollywood’un en overrated senaristi David Koepp’indi. Beyoğlu Majestic’te yazın bu büyük filmlerinden birini 5.00 TL’ye izledim.

Don Juan De Marco: Yıllardır televizyon ekranlarının en sevilen filmlerinden biri olan Don Juan şahane kadrosu ve son derece çekici konusuyla çok eğlenceliydi. Belki sabun köpüğüydü ama hayat ve gerçeklik üzerine bir çok ciddi filmden daha çok söz söylemeyi başarıyordu. 4.99 TL'ye Beyoğlu D&R mağazasında bulabilirsiniz.

Paranoid Park: Gus Van Sant’ın filmi kısa süresine rağmen aynı sahneleri değişik imajlarla tekrar tekrar gösteriyor kabus gibi bir olayı, üstüne çöktüğü gencin itiraf çabasına katarak anlatıyordu. Gençliğin hissizliği en favori konum olmasa belki de önemsemezdim bu filmi ama yönetmene duyduğumuz hürmet ve konuya yaklaşımı yapıta karşı sevgi yarattı. 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM D&R mağazasında bulabilirsiniz. Aynı reyondan üç film aldığınız takdirde biri bedava.

Üçüncü Sayfa: İlk aldığım Sinema dergisinde sayfalarca anlatılan bu 1999 filmini izlemek yeni nasip oldu. Zeki Demirkubuz’un Başak Köklükaya suretinde yarattığı femme fatale ne kadar övülse hakkı yenmiş olacak kadar başarılı. Diyalogların zaman zaman kasıntı oluşu ve dublajın yarattığı iticilik haricinde şahane bir filmdi. Köklükaya bu filmdeki performansıyla birçok dünyaca ünlü aktrisin etrafında tur atar. 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM D&R mağazasında bulabilirsiniz. Aynı reyondan üç film aldığınız takdirde biri bedava.

The Proposal: Festivalin son galası, güncelliğinin de etkisiyle kendine ait bir yazıyı hak ediyor. Şimdilik söyleyebileceklerim tahmin edilebilir olduğu kadar eğlenceli de olduğu. Salaklar için çekilmemiş olması bile kafi aslında. Bu filmi şimdilik ucuza izlemek mümkün değil.

Dead Ringers: Bin yıl önce aldığım bu filmi ancak izleyebildim. Cronenberg’ün festivaldeki ikinci filmi rahatsız ediciliğiyle ünlü olmasına rağmen açıkçası bana o kadar etki etmedi. İkizlerin beraber mahvolma ve mahvetme psikolojilerine bir türlü giremedim, bu da filmden aldığım hissi çok azalttı elbette. Yine de zamanına göre çok tartışma yaratıcı olduğu bir gerçek. 4.99 TL'ye Beyoğlu D&R mağazasında bulabilirsiniz.

Get Well Soon: Festivalin ek gösterimi denilebilir bu film için. Normalde son film “Dead Ringers” idi fakat bu filme Digiturk ekranlarında bedavaya rastlayınca ucuzcu festivalimize iyi bir final olacağını düşündüm. Umduğum başıma gelmedi, oyunculardan Courteney Cox güzelliğinin tepesinde olsa da film yerlerde sürünüyordu.

Altın Fatih ödülleri de yakında geliyor. Önümüzdeki festivali iple çekiyorum.

Atiye - Atiye



Her yaz birine kafayı takıp kafanızı şişiriyorum ya, bu senenin o ismi belli oldu. İlk albümüyle pek ilgimi çekmeyen, can sıkıcı “Eurovision’a gitsin” geyiklerinin nesnesi Atiye ikinci albümüyle şok gibi geldi vallahi. “Muamma”ya pek bayılmıyorum, sırf sözleri yüzünden, ancak albüm o kadar firesiz gidiyor ki müzik endüstrimizin halini göz önünde bulundurunca şaştım kaldım.

Nazan Öncel’in millete dağıttığı şarkılar genelde bu albümdeki “Aşkına da Sana da” kadar iyi olmuyor örneğin. Albüm direk bu potansiyel hitle açılıyor. Aranjelere imzasını atan İskender Paydaş’ın en orijinal çalışmalarından biri de bu şarkı. Başka çoğu şarkıda hafızanız zorlanıyor benzerlikler yüzünden. Örneğin kendi başına gayet idare eder bir şarkı olan Teoman düeti “Kal”ın aranjesi Destiny’s Child’ın Survivor’ının aynısı. Gelgelelim orijinal şarkının neredeyse 10 yaşında olmasından dolayı sıkıntı etmemişler sanırım.



Albümde eğer promosyonu düzgün yapılırsa bütün yazı domine edebilecek iki şarkı var: “Salla” ve “Dondurma”. Bir yandan da o kadar güzel kotarılmışlar ki yıllardır yazları zehir eden iğrenç şarkılara hiç benzemiyorlar. Saygı duyulabilecek pop parçaları bunlar, hatta “Dondurma” için pop olduğu kadar reggae de diyebiliriz. İki şarkının da remix’leri mevcut albümde, çoğu yerli remix gibi bunlar da gereksiz bence.

Albümdeki slowlar Yalancı Mevsim ve Bile Bile, arabeske bulaşmayan Türk popuna güzel örnekler. İkisinin de bestesine imza atan Atiye, yorumuyla da etkiliyor. Fakat remix’ler kadar gereksiz olan bir diğer kategori yabancı şarkılar. Nobody mistik havasıyla bir yere kadar idare eder belki ancak ilk albümde lokomotif olan “Don’t Think”in ne o halini, ne bu yeni halini sevmiyorum.



Atiye Türkçe sözlü müzik için ciddi ciddi yeni bir soluk olabilir. “Muamma”nın şarkıdan 10-15 kat daha güzel olan videosundaki tavrı ve dansları çok çok umut verici. Yaşının daha 20 olması da bunlara ek oluyor. Eğer bu albümdeki kadar iyi şarkı seçer ve bestelerse, İngilizce sözlerinin biraz daha olgunlaşmasını bekler ve tüm bu zaman boyunca ayakları yere basarsa yakın geleceğin büyük yıldızıyla karşı karşıya olabiliriz.

Not: 3.5 / 5

Türkiye Box Office 19.06.2009 - 21.06.2009



- Bir numaradaki filmin 19 bin civarı seyirci toplaması biraz üzücü ama oldukça eğlenceli bir komedi olan Teklif’i ikinci sırada gördüğüme sevindim. Üstelik de 300 kişiyle kaçırmış zirveyi.

- Haftaya sadece iki film gösterime giriyor. İkisi de gişe potansiyeli taşımıyor. İlki “Bir Kadının Seks Günlüğü”. İtalya’dan gelme cinsel hayat günlüğü ayarında giden bir kitabın film uyarlaması. Meraklısına.

- Diğer film ise oldukça saçma sapan bir konusu olan “Pek Yakında”. "Korku filminde izledikleriniz gerçek olursa nasıl da ürkütücü olur değil mi" diye soran Tayland yapımı eğlenmek için izlenebilir belki. Herkese iyi seyirler.

- Transformers: Yenilenlerin İntikamı'nı unutmuşuz yaw :) Ona layık zaten. He he he

24 Haziran 2009 Çarşamba

Euro Airplay Top 100



Avrupa'nın 28 ülkesinde en çok çalınan şarkıları sıralayan listede bu hafta:

7) FAIRYTALE - ALEXANDER RYBAK
43) ALWAYS - ARASH EE. AYSEL
57) WE ARE THE PEOPLE - EMPIRE OF THE SUN
86) GİDEN GÜNLERİM OLDU - GÜLBEN ERGEN

22 Haziran 2009 Pazartesi

Türkiye Box Office 12.06.2009 - 14.06.2009



Geçtiğimiz Cuma gösterime iki şeker, iki ciddi film girdi.

Teklif: Ülkeden atılmamak için hayatını cehenneme çevirdiği asistanıyla evlenmek zorunda kalan sert kadın rolünde Sandra Bullock var. Gittim izledim, gayet tahmin edilebilir ama gayet de eğlenceli bir film.

17 Yeniden: Bir gecede yaşım değişti filmlerinden bir örnek. Matthew Perry, Zac Efron’a dönüşüyor. 17 olmak güzel de, abartılmış kılkuyruk Zac Efron olmak güzel değil bence. Friends’den sonra bir başarı gösterememiş Matthew Perry olmayı tercih ederim.

12 Tuzak: Afişine kocaman “John Cena” ibaresi konulmuş ama bu adam yıldız değil bildiğin güreşçi. Filmin ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz baş oyuncusundan.

Soldaki Son Ev: Hem korku filmi, hem de yeniden yapım. Önyargı güzel bir şey değil ama yüzde seksen kötü bir filmdir.

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
2) İNŞALLAH – SILA
3) TOZ PEMBE – DEMET AKALIN
4) AH BE KARDEŞİM – YALIN
5) ÖZLEDİM – MURAT BOZ

Yabancı Liste

1) I KNOW YOU WANT ME – PITBULL
2) LE DRAGUEUR – INGRID
3) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
4) WHEN LOVE TAKES OVER – DAVID GUETTA EE. KELLY ROWLAND
5) WE MADE YOU – EMINEM

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) HAYDİ GEL İÇELİM – YÜKSEK SADAKAT
3) ÇOBAN YILDIZI – TEOMAN
4) DİBİNE KADAR – DUMAN
5) 5 KURUŞ YOK – GÖKÇE

Epeydir ilk defa farklı listeler var bu hafta. Öncelikle albümünü şaşırtıcı derecede başarılı bulduğum Atiye’nin “Salla” şarkısına değinelim. Bu hafta 14 numaraya kadar yükselmiş. “Salla” ve Atiye’nin bir sonraki klip şarkısı “Dondurma” bu yaza damga vurmaya aday şarkılar. Aday dediğim, “bizim milletin müzik zevkine güvenilseydi kesindi” demek. Ancak biliyorsunuz benim bu liste değerlendirme yazılarında desteklediğim isimler üç numaraya tırmanıyor genelde. Öyle olursa Salla’nın da akıbeti belli oldu gibi. Yani desteğimi aldı benim.

Dikkat çeken diğer şarkılar arasında Sibel Tüzün’ün “Yediveren Gülü” şarkısına çılgınca benzeyen Meyra, Burak Kut düeti “Karar Bize Ait” (11. sıra) ve Kenan Doğulu’nun iki şarkısı birden, “Beyaz Yalan” (17. sıra) ve “Rütbeni Bileceksin”(20. sıra) var. Doğulu’nun bu iki parçası “albümün en güzel romantik şarkısı” ve “albümün en güzel şarkısı” sıfatlarına sahipler. Demek ki yeni albümün kıymeti biliniyor. İnşallah “Öp”ü de listelerde görürüz.

Rock listesinde Aylin Aslım’ın 13. sıradan giriş yapan parçası “Sen Mi?” ve Özge Fışkın’ın yükselişteki şarkısı “Kalbinden Vursun” dikkat çekiyor. Yabancı liste ise her zamanki gibi bilindik. İğrenç şarkı “I Know You Want Me” zirveyi geri alırken, Beyonce’den “Ego, 18 numarada karşımıza çıkıyor. Her single’ı burada ilk 20’ye girmişken turnesini de getirse keşke. Herkese iyi dinlemeler.

16 Haziran 2009 Salı

4. Fatih Melek Film Festivali Ucuz DVD Rehberi



Gen: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM Teknosa mağazasında bulabilirsiniz.

Big Nothing: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM Teknosa mağazasında bulabilirsiniz.

August Rush: Yemeksepeti.com'dan 30 TL'lik sipariş yaparsanız bu DVD hediye.

Je m'appelle Elisabeth: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM Teknosa mağazasında bulabilirsiniz.

Fade To Black: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM Teknosa mağazasında bulabilirsiniz.

Üçüncü Sayfa: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM D&R mağazasında bulabilirsiniz. Aynı reyondan üç film aldığınız takdirde biri bedava.

Paranoid Park: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM D&R mağazasında bulabilirsiniz. Aynı reyondan üç film aldığınız takdirde biri bedava.

Eastern Promises: 4.99 TL'ye İstanbul Cevahir AVM D&R mağazasında bulabilirsiniz. Aynı reyondan üç film aldığınız takdirde biri bedava.

Filmler arttıkça yenilerini de yazacağım. İyi seyirler.

I Love You, Man (2009)



Judd Apatow’un yükselişe geçirdiğini söyleyebileceğimiz yeni bir Amerikan komedi filmi tarzı var. Bu filmleri isimlerinin mutlaka kırmızı renkte ve kocaman fontlarla yazıldığı afişlerinden de tanıyabiliriz, Jason Segel, Seth Rogen, Jonah Hill, Paul Rudd ve Steve Carrell isimlerinden mutlaka birini içeren oyuncu kadrosundan da. Karşımızdaki filmin Apatow’la alakası yok ama belli ki ona ait gibi durmak için çabalamış. Apatow filmlerinin gişe sonuçlarına bakarsak tanıtımlarında onlara özenmesi anlaşılabilir bir şey. Başrollerde de üstte saydığımız isimlerden ikisi mevcut.

Fakat eninde sonunda bu kötü bir şey değil zira özendiği filmlerin standardına ulaşmış bir film izledim ben. İlişkiden ilişkiye atladığı için hiç yakın arkadaş edinememiş bir adamın sağdıç arayışında karşısına çıkan Sydney adlı bir manyak sayesinde kabuğunu kırışını izliyoruz. En güzel tarafı da evlilik hazırlığında olan baş karakterimiz Peter’ın düşebileceği bütün klişeleri göstermekten kaçınıp tüm bildik romantik komedi numaralarını bu iki yeni arkadaş arasında yapması. En sıradan hikaye manevralarını aşık kız erkek arasından çıkarıp arkadaş iki erkeğin arasına koyunca oldukça komik oluyormuş meğersem.

En manidar tarafı ise filmin yazarı ve yönetmeninin bundan önce yazıp yönettiği “Along Came Polly” adlı film, ki oldukça iç açıcı bulurum. Bu filmde Ben Stiller güvence düşkünü, risk almayan bir adamı oynuyor ve hayatı akışına göre yaşayan Polly ile tanışıp kendi kabuğunu kırıyordu. Şimdi bu filmde “ti”ye aldığı tüm klişeleri zamanında bizzat yazıp yönetti yani John Hamburg. Örneğin “Along Came Polly”de de olan kız ve erkeğin kavga sonrası barıştığı o klasik sahnede bu sefer aradan geğiren bir herif geçiyor. Yine finaldeki olmazsa olmaz düğün sahnesini geyik muhabbetine sarıp mahvediyor iki arkadaş. Hep izlediğimiz şeyleri izliyoruz yani ama garip bir şekilde oldukça taze geliyor.

Normalde oldukça sevilesi bir tip olan Jason Segel’in filmde son derece itici, köpeğinin dışkısını temizlemeyen, sarhoşken motor kullanan bir pislik oluşu haricinde “I Love You Man”de sevilmeyecek hiçbir şey yok. Özellikle Paul Rudd’ın “The Office” dizisinden Michael Scott’u andıracak kadar büyük bir sosyal salak olması izlerken hem rahatsız ediyor hem de eğlendiriyor. Jamie Pressly’nin son derece başarılı yardımcı oyunculuğu da filmi izlenesi kılan bir diğer etken.

Not: Bu filmin ucuz DVD’si için muhtemelen 3 sene beklemeniz gerekecek. Festivalimizin özel bir gösterimi olan “I Love You Man” için şimdilik bulabileceğiniz en ucuz fiyat sinemalardaki öğrenci bileti olacaktır.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Je m'appelle Elisabeth (2006)



İki sene önce İstanbul Film Festivali’nin konuşulan filmlerinden olan “Benim Adım Elizabeth” bu sene de benim festivalime konuk oldu. O zaman gösterildiğinde Ceyda Düvenci’nin sevdiğini duymuştum, bu sefer de ben çok beğendim. Bir kere başroldeki kız, Little Miss Sunshine’daki Abigail Breslin kadar başarılı ve sempatik bir performans sergiliyor. Kızın tedirginliği yönetmen Jean-Pierre Ameris’in atmosfer kurmadaki başarısı dolayısıyla bize de rahatlıkla yansımış. Yvon rolündeki deli kardeşimizi inandırıcı bulmakta güçlük yaşadım ben ancak filmin bunun ötesinde kusuru yok gibi. Ailenin ilgisizliği, akıl hastanesi ortamı, kızın yalnızlığı çok iyi bir bütün oluşturmuş ve etkileyici bir büyüme öyküsü sunmuş bizlere. Kızın yuva özleminden dolayı her bulduğu mekanı odalara bölerek hayaller kurması sempatikti. Açıkçası yaşımız kaç olursa olsun bir kaçış planına, kendi dünyamız bizi dışladığında sığınacak daha iyi bir ihtimale açlığımızı hatırlattı bana. Zira kız kendini ait hissedeceği bir yer için ne kadar arayış içindeyse, annesi de öyleydi, ablası da, babası da.

Not: Filmin DVD'sini Teknosa'larda 4.99 TL'ye bulabilirsiniz.

Hadise - Fast Life



Geçen yaz yaklaşık olarak bu zamanlarda Hadise’nin Belçika’da yayımlanan ikinci albümünü edinmiş, hastası olmuş, buradan da dinlemeniz için bas bas reklam yapmıştım. 17 parçalık albüm ülkemizde de Deli Oğlan ile patladı, Hadise bir anda en çok konuşulan yıldızlarımızdan biri oldu, sonra bir de Eurovision baş gösterince iş çığırından çıktı artık. En son yarışmadaki kıyafeti bile devlet meselesi gibi tartışılırken gördük onu.

Eurovision’a katılmasını en başından beri pek desteklememiştim, sebebi de yarışmanın ülkemizdeki profesyonelleri saman alevi gibi parlatması ve sonra ne yaparlarsa yapsınlar aynı popülariteye erişememeleriydi. En sağlam kariyeri bile vurabilir böyle bir şey. Eh, Hadise dördüncü oldu, büyük bir başarı demek mümkün değil, 16 Mayıs’tan beri de ciddi ciddi çok daha az konuşuluyor. Bu felaket bir şey olduğu için söylemiyorum ama haklı çıktım sanırım.



Yapılabilecek en iyi şey, en az yarışma kadar sükse yaratacak bir albümü geciktirmeden piyasaya sürmesiydi. Yeni albüm “Fast Life”ın çıkış tarihi bu yüzden oldukça doğru. Gelgelelim albüm hiçbir hayranı üzmeyeceği gibi, hiçbirini de havaya uçuracak gibi değil. Tarz olarak Rnb’den electropop’a ciddi bir kayış var ve bu türde hem yenilikçi hem popüler olmak iyice zor artık. Geçen albümde yabancı şarkılardan sadece My Body’de hissediliyordu bu, o da iki türün kırması olduğu içindi. Bu sefer ise tamamen “Aşkkolik”i andıran şarkılar var karşımızda.

Sayıca az olan beğenmediğim noktalara değinelim de güzelleri konuşuruz sonra. Albümdeki Hadise’ye yakışmayan üç şarkı Düm Tek Tek, Double Life ve Düm Tek Tek’in akılarla zarar remix’i. Ben bu yarışma şarkımızdaki çekiciliği halen algılayamadım gitti, anormal miyim acaba? Introsu için nakarat melodisini değiştirmeye bile üşenen bir parça bu, nasıl olur da böyle bir hit olabilir anlamıyorum. Double Life ise Eurovision için önerilen üç parçadan biri. Altyapısı Mirkelam’ın “Elma Değil Ayva”sının birebir aynısı, maalesef ortaya çıkan şarkı ondan fersahlarca uzak.



Hadise’yi en başta sevmemi sağlayan şeyleri (İngilizce hakimiyeti ve orijinal sözler) bu albümde de görmek mümkün neyse ki. Bir kere üç Eurovision şarkısının sonuncusu “Supernatural Love” Erdem Kınay sağolsun, tam bir başyapıt. Ancak TRT’ye sunulan kemanlı gitarlı mükemmel versiyonu yerine çok daha basit bir düzenlemesini koymuşlar, kimin kararıysa, kınıyorum (evet, kelime oyunu). Kınay’ın albümde bir diğer katkısı “Obsession” adlı şarkı. Yapıtın “yangında ilk kurtarılacak” parçası bu.

Hadise’nin bir başına yazdığı isim şarkısı “Fast Life” gurur duyması gereken bir eser. “Go! Go!” diye bağırdığı kısım Beyonce’nin “Green Light” parçasından kopya olsa da sözlerdeki kişisellik etkileyici. Yves Gaillard’ın yaptığı diğer şarkılar da bunun kadar başarılı. “Long Distance Relationships”, “Married Men”, “First Steps” hep ilişkileri irdeleyen, hit olamayacak ama kaliteli parçalar. Timbaland esintili “I’ll Try Not To Cry” ise Hadise’nin sadece vokal yapmakla yetindiği yegane şarkı. Bu tip düzenlemelerin meraklısını oldukça memnun edebilir.



Geriye kaldı Sinan Akçıl şarkıları. “Düm Tek Tek”e olan yaklaşımımı biliyorsunuz artık, neyse ki diğer iki parça çok daha tatmin edici. Adamın iyi bir besteci fakat fena bir söz yazarı olduğunu da kanıtlar nitelikteler. “On Top” ve “Hero”nun Türkçe versiyonları “Sıradan” ve “Kahraman” Türkçe albümde yer alacaklar ve iyi bestelerin başına kötü sözler gelince çıkan sonucu her beraber göreceğiz. Gelgelelim bu halleriyle "On Top" süper bir concert-starter, "Hero" ise single olabilecek kadar iyi.

“Fast Life” uluslar arası olma uğruna en büyük adımını atmış bir sanatçı için yeterli desteği sağlayan bir albüm değil. İçinde “A Good Kiss”, “Creep” gibi 12’den vuran parçalar yok. Hadise’nin imajında yaşanan sarsıntı ise pek umut verici gözükmeyen Türkçe albümle onarılmaz olabilir. Örneğin “Bence Evlenmeliyiz” adlı bir parçayla çıkacak olması beni şimdiden ürkütüyor. Son derece akıllıca kararlar vermesi gereken bir zamanın içinde, henüz bunu tam olarak başarmış değil ama ortada umut kesmeyi gerektirecek bir durum yok. Gazetede iki gün yer işgal etmekten başka bir şeye yaramayan ödüller ve kişisel hayatı gözünü boyamadıkça Hadise’den iyi şeyler beklemek gayet mümkün.

Not: 3 / 5

Dip Not: Hadise’yi bir hayran olarak nasıl sevdiğimi biliyorsunuz. Bunu o kadar çok belli etmişim ki çok çok hızlı gelişen bazı şeyler sağolsun ne olduğunu anlamadan kendisiyle beraber çalışmaya başladım. İçinde bulunduğum ekiple beraber bu sürecin sonuna geldik fakat tıpkı hayranlığımın albüm konusunda dürüstlüğümün önüne geçmesine izin vermediğim gibi bu yol ayrımının da ona olan sevgimin önüne geçmesine izin vermedim. Kendisi albümünün teşekkür yazısında es geçmeyip bana da teşekkür etmiş. Şahsi olarak bir faydam dokunduysa çok memnun olduğumu bilmesini isterim.

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
2) TOZ PEMBE – DEMET AKALIN
3) İNŞALLAH – SILA
4) ÖZLEDİM – MURAT BOZ
5) RESİM – AJDA PEKKAN

Yabancı Liste

1) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
2) CALLE OCHO – PITBULL
3) LE DRAGUEUR – INGRID
4) WE MADE YOU – EMINEM
5) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) HADİ GEL İÇELİM – YÜKSEK SADAKAT
3) ÇOBAN YILDIZI – TEOMAN
4) 5 KURUŞ YOK – GÖKÇE
5) NE GÜZEL GÜLDÜN – PİNHANİ

14 Haziran 2009 Pazar

Euro Airplay Top 100



Avrupa'nın 28 ülkesinde en çok çalınan şarkıları sıralayan listede bu hafta:

53) ALWAYS - ARASH & AYSEL
83) GİDEN GÜNLERİM OLDU - GÜLBEN ERGEN
93) TOZ PEMBE - DEMET AKALIN
97) DÜM TEK TEK - HADİSE

12 Haziran 2009 Cuma

Fıkra



(Yaşanmış bir hikayedir)

Bir gün yolda yürüyen bir Zerrin Özer, korsan cd satan adama rastlamış. Ona "Sen ne yapıyorsun burda?" diye sormuş. Adam "Hayranınım abla, senin de cd'ni satıyorum" deyince Zerrin Özer, sokak ortasında adamı tokatlayıp avaz avaz "Binlerce kişinin ekmek parasıyla oynuyorsun, emeğimizi çalıyorsun" diye bağırmış. Sonra da gazetecilere "Elimin tersi meşhurdur. Bir tane çaktım. Pişman değilim" demiş.

Korsana hayır, kaba kuvvete hayır Zerrin'cim.

11 Haziran 2009 Perşembe

Türkiye Box Office 05.06.2009 - 07.06.2009



Bu Cuma gösterime girecek filmler:

I Love You Man – Adamım Benim: Son dönemlerde pek popüler olan bromance türünden bir örnek. Birbirlerini çok seven straight erkekleri anlatan türün bu örneğinde Paul Rudd ve Jason Segel var o yüzden güldürmesi garanti.

The Burning Plain – Aşk Ateşi: Film hakkındaki yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Daha önce festivallerde izlediğimiz bu film ilgiyi hak ediyor, Uygar Şirin’in son yıllarda gördüğü en iyi filmmiş (abartmasa), isminin Türkçe’ye çevrimi ise şaka gibi.

Traitor – Hain: Don Cheadle, Jeff Bridges ve nereye kaybolduğunu merak ettiğim Guy Pearce oynuyor.

Kanlı Hesaplaşma: Jackie Chan’in olması gerekenden daha ciddi gözüken filmi. Adam 100. filminin eşiğinde, geçti veya bizzat o film bu film. Bu size bir şey ifade ediyorsa gidip izleyiniz.

Nord – Kuzey: Muhtemelen en yakınınızdaki sinemaya gelmeyecek ama Norveç’ten gelen bu yol komedisinin iyi çıkma ihtimali oldukça yüksek. Soğuk yerlerde geçen komedilerin ayrı bir çekiciliği var nedense.

The Haunting In Connecticut – Lanetli Ev: Güya gerçek olaylardan uyarlanmış bir lanetli ev filmi işte.

Seçenekler bunlar. Herkese iyi seyirler.

August Rush (2007)



Büyüklere aşırı fantastik veya aşırı romantik bir film izlettiğinizde klasik olarak “Türkler çekse saçma dersiniz” derler ya, işte “Kalbini Dinle” tam öyle bir film. En klişe yanlış anlamaları, yol ayrımları, duygusallığıyla Sezercik klasmanından filmlere güzel müzikler katın, elde ettiğiniz şey bu olur. Rock gitaristi ve solisti Louis, çellocu Lyla ile konser sonrası ay ışığı ile aydınlatılmış bir çatıda tanışır. Orada geçirdikleri geceden sonra, tanışmalarının üzerinden 12 saat geçmeden dünyaya gelmeye hazırlanan bir bebekleri vardır artık. Adam bunu bilmez, kızın da zalim babası istemez. Kızın geçirdiği vahim kaza babaya fırsat verir, bebeğin öldü der, çocuğu da yetimhaneye verir.

Kızla çocuk o geceden sonra görüşmediklerinden aile üç parçaya ayrılmıştır ama kız ve adam birbirlerini katiyen unutamaz, ikisi de müzik yapamaz duruma gelir. Çocuk ise ebeveynlerinden aldığı olağanüstü müzik yeteneği ile yetimhaneden en çılgın konservatuarlara kadar yükselir… 6 ayda. Esas kızımız da bebeğinin aslında ölmediğini öğrenince macera başlar.

Film oldukça tahmin edilebilir, Jonathan Rhys Meyers çılgıncasına kötü oynuyor, kızın ise derinliği heralde bileği geçmez. Gelgelelim hiç inandırıcı olmasa da çocuğun yeteneğini keşfedişini izlemek ve müziğe inancı yüzünden ortalıkta dünyaya düşmüş uzaylı gibi gezinmesini görmek oldukça eğlenceli. Müzikler daha güzel olabilirmiş açıkçası, melodiler insanı film boyunca yakalıyor ama şarkıların hiçbiri ertesi güne (benim için bugüne) aklımda kalmış değil. Yine de Pazar günleri aileyle izlemeye layık bu film sürpriz ya da orijinallik beklemeyenler için keyifli olabilir.

Not: Yemeksepeti.com’dan 30 TL’lik tıkınırsanız August Rush DVD’sini bedavaya edinebilirsiniz.

Big Nothing (2006)



Festivalimde gösterilen ikinci film “Kocaman Bir Hiç” sevdiğim insanların oynadığı, sevdiğim bir türe ait bir film. Simon Pegg’in kariyerinden dolayı yaptığı her işi göz önünde bulundurmak lazım, Friends elemanlarından David Schwimmer’ı da bu başyapıt dizi yüzünden takip altında bulunduruyorum hala. Filme gelince, geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nde izlediğim “A Film With Me In It” kadar şahane ve komik bir kara komedi değil (o festival hep yeniyor benimkini zaten, lanet olsun). Ancak bu tip her şeyin birbirine girdiği, cinayetin ve sorunların çok komik biçimde gırla gittiği filmleri seviyorsanız bu örnek de hoşunuza gidecektir. Ufak bir şantaj planıyla 100 bin dolar götürmeyi planlayan elemanlarımızın bulaştıkları bela şantajdan seri cinayetlere, para da 100 bin dolardan 2 milyona kadar çıkıyor. İşlerin nasıl arapsaçına döndüğünü tahmin edebiliyorsunuzdur. Senaryo bu kötü rastlantıları geliştirmek konusunda başarılı ancak karakterlerin çok da özgün olduğunu söyleyemem. Kitabı satın alınmadığı için çağrı merkezinde işe giren adamın bunalımı da her yerden tanıdık gelirken, yine bu karakterin hafızayla ilgili problemi işi biraz daha ilginç kılıyor. Keşke bunun üstüne biraz daha gitselermiş.

Filme, festivalimizin salonlarında çınlamaya devam edecek oldukça hazırcevap diyalogları, öğrettiği “bunları biliyor muydunuz” vari bilgileri ve şeker hastası dedektif karakteri için teşekkürü borç bilirim.

Not: “Big Nothing” DVD’sini Teknosa’larda 4.99 TL’ye bulabilirsiniz.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Yeni Elif Turan



Ama biraz daha kötüsü. Bu sefer şarkı da söyleyemiyoruz. Nazlı diye bir kız Serdar Ortaç'tan almış şarkısını, medyadan almış desteğini, bu yazın yarı-tanınmış tek şarkılık "bimbo"su olma yolunda ilerliyor. Yıllardır defalarca şaşırdım, bu millet bu şarkıları nasıl dinliyor ama artık pes etmek üzereyim. Bu zırvaya bile "bu yazın bombası" diyenler var. Bence bu işler sandığımızdan farklı yürüyor. Bir kişi dinliyor bu şarkıyı gazetelerde bahsetmek için. Sonra bu kişi para yediği için güzel şeyler yazıyor. Sonra da diğerleri dinlemeye üşendiğinden bu kişinin dediklerini tekrarlıyor. Sonuçta bu boş şeyler, sözde şarkılar böyle ilgi görüyor milletten. Şaka gibi.

Kızcağızın konuşması da şarkı söylemesinden daha iyi değil. Röportajından alıntılara buyurun:

Serdar Ortaç’ın çıktığı zamanlarda Tarkan, Mustafa Sandal, Kenan Doğulu ve Burak Kut daha favori isimlerdi. Onlar arasından beğendiğiniz yok muydu?

- Yok. Serdar Ortaç benim için hep öncelikliydi.

Müziğe ilginiz nasıl başladı peki?
- “Operadaki Hayalet”i de izledikten sonra devlet sanatçısı Leyla Demiriş’ten şan dersleri almaya başladım. (Evet, Serdar Ortaç ve Operadaki Hayalet)

Hayatınızda aşk var mı?
- Aşk konusunda konuşmuyorum. Çok utanırım.

Sperm bankasından alınan spermlerle çocuk sahibi olmak neredeyse moda haline geldi. İleride siz de düşünür müsünüz böyle bir şeyi?
- Asla... Benim çocuğumun babası belli, annesi evli olmalı. (Aşklarımdan konuşamam ama döllenmemden konuşurum. Hani soru da ayrı gereksiz ama bu tip dünya görmemiş cevapları da hoşuma gitmiyor)

Keşke bu kızcağızı da Erol Köse destekleseydi de daha çabuk silinip giderdi. Yine de çok çok bir yaz dişimizi sıkmamız gerekecek heralde. Tabi daha iyisi, daha iyi işler yapıp öyle karşımıza çıkması.

Gen (2006)



Sonrasında Recep İvedik filmleriyle sanatsal kariyerine esaslı bir balta atan Togan Gökbakar ilk defa Gen ile gelmişti karşımıza. Belli standartların üstündeki nadir yerli korku filmlerinden biri olan Gen, 4. Fatih Melek Film Festivali'nin de açılış filmi oldu. Ekip için en az Altın Koza'da 4 ödül almak kadar heyecan verici bir şeydir eminim. Şaka bir yana, ekibin buna heyecanlandığını sanmıyorum ama ben de filmden pek heyecanlanmadım. Evet görüntü yönetimi denildiği kadar başarılı ama Gen'in en iyi becerdiği şey korku filmlerini seven bir yönetmeni tatmin etmek olmuş, korku filmini seven izleyiciyi değil. Yapıt tekinsiz bir atmosfer kurmak yolunda çok başarılı adımlarla çıkıyor yola, Doğa Rutkay kanımca rolü için çok başarılı bir tercih, setler ve makyajlar da oldukça kaliteli. Gelgelelim (suçu Türkçe'ye atamayacağım için senaristlere atmak zorundayım) konuşulan dil yine yapmacık geliyor. Açıkçası ustası olmadığımız türlere bulaşınca nasıl diyalog yazılacağını bilmiyoruz sanırım. Gördüğümüz oyuncuların hepsi iyi oyuncu, yönetmen çığlık bağırış yaptırırken gayet süper yönetmiş demek ki her konuşmak için ağız açıldığında eğreti bir şey çıkmasının suçu yazarlarda.

Kurguda bayılmadığım yerler oldu. Özellikle finaldeki o hızlı ve yavaş çekimlerin içiçe geçtiği, her şeyin ilkokul öğrencisine anlatılır gibi anlatıldığı final sekanslarından nefret ederim, burada da var. Zaten film hiç göstermese bile gerçeğin ne olduğunu ilk yarının sonlarında çözmeniz mümkün. Bu yüzden akıl hastanesinin durumuyla ilgili sürprizi çok başarılı bulmadım ama tarih-yaş sıkıntıları olsa da Deniz'in geçmişiyle ilgili açığa çıkanlar daha güzel.

İzlediğim en başarılı yerli korku ünvanını Küçük Kıyamet rakipsizce taşımaya devam ediyor. Ancak tıpkı Musallat'ın ikinci yarısı gibi Gen'i sevmemek ya da ciddiye almamak için bir sebep yok. Togan Gökbakar kendisinde umut olduğunu bu filmle açık seçik beyan etmiş. Sonraki iki filmiyle bunu örtbas etmeye çalışsa da biz göreceğimizi gördük. Bir de eklemek istiyorum ki filme hiçbir katkısı olmayan iki şeyden ilki manasız sloganı, ikincisi de Şahan Gökbakar.

Not: Gen filminin DVD'sini Teknosa mağazalarında 4.99 TL'ye bulabilirsiniz.

9 Haziran 2009 Salı

150.000 Okuyucu!



Sevdiğiniz siteniz www.fatihmelek.net 150.000 okuyucu barajını geçti. 100.000 müjdesini daha 21 Şubat'ta vermiştim. Çok teşekkürler :)

4. Fatih Melek Film Festivali Başlıyor!!!



Yılın o zamanı geldi canlarım. Birbirinden güzel filmlerin peşpeşe izlenip Altın Fatih ödülleri için yarışacağı geleneksel festivalimiz 9 Haziran 2009 tarihinden itibaren başlamış bulunuyor. Hepimize hayırlı uğurlu olsun.

Geçen sene sansasyon yaratan filmlerden bir seçki yapıp izlemiştik (evet, evet bir kişiden fazlaydık). Bu sene ise ucuzluk sepetindeki DVD'lerin arasına dalıyoruz. Uzun zamandır çok kaliteli filmlerin DVD'leri bile sudan ucuz fiyata bulunabiliyor. Hele de o suyu Kanyon'da film arasında aldıysanız. Bu sebeple rastladığım güzel ve ucuz DVD'leri izleyip size de nerede hangi fiyata bulabileceğinizi yazacağım. Ve de elbette sinema salonlarından ayrı kalamayacağımız için konsept dışına çıkan özel gösterimler olacak. Belki o zaman da ucuza film oynatan salonlardan seçeriz. Çok güzeeel.

İşte bu sene izleyeceğimiz filmlerden bazıları:

- Gen (Togan Gökbakar)
- Benim Adım Elizabeth (Jean-Pierre Ameris)
- Big Nothing (Jean-Baptiste Andrea)
- Fade To Black (Oliver Parker)
- Manhunter (Michael Mann)
- Sex Is Comedy (Catherine Breillat)
- Dead Ringers (David Cronenberg)
- Rocco ve Kardeşleri (Luchino Visconti)
- Donmuş Irmak (Courtney Hunt)

Başlıklar daha da artacak tabi ancak bunlar bile yeterince heyecan verici. İzleyip filmler hakkında yazdıkça nereden hangi fiyata bu filmlere erişebileceğinizi de söyleyeceğim. Hiçbiri büyük sır olmayacak tabi ama mesele heyecan olsun.

Festivale istediğiniz şekilde katılmakta özgürsünüz. Bana ulaşın yeter. 4. Fatih Melek Film Festivali herkese hayırlı olsun :)

Geçen seneki festival hakkındaki başlıklara buradan bulaşabilirsibiz.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Easy Virtue (2008)



Evlilik Sınavı’ndan çıkardığım birkaç şey var. Son dönemlerde İngiltere’den gelen her güzel komedinin klişe bir şekilde “İngiliz soğukluğundan çok uzak” diye adlandırılması boşuna değilmiş. Hakikaten soğuk, itici bir İngiliz mizah anlayışı mevcutmuş (Monty Python izleyince insanın inanası gelmiyor). Filmin büyük bir yüzdesinde gülmek mümkün değil. Diyaloglar maalesef akmıyor, film sıkıcı ve bu tip hazırcevap komedilerin içermesi gereken sivri zeka mevcut değil. Bir tiyatro oyunundan uyarlanmış olduğu her halinden belli ama 80 küsür yıllık bir oyun olduğundan sanırım, güncelliği kalmamış, ekip de güncellik katamamış. Aynı oyunun 1928’de Alfred Hitchcock tarafından çekilmiş sessiz uyarlaması daha ilginçtir kanımca.

Jessica Biel pek yetenekli bir oyuncu değil, ekibin geri kalanı ise en iyi performanslarını ortaya konmuş denemez. Zaten ne kadar seversem seveyim Colin Firth’ün herhangi bir filmdeki varoluşunu bir diğer filmindekinden ayırt edemiyorum. Neyse ki film finale doğru mecburi bir şekilde temposunu yükseltiyor da, gönül ilişkileri ta ilk yarıdan tam olarak tahmin ettiğim şekilde değişse de güzel birkaç şarkı ve göz alıcı İngiliz taşrası görselliğiyle idare eder bir yer ediniyor kafalarda.

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
2) TOZ PEMBE – DEMET AKALIN
3) ÖZLEDİM – MURAT BOZ
4) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
5) RESİM – AJDA PEKKAN

Yabancı Liste

1) CALLE OCHO – PITBULL
2) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
3) WE MADE YOU – EMINEM
4) LE DRAGUEUR – INGRID
5) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) ÇOBAN YILDIZI – TEOMAN
3) HADİ GEL İÇELİM – YÜKSEK SADAKAT
4) NE GÜZEL GÜLDÜN – PİNHANİ
5) 5 KURUŞ YOK – GÖKÇE

Bendeniz Mickey Fare



Fondaki yuvarlaklar bildiğin kulak gibi olmuş. İnsan biraz dikkat eder. Çok alem.

2008-2009'da Türk Sineması



Organizasyon konusunda ülkece pek önemsemez oluşumuz, çoğu sektörün istatistiklerinden de bihaber olmamıza sebep oluyor. Zira işler sallapati yapılınca kimse bu yapılan iş neleri başardı, neleri başaramadı diye sormuyor. Cebe para girdi mi ona bakıyorlar. Neyse ki sevilesi bir insan, Nizam Eren, Türk sineması konusunda ilgi çekici bir rapor hazırlayıp sunmuş, ortaya da okuması çok keyifli bir yazı çıkmış. İşte yazın durgunluğa girmek üzereyken geçtiğimiz sezon için Türk sinemasının “en”leri.

En Çok Film Sayısı: 2008 boyunca toplam 51 film gösterime girerken 2009’da Mayıs’a kadar 32 film girmiş.

Bilet Sayısı: 2008 boyunca kesinlen 37 milyon biletin %62’si Türk filmlerineydi.

En Kötü Açılış: Kopya başına 24 kişi ile Antalya ödüllü Pazar: Bir Ticaret Masalı. Üç günlük izleyicisi ise 1016 kişi.

En Düşük Haftasonu: Gösterime girdiği ilk üç gün boyunca en az izleyici çeken film 180 kişi ile Taş Yastık.

Toplam Kopya: 2008 yılında toplan 5115 kopya film basılmış. 2009 Mayıs’a kadar ise 2618.

En Büyük Zarar: 53 kopya ile 4950 izleyici çekebilen Nekrüt.

En Karlı: Recep İvedik filmleri sadece gösterime girdikleri ilk haftasonlarında 2.000.939 kişi tarafından izlendi.

En Uzun Vizyon Süresi: 22 hafta boyunca vizyonda kalarak Issız Adam. 2 milyon küsür izleyicisinin sadece 55 binini ilk hafta çekip en düşük açılış yüzdesinin de sahibi oldu.

En Yüksek Açılış Yüzdesi: Toplamda 900 kişi tarafından izlenen Rıza bunun 378’sini açılış haftasonunda çekip hasılatının neredeyse yarısını ilk üç gününde yapmış oldu.

En Cesur Film: A.R.O.G’la aynı hafta gösterime girerek 2.316.000 kişiye kadar ulaşmayı başaran Muro.

En Çok Salon: Gösterime girdiği hafta sinema salonlarının yüzde 80’ini kapatıp 685 salonda oynayan A.R.OG



Türk sinemasına hemen her zaman olduğu gibi komedi filmleri damgasını vurmaya devam ediyor.

Yerli filmler Kasım ve Aralık’ı tercih ediyor. Yazın duruluyorlar.

2008-2009 boyunca gösterime girmeyen tek yerli tür Western idi. Bence erotik de girmedi ama raporu ben hazırlamadım tabi.

En pahalı proje olarak A.R.O.G VE Güneşi Gördüm anılıyor. Bir rivayete göre daha gösterime girmeyen (ve şa-ha-ne gözüken) Nefes de olabilir.

5 Haziran 2009 Cuma

Türkiye Box Office 29.05.2009 - 31.05.2009



- Listeleri geciktirmeye devam ediyorum. Affediniz.

- Gördüğünüz üzere Adab-ı Muaşeret göçmüş durumda. Reklam kampanyasına heralde 5 ay önce falan başlamışlardı. Demek daha fazlası lazımmış. Veyahut da lise komedileri artık eskimiş. Bence ikincisi.

- Melekler ve Şeytanlar üç haftadır listenin tepesinde. Adab-ı Muaşeret’in ona karşı, aynı haftada çıkması ticari intihardı zaten. Bu ispat oldu ama Tom Hanks filmi daha fazlasının peşinde koşmaya devam ediyor. Yine de 1 milyona falan vurmadıkça efsanevi bir başarı sayılmaz.

- Davetsiz’in göründüğünün aksine sıradan ve uyuz bir korku filmi olmadığını söyleyenler var. Fragmanı bence umut verici değil.

- Bu Cuma gösterime giren filmlerden Terminatör: Kurtuluş en çok ilgiyi hak edeni. İkincisi Tanrıkent’in yönetmeni Fernando Meirelles’den Körlük. Bu filmin Julianne Moore, Mark Ruffalo ve Gael Garcia Bernal’i içeren şahane bir kadrosu var. Gerilim ve gerilim kırması olan diğer filmler ise Peşinde Ölüm Var ve Aşk Uğruna. Herkese iyi seyirler.

Türkiye Box Office 22.05.2009 - 24.05.2009


Türkiye Box Office 15.05.2009 - 17.05.2009


2 Haziran 2009 Salı

Bloxoo


Bloxoo diye bir blogları sosyalleştirelim sitesine üye oldum. Madem kendim sevmiyorum sosyalleşmeyi en azından blogumu da kendime benzetmeyeyim :) Varsa üye olanınız oy verin, yorum yazın, bişiler yapın. Bakalım bir işe yarayacak mı.

Fatihmelek.net'in Bloxoo sayfası için buraya tıklayın.

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
2) TOZ PEMBE – DEMET AKALIN
3) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
4) ÖZLEDİM – MURAT BOZ
5) HAYROLA – HANDE YENER

Yabancı Liste

1) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
2) CALLE OCHO – PITBULL
3) WE MADE YOU – EMINEM
4) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS
5) LOVE SEX MAGIC – CIARA EE. JUSTIN TIMBERLAKE

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) HADİ GEL İÇELİM – YÜKSEK SADAKAT
3) ÇOBAN YILDIZI – TEOMAN
4) 4 GÜN ÖNCE – BATI YAKASI
5) NE GÜZEL GÜLDÜN – PİNHANİ

Son dönemin en sevmediğim şarkılarının başında gelen Calle Ocho (I Know You Want Me) sonunda iki numaraya kadar yükseldi. Barda bile çekilmiyorken radyoda nasıl katlanılıyor bilmiyorum ama çıkması gerekenden çok daha yüksek bir yer ikinci sıra. Son dönemin en sevdiğim şarkılarından Lily Allen’ın Not Fair’i ise 18 numaraya yükselip ilk 20’ye girmeyi başarmış. Bir numarada halen Black Eyed Peas’in garip ama çekici şarkısı Boom Boom Pow var.

Gülben Ergen nadir zirve yüzü gördüğü için iki haftadır bu koltuğa kurulmasını sağlayan BKM’nin Oğuzhan’ına teşekkürü borç bilmeli. Gerçi çocuğun şarkıdaki vokalleri felaket ama şarkının belli bir standart üzerinde olduğunu kabul ediyorum. Sinan Akçıl, Ferhat Göçer, Serdar Ortaç gibi tiplerin getirdiği çok da yüksek olmayan bir standardın.

Listenin en dikkat çekici numarasında Ajda Pekkan oturuyor. Türkiye’nin en eskimek bilmez kadını maalesef Türkiye’nin en susmak bilmez tekerlemecisiyle iş yaptı (Ortaç) ama ortaya çıkan şarkı (Resim) 8 numaradan giriş yaptı listeye. Bizim listede girişler düşüktür ve yükselişler yavaştır. Takip ediyorsanız fark edebilirsiniz bunu. İlklerin kadını Pekkan bu kurala göre oynamak zorunda değil elbet. Tebrik ediyorum.

Bir diğer hızlı ve öfkeli giriş Yalın’dan gelmiş. Tantanayla piyasaya sürülen albümünden “Ah Be Kardeşim” 12 numaradan giriş yapmış listeye. Birkaç şarkısı dışında pek Yalın hayranı sayılmam o yüzden dinlemek için acele etmedim. Evet müzik eleştirisi yapan bir site için oldukça tembel bir yaklaşım, kabul ediyorum. Göksel’in “Baksana Talihe” şarkısı ise 20. sırada. Herkese iyi dinlemeler.

Türkiye Top 5

25.05.2009 tarihli listedir.

Yerli Liste

1) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
2) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
3) HAYROLA – HANDE YENER
4) TOZ PEMBE – DEMET AKALIN
5) ÖZLEDİM – MURAT BOZ

Yabancı Liste

1) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
2) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS
3) WE MADE YOU - EMINEM
4) LOVE SEX MAGIC – CIARA EE. JUSTIN TIMBERLAKE
5) CALLE OCHO – PITBULL

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) HADİ GEL İÇELİM – YÜKSEK SADAKAT
3) SUSTUKLARIN BÜYÜR İÇİMDE – GRİPİN
4) DİBİNE KADAR – DUMAN
5) 5 KURUŞ YOK – GÖKÇE