2 Mayıs 2009 Cumartesi

Pet Shop Boys - Yes



Pet Shop Boys’un dünyada en sevdiğim müzisyenler olma yolunda ilerleyişi 2002’de başladı. Ticari olarak en başarısız albümleri Release bir yandan da eleştirmenlerin gazabına uğruyor ama beni bu dünyadan alıp başka dünyalara götürüyordu. Bugün de çok büyük haksızlığa uğradığını düşünüyorum “Release”in ancak müzik zevkine çok güvendiğim kişiler ve grubun hayranlarıyla beraber el üstünde tutuyoruz albümü. O yüzden mühim değil.

Grup geçtiğimiz sene en karanlık ve politik albümlerini (Fundamental) yaptığında, albüm satıp liste başarısı gösterdiğinde, nihayet hak ettikleri muameleyi gördüler sandım ama meğer o da yetmemiş insanlara. Son albümleri çıktığında ise şüpheye falan yer kalmadı nihayet. Pet Shop Boys dünyanın pop krallarıydı ve şahane iki albümleriyle tatmin edemedikleri kişiler bile kabul ediyordu bunu. Açıkçası bu sefer de benim içimdeki ibre biraz oynadı ama dünya meselelerine gösterdikleri hassasiyeti tamamen kısmalarını kafaya takmamaya çalışacağım.



Yes” baştan aşağıya bir aşk albümü. Tabi ki kusursuz Pet Shop Boys dokunuşlarıyla dolu ama beni endişeye götüren tarafı aynı dokunuşları “Twentieth Century”, “Sodom and Gomorrah Show” gibi şarkılarla çok daha ağır meselelere yapabilirken bu sefer kendilerini “aşk”la sınırlamaları. “Building A Wall” şarkısında dedikleri gibi “bizi dışarıda tutmak için değil de kendilerini içerde tutmak için” bir duvar yapmışlar. Suya sabuna dokunmayan albümler daha genç müzisyenlere kalmalı bence.

Fakat albümün “pop” başarısından bir şey götürmüyor bu. Evet, Xenomania’nın prodüktörlüğü aslında kuyuya inilecek ip değil ama Pet Shop Boys’a en iyi hali denk gelmiş. Bir önceki Pet Shop /Xenomania birlikteliğinin (Girls Aloud – The Loving Kind) bana kabuslar gördürdüğünü söyleyebilirim ancak albümdeki hemen her şarkı türünün standartlarını yükselten cinsten.



İlk single, Love Etc. ülkemizde de oldukça popüler oldu, ikilinin BRIT ödüllerindeki performansıyla da oldukça fazla sayıda kişiye ulaştı. Gelgelelim başarılı olmasına rağmen, albümdeki en kolay vazgeçilebilecek şarkılardan biri bu. Albüm boyunca sıklıkla verdiğiniz “bu şarkı klasik olur!” tepkisini ilk alan parça “All Over The World” Çaykovski’nin Fındıkkıran’ından ufak bir bölümü bestesine yediren şarkı iyimser bir şarkıdan istediğiniz her şeye sahip. İkinci single olarak duyurulan “Did You See Me Coming?” de aynı derecede çabuk yakalıyor, zor bırakıyor. Albümün en kalıcı olacak gibi gözüken bu parçaları aynı zamanda popüler müziğe mükemmel örnekler teşkil ediyorlar. Garip bir durum, çünkü normalde pop kolonyadan bile daha uçucudur.



More Than A Dream” çalışmadaki en sağlam altyapılardan birine sahip. “King of Rome”, o kadar doğru yazılmış ve söylenmiş bir slow ki grubun en iyi parçalarından biri olan “Only The Wind” ile kıyaslarken buldum kendimi. Gerçi teknik bir benzerlik de var, ondan da olabilir. 10. Şarkı “The Way It Used To Be” ise kendini belli etmeyen şaheserlerden. Pet Shop Boys beş albümdür final öncesi şarkılarında kendilerini aşıyor, nedendir bilemedim. Örnekleri: To Step Aside, New York City Boy, The Night I Fell In Love, Twentieth Century ve son olarak da mevzubahis şarkı.



Adeta Suede’den dinlenilmeyi hak eden “Beautiful People”ın şahane bir melodisi var, bu da sözlerin basitliğini örtüyor kısmen. Ortada kötü bir şarkı yok, hatta çok sevilesi bir şarkı var ama sanki daha güzel olacakken yarı yolda kalmış. Sadece sözler açısından. Kylie’nin X albümü için yazılan “Pandemonium”un o albümü kurtarmayacağı gibi bu albüme çok yakışması doğru bir karar alındığını gösteriyor. Albüm kapanırken gelen “Legacy” ise çalışmada oldukça eksik olduğunu itiraf etmemiz gereken “deneysel” tutumun tek kurtarıcısı. Şarkı “bunu da aşıp gideceksin” deyip duruyor ama biten albümü bırakmak istemiyorsunuz bir türlü.

Pet Shop Boys için beslediğim beklentiyi başka kimse için beslemediğimden ufak kusurlar büyük gözüküyor gözüme. Lakin bu “Yes”in hiç fire vermeyen 11 şarkının toplandığı, adam gibi popun yapıldığı, aşka en hassas noktalarından dokunulduğu bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İkili bazı şarkılarda bize azını sunsa da halen o kadar iyi söz yazıyor ki önlerinde eğilmemek imkansız. Bugün yeni pop diye pazarlanan ve aslında gerçekten sıradan şeyler bekliyorsanız yenilikçi denilebilecek Lady Gaga, Katy Perry gibi isimler böyle müziğin yakınından bile geçemiyorlar. Şarkı sözü denilen şey hem yurtiçinde hem yurtdışında ayağa düşmüşken “Roma’nın kralı olsam bu kadar trajik olamazdım” diyen Neil Tennant’ın hüzünlü sesi bulunmaz bir nimet, kaçırılmayacak bir fırsat.

Not: 5 / 5

Hiç yorum yok: