28 Mayıs 2009 Perşembe

Milk (2008)



Benim “Milk”ten çıkardığım asıl ders eşitlikle, insan haklarıyla ilgili değil. Onlarla ilgili de düşündürtmesine rağmen Amerika'da seçimle göreve gelen ilk eşcinsel politikacı Harvey Milk'in öyküsü başka bir açıdan çok daha ilham verici bence. Milk'in eşcinsellere karşı hababam anti-propoganda yapan Anita Bryant'a olan tavrından söz ediyorum. Kahramanımız Harvey bir sürü ayrımcılığa, toleranssızlığa karşı gelerek kendi grubunun sesini duyurmaya çalışırken, şarkıcı olarak da tanınan Bryant eşcinsellere karşı ağzına ne gelirse söyleyip politik dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Kusursuz kıyafetleri ve ağzından çıkan şeylerin çirkinliğine, cahilliğine ters düşen bir kibarlığı var. Söyledikleri inciticiden öte, Harvey (ve benzerleri) için onları insan yerine koymayan açıklamalar yapıyor. Ve tüm öfkeli güruhun aksine Harvey'nin tepkisi azimle işine devam etmek oluyor. Bağırmıyor, çağırmıyor, en doğru cevabı hedefine ulaşmakla vereceğini biliyor çünkü. İşte o yüzden tüm o kalabalığın içinde o yükseliyor ve bu film de onun adına çekiliyor, başkasının değil.

Dünyanın her yerinde ayrımcılık belli zamanlara damgasını vurmuştur. Bu dönemlerin üzerinden 10-20 yıl geçince insanlar cahilliklerine gülüyorlar veya akılları varsa bundan utanıyorlar. Siyahlarla beyazların aynı televizyon programına çıkamaması gibi şeylerden bahsediyorum. Bu filmde ele alınan konular da yakın vakitte tarih olunca, karşı duranların hali onların adına utanç verici olacak sadece. Bryant gibi bir yobaz bile bugün yaptıklarından üzgün olduğunu açıklayabiliyor. Bu filmden anlaşılacak en önemli şey ise bir şey değiştirilecekse buna kendine hakim, zaaflarının peşinde sürüklenip gitmeyen insanların liderlik edeceğidir. Yoksa her yere yürümekle slogan atmakla bir şey değişmiyor.



Gus Van Sant'ın ticari (ama saygıdeğer) ve sanatsal sinema arasında gidip gelişlerinde bu filmi orta bir yerlere koymak mümkün. Biyografik filmini anlamak için çok uğraşmaya gerek yok ama doğru değerlendirmek için bir dağ var uğraşacak. Sean Penn'in performansının efsanevi olduğunu söylemeye lüzum yok, suikastle biten hikaye bu kadar etkileyici olmasaydı bile Penn'in oyunculuğu tam 12'den vururdu. Diego Luna, Emile Hirsch gibi saygıdan öte hayranlık duyduğum isimler de kusursuz eşlik etmişler kendisine.

Milk, sırf “kitlesi”ne hitap eden bir film değil. Dünyayı daha iyiye doğru değiştirmek isteyen herkesin (ki ideal bir dünyada bu tüm insanlar demektir) gerçek şeyler öğrenebileceği bir yapıt.



2 yorum:

Emre dedi ki...

Film, geçtiğimiz yıl izlediğim en iyi filmlerden biriydi.

Ama film hakkında kesinlikle bahsedilmesi gereken bir başka şey, senarist Dustin Lance Black'in Oscar gecesi ödülünü alırken yaptığı konuşma bence. Filmin, anlatmak istediklerinin ve Milk'in yaptıklarının/yapmak istediklerinin 45 saniyelik bir özeti adeta.

AlexBoi dedi ki...

Çok güzel bir tespit. Tebrik ederim.