19 Mayıs 2009 Salı

Eurovision Şarkı Yarışması - Moskova 2009



Eurovision konusunda bu sitede sadece Hadise’den bahsettik ama Rusya’nın organizasyonu daha fazlasını da hak ediyor. Gelen talep üzerine ve bazı şeyler konusunda ağızdan söylemekle yetinemediğim şeyler yüzünden bu yazıyı yazayım dedim.

Yarışma yıllardan beri en fazla ciddiye alınan versiyonunu yaşadı. Türk medyasında “bu yarışmayı sadece biz önemsiyoruz” geyiği vardır ya, o zaten doğru değildi, bu sefer ispatı yapılmış oldu. Bir kere çoğu ülkede, bize oranla çok küçük nüfuslarına rağmen milyonlar seyretti, çok ünlü müzisyenler katıldı veya çok alengilli ulusal seçmeler düzenlendi. Yani herkesin gözü Eurovision’un üstündeydi. Elbette bu bir senede olmuş bir şey değil, yıllardır giderek artan bir önemseme söz konusu. Yunanistan ve Türkiye’nin ilgisi diğerlerinden fazla diye, öbürleri sallamıyor diye bir şey yok.



Sahne aylar öncesinde açıklandığında hayran olmuştum, kağıt üzerinde daha güzel görüneceğini sanıyordum ama yanılmışım. Sahne dizaynı şahaneydi ve benim için İstanbul 2004’ten beri en güzel gözüken sahneydi bu. Yarı final sunucuları (kız bir içim su olmasına rağmen) kendileri adına sık sık utandırdılar bizi ama Eurovision’da Ajda’nın Petrol’ünden beri güzel espri yapılmadı zaten.

Yarı finaller oldukça eğlenceli geçti, yarışmanın üvey kardeşi gibi durmadılar bu sene. Ben 2006’dan beri sadece yarı finaller izleyebiliyordum, onlara oranla çok daha akıcı ve ilgi çekiciydiler. Performanslar konusunda fikirlerimi hemen hemen aynı oldukları için finale gelince yazacağım ama grubundan çıkamayanlar arasında sadece Karadağ’ın “Just Get Out Of My Life”ı ilgimi çekti. Girişi “Hot Stuff”dan arak olsa da bir çok final şarkısından daha keyifliydi benim için. Bir de Sakis’i taklit eden Macar yarışmacı vardı ama hakkında yazacak başka bir şeyim yok.



Finalin açılış gösterisi mükemmeldi. Dima Bilan hiçbir Eurovision kazananının görmediği bir destek görüyor Eurovision topluluklarından. Bence şarkısı Believe gibi gereksiz olan bu ilgi sadece açılış gösterisinin muazzamlığına yaradı. Performans başında çıkarttığı ceketi üstünden gitmemekte ısrar etse bile yürüyen bantlı, rüzgarlı şov güzeldi. Sadece zamanında Kral Tv ödül törenlerinde kullanılan yavaş çekim tekrarlar saçma geldi. Şovun görselini kesintisiz izlemedik yani. Sonrasında yeni sunucularımız geldi ekrana.

Finalin çok eğlenceli geçtiğini söyleyebilirim genel olarak. Artan “önemseme” iyi şarkılar yollatmış ülkelere. Klasik “trash” Eurovision şarkıları da vardı ama genel olarak durumlar iyi:



Alexander Rybak – Fairytale: Bahisçilere göre kazanma ihtimali yüzde 50’den fazlaydı. Şarkıyı daha ilk çıktığı zamanlardan beri dinliyorum ve yakalayan bir şarkı olduğu kesin. Gelgelelim yarışmayı rekorla kazanmasını gerektirecek bir durum yoktu ortada. Bundan çok daha iyi bazı şarkıların yarışmada gömülüp gittiğini gördük, yine de olacaktır, o yüzden Eurovision prensi ilan edilmesini kişisel olarak kabul etmiyorum. Her sene bir kişi gerçekten piyango gibi öne çıkıyor ve o senenin şanslı ismi o oluyor. Sanki Eurovision’a ilk defa güzel şarkı çıkmış gibi çıldırmanın bir manası yok. En güzel tarafı popüler müzikte kariyer yapmamış birinin basit sözlü ve güzel müzikli bir şarkı yapıp, oralara kadar gitmesiydi. Şarkının öyküsü tırttı yani ama Rybak’ın öyküsü birincilikle sonlanması güzel bir hikayeydi. Yine de Eurovision hep Eurovision olacağına göre diğer Rybak’ın kalıcı bir kariyere sahip olmasını beklemiyorum.



Sakis Rouvas – This Is Our Night: Bu adamı severim ben. İstanbul’da yarıştığında salakça olduğunu kabul ettiğim bir yaklaşımla (Sırbistan veya Yunanistan zaferine ev sahipliği yapmak istemediğimden) desteklememiştim. Ki ikisinin de şarkısı kazanan Ruslana’nınkinden iyiydi. Şimdi de bu sene Hadise’ye karşı zafer kazanmasını istemediğimden desteklemedim. Sanki buna hakkım olsun diye rezalet bir şarkıyla gitti fakat gecenin en iyi şovlarından birini yaptı. Vücuduna aşık olması, fazla cilalanmış görüntüsüyle çekicilik yakaladığı kadar antipati de topladı ama ondan kaybedecek olsa İstanbul’da da üçüncü olmazdı. Bu sefer gerçekten şarkıdan kaybetti, kazanmayı hiç hak etmiyordu ama yedinci olması da bahislerde ikinci geçen bir yarışmacı için hezimetti. Oylamanın sonlarında puan alırkenki sakinliği hoplayıp zıplayan Sakis’i düşününce üzüyordu biraz.



Svetlana Loboda - Anti-Crisis Girl: Şarkının ve şovun kalitesi arasında en büyük uçurum bu şarkıda açıldı. Son derece itici bir parça inanılmaz bir şovla sunuldu, kızı taklalar attırdılar ama Svetlana’nın sesi gitmedi, üstüne bir de davul çalarmış gibi yaptı. Yarışmanın en izlenesi 3 dakikalarından biriydi, oylamada 12. olması üzdü.



The Balkan Girls – Elena: Şarkının güzelliği ve oylamadaki sonuç da bu şarkıda açıldı. Elena başka bir yıl veya başka bir ülke adına veya başka bir sırada yarışsa da birinci olsa kimse laf edemezdi. Şimdi 19. olunca da edilecek laf bulunmuyor. Balkan melodileri, kızın güzelliği, dansların yumuşak akışı ve yorum kesinlikle çok güzeldi. Bir sebepten dolayı oy almadı.



Jade Ewen – It’s My Time: Hadise’nin dediği gibi dünyaca ünlü bir şarkıcı değil bu kız, Eurovision için ulusal seçmeyle seçilmiş bir ses. Andrew Lloyd Webber gibi insanüstü biri tarafından seçildi, şarkısı yazıldı ve desteklendi. Şarkı Webber’ın yazdığı müzikallerden fırlamış gibiydi dolayısıyla güzeldi de. Performansa gelince, Ewen tam bir profesyonel gibi okudu “My Time”ı. Sahnedeki hareketleri ve sesi yarı finallere katılmamış olmasına rağmen gayet iyi oturmuştu. Amatörü bile böyle olduğu için İngiltere’nin dünyanın en güzel müzik endüstrisi olduğunu düşündürttü.



Alex Swings Oscar Sings – Miss Kiss Kiss Bang: Allaha güç gitmesin şarkıcının iticiliği şarkıya (ve şarkının ismine yansımıştı). Bunu dengelemek için dünyanın en çekici kadınlarından biri olan Dita Von Teese’i sahneye çıkarttılar. Provalarda gördüğümüz ve ümitlendiğimizin aksine kendisinin göğüsleri kapalıydı yarışmada. O halleri bile güzeldi, orası ayrı.



Aysel&Arash – Always: Hadise’yi bir puan geçip de birinci olsalar bile koymazdı bana. Yarışmanın en naif gözüken çiftiydiler. Aysel o kadar güzeldi ki aksanından rahatsız bile olamadım. Komşuların kollandığı iddia edilen bir yarışmada Azerbaycan 207 puan toplayarak çeneleri kapattı ve üçüncü oldu. Şarkı yıllar boyu dinlenecek türden değildi, aslında Eurovision’ın ucuz zevkine tam da gidiyordu ama yorumlar iyiydi, yansıtılan enerji iyiydi, daha ne olsun? Aldıkları dereceyi en çok hak eden ekiplerden biri Azerbaycan’dı.



Yohanna – Is It True?: Azerbaycan’ın aksine bu koydu işte. Sıkıcı,uyuz bir slowdu, gidip ikinci oldu. Norveç’in attığı farkı sadece ikinci olarak sindirebilirdik ama gidip bu ikinci oldu. Jade Ewen olsa anlardım ama bu olmamalıydı. Bu ikinci olacaksa Sedat Yüce’nin söylediği “Sevgiliye Son” gibi şarkıların da kıymeti bilinseydi o zaman.



Inga&Anush – Jan Jan: Norveç de dahil en fazla abartılan şarkı buydu. Hiç sevmedim, yüzünde nur olmayan adamların şarkıya dönüşmüş haliydi sanki. Allahtan oy almadı, 10.lukla yetindi.



Anastasia Prikhodko – Mamo: Rusya’nın şarkısıydı ve aklımı başımdan aldı. Resmen ağıt gibi olan şarkının şovu sadece şarkı söyleyen bir kadından ibaretti. Görsellerde ise aynı kadın şarkıyı söyledikçe yaşlandı ve sonra ağlamaya başladı. “Vay anasını” dedim. Bu kadar minimalist ve iyi olunabilirdi heralde. Sözlerden bir şey anlamadıysam bile şarkı iç yakıcıydı ve bence bu senenin en hatırda kalacak anlarındandı.



Soraya –La Noche Es Para Mi: Hiç kıymeti bilinmedi. 90’larda yarışmaya katılmış olsa birinci olur bir de bıktırana kadar çalınırdı kesin. Şovunda çok iş yoktu ama sonunculuktan kılpayı dönecek kadar kötü de değildi açıkçası.

İsrail’in, Fransa’nın, Finlandiya’nın, Moldova’nın, özellikle Bosna’nın şarkılarının hayranları var ama ben pek tutmadım. Gerçi Patricia Kaas’ınki fena değildi ama çok başta çıkınca kaçırdım maalesef.

Gelelim asıl olaya. Hadise’nin performansı nasıldı?



Düm Tek Tek’i her ne kadar sevmiyorsam da Hadise iyiydi. Ki şakıyı hiç sevmiyorum, biliyorsunuz. Yeni düzenlemesi geldiğinde, klibini izlediğimde, şovunu gördüğümde geçici heyecanlar yaşattı bana ama şarkı kötüydü; bunun da benim için sorumlusu Sinan Akçıl’dır. İki kıvırtık melodi yazınca bunu Türkiye’nin müziği ilan edenlere kızıyorum. “Düm Tek Tek”, Türk ezgisi değildi, ha olmak zorunda da değil ama bence insanların aklına Türk imajı kazıyacaksak bu ancak Everyway That I Can’deki kadar oryantal olmalıdır. Hadise, Bad Boy, Don’t Ask gibi şarkılarıyla gösterdi ki modern müziğe oryantal katmasını gayet iyi biliyor. Radarlar Düm Tek Tek’te doğru çalışmamış maalesef. İtici bir melodi olduğunu düşünüyorum ama Hadise’nin çok doğru yaptığı başka şeyler vardı.



Yorumu daha ilk başından beri nefes nefese de olsa provalara ve yarı finallere göre çok daha iyi söyledi. Şarkıyı iki metre ötemde canlı – acapella söylerken dinlemişliğim var o yüzden kusursuzca söyleyebildiğini biliyorum. Sahnede neden bu kadar problemli olduğunu anlamadım ama finale kadar çoğu düzelmişti. Tavırları da bir başkaydı. Kameraya parmak sallayışı, ikinci nakarat sonrası enstrümentalde parmak şıklatmak yerine kıvırması ve dönmesi çok çekici anlarıydı gösterinin.



Şovumuz için bir dekorumuz yoktu ve koreografi biraz yalındı ama işin içine Uğur Yıldıran gelince renk değişti. Zamanında bu arkadaşla röportaj yaptığımda laf edenler utansın. Havada taklalar, Hadise’yle birebir danslar derken yarı finalde kurtardığı şova bu sefer kurtarılmaya ihtiyaç olmadığından eşlik etti. Hadise de kendini daha fazla veriyordu belli ki. Finale giderken ikinci “there’s no way back”de daire halindeki ekibin geriye doğru yatması güzel bir görüntü yarattı. Final pozu da son derece heyecan vericiydi. Hadise “thank you” diye bağırdı bitişte, ilginç bir şekilde tıpkı şarkıyı söylediği gibi agresif bir tonda ve nefessiz bağırdı. Yanımda “thank you” demişliği de var, ordan biliyorum. He he he…



Bir saatlik albümler hakkında bu kadar yazamazken Hadise’nin üç dakikası tıkır tıkır yazdırdı işte. Puanlamaya gelince heyecan hemen söndü, Norveç arayı açtıkça bir yıldır beklediğim şovun en keyifli kısmını bozduğu için küfrediyordum. “My Number One”la katıldığında Helena Paparizou için de aynı hisleri duymuştum. Tabi 2. ve 3.nün puanları toplamı bile birinciyi geçmezken 12 puan alan herkes yarım yamalak sevindi, sonlara doğru Hadise’nin hüzünlü gülümseyişi içimi ezdi vallahi billahi. Bize bir tek son puanlarda 5.likten 4.lüğe yükselişimize heyecanlanmak kaldı. O da çok bir şey değiştirmedi zaten.



4.lüğü Hadise için bir başarı olarak adlandırmak zor. Hadise’nin kendisi kabul etmese de, “ilk 5 için gittim” dese de Hadise’de o yarışmada birinci olacak potansiyel fazlasıyla mevcut. Azıyla yetinmeye de gerek yok. Kaldı ki artık oylamadaki ilk 10, yarıfinali atlayamadığına göre oraya giden bir temsilcinin yarışmayı kazanmadığı sürece ülkesine pek bir faydası yok. Yarışmayı ülkeye getirmek ve milyon dolarlarla ölçülen reklam geliri ve turizm gelirini kazanmak önemli olan. Yoksa Eurovision’ın kariyere kazanmak veya kaybetmekle değişen bir faydası olmadığını, prestij olarak da eğlencelikten öte görülmediğini herkes biliyor. Hadise TRT’nin elinde büyük kozdu, kazanacağını düşünmek de kesinlikle hata değildi. Fakat piyango bu sene de böyle vurdu, aldığımız iyi derecelerden biri olmasına rağmen sevindirtmedi.



İnsanların kıyafetle, sesiyle ilgili bitmek bilmez fikirlerine girmeyeceğim. Ancak Hadise’nin birinci olmamış olmasına üzülmek biraz olsa da hakkımız. Zamanında çılgın gibi popüler olan t.A.T.u’yu devirdik biz Sertab’la. Hadise’yle de aynı şey oldu ama bu sefer diğer roldeydik. Suçu Hadise’de değil, ekibinde değil Eurovision’ın ne yapacağı bilinmez talih kuşunda aramak lazım.

10 yorum:

rahat yazar dedi ki...

Geniş kapsamlı dolu dolu bir yazı olmuş Fatih:) Her ayrıntıyı yorumlamışsın. Sinan Akçıl o kadar da kötü değil ya:) Eurovisiona anca "Düm Tek Tek" gibi bir parça yakışır zaten:)
Hadisenin dansçısıyla önceden yapılmış bir röportajının olması da bu blogun hitlerini bayağı arttırdı bence. (Sanki olacakları görmüşsün gibi.) Devamı gelecektir eminim.
Fatih, yeni röportajlar ve yeni haberler bekliyoruz senden ;)

LightYears dedi ki...

keşke imkanımız olsa da sinan akçıl'ın yazdığı Düm Tek Tek'in orijinal halini dinleseniz ya da sadece okusanız :) çok çok boş :)

ama onun dışında güzel akşamdı :) 4.lükten 5.liğe geçişimizdeki 10 kişinin 'oley be'sini unutmak zor tabi :)

Seven-Hill dedi ki...

yazın çok iyi. aynı düşüncelerimi yazmışın sanki. sadece Svetlana Loboda - Anti-Crisis Girl'i hiç beyenmedim. bütün performansı basit ve itici buldum. ve Sakis Rouvas'ı çok antipatik buluyorum. "İnsanların kıyafetle, sesiyle ilgili bitmek bilmez fikirlerine girmeyeceğim." diye yazdın. benim fikrim, sanki bu yıl esc: kim daha çıplak yarışmasıydı. şarkılar pek iyi değildi, ama bunları iyi yorumladın zaten. yinede sonuçlardan memnun kaldım. sadece Yohanna – Is It True? (iceland galiba?) hak etmedi. ingiltere çok iyidi... bla bla bla
yazın gerçekten çok iyi! her ayrıntılı yorumladın! şimdi sen yazar oldun mu? hani blog yeniyken sana sormuştum? zevkle okuyorum arada bir çünkü! I'm not kissin' ass by the way! sadece dürüstüm! selamlar :-)

Emre dedi ki...

İzlediğim en güzel Eurovision'lardan biriydi.

En önemli nedenleri sırasıyla:

1) Fairytale ve Alexander Rybak: Bu kadar basit ve ilkokul şarkısı kıvamında bir şarkının, sevimli oluşu dışında başarılı, güzel ve akılda kalıcı olması.

2) Sahne: Gerekenleri söylemişsin zaten.

3) Anastasia Prikhodko ve Mamo: Dediğin gibi şov anlamında inanılmaz derecede minimalistti. Ama şarkının sonlarına doğru alğalayacak kadar duygulanmama yetti "Mamo"nun "anne" demek olduğunu öğrenmiş olmak bile.

Ayrıca herkes demiş ama, evet çok güzel yazı olmuş.

L'emperuer (Ya da Hödö Hödö =P) dedi ki...

Şu ana kadar her türlü ESC sitesine, o foruma, bu foruma o kadar çok ESC yorumu yazdım ki aynılarını yazmak işkence gibi geliyor ama bu kadar ayrıntılı bir yazıya da yorum yapmadan geçilmez.

Öncelikle belirtmeliyim ki, geçen seneki ESC fiyaskosundan sonra bu seneyi heyecanla bekledim aylarca. En büyük sebebi şüphesiz ev sahibinin Rusya olmasıydı. Bir kere fakir bir ülke değildi Rusya, "en iyiyi" yapacağı biliniyordu - öyle oldu da.

2008 ESC bitti, aradan çoook kısa bir süre geçti ve korktuğum başıma geldi : Sakis Rouvas tekrar ESC'ye katılacaktı. İkinci kez katılınması durumunda kazanma modası ne yazık ki Dima Bilan'la bitmişti, onun için kendisine şans vermiyordum ne kadar iyi bir şarkı yazarsa yazsın ama onu o sahnede görmek de istemiyordum. Ardından 2008 sonu geldi, 2009'un ilk dakikalarında berbat bir şov ve berbat bir düzenlemeyle Düm Tek Tek'i dinledik. Daha aralık ayı başında şarkının o gün açıklanacağı söylendiğinde kafamı duvarlara vurmuştum. 5 ay vardı yarışmaya! İnsanlar şarkıdan sıkılacaktı. Ve öyle de oldu. Allahtan sonraları şarkıyı eskisine nazaran daha iyi bir düzenlemeyle sundular.

Gel gelelim diğer ülkelere. Hadise, Alexander ve Aysel&Arash dörtlüsünden sonra dinlediğim ilk şarkı pek sevgili Andrea Demirovic'in Just Get Out of My Life'ı idi. İlk dinlediğim an bayılmıştık şarkıya, çok büyük beklentilerim de vardı. Lakin ilk yarıfinalde ilk performansı sergilemesi ve kareografinin boş olması ne yazık ki finale taşıyamadı Andrea'yı. Ama üzülmesin o çünkü ben onun şarkısını uzun süredir günde en az 3 kez dinliyorum =P

Bu sene o kadar güzel bir yarışma izledik ki, kendi adıma söylüyorum, hiç bir sene bu kadar çok şarkıyı favorilememiştim. Yarıfinalde elenenleri geçiyorum, finalde yarışan 25 ülkeden 20'sini favorim ilan etmiştim =) 2009 ESC bana göre şimdiye kadarki en kaliteli şarkılara imza atmış yarışma olmuştu. Asıl favorim şarkıyı dinlediğim an aşık olduğum Zilfölelöfeeğ (Et S'il Fallait Le Faire) idi. "Patricia Kaas yavrum benim" modundaydım. Derecesi beni üzdü açıkçası ama 10 Haziran'da ben onu mutlu edeceğim İstanbul'da =P

L'emperuer dedi ki...

Yohanna'nın Is It True'su başlarda beni sıkmıştı. Sonra provalarda görsellerle birlikte izlediğimde şarkıyı beğenmiştim ama yarıfinalde gerivokallerden birinin şu geçen sene Euroband adı altında This Is My Life denen şeyi söyleyen gay olduğundan adım gibi emin olduğum sarı "şey" olduğunu görünce şarkıdan soğumadım değil =P 2. olmasaydı daha iyi olurdu.

Azerbaycan'ın Aysel'i açıkladığı gün "Oha, Azerbaycan'da R&B şarkıcısı mı varmış, hem de adı Aysel miymiş?" sorusunu kendime sormuştum ama ardından Boro Boro denen nefret ettiğim şarkının sahibi ama sesine hasta olunası İsveç'li insan Arash'ın da eklendiğini duyunca ve şarkıyı dinleyince kendi kendime "Azerbaycan bu işte iddialı." demiştim. En sevdiğim parçalardan biriydi bu sene.

Jade Ewen... Bu kadar profesyonel söylenemezdi bir şarkı (Patricia'mı saymıyorum). Keşke 5. olmasaydı.

Proje ismine bittiğim (Alex Swings, Oscar Sings) Almanya'nın şarkısı da beğendiğim parçalardandı, derecesi üzdü beni - her ne kadar performans kötü olsa da.

Soraya! Şarkı hoşuma gidiyordu ama kadın da bir o kadar iticiydi benim için. Yanlış hatırmalıyorsam bir Rum'un onun için "Robot gibi" şeklinde bir yorumu vardı, ne kadar haklı değil mi?

L'Emperuer dedi ki...

Ukrayna ve Svetlana denen "insanımsı" yaratık. Bir kere şarkının ilk kıtasının sadece "bomb"la devam etmesi, ardından "Baby baby you are so fine, be my be my valentine" gibi "Ali ata bak" türevi bir nakarata sahip olması, kadının sesinin yarışmadaki en berbat ses olması benim için finalde 25. sıraya oturmasını sağladı, hatta finale çıkmayı bile hak etmeyen bir şarkıydı. Şova dua etsinler bence, bir de o kadınımsı davul çalmasın bir daha.

Bosna Hersek! Regina! Allahım bu şarkıya bitiyorum. O kadar çok şey yazabilirim ki bu şarkı hakkında! Ama her dinlediğimde istediğim tek şey bir gün sevgilimin bu şarkıyı kulağıma fısıldaması =) Tabii önce Slav dilini çözmesi lazım beyimizin =P

Danimarka çıktığında iki arkadaşıma mesaj attım "Bu adam çok hoşuma gitti" diye, ben gönderirken o iki arkadaşımdan da aynı mesaj geldi =) 3 kişi paylaşamadık adamı, helal olsun herife ne diyeyim =P

L'Emperuer dedi ki...

SakisRouvasmustdie at yahoo dat com

Malta'nın küçük bir ülke olduğunu biliyoruz, nüfusunun az olduğunu da biliyoruz ama herhalde tek bir ses sanatçıları yoktur değil mi? Malta'yı o kadının temsil edeceğini duyduğumda verdiğim tepki "yuh" olmuştu. Ama iyi oldu ona, sen bunca güzel şarkı içinde birinci olmayı mı bekliyordun? Chiaracıkın yarışma sonrası verdiği demeçte "Vazgeçmeyeceğim, kazanana kadar deneyeceğim." demesi beni kahkahalara boğdu bir de.

Portekiz finale kalmayı haketmeyen ülkelerdendi.

Finlandiya nasıl finale kaldı diyordum kendi kendime, sonra scoreboard'dan baktım da jüri çıkarmış onları finale! Şok oldum. Jüri bu kadar mı şeymiş! (Neymiş?)

Hırvatistan da diğer finalistlerin yanında ezik kalan ülkelerdendi bence.

İsrail'in şarkısını her dinleyişimde gözlerim dolar, ben beğendim o şarkıyı. eurovision'ın resmi sitesinde Israel kelimesi geçtiğinde herkes "boringggggg, such a boringg song, öğğğkk, ıyykk" gibi tepkiler verirdi yarışma öncesi; hiç sesimi çıkarmazdım =)

Rusya'nın şovunu merak ediyordum çünkü favorilerimden biriydi. Bir kez daha kazanmak istemediklerini belirttiklerinde "keşke kazansanız lan" demiştim =P Mammo'ya bittim, yoruma bittim, arka plana bittim, bitmediğim tek şey derecesiydi.

L'Emperuer dedi ki...

Dı Balkın görls dey layk tu pardi layk nobadi layk nobadi... Bu şarkı iyiydi ya, kızımız çok güzeldi maşallah. Şovu da güzeldi, aferin Elena.

Aaa az kalsın en büyük favorilerimden birini unutuyordum : İsveç. Dinlediğim an aşık olduğum şarkılardandı La Voix. Malena Ernman'ın sesine de aşık olmuştum, günlerdir deli gibi söylüyorum şarkıyı, hatta iki gün önce İstiklal'de gece 2'de bağıra bağıra söyledim şarkıyı =)

Ermenistan kızları. Şovları hoşuma gitti, şarkı da hoşuma gitmişti. Dereceleri tam onlara göre ama Azerbaycan'ın peşini bıraksınlar şu "biz çıktığımızda numaramızı göstermediler oylamada" şeklindeki iddialarda.

Arnavut kızımız da gelsin bana kendisine biraz İngilizce dersi vereyim, şarkının ilk hali olan Slavca'sı daha iyiydi. (Büyü de gel çocuk büyü de gel, bütün o yolları yürü de gel =P)

Estonya. Beğenmiştim lan sizi kızcıklar. Aferin, güzel şarkıydı; hala sıkılmadan dinliyorum.

All the mountains, all the seas, all the winds are dancing hora, it’s a dance you’ve never seen,
from my country called Moldova!
Bu şarkıda yerimde duramadım, durabilen var mıydı? =)

Ve Türkiye. Aslında pek yorum yapasım yok, elinden gelenin en iyisini yaptı Hadise. Yarıfinale ve provalara göre çok daha iyiydi. Ama "Jade Ewen ve Patricia Kaas arkamda kaldı" şeklinde şeyler söylememeli, Türk diasporasını unutuyor sanırım.

Norveç, haketmiyordun...

Tebrikler Rusya, harikaydı her şey. Kamera açıları konusunda herkese katılıyorum, herhalde tek eksik oydu. Şovlar harika, sahne harika. Ama o yarıfinaldeki Fransızca özürlü hanım sunucunuzla insan olma özürlü erkek sunucunuza bir daha bir şey sundurmayın.

Ha bir de, Meltem hanım kızımız sen ne kadar bu işlerden elini ayağını çekeceksin? Geçen sene "Yukreyn" bile diyemedin "Ukren" dedin. Bülent Özveren'den memnunuz ama müsaadenle seneye Törkiş televotingi ben sunmak istiyorum.

Adsız dedi ki...

Yapma Fatih .. HAdise sevebilirsin ama o ses ses degildi bence 4. cülügü hakettiysek geri kalan sarkilarin cok kotu olmasindan ve hadisenin guzelligindendir .. gerisi 0'di .. kolbasti wari garip hareketler we sesi igrencti .. bir de ses cikmayinca nakaratlarda Düm Tek TEK die yirtinmasi bence acinasiydi .. daha once canli videolarini izlemis bir insanim sesinin boyle olmadigini biliyorum ama yari finaldede finaldede ses 0 di ..

AC