28 Mayıs 2009 Perşembe

Milk (2008)



Benim “Milk”ten çıkardığım asıl ders eşitlikle, insan haklarıyla ilgili değil. Onlarla ilgili de düşündürtmesine rağmen Amerika'da seçimle göreve gelen ilk eşcinsel politikacı Harvey Milk'in öyküsü başka bir açıdan çok daha ilham verici bence. Milk'in eşcinsellere karşı hababam anti-propoganda yapan Anita Bryant'a olan tavrından söz ediyorum. Kahramanımız Harvey bir sürü ayrımcılığa, toleranssızlığa karşı gelerek kendi grubunun sesini duyurmaya çalışırken, şarkıcı olarak da tanınan Bryant eşcinsellere karşı ağzına ne gelirse söyleyip politik dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Kusursuz kıyafetleri ve ağzından çıkan şeylerin çirkinliğine, cahilliğine ters düşen bir kibarlığı var. Söyledikleri inciticiden öte, Harvey (ve benzerleri) için onları insan yerine koymayan açıklamalar yapıyor. Ve tüm öfkeli güruhun aksine Harvey'nin tepkisi azimle işine devam etmek oluyor. Bağırmıyor, çağırmıyor, en doğru cevabı hedefine ulaşmakla vereceğini biliyor çünkü. İşte o yüzden tüm o kalabalığın içinde o yükseliyor ve bu film de onun adına çekiliyor, başkasının değil.

Dünyanın her yerinde ayrımcılık belli zamanlara damgasını vurmuştur. Bu dönemlerin üzerinden 10-20 yıl geçince insanlar cahilliklerine gülüyorlar veya akılları varsa bundan utanıyorlar. Siyahlarla beyazların aynı televizyon programına çıkamaması gibi şeylerden bahsediyorum. Bu filmde ele alınan konular da yakın vakitte tarih olunca, karşı duranların hali onların adına utanç verici olacak sadece. Bryant gibi bir yobaz bile bugün yaptıklarından üzgün olduğunu açıklayabiliyor. Bu filmden anlaşılacak en önemli şey ise bir şey değiştirilecekse buna kendine hakim, zaaflarının peşinde sürüklenip gitmeyen insanların liderlik edeceğidir. Yoksa her yere yürümekle slogan atmakla bir şey değişmiyor.



Gus Van Sant'ın ticari (ama saygıdeğer) ve sanatsal sinema arasında gidip gelişlerinde bu filmi orta bir yerlere koymak mümkün. Biyografik filmini anlamak için çok uğraşmaya gerek yok ama doğru değerlendirmek için bir dağ var uğraşacak. Sean Penn'in performansının efsanevi olduğunu söylemeye lüzum yok, suikastle biten hikaye bu kadar etkileyici olmasaydı bile Penn'in oyunculuğu tam 12'den vururdu. Diego Luna, Emile Hirsch gibi saygıdan öte hayranlık duyduğum isimler de kusursuz eşlik etmişler kendisine.

Milk, sırf “kitlesi”ne hitap eden bir film değil. Dünyayı daha iyiye doğru değiştirmek isteyen herkesin (ki ideal bir dünyada bu tüm insanlar demektir) gerçek şeyler öğrenebileceği bir yapıt.



Star Trek (2009)



Star Trek'i sevmek hem zor hem de kolay. Bir yandan “dijital” düşkünlüğüne kızıyorsunuz. Zira filmde “bir set kuralım da çekelim” denilebilecek sahne sayılı. Tamam, bahsettiğimiz şey “Uzay Yolu” olabilir ama böyle olunca ister istemez uzaktan bakıyorsunuz öyküye. Bu tip filmlerin “bak ne kadar farklı şartlardalar ama benim derdimden çekiyorlar” dedirtmesi gerekmiyor mu? 1970'den sonra çekilen filmleri izlemeyen saygıdeğer Morrissey'e hak veresim geliyor. Bir yandan da o kadar taze bir ekiple çalışmış ki hayran olmamak elde değil. Bir sürü çıkış yapmamış oyuncu toplanıp büyük bir şans sunulmuş önlerine. Üstelik de öncelikle diriltmeleri gereken bir eski dizi varken. Bana kalırsa cesur bir yaklaşım.

Genç oyuncular fırsatı değerlendirmiş de yönetmen J.J. Abrams'ın performansı asıl merak konusuydu. Geniş kitlelerce Lost'un yaratıcısı olarak tanınan Abrams, Uzay Yolu'na da zamanda gidiş gelişlerle aynı aromadan koymuş. Neyse ki sonuç olarak kimsenin burnu kanamamış (bu çift manalı kullanım için alkışlarınızı kabul ediyorum). Diziye ve önceki film serisine çok tanıdık olmadığım için yeni bakışın ne kadar yeni olduğuna karar veremem ama önümüzdeki işin “bilindik” olsa da “bayat” olmadığı kesin. Filmin zaman çizgisiyle oynadığı oyunu tam olarak idrak edebilmek için birkaç kere izlemek gerekebilir ve kesinlikle de sıkmaz. Bir çift sivri kulağın bu kadar eskimez ve izlenesi bir karakter yaratışı da ilginç. Ancak birden çok gezegenin leblebi gibi dağıldığı bir filmle kişisel bir bağ kurmak açıkçası bana çok mümkün gözükmüyor. Cloverfield hayranı olmak daha güzel.

Crank: High Voltage (2009)



Dahiyane film “Speed”in yapımcıları devam filmi çekerek izleyicileri avlayabileceklerini, paraları cukka edeceklerini düşündüler. Yanıldılar, zira eleştirmenler daha kurnaz davranıp bu filmin peşini getirmenin ne kadar saçma olduğunu açığa vurdular. Benzer (sadece daha organik) bir temaya sahip olan “Crank”in devam filmi söz konusu olduğunda ise eleştirmenler pusuda bekliyordu, Speed'le kıyaslamak, yeni filmi yerin dibine geçirmek için. İşin ilgi çekici tarafı bu sefer film daha kurnaz davrandı. Eleştirmenlere iş bırakmadan kendi kendisini saçmalıklarla yerin dibine geçirmiş. Kendini hiç ciddiye almamış, ilk filmin ayaklarını soktuğu suya, balıklama dalmış resmen.

Jason Statham bu sefer kalbini adrenalinle değil elektrikle doldurmak zorunda. Bulaştığı mafya insanları, etrafındaki kadınlar iki kat daha pis, grotesk, abartılı. Macera sahneleri iki kat daha pis, grotesk ve abartılı. Halka açık seks bu sefer en az 20-30 kat daha kalabalık bir yerde yapılıyor. Film bu şekilde işi çığrından çıkarıp kendi kendini yakabilecekken sınırda bir yerde tutuyor kendini. Bu sayede keyif de katlanmış oluyor, tek bir saniyesine bile inanmadan güle oynaya izliyorsunuz.

Finaldeki deformasyon, söylemişti derseniz, üçüncü filme Statham'ı ikna edemezlerse başkasını oynatabilmek için konulmuş resmen. Baş karakterimiz Chelios'un annesi rolünde Geri Halliwell'ı görmek de beni çok güldürdü, çok iyi bir oyuncu seçimi olmuş. Bir de tabiki dublörleri tebrik etmeden olmayacak. Senaryo denilmiş bir yığın saçmalık gerçek hayata bir yerden tutunuyorsa o da aksiyon sahnelerini inanılır kılan bu adamlardan dolayı. En büyük tebrik onlara.

19 Mayıs 2009 Salı

Eurovision Şarkı Yarışması - Moskova 2009



Eurovision konusunda bu sitede sadece Hadise’den bahsettik ama Rusya’nın organizasyonu daha fazlasını da hak ediyor. Gelen talep üzerine ve bazı şeyler konusunda ağızdan söylemekle yetinemediğim şeyler yüzünden bu yazıyı yazayım dedim.

Yarışma yıllardan beri en fazla ciddiye alınan versiyonunu yaşadı. Türk medyasında “bu yarışmayı sadece biz önemsiyoruz” geyiği vardır ya, o zaten doğru değildi, bu sefer ispatı yapılmış oldu. Bir kere çoğu ülkede, bize oranla çok küçük nüfuslarına rağmen milyonlar seyretti, çok ünlü müzisyenler katıldı veya çok alengilli ulusal seçmeler düzenlendi. Yani herkesin gözü Eurovision’un üstündeydi. Elbette bu bir senede olmuş bir şey değil, yıllardır giderek artan bir önemseme söz konusu. Yunanistan ve Türkiye’nin ilgisi diğerlerinden fazla diye, öbürleri sallamıyor diye bir şey yok.



Sahne aylar öncesinde açıklandığında hayran olmuştum, kağıt üzerinde daha güzel görüneceğini sanıyordum ama yanılmışım. Sahne dizaynı şahaneydi ve benim için İstanbul 2004’ten beri en güzel gözüken sahneydi bu. Yarı final sunucuları (kız bir içim su olmasına rağmen) kendileri adına sık sık utandırdılar bizi ama Eurovision’da Ajda’nın Petrol’ünden beri güzel espri yapılmadı zaten.

Yarı finaller oldukça eğlenceli geçti, yarışmanın üvey kardeşi gibi durmadılar bu sene. Ben 2006’dan beri sadece yarı finaller izleyebiliyordum, onlara oranla çok daha akıcı ve ilgi çekiciydiler. Performanslar konusunda fikirlerimi hemen hemen aynı oldukları için finale gelince yazacağım ama grubundan çıkamayanlar arasında sadece Karadağ’ın “Just Get Out Of My Life”ı ilgimi çekti. Girişi “Hot Stuff”dan arak olsa da bir çok final şarkısından daha keyifliydi benim için. Bir de Sakis’i taklit eden Macar yarışmacı vardı ama hakkında yazacak başka bir şeyim yok.



Finalin açılış gösterisi mükemmeldi. Dima Bilan hiçbir Eurovision kazananının görmediği bir destek görüyor Eurovision topluluklarından. Bence şarkısı Believe gibi gereksiz olan bu ilgi sadece açılış gösterisinin muazzamlığına yaradı. Performans başında çıkarttığı ceketi üstünden gitmemekte ısrar etse bile yürüyen bantlı, rüzgarlı şov güzeldi. Sadece zamanında Kral Tv ödül törenlerinde kullanılan yavaş çekim tekrarlar saçma geldi. Şovun görselini kesintisiz izlemedik yani. Sonrasında yeni sunucularımız geldi ekrana.

Finalin çok eğlenceli geçtiğini söyleyebilirim genel olarak. Artan “önemseme” iyi şarkılar yollatmış ülkelere. Klasik “trash” Eurovision şarkıları da vardı ama genel olarak durumlar iyi:



Alexander Rybak – Fairytale: Bahisçilere göre kazanma ihtimali yüzde 50’den fazlaydı. Şarkıyı daha ilk çıktığı zamanlardan beri dinliyorum ve yakalayan bir şarkı olduğu kesin. Gelgelelim yarışmayı rekorla kazanmasını gerektirecek bir durum yoktu ortada. Bundan çok daha iyi bazı şarkıların yarışmada gömülüp gittiğini gördük, yine de olacaktır, o yüzden Eurovision prensi ilan edilmesini kişisel olarak kabul etmiyorum. Her sene bir kişi gerçekten piyango gibi öne çıkıyor ve o senenin şanslı ismi o oluyor. Sanki Eurovision’a ilk defa güzel şarkı çıkmış gibi çıldırmanın bir manası yok. En güzel tarafı popüler müzikte kariyer yapmamış birinin basit sözlü ve güzel müzikli bir şarkı yapıp, oralara kadar gitmesiydi. Şarkının öyküsü tırttı yani ama Rybak’ın öyküsü birincilikle sonlanması güzel bir hikayeydi. Yine de Eurovision hep Eurovision olacağına göre diğer Rybak’ın kalıcı bir kariyere sahip olmasını beklemiyorum.



Sakis Rouvas – This Is Our Night: Bu adamı severim ben. İstanbul’da yarıştığında salakça olduğunu kabul ettiğim bir yaklaşımla (Sırbistan veya Yunanistan zaferine ev sahipliği yapmak istemediğimden) desteklememiştim. Ki ikisinin de şarkısı kazanan Ruslana’nınkinden iyiydi. Şimdi de bu sene Hadise’ye karşı zafer kazanmasını istemediğimden desteklemedim. Sanki buna hakkım olsun diye rezalet bir şarkıyla gitti fakat gecenin en iyi şovlarından birini yaptı. Vücuduna aşık olması, fazla cilalanmış görüntüsüyle çekicilik yakaladığı kadar antipati de topladı ama ondan kaybedecek olsa İstanbul’da da üçüncü olmazdı. Bu sefer gerçekten şarkıdan kaybetti, kazanmayı hiç hak etmiyordu ama yedinci olması da bahislerde ikinci geçen bir yarışmacı için hezimetti. Oylamanın sonlarında puan alırkenki sakinliği hoplayıp zıplayan Sakis’i düşününce üzüyordu biraz.



Svetlana Loboda - Anti-Crisis Girl: Şarkının ve şovun kalitesi arasında en büyük uçurum bu şarkıda açıldı. Son derece itici bir parça inanılmaz bir şovla sunuldu, kızı taklalar attırdılar ama Svetlana’nın sesi gitmedi, üstüne bir de davul çalarmış gibi yaptı. Yarışmanın en izlenesi 3 dakikalarından biriydi, oylamada 12. olması üzdü.



The Balkan Girls – Elena: Şarkının güzelliği ve oylamadaki sonuç da bu şarkıda açıldı. Elena başka bir yıl veya başka bir ülke adına veya başka bir sırada yarışsa da birinci olsa kimse laf edemezdi. Şimdi 19. olunca da edilecek laf bulunmuyor. Balkan melodileri, kızın güzelliği, dansların yumuşak akışı ve yorum kesinlikle çok güzeldi. Bir sebepten dolayı oy almadı.



Jade Ewen – It’s My Time: Hadise’nin dediği gibi dünyaca ünlü bir şarkıcı değil bu kız, Eurovision için ulusal seçmeyle seçilmiş bir ses. Andrew Lloyd Webber gibi insanüstü biri tarafından seçildi, şarkısı yazıldı ve desteklendi. Şarkı Webber’ın yazdığı müzikallerden fırlamış gibiydi dolayısıyla güzeldi de. Performansa gelince, Ewen tam bir profesyonel gibi okudu “My Time”ı. Sahnedeki hareketleri ve sesi yarı finallere katılmamış olmasına rağmen gayet iyi oturmuştu. Amatörü bile böyle olduğu için İngiltere’nin dünyanın en güzel müzik endüstrisi olduğunu düşündürttü.



Alex Swings Oscar Sings – Miss Kiss Kiss Bang: Allaha güç gitmesin şarkıcının iticiliği şarkıya (ve şarkının ismine yansımıştı). Bunu dengelemek için dünyanın en çekici kadınlarından biri olan Dita Von Teese’i sahneye çıkarttılar. Provalarda gördüğümüz ve ümitlendiğimizin aksine kendisinin göğüsleri kapalıydı yarışmada. O halleri bile güzeldi, orası ayrı.



Aysel&Arash – Always: Hadise’yi bir puan geçip de birinci olsalar bile koymazdı bana. Yarışmanın en naif gözüken çiftiydiler. Aysel o kadar güzeldi ki aksanından rahatsız bile olamadım. Komşuların kollandığı iddia edilen bir yarışmada Azerbaycan 207 puan toplayarak çeneleri kapattı ve üçüncü oldu. Şarkı yıllar boyu dinlenecek türden değildi, aslında Eurovision’ın ucuz zevkine tam da gidiyordu ama yorumlar iyiydi, yansıtılan enerji iyiydi, daha ne olsun? Aldıkları dereceyi en çok hak eden ekiplerden biri Azerbaycan’dı.



Yohanna – Is It True?: Azerbaycan’ın aksine bu koydu işte. Sıkıcı,uyuz bir slowdu, gidip ikinci oldu. Norveç’in attığı farkı sadece ikinci olarak sindirebilirdik ama gidip bu ikinci oldu. Jade Ewen olsa anlardım ama bu olmamalıydı. Bu ikinci olacaksa Sedat Yüce’nin söylediği “Sevgiliye Son” gibi şarkıların da kıymeti bilinseydi o zaman.



Inga&Anush – Jan Jan: Norveç de dahil en fazla abartılan şarkı buydu. Hiç sevmedim, yüzünde nur olmayan adamların şarkıya dönüşmüş haliydi sanki. Allahtan oy almadı, 10.lukla yetindi.



Anastasia Prikhodko – Mamo: Rusya’nın şarkısıydı ve aklımı başımdan aldı. Resmen ağıt gibi olan şarkının şovu sadece şarkı söyleyen bir kadından ibaretti. Görsellerde ise aynı kadın şarkıyı söyledikçe yaşlandı ve sonra ağlamaya başladı. “Vay anasını” dedim. Bu kadar minimalist ve iyi olunabilirdi heralde. Sözlerden bir şey anlamadıysam bile şarkı iç yakıcıydı ve bence bu senenin en hatırda kalacak anlarındandı.



Soraya –La Noche Es Para Mi: Hiç kıymeti bilinmedi. 90’larda yarışmaya katılmış olsa birinci olur bir de bıktırana kadar çalınırdı kesin. Şovunda çok iş yoktu ama sonunculuktan kılpayı dönecek kadar kötü de değildi açıkçası.

İsrail’in, Fransa’nın, Finlandiya’nın, Moldova’nın, özellikle Bosna’nın şarkılarının hayranları var ama ben pek tutmadım. Gerçi Patricia Kaas’ınki fena değildi ama çok başta çıkınca kaçırdım maalesef.

Gelelim asıl olaya. Hadise’nin performansı nasıldı?



Düm Tek Tek’i her ne kadar sevmiyorsam da Hadise iyiydi. Ki şakıyı hiç sevmiyorum, biliyorsunuz. Yeni düzenlemesi geldiğinde, klibini izlediğimde, şovunu gördüğümde geçici heyecanlar yaşattı bana ama şarkı kötüydü; bunun da benim için sorumlusu Sinan Akçıl’dır. İki kıvırtık melodi yazınca bunu Türkiye’nin müziği ilan edenlere kızıyorum. “Düm Tek Tek”, Türk ezgisi değildi, ha olmak zorunda da değil ama bence insanların aklına Türk imajı kazıyacaksak bu ancak Everyway That I Can’deki kadar oryantal olmalıdır. Hadise, Bad Boy, Don’t Ask gibi şarkılarıyla gösterdi ki modern müziğe oryantal katmasını gayet iyi biliyor. Radarlar Düm Tek Tek’te doğru çalışmamış maalesef. İtici bir melodi olduğunu düşünüyorum ama Hadise’nin çok doğru yaptığı başka şeyler vardı.



Yorumu daha ilk başından beri nefes nefese de olsa provalara ve yarı finallere göre çok daha iyi söyledi. Şarkıyı iki metre ötemde canlı – acapella söylerken dinlemişliğim var o yüzden kusursuzca söyleyebildiğini biliyorum. Sahnede neden bu kadar problemli olduğunu anlamadım ama finale kadar çoğu düzelmişti. Tavırları da bir başkaydı. Kameraya parmak sallayışı, ikinci nakarat sonrası enstrümentalde parmak şıklatmak yerine kıvırması ve dönmesi çok çekici anlarıydı gösterinin.



Şovumuz için bir dekorumuz yoktu ve koreografi biraz yalındı ama işin içine Uğur Yıldıran gelince renk değişti. Zamanında bu arkadaşla röportaj yaptığımda laf edenler utansın. Havada taklalar, Hadise’yle birebir danslar derken yarı finalde kurtardığı şova bu sefer kurtarılmaya ihtiyaç olmadığından eşlik etti. Hadise de kendini daha fazla veriyordu belli ki. Finale giderken ikinci “there’s no way back”de daire halindeki ekibin geriye doğru yatması güzel bir görüntü yarattı. Final pozu da son derece heyecan vericiydi. Hadise “thank you” diye bağırdı bitişte, ilginç bir şekilde tıpkı şarkıyı söylediği gibi agresif bir tonda ve nefessiz bağırdı. Yanımda “thank you” demişliği de var, ordan biliyorum. He he he…



Bir saatlik albümler hakkında bu kadar yazamazken Hadise’nin üç dakikası tıkır tıkır yazdırdı işte. Puanlamaya gelince heyecan hemen söndü, Norveç arayı açtıkça bir yıldır beklediğim şovun en keyifli kısmını bozduğu için küfrediyordum. “My Number One”la katıldığında Helena Paparizou için de aynı hisleri duymuştum. Tabi 2. ve 3.nün puanları toplamı bile birinciyi geçmezken 12 puan alan herkes yarım yamalak sevindi, sonlara doğru Hadise’nin hüzünlü gülümseyişi içimi ezdi vallahi billahi. Bize bir tek son puanlarda 5.likten 4.lüğe yükselişimize heyecanlanmak kaldı. O da çok bir şey değiştirmedi zaten.



4.lüğü Hadise için bir başarı olarak adlandırmak zor. Hadise’nin kendisi kabul etmese de, “ilk 5 için gittim” dese de Hadise’de o yarışmada birinci olacak potansiyel fazlasıyla mevcut. Azıyla yetinmeye de gerek yok. Kaldı ki artık oylamadaki ilk 10, yarıfinali atlayamadığına göre oraya giden bir temsilcinin yarışmayı kazanmadığı sürece ülkesine pek bir faydası yok. Yarışmayı ülkeye getirmek ve milyon dolarlarla ölçülen reklam geliri ve turizm gelirini kazanmak önemli olan. Yoksa Eurovision’ın kariyere kazanmak veya kaybetmekle değişen bir faydası olmadığını, prestij olarak da eğlencelikten öte görülmediğini herkes biliyor. Hadise TRT’nin elinde büyük kozdu, kazanacağını düşünmek de kesinlikle hata değildi. Fakat piyango bu sene de böyle vurdu, aldığımız iyi derecelerden biri olmasına rağmen sevindirtmedi.



İnsanların kıyafetle, sesiyle ilgili bitmek bilmez fikirlerine girmeyeceğim. Ancak Hadise’nin birinci olmamış olmasına üzülmek biraz olsa da hakkımız. Zamanında çılgın gibi popüler olan t.A.T.u’yu devirdik biz Sertab’la. Hadise’yle de aynı şey oldu ama bu sefer diğer roldeydik. Suçu Hadise’de değil, ekibinde değil Eurovision’ın ne yapacağı bilinmez talih kuşunda aramak lazım.

Fabrikasyon





Bu yazıda bahsettiğim "Türk filmlerinde imaj çalışması"yla ilgili sıkıntıya bir örnek. Özen de yok, orijinallik de. Yazı karakterleri bile ikiz değilse kardeştir! Geçen senenin filmi "Hayattan Korkma" ve şu an vizyonda olan "Usta"nın afişleri bunlar. İlkinin ismini hatırlamak için beynimi baya zorlamam gerekti. Amma kalıcıymış

Türkiye Box Office 08.05.2009 - 10.05.2009



- Yakın zamanların en eğlenceli ilk üçü olmuş bu hafta. Uzay fantezisi Star Trek, ilki Speed gibi tek atımlık bir fikir olsa da saçma ama eğlenceli bir devam filmi olan Tetikçi 2 ve Wolverine iyi bir üçlü oluşturmuşlar. Amerikan sineması Türk filmlerinin kendi ülkelerindeki hakimiyetine daha fazla dayanamayıp ağır silahlarla geldi bu sefer.

- Maalesef o kadar az izleyici var ki bu ilk üç filmin çok da gurur duyması mümkün değil. Önceki haftanın 1 Mayıs tatili belli ki yaramıştı (Wolverine – 53 bin kişi) ancak onu takip eden bu haftada neredeyse ilk üçün toplamı önceki haftanın zirvesine eşit. Star Trek filmlerinin Türkiye’de hiçbir zaman büyük hitler (Heil Hitler :P ) olduğu söylenemez, yine de seriye getirilen yeni bakış açısı daha fazla izleyiciyi hak ediyor.

- Türk filmlerinin imaj işiyle biraz daha ilgilenmeleri gerekiyor. Filmden capture yapıp da afiş hazırlamak çok ucuza kaçmak oluyor. Sonra da kimse izlemiyor diye yakınılıyor etrafta. Kötü film bile çekici kılınırsa izlenir. İyi filmlerse kötü tanıtımla kaybolup gidebilir vizyonda.

- Herkese iyi seyirler. Geçtiğimiz haftasonunun listesini de açıklanınca yayınlayacağım. Muhtemel birinci Melekler ve Şeytanlar.

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) GİDEN GÜNLERİM OLDU – GÜLBEN ERGEN
3) ÖZLEDİM – MURAT BOZ
4) HAYROLA – HANDE YENER
5) SEVİYORUM SEVMİYORUM – NİL KARAİBRAHİMGİL

Yabancı Liste

1) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
2) LOVE SEX MAGIC – CIARA EE. JUSTIN TIMBERLAKE
3) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS
4) WE MADE YOU - EMINEM
5) CALLE OCHO - PITBULL

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) SUSTUKLARIN BÜYÜR İÇİMDE – GRİPİN
3) BEŞ KURUŞ YOK - GÖKÇE
4) YILDIZLARDAYIM – GECE YOLCULARI
5) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT

Yerli listenin tepesinde epeeey zaman sonra (hatta sanırım benim yayınlamaya başladığımdan beri ilk kez) bir rock şarkısını görmek çok güzel. Manga’nın geri dönüş parçasının daha ilk duyuşta adamı yakaladığını söyleyebilirim. Tarzları pek benim tarzım değil ama güzel sözler yazıp, güzel melodilere oturtuyorlar. Son haftaların en önemli rock albümünün biri onlarınki. Diğeri de Teoman’ın “İnsanlık Halleri” albümü. Maalesef ikisini de dinleyecek fırsatım olmadı ama müzikal geçmişlerine bakarsak tavsiye etmekte bir sakınca göremiyorum.

İki numarada yine bir ilk var. Billboard Türkiye resmi listelerini devralalı beri Gülben Ergen’in çıktığı en yüksek noktaya şahit oluyorsunuz. Bundan önce en fazla “Sürpriz” ile 3 numaraya yükselmişti. “Giden Günlerim Oldu” çok mükemmel bir şarkı değil ama hem Gülben’in hem de Oğuzhan’ın vokallerini başkası söylese iyi bir şarkı olabilirdi. Alttan Demet Akalın geliyor kararlı bir şekilde. Vasat şarkısı “Toz Pembe” 10 numarada.

Listenin güzel sürprizlerinden biri Göksel’in eski şarkıları yorumladığı “Mektubumu Buldun Mu?” albümünün çıkış parçası “Baksana Talihe” ile 67 numaradan 15 numaraya yükselmesi. Göksel en güvenilir müzisyenlerimizden biri bence. Yaptığı iş yüzde doksan iyi çıkıyor. Bu yenileri kendi şarkıları olmasa da yorumuyla imzasını atmayı başarmış. Tebrikler.

Yabancı listenin zirvesindeki “Boom Boom Pow”ın klibi insanlara bana geldiği kadar ürkütücü geliyor mu bilmiyorum ama adeta bir gerilim filmi. Çocukken izlenilen ve korkutan garip videolara benziyor. Şarkı ise şahane. Albümlerinin ismi “The E.N.D” ama umarım grubun sonu olmaz.

Rock listesinde ilk 5’te değişiklik yok. Fark edilesi tek şey Ayça Şen’in “Oryantal” adlı şarkısıyla 11. sıradan giriş yapması. Bu şarkının sözleri güzel ama Ayça Şen kadar kral bir hatunun müzik yapacaksa daha iyi bir şeylerle başlamasını beklerdim. Yani bu şarkı olsa ne olur olmasa ne olur? Garip… Herkese iyi dinlemeler.

Türkiye Box Office 01.05.2009 - 03.05.2009



- Wolverine, X-Men’in taşıdığı “saygıdeğer olma” potansiyelini kullanmayıp eğlencelik kalmakla yetinse de gişede iyi iş çıkarmış.

- Devrim Arabaları aylar sonra tekrar geniş gösterime girdi. 1 Mayıs’ın çokça yaradığını söyleyemeyiz, zira ortada 12 bin seyirci var. Yine de 70 milyonluk ülkede bu kadar az kişi filme giderken dördüncü sıraya oturması mümkün olmuş.

- Beverly Hills Chihuahua son zamanlarda gördüğüm en salak hikayelerden birine sahip. Elmas tasmalı lüks düşkünü köpek Meksika yollarında kaybolur ve eve geri dönmeye çalışır. Oldu…

- Herkese iyi seyirler. Bu listeleri geç yayınlamamdan beslenecek bir sistem kurmaya çalışıyorum ama henüz bulamadım. İki-üç haftalık listeleri okumak nasıl olur da eğlenceli yapılır acaba. Fikri olan iletsin.

14 Mayıs 2009 Perşembe

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) SEVİYORUM SEVMİYORUM – NİL KARAİBRAHİMGİL
2) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
3) ÖZLEDİM – MURAT BOZ
4) HAYROLA – HANDE YENER
5) SEVİŞMEDEN UYUMAYALIM - SILA

Yabancı Liste

1) BOOM BOOM POW – BLACK EYED PEAS
2) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS
3) LOVE SEX MAGIC – CIARA EE. JUSTIN TIMBERLAKE
4) POKER FACE – LADY GAGA
5) WE MADE YOU - EMINEM

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) SUSTUKLARIN BÜYÜR İÇİMDE – GRİPİN
3) BEŞ KURUŞ YOK - GÖKÇE
4) YILDIZLARDAYIM – GECE YOLCULARI
5) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT

Özgün’ün resmi olarak ilk sevdiğim şarkısı olan “Biz Ayrıldık” bu hafta iki sıra gerileyip 8. sıraya gelmiş. Gülben Ergen’in “Giden Günlerim Oldu” adlı slow’u ise şimdilik zirvesini 10 numarada yapıyor. Nil haftalardır zirvenin keyfini çıkarırken, hiçbir yazı boş geçirmeyen Demet Akalın ise Toz Pembe adlı şarkısıyla 12 numaradan listeye giriş yapmış. Hatun “Kusursuz 19” albümüyle 2006 yazını, “Tatil” single’ı ile 2007 yazını, “Dans Et” albümüyle 2008 yazını domine etti. Şimdi de bu şarkıyla 2009 yazına damgasını vurmak istiyor belli ki. Bence ancak “Tatil” kadar iyi bir şarkı, ki o da çok iyi değildi. Dinleneceğini düşünüyorum yine de. Söylenenlere göre single olarak çıkmayacak, yeni albümün çıkış parçası olacakmış. Önceki albümlerin çıkış parçaları “Afedersin” ve “Mucize” idi. Toz Pembe bunların yanında çok çok zayıf kalıyor. Bilgisine sunulur. Herkese iyi dinlemeler.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Hadise'nin Erkek Dansçısı



Dünkü yarı final şovundaki korkunç kamera açıları beklemediğimiz yerden vurdu bizi ama çoğu görünmeyen koreografiyi bu arkadaş kurtardı diyebiliriz. Zamanında röportaj yapıp, kendisini daha iyi yerlerde göreceğimizi müjdelediğim Uğur Yıldıran, Düm Tek Tek şovunda taklalar atıp uçarak gelen erkek dansçıydı. Kendisiyle Kasım'da yaptığımız röportajı okumak için buraya tıklayınız.

Eurovision Final Sıralaması



Hadise dün akşam yapılan yarı finalde göğsümüzü kabarttı ve kalplerimize fazla yüklenmeden finale katılacağı açıklanan ilk isim oldu. Evet, Cumartesi Rusya'da yapılacak finalde "Hadise" çıkacak (Anti Klişe Timi beni duvardan duvara çarpmak için yoldadır).

Dün yapılan kuraya göre Türkiye finalde 18. sırada yarışacak.

İşte finalin akışı:

1-İkinci Yarı Final Kazananı
2-Israel
3-France
4-Sweden
5-İkinci Yarı Final Kazananı
6-Portugal
7-Iceland
8-İkinci Yarı Final Kazananı
9-Armenia
10-Russia
11-İkinci Yarı Final Kazananı
12-Bosnia & Herzegovina
13-İkinci Yarı Final Kazananı
14-Malta
15-İkinci Yarı Final Kazananı
16-İkinci Yarı Final Kazananı
17-Germany
18-Turkey
19-İkinci Yarı Final Kazananı
20-İkinci Yarı Final Kazananı
21-İkinci Yarı Final Kazananı
22-Romania
23-United Kingdom
24-Finland
25-Spain

Başarılar diliyoruz. Şov için görüşlerimi yarışma sonrasına saklıyorum. Şimdilik full destek, no köstek.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Rihanna'nın Çıplak Fotoğrafları



Yayınlamalı mı... Yayınlamamalı mı?

TTNet aile şifresi şeysi zaten "pornografi/yetişkin" diye damgalamış sitemi. Sevdiğim görselleri de sizinle her zaman paylaşmışımdır. Hem tamamen alakasız sayılmaz çünkü müzik hakkında yazıyoruz ve Rihanna da bir şarkıcı...

İşin özeti, kız kendi çıplak fotoğraflarını çekmiş ve bizim boxer, fhm çekimlerine 1000 basmış. Yayınlamamak ne haddimize... Buradan buyurun.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) SEVİYORUM SEVMİYORUM – NİL KARAİBRAHİMGİL
2) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
3) SENDEN ÖĞRENDİM – FUNDA ARAR
4) HAYROLA – HANDE YENER
5) ÖZLEDİM – MURAT BOZ

Yabancı Liste

1) LOVE SEX MAGIC – CIARA EE. JUSTIN TIMBERLAKE
2) JAI HO! (YOU ARE MY DESTINY) – A.R. RAHMAN EE. PUSSYCAT DOLLS
3) RIGHT ROUND – FLO RIDA EE. KESHA
4) CALLE OCHO - PITBULL
5) POKER FACE – LADY GAGA

Yerli Rock

1) DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM – MANGA
2) SUSTUKLARIN BÜYÜR İÇİMDE – GRİPİN
3) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT
4) YILDIZLARDAYIM – GECE YOLCULARI
5) BEŞ KURUŞ YOK - GÖKÇE

Aylardır gördüğüm en iyi yerli top 5 karşımda. Nil’in şarkısı güzel, kızın kendi güzel, Manga saygıdeğer bir rock grubu, Funda Arar daha geleneksel şarkıları sevenler için güzel bir tercih ve iyi bir ses, Hande Yener tekrar kendine gelmesinin meyvesini topluyor ve Murat Boz’un Özledim’i oldukça iyi bir slow. Tıpkı Lerzan Mutlu’nun söyleyeceği gibi herkes mutlu, ben mutlu. Herkese iyi dinlemeler.

5 Mayıs 2009 Salı

Sahte Paparazzi Fotoğrafları

Adını pek sallamadığım bir fotoğrafçı ünlülerin benzerleriyle çektiği sahte paparazzi fotoğraflarını kitap yapıyormuş. Bakmaya değer.


Madonna


Bush


M. Jackson


K. Moss - P. Doherty


İngiltere Kraliçesi (mükemmel bu)


Prenses Di


P. Hilton


B. Spears


Jennifer Lopez


B. Pitt - A. Jolie


İngiltere Kraliçesi


B. Gates


D. Beckham


Bush


O. Osbourne - S. Osbourne