8 Nisan 2009 Çarşamba

Marley & Me (2008)



Adam Sandler'ın şaşırtıcı derecede dokunaklı komedisi “Click”ten beri ilk defa böyle ters köşeye yattım. “Marley & Ben” Hollywood'un köpekli filmlerinden farklı olmadığına neredeyse emin olduğum bir yapıttı. Jennifer Aniston sevgim sağolsun filmi buna rağmen izleyince çok daha fazlası olduğunu keşfettim memnuniyetle. Sebeplerini açıklayalım.

Bir kere filmi köpekli film diye basite indirgemek saçma olur. Film bir köpeği (oldukça huysuz ve enerjik bir köpeği) bir hikaye anlatma aracı olarak kullanan bir yapıt. Bu tercihin nelere kadir olduğunu bilenler için her şey değişiyor bunu farkettikten sonra. Zira köpeğin şirinliğine adanmış bir 'iki saat' geçirmiyorsunuz. Tekrar şaşırtarak oldukça doğru detaylarına değinilmiş bir aile hikayesi köpeğin etrafında derlenip toparlanıyor sadece. Başrolümüz Marley (köpek) geçiştirilmiş bir hikayenin üstüne taşmış bir unsur değil, iyi işleyen bir çarkın merkezi olarak geliyor önümüze. Aynı rolü 22 ayrı köpeğin canlandırdığı da bir gerçek ama oldukça iyi rol kesmiş(ler) denilebilir.



Hayallerle dolu genç bir çift olan John ve Jenny'den, erkeğin şansına gelişmiş kariyeri ve kadının planlarını görüyoruz başta. Üstelik çoğu romantik komedinin aksine çifti ilk tanıdığımız an düğünlerinin hemen sonrası. Buradan bile hissedilebilir izlediğimizin basit bir “aşık ol – mutlu ol – yanlış anla – ayrıl – barış – evlen” filmi olmadığı. Bebek yapmayı askıda tutan çift bu zamanı doldurmak için meçhul sebeplerden dolayı indirimde olan bir yavru köpek ediniyorlar kendilerine. Hayvancağızın bir an bile yerinde durmadığını görünce indirimin nedeni ortaya çıkıyor. Baş belası bu köpeğe izlerken “bir hafta bile tahammül edemezler” derken genç çift üç çocuklu mükemmel bir aileye dönüşene kadar her anı onlarla beraber yaşıyor Marley.

Hikayesinin zamanını geniş tutan, yani yıllara yayılan bir film beni etkilemek konusunda yarışa iki-üç adım önde başlar. Zamanın akıp gitmesinden daha hüzünlü bir şey yok ne de olsa. Fakat “Marley & Ben” bununla yetinmemiş, oldukça düzgün bir senaryoyla garantilemiş işi. Evet, bu ticari bir Hollywood filmi, bir aile filmi ve mesajları var fakat sinema hissinden neredeyse hiç ödün verilmemiş. Owen Wilson'a katlanmak son derece zor olsa da Aniston'ın oyunculuğu parlıyor. Hele de filmin sonlarına doğru olgunlukla gelen hüznü çok iyi yansıtmış. Kathleen Turner'ın kısa rolü ve Alan Arkin'den başka da fazla dikkat çeken bir oyunculuk yok ama filmin çoğunu dolduran Marley iyi iş çıkardığından bunu farketmiyorsunuz.



Hiç de ahım şahım bir film olmayan “The Devil Wears Prada”nın yönetmeni David Frankel bu sefer daha iyi iş çıkarmış. Özellikle bir sahnede (John'un köşe yazarlığına başladıktan hemen sonra hızlı görüntüler eşliğinde geçen ayları özetlediği sekans) The Rules of Attraction'ın eurotrip sekansını anımsatarak sempati yarattı bende. Yine de asıl başarıyı çok iyi bir Amerikan bağımsız yönetmeni olan Don Roos'un senaryoya olan katkısında arayasım geliyor. “The Opposite of Sex” ve “Happy Endings” işlerini çekinmeden tavsiye edebileceğim bu yönetmenin yeni filmi “Love & Other Impossible Pursuits”i heyecanla bekliyorum.

"Marley", bağımsız bir yapım olsaymış çocuk büyütmenin zorluğu biraz daha fazla hissedilecek, köpek daha az tatlı olacak, anne yaşlanırken biraz daha çökecek, baba belki bir ilişki falan yaşayacaktı. Demek istediğim daha gerçekçi bir yapıt olması mümkündü ama hele de Noel dönemini hedeflemiş büyük bütçeli bir Hollywood filmi için daha “iyi” bir film olması zordu heralde. Sivri köşelerden tamamen arındırılmış filmleri, derinlikten bahsedilemeyecek yan karakterleri sevmeyebilirsiniz belki ama en kolay ve klasik yollardan eğlenmek ve etkilenmek isterseniz bu film uygundur.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: