27 Mart 2009 Cuma

Türkiye Top 5

Yerli Liste


1) SEVİYORUM SEVMİYORUM – NİL KARAİBRAHİMGİL

2) HEDER OLDUM AŞKINA – YUSUF GÜNEY

3) SEVİŞMEDEN UYUMAYALIM – SILA

4) KASABA – MURAT DALKILIÇ

5) SON ÖPÜCÜK – ASLI GÜNGÖR


Yabancı Liste


1) RIGHT ROUND – FLO RIDA EE. KESHA

2) POKER FACE – LADY GAGA

3) MY LIFE WOULD SUCK WITHOUT YOU – KELLY CLARKSON

4) DEAD & GONE – T.I. EE. JUSTIN TIMBERLAKE

5) CIRCUS – BRITNEY SPEARS


Yerli Rock


1) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT

2) YILDIZLARDAYIM – GECE YOLCULARI

3) GECEYEDİR KÜSMELERİM – BADEM

4) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL

5) DURSANA DÜNYA – PİNHANİ


Tahmin edilen şey oldu ve bir umut veren şarkıcı daha kıro söyleyenler kervanına katıldı. Sıla'nın “Sevişmeden Uyumayalım”ı için başka bir şey söylemek istemiyorum. Kısacık saçlar ve dışarı taşan göğüsler imajının da pek işe yaradığını söyleyemem. Asabi, “götüne güvenen şöyle gelsin” diyen kız daha iyiydi bence. Yine de şarkı listede 50 sıra birden yükselmiş. Haftanın bir diğer kazananı 18 sıra fırlayıp 9 numaraya oturan Funda Arar parçası “Senden Öğrendim”. Geri kalanında ciddi bir değişikliğe rastlanmıyor.


Rock listesinde yeni albümüyle varlıklarını zaman kaybetmeden belli eden Duman ve bence çok heyecan verici olmayan ama iyi parçaları “Senden Daha Güzel” var. Heralde 4 yıl olmuştu bir önceki albümleri çıkalı. Zaten kabak tadı vermişti o şarkılar, şimdi yine “kendimi sana sakladım” diyerek gönderme yapmanın alemi yok.


Yabancı listede ise bir yükseliş havası hakim. Topu topu 20 sıra olduğuna göre Lady Gaga, Kelly Clarkson, Enrique, Chris Cornell, Britney (If You Seek Amy) topluca yükselirken birileri düşmüştür ama anımızın eğlenceli şarkıları da bunlar zaten. Chris Cornell, Timbaland ürünü parçası “Part of Me” ile iyi bir rüzgar yakalamışken albümün rezalet olduğu haberleri dolaşıyor şimdi. Dinlemediğim için bilemeyeceğim durumu. Küresel bir hayal kırıklığı yaratan U2'nun yeni parçası “Get On Your Boots” ise ilk 20'de yok. Herkese iyi dinlemeler.

Türkiye Box Office 20.03.2009 - 22.03.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Güneşi Gördüm

2

320.262

1.422.248

2

Duplicity

1

26.474

26.474

3

Recep İvedik 2

6

22.299

4.265.837

4

Sihirli Dağ

1

14.664

14.664

5

Slumdog Millionaire

4

13.450

242.027

6

Yedi Yaşam

2

12.886

49.875

7

Mahşerin Dört Atlısı

1

12.774

12.774

8

Köpek Oteli

2

11.532

33.367

9

Umut

4

7.527

181.430

10

Watchmen

3

5.957

87.689


Güneşi Gördüm şaşırtmayıp bu hafta da zirvedeki yerini korumuş. İkinci sıradaki film ise kısmen sürpriz. Herkesin “Mr. & Mrs. Smith” çakması sandığı Julia Roberts ve Clive Owen filmi Sahtekarlar bu hafta ikinci sırada, üstelik Amerika'da bile üçüncü sıradan listeye girebilmişken. Türkiye Julia'yı daha çok özlemiş demek ki. Filmin oldukça sıradan ve zaman zaman kusurlu olduğu doğru ama yine de izlenebilir bir eğlencelik.


Açıkçası diğer filmler hakkında konuşacak pek bir şey bulamıyorum. En klişe şekilde filminde resmettiği yogacıların özür taleplerini “Özür dilerim. Ne oldu şimdi? Ne gereksiz şeyler” diyerek cevaplayan Şahan Gökbakar'ın filmi üçüncü sırada. İki tane daha yeni film, Sihirli Dağ (kimin umurunda) ve Mahşerin Dört Atlısı listede dört ve yedinci sıradalar. Watchmen ise ben izleyemeden gösterimden kalkarsa kendime kötü şeyler yapacağım.


Bu hafta vizyon (İstanbul Film Festivali öncesinde son hafta) oldukça bereketli. Bir kere, Reha Erdem'in deli merak uyandıran yeni filmi Hayat Var geldi. Mutlaka ve mutlaka ilk tercihiniz bu olsun. Zaten başarılı olan yönetmenin kendi standartlarını bile zorladığı söyleniyor. Diğer iki ilgi çekici filmden ilki: Underworld: Lycan'ların Yükselişi. Underworld serisinin en iyi olduğu söylenen bu animasyon, türü sevenleri tatmin edecek gibi. Son dikkate değer yapıt ise Entourage dizisindeki hayali film Medellin'i andıran, efsanevi suçlu Jacques Mesrine'nin öyküsünü anlatan Ölümcül İçgüdü. Vincent Cassel'in varlığı bile izlemek için bir sebep.


Diğer yeni filmler Renee Zellweger'li Kasabanın Yenisi ve Elijah Wood'lu Oxford Cinayetleri var. Herkese iyi seyirler.

22 Mart 2009 Pazar

Sanat Dediğin...



Aşık olacağım böyle giderse. Yegane, kült olmalı. Göğüs diye gazete kağıdı topağı koymasalarmış keşke.

19 Mart 2009 Perşembe

Harbiye Açık Haya Tiyatrosu



Bizzat ben çektim. He he he he. Ne biçim gösteriyse artık o. Belediyemiz de amma provokatifmiş kardeşim. Seçimlerden önce aklınızda bulunsun.

Take That - The Circus




Boyband'lerin neredeyse tarih olduğu bir zamanda, solo olarak en başarılı olmuş üyeleri olmadan bir araya gelip inanılmaz ticari başarılara imza atan Take That kesinlikle incelenesi bir vaka. Ayrıldıklarından yaklaşık 10 sene sonra belki de söyledikleri en iyi şarkının (Patience) yanında grup çok da başarılı bir albüm yapmış ve gördükleri ilginin hakkını vermişti. Yine bu sitede okumuştunuz zaten ne kadar sevdiğimi. Fakat adeta müzik dünyasına yeni girmiş bir grup gibi, yenilerin yaptığı o devasa hataya düşmüşler. Başarılı olan taze müzisyenlerin ilk albümlerinin biraz daha ticari taklitlerini ikinci albüm diye sunmaları çok sık rastlanan birşeydir. Take That de yeniden doğuşlarının ikinci albümünü (halbuki toplamda beşinci albümleri) bu şekilde yapmış.


Albümün ilk single'ı Greatest Day epik olmaya çalışan bir ballad ve albümün ikinci parçası; tıpkı önceki albümün ilk single'ı Patience gibi. Yine Patience'ı hatırlatırcasına ön vokalleri Gary Barlow söylüyor. İki şarkının kalite olarak kıyası ise mümkün değil. Greatest Day her anlamda daha sönük kalıyor. Gelelim ikinci single'lara. Yine albümün ortalarından seçilmiş, yine ön vokalde Mark Owen var ve yine The Beatles'ı hatırlatan, biraz kabare soslu bir parça Up All Night. Önceki albümün ikinci single'ı “Shine”a o kadar benziyor ki aynı video klibi rahatlıkla paylaşabilirlermiş. Hadi bunlar promosyon işleri diyelim, işe yarayan bir formülü neden bir daha kullanmasınlar ki? Fakat albümün geri kalanında da sürekli deja-vu hissine düşüp duruyorsunuz. O zaman da ister istemez soruyorsunuz kendinize, aynı grup aynı işin daha kalitelisini yapmışken yeni şarkıları neden dinleyeyim?



Bunun cevabı müzik dünyasına yeni bir şey getirmese de Take That'in genelde isabetli müzik yaptığı olacaktır. Gitgide olgunlaşan tarzlarını ve hayranlarını memnun edecek materyali hep bir araya getirebilen grup kulaklara yeni gelmeyecek olsa da dinlemesi keyifli şarkılar yapmış. Geçen albümde olduğu gibi yine en iyilerin ön vokalini Howard Donald söylüyor. Bu şarkılar What Is Love ve Here. Yine bu elemanın en az sevdiği şarkı albümün en zayıflarından biri, onun adı da Hold Up A Light.


Patience kadar güzel bir şarkının eksikliği hissedilse de albümü hatırlanır kılacak parçalar mevcut. Açılışı yapan ve üçüncü single olacak The Garden, isim parçası The Circus (çok iyi parça ve çok iyi sözler), oldukça iyimser sözleriyle Hello ve ikinci single Up All Night bir alışınca defalarca dinlenilebilecek işler. Bir de gizlenmiş şarkı She Said mevcut son şarkının sonunda. O da kesinlikle kalite grafiğinin yüksek noktalarına denk geliyor.



Albümün ismi, çıkış tarihlerinin de neredeyse aynı olduğu Britney albümüyle “pişti oldu”. Gerçi Take That kendi memleketlerinde Britney'nin satışlarını solladı ama zamanında albümün planlanmış ismini değiştirmeyi bile düşünmüşler. Şimdi turne isimleri de çok benzer olunca (Take That Presents The Circus LiveThe Circus Starring: Britney Spears) bunun samimiyeti ve gerekliliği biraz daha tartışılabilir oluyor açıkçası. Yine de Take That'in asıl kaçınması gereken başka sanatçılarla olan biçim benzerlikleri değil kendileriyle olan içerik benzerliği. Hadi bu sefer idare etmişler, ortaya sevilebilir bir albüm çıkmış ama hep aynı yolu hep aynı şekilde yürürlerse bir tane daha efsanevi geri dönüş yapmaları gerekecek.


Not: 3 / 5


Türkiye Top 5

Yerli Liste


1) SEVİYORUM SEVMİYORUM – NİL KARAİBRAHİMGİL

2) KASABA – MURAT DALKILIÇ

3) SON ÖPÜCÜK – ASLI GÜNGÖR

4) BEN KİMİM – CANDAN ERÇETİN

5) HEDER OLDUM AŞKINA – YUSUF GÜNEY


Yabancı Liste


1) RIGHT ROUND – FLO RIDA EE. KESHA

2) CIRCUS – BRITNEY SPEARS

3) POKER FACE – LADY GAGA

4) DEAD & GONE – T.I. EE. JUSTIN TIMBERLAKE

5) THE LIGHT – EDDY WATA


Yerli Rock


1) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT

2) GECEYEDİR KÜSMELERİM – BADEM

3) YILDIZLARDAYIM – GECE YOLCULARI

4) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL

5) DURSANA DÜNYA – PİNHANİ


Bunun olmayacağından korkuyordum sevgili okurlar. Nil'in yeni şarkısı 1 numaraya çıkmasa eleştirel anlamda yarattığından daha büyük bir hayal kırıklığı yaratmış olacaktı yeni albüm. Neyse ki “Seviyorum Sevmiyorum”, bir çıkış, bir düşüş ve klibi sağolsun tekrar bir çıkış yaşadıktan sonra zirveye çıktı. Murat Dalkılıç'ın felsefi şarkısı Kasaba ise ikinci sırada.


Geçen hafta ilk 5'in içinde bulunan Lara, Güvenmiyorum adlı parçasına klip çekerse ilk 3'e girmekte zorlanmayacaktır. Ezelden beri hafiften kıro olan bu kızımız gaz parçalar yapmaya ve eşliğinde dans etmeye çabalamaya devam ediyor. Açıkçası Zeynep Dizdar, Betül Demir gibi isimlerden daha az başarılı olmasını gerektirecek bir sebep göremiyorum. Listedeki şu ana kadar çıktıkları en yüksek noktaya ulaşan birkaç şarkı 7,11 ve 15. sıralarda Mustafa Ceceli'den Karanfil, Zuhal Olcay'dan Yine Aşk Var (ki inanılmaz başarılı bir şarkı ve kliptir) ve Ziynet Sali'den Beş Çayı. Sali'nin albümü hakkında yazarken bu parçanın en sevilesi çalışmalardan biri olduğunu söylemiştim. Sezen Aksu'nun bilindik imzası ve Ziynet'in güzel yorumuyla daha da yükseleceğini düşünüyorum listede. Serdar Ortaç'ın son albümü ise kabak tadı vermenin ötesine geçti. Albümdeki 16 şarkının 6'sı listeye girdi bugüne kadar. Halbuki bir tanesine bile gönül rahatlığıyla “güzel” demek mümkün değil.


Yabancı listede her şarkısı ucuz ama dile dolanacak nitelikte olan Enrique'nin yükselişi dikkat çekiyor. Ciara ile söylediği Takin' Back My Love şarkıcının Greatest Hits albümünden yeni bir çalışma. Timbaland'le yaptığı çalışması Part Of Me ile Chris Cornell'e 20 numarada rastlıyoruz. 1. sıradaki Flo Rida parçası Right Round ise Dead or Alive'ın sömürüle sömürüle tükenmeyen You Spin Me Round adlı başyapıtından beslenen bir şarkı. Orijinal olanı dinlemeyi tercih ederim.


Yerli rock listesinde haftalardır bir değişiklik yok ama Duman halen bildiğimiz Duman'sa iki albümde piyasaya sunulan 20 yeni şarkısıyla kapatacaktır o listeyi bir süre için. Albümleri dinlemedim ama sırf ticari sebeplerden yapılmadıysa iki albüm uygulaması ilgi çekici gözüküyor. Dinleyip göreceğiz. Herkese iyi dinlemeler.

Türkiye Box Office 13.03.2009 - 15.03.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Güneşi Gördüm

1

507.932

616.531

2

R:İ-2

5

45.847

4.212.812

3

Slumdog Millionaire

3

21.326

209.054

4

Yedi Yaşam

1

17.726

17.726

5

Köpek Oteli

1

16.876

16.876

6

Watchmen

2

11.736

71.769

7

Umut

3

11.514

154.259

8

Cüceler Devlere Karşı

2

6.327

21.647

9

Revolutionary Road

3

5.708

67.556

10

Gran Torino

2

5.476

25.174



- Güneşi Gördüm'ü ben pek beğenmedim. Fazla artniyetli olduğunu düşünüyorum. Kendine ait bir yazısı olacak elbette ama gişe listesinin tepesindeyken bahsetmemek olmazdı. Medya gazlamalı (özellikle Hürriyet ve Cengiz Semercioğlu) Beyaz Melek'ten sonra yılın en çok beklenen filmlerinden biri olduğunu düşünürsek çok iyi bir açılış yaptı sayılmaz ama yine de iyidir. Örneğin Recep İved2, 1 milyon 200 bin kişi çekmişti. O rakamın yarısından bile az bu.

- Haftanın diğer yeni filmleri daha çok Güneşi Gördüm'e yer kalmadı diye izlenmiş olabilir. İki yerli ticari canavar peşpeşe gösterime girince (Recep Kırmızıgül filmleri) öbür filmlere nal toplamak düşüyor ama işler böyle dönüyor ne yapacaksın? 3 haftadır istikrar kaybetmeyen tek yabancı yapım Slumdog Millionaire oldu, bunu da çoğunlukla Oscar'a ve Türk izleyicinin bayılacağı konusuna borçlu. Will Smith'li Yedi Yaşam ve dublajla daha da itici olmuş Köpek Oteli (Lisa Kudrow'u içermekten başka bir artısı yok) 15 bin civarında izleyici çekmişler.

- Yeni filmlerden en ilginçleri gişe listesine girmeyi başaramayanlar. U2'nun üç boyutlu konser filmini ve En İyi Belgesel Oscar'lı Teldeki Adam'ı salonlardan ayrılmadan görmek lazım.

- Haftaya gösterime Julia Roberts'ın Closer'dan beri ilk defa çekici gözüktüğü film olan “Sahtekarlar” girecek. Biraz da kişisel sebeplerden dolayı en merakla beklediğim başlık bu. Yılın en çok övgü toplayan filmlerinden The Wrestler ise hemen peşinden geliyor. Oyuncu kategorisinde Mickey Rourke ve Marisa Tomei'nın, yönetmen olarak ise Darren Aranofsky'nin performanslarını görmek şart.

- İzleyicinin psikolojisine aman vermeden saldıran Açlık ve Mehmet Güreli'nin ilk uzun metrajı Gölge diğer değinilmesi gereken yeni filmler olarak göze çarparken Mahşerin Dört Atlısı ve Sihirli Dağ değinilmesi gerekmeyen yeni filmler olarak göze çarpıyorlar. Herkese iyi seyirler.

Türkiye Top 5

9 Mart 2009 tarihli Türkiye listeleridir. Bu hafta itibarıyle güncel olanı yukarıda yayında.


Yerli Liste


1) KASABA – MURAT DALKILIÇ

2) BEN KİMİM – CANDAN ERÇETİN

3) SON ÖPÜCÜK – ASLI GÜNGÖR

4) GÜVENMİYORUM – LARA

5) SENİ BUGÜN GÖRMEM LAZIM – NAZAN ÖNCEL


Yabancı Liste


1) CIRCUS – BRITNEY SPEARS

2) RIGHT ROUND – FLO RIDA EE. KESHA

3) POKER FACE – LADY GAGA

4) HEARTLESS – KANYE WEST

5) CRACK A BOTTLE – EMINEM & 50 CENT & DR. DRE


Yerli Rock


1) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT

2) GECEYEDİR KÜSMELERİM – BADEM

3) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL

4) YILDIZLARDAYIM – GECE YOLCULARI

5) AZAP - SEKSENDÖRT


Herkese iyi dinlemeler.

Türkiye Box Office 06.03.2009 - 08.03.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Rİ2

4

131.303

4.091.360

2

Slumdog Millionaire

2

43.017

150.229

3

Watchmen

1

33.730

33.730

4

Umut

2

28.611

108.297

5

Benjamin Button

5

16.777

414.211

6

Revolutionary Road

2

13.147

49.595

7

Cüceler Devlere Karşı

1

11.735

11.735

8

Gran Torino

1

10.921

10.921

9

Gölgesizler

2

6.169

25.594

10

My Bloody Valentine 3-D

4

5.940

101.820



- Watchmen son zamanların en ilgiye değer filmi ama bunu bilmiyorsunuz. Zira bir sürü şahane oyuncu ağır makyaj veya kostüm altında oynuyor ve afişe isimleri düşülmemiş. Patrick Wilson'ı, Jeffrey Dean Morgan'ı veya güzeller güzeli Malin Akerman'ı benim kadar seviyorsanız, prestijli film sitesi Imdb.com'un “En İyi 250” listesinin son 50'lik kısmında gezinen bu yaklaşık 3 saatlik filmi görünüz. Uzun süresine yakışsın diye böyle iki kilometrelik bir cümle kurdum.

- Cüceler Devlere Karşı iki hafta öncesinin gişe listesi yazısında değindiğim çocuk filmlerine bir örnek. “Uyuz” olanlarına yani.

- Gran Torino, Amerika'da bir fenomen oldu. Sebebini anlamayamadım. Fragmanı daha çok ana karakteri sevilmesi mümkün olmayan dağınık ve kasıntı bir film imajı veriyor. Filmin kendisi başarılıysa, fragmanı başarısız, filmin kendisi başarısızsa fragmanı yine başarısız demektir.

Türkiye Box Office 27.02.2009 - 01.03.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

RİKİ

3

312.505

3.752.648

2

Slumdog Millionaire

1

55.334

55.334

3

Umut

1

32.233

32.233

4

Benjamin Button

4

21.064

376.717

5

Revolutionary Road

1

18.479

18.479

6

Niko: Yıldızlara Yolculuk

2

12.345

32.863

7

My Bloody Valentine 3-D

3

11.346

81.416

8

Four Christmases

1

9.231

9.231

9

Gölgesizler

1

8.397

8.397

10

Bir Alışverişkoliğin İtirafları

2

8.226

35.656


- 3 haftada 4 milyon izleyici çok büyük bir rakam.


- Hint melodramı, Türk melodramını (Umut) geçmiş. Oscar'ın gücü diyoruz buna kısaca. Sadece adaylıkla yetinen Benjamin Button yerli gişemizde ise dövdü Slumdog'u.


- Ümit Ünal'ın Gölgesizler'i oldukça çekici bir afişle çıktı salonlara. Fakat filmin kendi görselliğiyle tamamen alakasız olduğu benim sanrım mı yoksa bir gerçek mi emin değilim. İzleyemedim henüz.

Türkiye Box Office 20.02.2009 - 22.02.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Rİ2

2

705.459

2.941.891

2

Benjamin Button

3

41.094

312.404

3

Niko: Yıldızlara Yolculuk

1

14.787

14.787

4

My Bloody Valentine 3-D

2

14.770

51.786

5

Bir Alışverişkoliğin İtirafları

1

14.462

14.462

6

Güz Sancısı

5

13.237

538.465

7

Bedtime Stories

3

12.705

86.191

8

Spirit

1

10.026

10.026

9

Bride Wars

2

9.191

31.019

10

Alacakaranlık

6

5.087

236.351



- Bir Alışverişkoliğin İtirafları bu sezon gördüğüm en kötü ve sıradan filmlerden biriydi. Kader arkadaşım olan diğer 14 bin kişiye buradan “geçmiş olsun” diliyorum.

- Spirit, 300 ve Sin City'nin izleyicilerini toplamaya adaydı ama reklamın gözü kör olsun pek bir şey yapamamış.

- Hiçbir özelliği olmayan uyuz çocuk filmleri, televizyondaki rezalet çocuk dizileri (Bez Bebek, Kayıp Prenses, Selena) kadar dayanılmaz bence. Niko farklı mı bilemiyorum.

16 Mart 2009 Pazartesi

Kanye West - 808s & Heartbreak



Çağımızın “sanatçı”sı olmak için elinden geleni ardına koymayan Kanye West’in son albümü “808s & Heartbreak” bu yolda atılmış önemli bir adım. Roland TR-808 drum makinelerinden ve bildiğimiz kalp kırıklığından ilham alınarak isimlendirilen çalışma bir “rapçi”den beklemeyeceğiniz kadar yenilikçi, ciddi ve ayakları yere basan bir albüm. Mal varlığıyla övünmekten çok şöhret ve paranın getirdiği izolasyondan bahseden sözler ve ritmin 6 dakika boyunca neredeyse sabit gittiği altyapılar mevcut.

Kanye’nin itici egosunu bir yana bırakırsak çok çok iyi bir müzisyen olduğunu kimse inkar edemez. Gerçi bir önceki albümün ilk çalışması “Stronger” tamamen bir Daft Punk güzelliğiydi ama bugüne kadar yaptığı albümlerle hep farklı ve ilgiye değer olduğunu göstermeye çalıştı. Zaman zaman alamadığı ödüllerin peşine çocuk gibi düşünce kazandığı saygıdan harcadığı oldu ama özür dilemesini de bildi. Tüm bunlar iç dünyası dalgalı ve iyi şeyler üreten bir sanatçının tipik özelliklerinden denilebilir.

Albümün açılışı “Say You Will” uzun ve ağır bir itiraf. Meseleyi karmaşık sözlere gömmeye, müziği karmaşık bir altyapıya dahil etmeye çalışmamış. Buna rağmen (veya bunun sayesinde) oldukça çabuk yakalayan bir parça ama hiç ticari değil. Bu kontrast albümün geneline de yansıyan bir güzellik. İkinci şarkı “Welcome To Heartbreak”in bestesi de sözleri de aranjesi de kusursuz. Single olarak yayınlanmasa da kendi kadar iyi bir videoya kavuştu neyse ki. Berbat bir görüntü kalitesine sahipmiş izlenimi verilen klip bu biçimden hayranlık duyulası bir görsellik çıkarıyordu.



Albümün çıkış şarkısı için “Love Lockdown” demek biraz zor çünkü gerçek kitlesel başarıya ikinci single “Heartless” ile ulaşıldı. Albümün “kalp” meselesine sık sık değindiği anlardan biri olan parça kulağın en çabuk alıştığı şarkılardan biri. Listelerde kendini gösterince Kanye’ye “Sanat kazandı!” naraları attırdığını da ekleyeyim. “Love Lockdown” ise beni albüme çeken çalışmaydı. Kanye’nin çok düzgün şarkı söylediğinin de açık kanıtı aynı zamanda. Rap yapışını aratmıyor kesinlikle.

Elbette tamamen alçakgönüllü ve kırılgan olmasını beklemiyoruz West’den. Çok iyi bir “entertainer” oluşundan bahsettiği “Amazing” albümün dördüncü single’ı ve düzgün bir parça. 5 parçalık inanılmaz açılıştan sonra albüm ise biraz duruluyor. Ta ki “Street Lights”, “Bad News” ve Lil Wayne’in konuk olduğu “See You In My Nightmares”e kadar. Özellikle bu sonuncusu çok yoğun ve vurucu bir şarkı, albümün en iyilerinden sayılabilir. Kanye’nin sert vokalleri zorlanmadan öne çıkıyor, Wayne’in varlığına çok da gerek bırakmıyor.

Albümdeki elektronik tını, hiçbir süsleme püslemeye gerek duymayan altyapılar çalışmayı sevmek için yeterli sebepken, Kanye’nin sözlere yansıttığı içtenlik, gerekmedikçe zorlamadığı vokalleri ve albüm kapağına kadar yansıyan minimalist tutum iyice mecburiyete dönüştürüyor “8o8”i dinlemeyi. Bir de tabi ki sanatı sanat için yapıp, kitlelerden destek gören nadir insanlardan biri olduğu için Kanye takip edilmesi gereken bir örnek. Finale gizlenen canlı kayıt freestyle şarkı “Pinocchio Story” haricinde albümün tümü oldukça yüksek standartların üzerinde geziniyor ve ticari yaklaşımın her şeyi mahvettiği günümüzde rahat bir nefes aldırıyor popüler müzik dinleyicisine.

Not: 4.5 / 5



Dip Not: Albümün CD’sine henüz Türkiye’de rastlamadım ama çekiciliği lafla ifade edilemeyen bir plak baskısı mevcut. Alıp da bana gönderene siteyi devredebilirim. He he he.

15 Mart 2009 Pazar

Serdar Ortaç'tan Korsana Karşı Öğütler



"Boş CD fiyatları yükseltilmeli."

Serdar Ortaç'tan kendi mantık standartlarına yakışan bir önerme.

I Amsterdam


Robbie Williams ve ben

Sevgili okuyucular,

Sitenin uzuuuuun (bana bi yıl gibi gelen) sessizlik dönemi sona eriyor. İş, güç, okul, yurtdışı, diğer iş ve diğer güç ve diğer okul ve zaman zaman esen tembellik yüzünden 1 haftadır sessiz sakin takıldık. Şimdi kısa kısa haberleri geçeyim, değerlendirme yazıları ve Naylon Plak detayları (oylayın şunları lütfen) yarın gelmeye başlar. Çok mutluyum.

Öncelikle havamızı atalım :) Buyrun, göz zevkiniz için Amsterdam fotoğraflarım. Fazla edepli oldukları için özür diliyorum ama asıl görmesi zevkli olanları çarşaf çarşaf yayınlayamadım. Belki yakın gelecekte.

5 Mart 2009 Perşembe

Kısa bi arA(msterdam)









Bi aksilik olmadıysa bu haftasonu Amsterdam'da olacağım. Bu da demektir ki angut bilgisayarımın başında daha az, kanallarıyla meşhur şehrin sokaklarında daha fazla vakit geçireceğim. İşin içinde 6 Mart akşamı Hadise konseri de var. Hollandalı okuyucularımızı bekleriz.

Bu süre zarfında kaldığım mekanın koşullarına göre size yeni birşeyler yazabilirim de yazamayabilirim de. Zaten bitirmek üzere olduğum bir hikaye var, ilham verici bir şehirde onun üzerinde de çalışabilirim. Yazamazsam kızmayın yani, haberiniz olsun şimdiden.

Yalnız sizden bir ricam var. Yandaki Naylon Plak Ödülleri 2009 anketlerini oylamaya, oylattırmaya devam edin. Şimdiden 1000 oy oldu ama daha fazlasını istiyorum. Ödülleri açıklarken binlerce oyu hakeden bir şey hazırlayacağım emin olun.


Görüşemezsek kendinize iyi bakın canlar. İyi dilekler yollayın.

2 Mart 2009 Pazartesi

Nil Karaibrahimgil - Nil Kıyısında



Başka bir babadan çocuk yapmak gibi”. Nil yeni albümünde yeni bir prodüktörle çalışmayı böyle özetlediğinde ağzım açık dinliyordum. Her zaman olduğu gibi bizi uzun ve sıkıcı bir tasvirden kurtarmış her şeyi bir cümlede özetlemişti. Bu benzetmeden yola çıkarsak Ozan Çolakoğlu’nun sarışın beyaz tenli bir adam, Alper Erinç’in ise esmer, hatta belki de zenci olduğu bile söylenebilir. Sonuçta Nil müzikal kariyerinde yeni bir yere geldi. İşin tek cümlelik özeti bu da olabilir.

Bir kere neler yok: kadın devrimi sloganları yok, “Kek”, “Vahdettin”, “Peri” gibi şarkılar yok, altyapılarda yepyeni bir şey yok. Tek üzücü olanı da sonuncusu. Nil’in şarkı yazımında olgunlaşması çok takdir edilesi, acılarını şekere banmadan anlatması cesur bir şey. Fakat nedense bir önceki albümle attığı devasa ileri adımın peşi gibi gelmedi bu albüm bana. “Nil tarzı”na verilmiş bir mola, “şunları da bir içimden atayım” anı sanki. Gerçi ilk şarkı "Seviyorum Sevmiyorum" bunu hiç çaktırmadı, “XL”dan beri en iyi çıkış şarkısıydı ancak, albümün kalanı öyle değil. Klasik oryantal-elektronik Nil formülüne biraz da Goldfrapp katılan bu parça çok heyecan vericiydi açıkçası. Albüm iyi de olsa onun gibi olamıyor.



İkinci yarı ilk yarıya göre çok daha iyi, bu da dinlerken biraz sabır gerektirebilir. “Eminim Sevmediğine”, “Duma Duma Dum” gibi şarkılar geldiğinde çalışmayı sevmemek çok zor. Hele de ikincisinde “Buldum birini buldum, soydum, başucuma koydum” deyişi olgunlaşsa da halen şaşırtabildiğini gösteriyor. Albümün başyapıtları ve muhtemel en kalıcı şarkıları ise ta en sona bırakılmış. “Bu Mudur?” etkisi yaratabilecek “Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede” aşkın güven vermeyen hallerini sürreal manzaralarla kusursuzca anlatıp albümün geç gelen zirvesi olurken, final parçası “The Simpsons”dan gelen ilhamla da yazılmış olsa gözleri dolduruyor. “Yalnız Kalpler De Atarlar” Nil’in adeti olmasa da kliplenmesi gereken bir slow. Madem yaş büyüdü, mevzular acılaştı, bu yeni kıtada fethedilen yeni kıyılar da dinleyiciden gizli kalmasın.

Çok Canım Acıyo”nun girişini “Pırlanta”ya benzetiyorsanız yalnız değilsiniz. “İlla”yı sıkıcı bulduysanız yine yalnız değilsiniz. “Kırık” fazla sakin, “Yalnızlardanım” ise haddinden fazla acı geliyorsa o konularda da size katılıyorum. Sonuç olarak 40 dakikaya bile varmayan bir albümün ancak yarısının gerçek anlamda heyecanlandırması biraz ziyan bir durum. Alper Erinç’in, Nil’le Ozan’da olduğu gibi bir anahtar-kilit ilişkisi kuramadığı ortada. Üstelik kendisinin de öyle bir “kilit”i varken (bkz. Göksel) böyle deneyler hoş ama çok tekrarlanmaması gereken durumlar olarak geliyor bana.

Nil Kıyısında”nın kapağında Björk’ün Homogenic ve Post etkisini görmek mümkün. Ancak bundan kim, nasıl şikayet edebilir ki? Benim tek üzüntüm 2 küsür yıl bekledikten sonra tam anlamıyla içime sinen bir albümle karşılaşmamış olmak. Nil hep gözünün olduğu “world music”e hiç olmadığı kadar yaklaşmış, bu yüzden kendisinin memnun olduğuna şüphem yok. Fakat bana kalırsa iki tür belirleyici albümden sonra yaptığı “kusursuz pop”a sadık kalsa herkes daha bile memnun olabilirdi.

Not: 3.5 / 5

Oscar 2009 Yazısı



Ödüller açıklandığı anda yitiriyorlar ilginçliklerini ama talep geldiğinden bir Oscar yazısı yazmak lazım oldu. Benim için tam bir başarıydı bu senenin töreni. Kate Winslet’in sonunda altın heykelciğe kavuşması önemliydi, zira bu sene de almasa tarihin en büyük Oscar kaybedeni olacaktı (6 adaylık 0 zafer ile). Ödülü aldıktan sonra Meryl Streep’e şakayla “bunu hazmet Meryl” deyişi gecenin doruk noktalarındandı. Herkes biliyordu o an eski ve yeni Meryl’in şakalaştığını. Bir diğer oyunculuk kategorisi mutluluğunu Heath Ledger yaşattı. Olur ya ters tarafına gelirdi Akademi’nin vermeyebilirdi. Hiç telafi edilemeyecek bir hata olurdu o zaman ama olmadı. İki sene önce Martin Scorsese’nin, şimdi de David Fincher’ın aklına gelmez umarım bu ölme manevrası.

Gecenin galibi filmi izlemedim (Slumdog Millionaire) ancak gecenin kaybedenini izleyip çok sevmiştim (Benjamin Button). Oscar alması şart olan filmlerden değildi belki ama Slumdog hak etmediyse (izleyip göreceğiz) o zaman yazık olur tabi. Brad’in adaylığını zaten saçma buluyordum ama filmin kendisi ve yönetmenliğine biraz daha kıymet verilebilirmiş.



Oyunculuk ödüllerinin, önceki senelerin beşer galibi tarafından verilmesi çok güzel düşünülmüştü. Kendi dünyasında, kendi kendilerine inanılmaz fikirler üreten yaratıcı insanların aklına gelen ve hiç gerçek hayata geçmeyen o mükemmel tasarılara benziyordu (hayır ben değilim, ne alaka). Bir de performanslar konusunda hiç utangaç davranmamışlar. “Müzikal geri döndü” demek için en doğru yıl değildi belki (Moulin Rouge!, Chicago zamanları varken hele) ama şov mükemmeldi. Hugh Jackman ve Beyonce’nin şahane yorumladığı ve Mamma Mia! Ve High School Musical yıldızlarının etkisizce eşlik ettiği “potpori” (gülüyorum) resmen mutlu etti beni. Müzikal seviyor olmanın sosyal hayatta utanç verici olmadığı nadir anlardandı.



Brad Pitt ve Jennifer Aniston’u sosyal bir olayda aynı mekanda görmek magazin basınında katalizör etkisi yaptı. Ben hep Aniston’ı daha çok sevmişimdir, özellikle Pitt ve Jolie dünyanın en abartılmış oyuncuları olduğundan (bir de Friends dünyanın en güzel dizisi olduğundan). O akşamın “üçüncü türle yakın ilişkiler”ine yorum yapmak gerekirse, güzel ve medeni bir ortam olduğunu düşünüyorum. Bizim magazin programlarına sürülmeyi hak eden bazı aptal paparazzilerin körüklemesi işe yaramadı. Bir yandan da Aniston sahnede espri yaparken, Jolie’yi gülerken göstermeleri gibi detaylar törenin, bizim izlediğimiz yüzünün, eninde sonunda bir TV programı olduğunu hatırlatıyordu.



Sean Penn ve Penelope Cruz’un zaferleri hak edilmiş sonuçlardı, Danny Boyle’un artık Oscar’lı bir yönetmen oluşu tarzıyla ilgili ne yapacağını merak ettirdi. Bence hiçbir şey değişmeyecek, tıpkı Gus Van Sant’ta olacağı gibi. Slumdog’da çıkardığı işi bilmiyorum ama Boyle sevdiğim bir yönetmendir. Akademi kimseyi gerçekten hak ettiğinde ödüllendirmez, zamanı geldiğinde ödüllendirir. Boyle’a aynı şey mi oldu, onu izleyince görürüz. Şimdilik gördüğümüz bu tören var, o da kesinlikle başarılıydı.

1 Mart 2009 Pazar

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) KASABA – MURAT DALKILIÇ
2) SON ÖPÜCÜK – ASLI GÜNGÖR
3) ANLAMAZDIN – AYLA DİKMEN
4) BEN KİMİM – CANDAN ERÇETİN
5) SENİ BUGÜN GÖRMEM LAZIM – NAZAN ÖNCEL

Yabancı Liste

1) CIRCUS – BRITNEY SPEARS
2) HEARTLESS – KANYE WEST
3) THE BOY DOES NOTHING – ALESHA DIXON
4) NUMBA 1 (TIDE IS HIGH) – KARDINAL OFFISHALL
5) SINGLE LADIES – BEYONCE

Yerli Rock

1) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT
2) GECEYEDİR KÜSMELERİM – BADEM
3) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL
4) DURSANA DÜNYA – PİNHANİ
5) İDDİA – MOR VE ÖTESİ

Görüldüğü üzere Nazan Öncel'in liste başarısı göstermesi için saçmasapan şarkılar yapmasına gerek yokmuş. Olabildiğine “Nazan” bir şarkıyla, eski görüntülerden oluşan kolaj bir kliple 5 numaraya kadar yükseldi. Rock listesi birincisi Yüksek Sadakat'in yerli listede 6. sıraya çıkması sevindirici bir gelişmeyken, Nil'in “Seviyorum Sevmiyorum”u 13 numaradan 16 numaraya gerileyerek gerdi beni. Umarım klip gelince (yakındır), yükselir ta zirveye.

Bu hafta listeyi bu kadar geç girdiğim için kusura bakmayın. 2 Mart listesi açıklanmadan önce yetiştirdim en azından. Yoğunluk, iş, güç, ne yapalım. Herkese iyi dinlemeler.