13 Şubat 2009 Cuma

The Burning Plain (2008)



!F 2009'un ilk galası olan “The Burning Plain” festivalin bu seneki macerasına güzel bir başlangıç yapmamı sağladı. Gerçi zaten yarı ve çeyrek sinemaseverler !F'i İstanbul Film Festivali'yle karıştırırken galaların da Emek Sineması'na taşınması atmosferde ciddi bir sarsılmaya sebep olabilir fakat yeni AFM Beyoğlu'nun halihazırda hiç çekici bir sinema olmadığını düşünüyorum. Emek, pek bağımsız sinema yeri değilse de, AFM Beyoğlu sinema yeri bile değil.

Uzatmadan mevzuya geleyim. Film uzun yıllara yayılmış kompleks bir hikayenin çeşitli uçlarından anlatmaya başlayarak yavaş yavaş bizi çözüme doğru götürüyor. Yönetmen, “21 Gram”, “Babil” filmlerinin senaristi Guillermo Arriaga. Dolayısıyla hikayesi kesişen bir sürü insan konsepti de İngilizce-İspanyolca dil de şaşırtmıyor bizi. Farklı olan şey bu sefer öykünün aile içinde geçmesi. Yani hayatın biraraya getirdiği yabancılar değil bu filmin karakterleri, öyle ya da böyle doğuştan bağları olan insanlar. Bu, senaristin artık oldukça tanıdık olan tavrına yeni bir nefes getirmiş, iyi de olmuş. Filmin (bahsettiğim diğer filmlerin yönetmeni) Inarritu filmlerinden farklılıkları ise genelde eksik kaldığı kısımlara denk düşüyor. Yani senarist kendine taze bir gidişat bulmuşken, yönetmenliği de kendisi yapınca bazı yerler acemiliğine gelmiş.

Örneğin görüntü yönetimi tek bir saniye bile şaşırtmıyor bizi. Sarı sıcak renkler ve soğuk mavinin tezatı her zaman işe yaramıştır, özellikle de yolu Meksika'ya düşen filmlerde. Fakat arada bir, biri çıkıp farklı renklere boyasa bu filmleri güzel olacak. Filmin duygusal tonu da çok çekici gelmedi bana. Hikaye aslında oldukça vurucu ve ağır işlenebilirmiş. Yönetmen filmin tam anlamıyla etkileyici olmasındansa, geniş kitlelerce sevilesi olmasını tercih etmiş sanki. Slyvia karakterinde bunu açık açık görmek mümkün. Ticari filmler bile sevilmeyesi karakterlerini finale doğru böyle şekere bulamazlar. Bir yandan da gerçekten kanınızı donduracak çok az sahne varken, aşktan kalbinizin ısındığı birçok sekans var. Tabi bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil ama hikayenin hakkı yenmiş gibi oluyor biraz.

En yakalayıcı sahneler, ilginçtir, bir aksiyon filmi andırırcasına en gürültülü sahneler, uçak çakılması, patlamalar gibi. Bunların çekiminde büyük ustalık göstermiş Arriaga, çok iyi iş çıkarmış. Oyuncu kadrosu oldukça göz doldurucu, Kim Basinger, Brett Cullen gibi deneyimli isimlerin hiç gerisinde kalmayan Jennifer Lawrence gibi genç yetenekler de var. Charlize Theron meselesi ise benim için hala bir soru işareti. Kendisini bu denli takdir edilesi kılan bir oyunculuk performansını henüz izlemedim, bu film de durumu değiştirmedi.

Arriaga'nın filmi büyük bir ustalıkla kurduğu zaman çizgisiyle, kurgusuyla ve “acıyı hissetmek” üzerine işlediği senaryosuyla ilgiyi hak ediyor (duygusal olarak yaralı her karakterin fiziksel olarak da yaralı olduğuna ve sebeplerine dikkatinizi çekerim). Kesinlikle kaçırmayın diyeceğim bir iş değil ama filmlerde derinliktense güzel vakit geçirmeyi arayan arkadaşlarınızı götürürseniz sonrasında dır dır etmeyeceklerini, sizin de paranıza acımayacağınızı garanti edebilirim. Akıldan çıkmayacak bir drama olmasa da “The Burning Plain” aşk, yıllanan acılar ve geçen zaman üzerine, kendini izlettiren bir yapıt.

Not: 3.5 / 5

Hiç yorum yok: