17 Ocak 2009 Cumartesi

Yes Man (2008)



Neden? Bardağın boş tarafını gören, bir filmi değerlendirmeye en sonundaki hatalardan başlayan biri olmak istemezdim ama “Yes Man” gibi güzel bir Jim Carrey filmi, tam bir sürü artı puan toplamışken neden en sıradan finale bağlar kendini? Evinde oturmaktan başka bir işe yaramayan Carl'ın hayatının her şeye “evet” demeye başlamasıyla alt üst olmasını anlatan bu ilham verici filme romantik komedi değil ama oldukça romantik bir komedi filmi denilebilir. Üzücü tarafı komedi kısmını mükemmel yaparken, romantik kısmında başka filmlerden kesilip yapıştırılmış sahneler bulundurması.


Jim Carrey'nin yaşlandığı daha ilk göründüğü kareden belli oluyor ama “The Number 23”, “Fun With Dick and Jane” gibi filmlerde kendini harcadıktan sonra bu filmde tekrar parlattığı komedi yeteneği aynen bildiğiniz gibi, hiç eskimemiş. Üstelik güldüğünüz sahnelerin çoğunda senaryonun en ufak bir payı yok, tamamen Carrey'nin başarısı. Senaryonun iyi yaptığı şey, ilgi çekici olmak, zira gerçek olaylara dayanan bir kitaptan uyarlanan film oldukça bağlayıcı bir öyküye sahip. Bir de izleyiciyi gaza getirişi, hayatında iyi yönde bir değişiklik yapmaya ikna edişi var ki başımızın üstüne. Olayların gidişatının “şaşırtıcı” veya “tahmin edilemez” olduğunu söyleyemem ama özellikle ilk yarının nasıl geçip gittiğini anlamıyorsunuz.



Yönetmen Peyton Reed en son “The Break-Up” adlı “zeki” romantik komediyi yönetmişti. “Bring It On”, “Down With Love” gibi kariyerinin diğer filmleri Reed'in tercihlerini belli ediyor fakat “The Break-Up”ın klasik mutlu sonla bitmeyişi belki bu adamın bu türde bize gösterebileceği yeni şeyler olduğunu düşündürtmüştü bana. Maalesef “başkarakterin alışkın olmadığı yeni bir hayat” üzerinden yapılan her komedi filminin demirbaşı olan ve finalden hemen önce gelen “her şey sarpa sarar” kısmı umutlarımı yok etti. En saf “popüler sinema beklentileri”mle izlememe rağmen burada isyan ettirdi beni film. Hüzünlü bir müzik girer, ayrılan aşıklardan biri diğerini arar, diğeri reddeder, o sırada mutlaka hobilerinden birine vermiştir kendini. Kahramanımızı film boyunca çok eğlendiği yerlerde artık mutlu değilken görürüz. Bunu da gösterirken mutlaka gündelik hayatlarına devam eden elemanlardan mutsuz bizimkine kayan kamerayla yaparlar. “Bruce Almighty (Aman Tanrım)” adlı bir önceki kahkaha bombası Carrey filminde olanların aynısı, hatta yine bir kaza sahnesi var. Tam finale girmek üzereyken bu kısımlarıyla beni soğuttu film. Üstelik FBI ajanlarının dahil olduğu “çöküşe giriş” sekansı çok sağlamken.



Zooey Deschanel, Bradley Cooper, Fionnula Flanagan gibi sevilesi isimlerden oluşan yardımcı kadrosunun filmin tıkır tıkır gidişinde büyük etkisi var. Gerçi Zooey'nin karakteri Amerikan popüler sinemasının Amerikan Bağımsız sinemasından çaldığı marjinal ama çoook sevilesi esas kız klişesinin Allah'ı ama aktrisi “The Happening” faciasından sonra bu haliyle izlemek de güzel. Flanagan'ı ise halen “The Others”daki ürkütücü baş hizmetçi rolüyle hatırlarken bu filmde iğrenç şekilde azgın yaşlı kadın rolünde görmek zor oldu. Neyse ki uzun bir süre tanıyamadım zaten.


Ülkemizdeki Jim Carrey sevgisini göz önüne alırsak ve aktörün “Aman Tanrım”dan beri bu kadar komik bir film yapmadığını hatırlarsak “Yes Man”in seyirciden ilgi görmesine, beğenilmesine şaşırmam. Şahsen benim de filmin düzgünce yaptığı, sululuğa kaçmadığı komedisine hiçbir itirazım yok. Hiç yoktan yere filme gitme teklifi ortaya atılınca, beraber bulunduğum kalabalık gruptan herkesin gecenin bir yarısı bu filmi izlemeye “evet” deyişi yapıtın mistik bir gücüne de işaret ediyor olabilir. Zaten bilindik de olsa, filme “hayır” demenizi gerektiren bir sebep yok.


Not: 2.5 / 5


1 yorum:

Emre dedi ki...

Ben de dün, dediğin mistik güçle alakası olsa gerek, tamamen tesadüfen "evet" dedim bu filme.
Jim Carrey'nin yaşlanmış olması başta olmak üzere, dediklerinin hepsine katılıyorum ve bir şey eklemek istiyorum. 'Evet' lordu rolündeki Terence Stamp de oldukça başarılı ve ürkütücüydü bence. Çok güldüm adama. (korktum da)