20 Ocak 2009 Salı

Entre Les Murs (2008)



Bazı filmlerdeki görünmez yönetmenlikler beni çok etkiliyor. Filmin başında bir yere giriyorsunuz, süresi boyunca olan biteni, hiçbir göze batan süsleme olmadan izliyorsunuz ve sonra çıkıp gidiyorsunuz ordan. Finalde aksiyon bekleyen izleyici “ya sonra?” diye soruyor belki ama siz hayattan çok dikkatlice alınmış bir kesit izlediğinizin farkındasınız. Bu senenin Cannes galibi “Sınıf” da böyleydi.


Yönetmenliğe görünmez demek etkisiz demek değil. Herkes biliyor ki bir filmin asıl sanatçısı yönetmenidir, isterse en büyük şovları yapıp filmini öyle çeker, isterse kendini geri planda tutup işini ne kadar iyi yaptığının sağlam gözlü izleyiciler tarafından farkedilmesini bekler. “Sınıf”ın senaryosunun ve uyarlandığı kitabın yazarı ve aynı zamanda başrol oyuncusu François Begaudeau'nun hakkını yemeyelim ama yönetmen Laurent Cantet'in kendisine oynamak için mükemmel bir saha verdiğini kabul etmek lazım. Bir okul döneminin başlangıcı ve bitişi arasında kavisler yapmadan ilerleyen hikaye detaylarda bize “okul ve öğrenmek”, “okul ve arkadaşlıklar”, “okul ve ırklar” üzerine güzel tespitler, tespitten daha çok yaklaşımlar sunuyor.



Fransa'daki zenginler tarafından dışlanmış kızgın gençliğin neler yapabildiğini biliyoruz (bkz: La Haine). Aslında Fransa'dan daha karma uluslu bir çok ülke var ama bu ülkenin bu konulara büyük bir düşkünlüğü olduğu kesin. “Sınıf” da bundan bahsedecekmiş gibi başlıyor ama karakterlerin yaşlarının 13-14 civarında oluşundan mı, henüz o tip nefretlere gözleri açılmadığından mı bilinmez doğru zamanlarda birbirlerinin arkasını kollayan arkadaşları gösteriyor bize. Benim için filmin en çekici yanı da buydu. Sanki bir Miyazaki filmi (veyahut da hayatın kendisini) izliyormuşcasına “iyi” ve “kötü” diye ayrılmamıştı roller. Hepsinin, hatta filmin başından beri yönetimine hayran kaldığımız öğretmenin bile ne ne sütten çıkmış ak kaşık ve de şeytan dölü olduğunu iddia edebiliyordunuz. Herkes gerçek zaafları ve erdemleriyle vardı, bu da yönetmenin “hayattan bir parça sunacağım” fikrini en çok destekleyen şeydi. Çoğu yönetmen tarzını benzer tutup, kişilerini karikatürize yaparak ıskalıyor bu hedefi.


Begaudeau'nun hem başına gelen tecrübeleri kitaplaştırması, hem bunları senaryoya çevirmesi, hem de sonra bu rolü oynaması ya işiyle kendisini kusursuzca ayrı tutabildiğini ya da tamamen içine gömülebildiğini gösteriyor bize. Oyuncu/yazar harika bir iş çıkarmış, filmdeki sevilesi diyalogları bir yere toplamak gerekirse, bütün senaryoyu oraya aktarabilirsiniz. Yaramaz çocukları hizaya getiren öğretmen karakteri kimsenin ilk defa gördüğü bir şey değil ama hikaye ve oyunculuk F. Marin rolünü sinema tarihinde ayrı bir yere koyacaktır.



Filmin Üç Maymun'la beraber Cannes'da yarışması ve şimdi de Oscar'ın 9 adayı arasına beraber girmeleri Akademi ödüllerinin Cannes filmlerine bakışı açısından da ilginç, kaderlerinin beraber yürüyor olmasından da. İki filme bakınca daha Oscar materyali olan “Üç Maymun”muş gibi duruyor, çevrelerden yüksek şans da veriliyor zaten ama sonuç yine belli olmaz. Amelie'nin yarışıp da kazanamadığı bir kategoridir bu, unutmayalım.


İçerik ve biçim olarak hiç alakası olmayan bu iki filmdense “Sınıf”ın adını bir başka Cannes galibi “Elephant” ve “Half Nelson”la beraber anmak daha doğru olacak. “Elephant” hiç de sıradan olmayan, sıradan bir okul gününü anlatıyordu. “Sınıf” ise sıradan bir okul dönemini anlatıyor. “Half Nelson”a gelince bu Amerikan bağımsızıyla Fransız filmimiz arasında ciddi bir tematik yakınlık kurmak mümkün. En azından birini seven öbürüne de kesin ilgi duyacaktır. “Half Nelson”ın ilgilendiği uyuşturucu ve kendi hayatlarımızın üzerindeki kontrolümüz temaları burada yerini günlük tartışmalar ve tutulmayan kinlere bırakmış. Belki niyeti daha yüce olduğundan dolayı “Sınıf”ın bu iki akrabasından daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Öyle ya da böyle, anlamsız yere tartışan iki gencin, anlamlı bir mesele gelince birbirlerini kolladığını görmek, bir gün en büyük derdi kahveye verdiği fazladan 10 cent olan bir hocanın ertesi gün annesi sınır dışı edilecek bir çocuğa en iyi dileklerinde yer vermesi benim için umut ve ilham vericiydi. Çünkü insanlar insandı ve insan gibi davranıyordu. Filmlerin ders vermesi gerekir diyenlerden değilim ama “Sınıf” adlı bu filmden benim öğrendiğim bu oldu.


Not: 4.5 / 5


Hiç yorum yok: