30 Ocak 2009 Cuma

"Nil Kıyısında" Şarkı Listesi



Nil genelde her tip şeyden bahsedererek anlatır aşkı ama bu sefer daha kestirme yollardan gitmiş gibi gözüküyor. "Kamikaze", "Kek", "Vahdettin" gibi şarkı isimlerine oranla daha uysal isimlendirilmiş yeni şarkılar. Liste şu şekilde:

1- Seviyorum Sevmiyorum
2- Çok Canım Acıyo
3- Yalnızlardanım
4- Ne Garip Adam
5- Ria (Emin değilim) ("Emin değilim" şarkının ikinci adı değil, Ria yazdığından emin değilim)
6- Eminim Sevmediğine (Bundan eminim :P)
7- Duma Duma Dum
8- Kırık
9- Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede
10- Yalnız Kalpler De Atarlar

Dikkat Çekici Şeyler:

1- Mastering Stuart Hawkes tarafından yapılmış. Aşağıdaki kişidir:



2- Son şarkının ismi şahane.

3- Albüm Londra'da hazırlandı.

4- Toplam albüm yaklaşık olarak 37 dakika. İlk albümden 2 dakika daha kısa.

5- Projenin çalışma ismini "The River Nile" koymuşlar. Gayet tatlı. Gerçek ismi "Nil Kıyısında" bildiğiniz üzere.

6- Sonunda açılan sitesi www.nilkaraibrahimgil.com mükemmel olmuş. Mü-kem-mel. O kadar.

Not: Herkesin dediğine göre İlla'ymış 5. şarkının adı :) Öyle olsun.

Evet!



Boş yere en sevdiğim müzisyenler demiyorum bu adamlara. Yeni Pet Shop Boys albümü "Yes"in kapağı huzurlarınızda.

!F 2009 Başlıyor!



"Son yılların en şanlı sahalara geri dönüşünü görmek isteyenlere : The Wrestler / Şampiyon Yapmazsam ölürüm diyenlere : Man on Wire / Teldeki Adam Komediyi sivri, siyasi ve Seinfeld usulu sevenlere : Religulous / İlahi Komedi Underground romantiklere : Nick and Norah's Infinite Playlist / Nick ve Norah'nın Bitmeyen Şarkıları Charlie Kaufman bir dehadır diyenlere : Synecdoche, New York Trainspotting Hindistan'la tanışınca, merak edenlere : Slumdog Millionaire "Dur bi saniye. Kalbim ilk defa kırılıyor. Bu anı hatırlamak istiyorum" diyenlere : The Wackness / Arıza Tüm dünya aynı komplonun parçası diyenlere : The International / The International-Uluslararası Her yola gelenlere : Bi the Way / Çift Yol Taçsız kraliçelere : The Amazing Truth About Queen Raquela / Kraliçe Raquela'nın Harikulade Gerçekliği Türkiye'den bir yönetmenin koşmaya başlamasını izlemek isteyenlere : Deniz Buga's Shorts / Deniz Buga Kısaları Hayat arkadaşını gökte arayanlara : Nothing Else Matters / Başka Birşeyin Önemi Yok Kaybedecek bir şeyi olmayanlara : The Living End: Remixed and Remastered / Yaşamın Dibi Kendi olabilmenin değerini bilenlere : Be Like Others / Herkes Gibi Ol Lynchseverlere : Lynch: Behind the Curtain / Lynch: Perdenin Arkasında Dünyanın sonunu görenlere : At The Edge of The World / Dünyanın Kıyısında Hepimiz Filistinliyiz, diyenlere : Slingshot Hip Hop / Sapan ve Hip Hop İçindeki çocuğa inananlara : Beautiful Losers / Güzel Kaybedenler Gazetecilikte gerçeği arayanlara : Gonzo: The Life and Work of Dr. Hunter Thompson / Gonzo: Hunter Thompson'ın Hayatı ve İşleri Uzaklarda bir yaşam düşleyenlere : Back Soon / Birazdan Dönerim Kadrajın kenarındakilere dikkat edenlere : Involuntary / İstemsiz Evlenmeyi düşünenlere : Country Wedding / Kır Düğünü Disko benim için Stone Roses, New Order, Jesus & Mary Chain'dir diyenlere : The Man Who Loved Yngve / Yngve'yi Seven Adam Avangard ağır abilere : Sonic Youth: Sleeping Nights Awake / Sonic Youth: Uykusuz Geceler Hayatın Berlin'de aktığını bilenlere : Berlin Calling / Berlin'in Sesi Analarının kuzularına (ve onlarla yaşayanlara) : Momma's Man / Annesinin Oğlu Tatlı dille yılanı deliğinden çıkaranlara : The Pleasure of Being Robbed / Soyulmanın Hazzı Aşk turistlerine : Nights and Weekends / Geceler ve Haftasonları Dünyası oyun alanı, aynası insan olan gezginlere : Kinogamma Part 1: East / Kinogamma 1. Bölüm: Doğu Bu topraklarda barışa inananlara : Close Up Kurds / Yakın Plan Kürtler Kamera sanat değil hayat olunca, soranlara : Afterschool / Okul Çıkışı Sinemayı bol bilinçaltı çağrışımlı sevenlere : Uprise / İsyan Tırnaklarını yiyen hassas ruhlara : Salamander / Semender Kendini her öğlen aynı sandviçi yemekten alıkoyamayanlara : Cold Lunch / Soğuk Yemek Gore severlere : Tokyo Gore Police / Tokyo Gore Police Gerilmek isteyenlere : Martyrs / İşkence Tarikatı Günahkarlara : Sauna / Sauna İyi, Kötü Çirkin'i Asya'da görmek isteyenlere : The Good, The Bad, The Weird / İyi, Kötü ve Çılgın Sistem karşıtlarına : O Lucky Man! / Ah Şanslı Adam! Dario Argento Istanbul'a gelmiş, kaçar mı, diyenlere : Deep Red / Derin Kırmızı"

Bu gayet yaratıcı tanıtımı paylaşmak istedim. Resmi site, program, biletler ve bir sürü ıvır zıvır için buraya.

28 Ocak 2009 Çarşamba

Kısa ve Net

Ekşi Sözlük'ten bir kardeşim "yemekteyiz" başlığı altına gayet güzel yazmış, okutmadan geçemeyeceğim:

"trabzon'da geçen bölümlerinde şaduman hanımın şivesine dikkat ediniz. işte budur. senelerdir televizyon dizilerinde yutturulmaya çalışılan şeyin karadeniz şivesi olmadığını anlatmaktan dilinde tüy bitmiş bir insan olarak haklılığımı cümle aleme ispatlamış programdır. karadeniz aksanını aydan burhan'dan öğrendiyseniz şaduman hanım size yapmacık gelebilir tabi. ama öyle değil. karadeniz şivesi budur. ayrıca hem anne hem baba tarafından trabzonlu olarak söylemek isterim, ki her trabzonlu sülalede sürüyle şaduman vardır. trabzonlu bir aileyle senelere uzanacak bir komşuluk ilişkiniz olmadıysa şaduman hanımın bıçaklı çıkışını çok ciddiye de alabilirsiniz tabi ki. bu da normaldir. anormal olan karadeniz insanına has bu boş ve ciddiyetsiz konuşmaların televizyon ekranından nakledilmesi ve şiddeti özendirmesi. bana her sinirlendiğinde "kalkar habu bıçağu salarum haa" diyen bir teyzem - ki bunun karşılığı iplemeyen bir kahkaha olur-, uzun zamandır uğramayan komşuları "ula orospu kari habu kapidan giremezsun" diyerek karşılayan bir babannem olduğunu - bu da kahkaha ile karşılanır- belirteyim önce. ama televizyon ekranına çıkıp bunu söyleyecek kadar şaşırmazlar. edep yahu derler öncelikle. ama müsterih olunuz. şaduman hanım bir potansiyel katil değildir. ama dost meclislerinde konuşabileceği tarzda televizyonda da konuşabileceğini sanan cahil bir kadındır olsa olsa. en büyük kabahat de onu konuşturanda."

yazan arkadaşımın takma ismi de bloodflowers dır. muhtemelen the cure dinliyor demektir bu. ne güzel insan.

Dido - Safe Trip Home



Dido, “çok beğenilen yeni şarkıcının ikinci albümü” sıkıntısını atlatalı 5 yıl oluyor. Genelde ilk başarılı albümü taklit eden, ticari ikinci albümler şarkıcıların diskografilerinde en az işe yarar çalışmalarıdır. Dido için de öyle olacak gelecekte, geriye doğru baktığımızda. 2003 tarihli “Life For Rent” yine sevilesi, insanı hislendiren bir albümdü ve “Mary’s In India”, “See The Sun” gibi başyapıtlar içeriyordu. Fakat bir önceki çalışması “No Angel”ın kişiselliğini ve orijinalliğini bu albümde bulamamıştık. Geçtiğimiz senenin sonlarında dinlediğimiz yeni albüm “Safe Trip Home” ise Dido’nun her zaman bahsetmeyi sevdiği “ev” temasıyla bezenmiş, tamamen müzik adına yapılmış bir albüm.

Bunu ilk single “Don’t Believe In Love”dan da anlamak mümkün. Tamemen sinik olan bu şarkı albümün çıkış şarkısı olabiliyorsa, kalanların ne kadar az hit potansiyelini taşıdığını tahmin edebilirsiniz. Fakat bu kötü bir şey mi? Hayır. “White Flag” çıktığında listeleri fethetti de ne oldu. Dinlediğimiz albüm bunun kadar güzel değildi eninde sonunda. “Don’t Believe In Love” ülkemizde yaptığı gibi kısmi bir liste başarısı gösterip hayranları albüme hazırladı. “Safe Trip Home”un yine de en ritmik anlarından biri olan parçayı tempo olarak sadece “It Comes and It Goes”, “Us 2 Little Gods” ve “Quiet Times” takip ediyor. Elbette üçü de Dido’nun kendine has hüznünden nasibini almış bir şekilde.



Daha ağır şarkılar, kızın işi hüzün hakkında yazmak olduğu için daha hedeften vuruyorlar. Sözler her zamanki Dido sözleri. Ağır bir İngilizce yok. Olabildiğine basit cümlelerle anlatılmış bazen karmaşık, bazen sade duygular. Bu stili bana Robert Smith ve The Cure sevdirdiği için Dido’dan dinlemek de güzel oluyor. Albümün zirve yaptığı şarkılar arasında kalp kıran melodisiyle “Grafton Street”, “Let’s Do The Things We Normally Do” ve “Northern Skies” başı çekiyor. Grafton’ın en çekici yeri finalde çalan melodisi, neredeyse “My Heart Will Go On”un introsunu andırıyor. “Northern Skies” ise bilmeden dinleseniz bile kapanış şarkısı olduğunu tahmin edeceğiniz bir parça. Oldukça ağır fakat, albümün en vurucu laflarını ediyor. “Bir zamanlar burada benim için güzellik vardı. Geniş kuzey göğünün altında” dediği şarkı upuzun bir enstrümental kısımla kapanıyor. Neredeyse sakin ve duygusal bir film bitmiş de jenerik müziğini dinliyor gibi hissediyorsunuz kendinizi.



Sakinliğin dozunu biraz kaçıran parçalar de yok değil. İlginç bir şekilde resmi olarak albümden ilk dinletilen şarkı olan “Look No Further” neredeyse hiçbir hayat belirtisi göstermiyor. Bu ölü hali şarkıyı sevmeyi zorlaştırırken, “The Day Before The Day” de o sınırı aşmadan, ama çok yakınında kalmış. Kapanışa doğru gelen “Burnin’ Love”daki Citizen Cope eşliği albüme biraz renk getirmiş. Fakat bu şarkıyı da melodik olarak “Northern Skies”a benzetiyorum ben ve ilki ikincisinin gölgesinde kalmaktan kurtulamıyor..

Dido’nun yeni albümünde derdi yine “ev”, yine “aşk”, yine “hayatlarına devam ederken yarı yolda bırakan arkadaşlar”, yine “bundan sonra farklı olacak”, yine “aslında hiçbir şey farklı olmayacak”. Kızın sözlerinde kendine acırken, zavallı gözükmemeyi becerebilen hoş bir sihir var. Müzikal olarak hiçbir deneye girişmeyen albümü (belki de büyük deney bu mudur?) bu sebeple yine de bağırlarına basmalı Dido hayranları. En azından samimi bir şekilde Dido’yu tekrar gösterdiği için, 1999 tarihli No Angel’dan beri ilk defa.

Not: 3.5 / 5


Dünyanın 1 Numaralı Kızı





Bugün canımın içi kardeşimin doğumgünü :) İyi ki doğdun demek yeterli olmuyor ama iyi ki doğdun Aslı'cım :)

Şaduman Hanım'da Yemekteyiz



"Aradığım dadı bulamadım, buanlamam dörd."

"O dua etsın daha ileri gitsaydı yani kercegten koyardım ona yanımdaki bıçaı. Hic gozünün yaşına bakmam."

Yemekteyiz adlı saçma sapan yarışma programının kesinlikle izlenmesi gereken Trabzon ayağının müstesna karakteri Şaduman Hanım'dan inciler. Bu akşam diğer 4 yarışmacı (ki gerçekten güzel Trabzon insanları bunlar) Şaduman hanıma yemeğe gidiyorlar. Mutlaka izleyin. Çok klas laflar gelecek yine.

27 Ocak 2009 Salı

Türkiye Box Office 23.01.2009 - 25.01.2009



A.R.O.G, dört milyon izleyici barajını aşamasa da bilet fiyatları sağolsun, Türk sinemalarında en çok hasılat yapan film ünvanını ele geçirdi. Anlayacağınız İvedik’le sokuldukları manasız rekabetten ikisi de bir şeyler kazanıp ayrıldılar. En çok izlenen filmimiz halen Recep İvedik (gurur duyulası bir şey değil), en çok hasılat getiren filmimizse yaklaşık 30 milyon liralık geliriyle A.R.O.G. Ki kendisi artık listede yok gördüğünüz gibi.

Tahmin ettiğim gibi “Güz Sancısı”, bir numaradan girdi listeye. Çektiği seyirci rakamı da hiç az değil, neredeyse 100 bine ulaşmış. “Bay Evet” ise ikinci haftasında iyi iş yapmaya devam ediyor. Güçlü yerli rakipler zirve yüzü göstermedi bu filme ama geçen hafta olduğu gibi bu hafta da en çok izlenen yabancı film “Bay Evet”. Ratatuy taklidi “Despero” benim hiç ilgimi çekmedi henüz, ancak seyirci farklı düşünmüş. En azından 44 bin tanesi. “Issız Adam” ise, hızını sonunda kesmiş. Kesilen bilet sayısı yine hiç fena değil ama geçen haftalarda sırasıyla 100 bin ve 70 bin izleyiciden sonra bu haftaki 40 bin artık durulmaya yakın olduğunu gösteriyor.

İlk Türk gençlik-dram filmi diye lanse edilen ve daha buradan bile kaybeden “Ayakta Kal” ile ilgili güzel bir cümle okumadım henüz. Yine de toplam izleyen sayısı 150 bin’e ulaşmış. Bu sayı sadece genç ve güzel bir kadroyla ve tanıtımla en az ne kadar iş yapılabileceğinin sınırıdır. Çünkü filmde gerçekten başka bir şey yok. Yapımcılar bu numarayı not alsınlar, senaryo yönetim gibi şeyler olmadan film çekerlerse yine de bu kadar kazanmaları mümkün.

Bir dahaki haftanın bir numarası, biraz iyimser bir tahminle Mazhar Alanson ve Güven Kıraç’ın başrollerini paylaştığı “Kirpi” olur. Saygıdeğer Sulhi Dölek’in kitabından uyarlanan bu filmin önünü kesse kesse yapılan sınırlı tanıtım keser. Yoksa hem konu eğlenceli, hem de kadro çekici bir kadro. Güven Kıraç’ın her türlü oyunculuk teklifine evet dediğine bakmayın, bu filmde gerçekten iş olabilir. Diğer yeni filmler ise, Amerika’da çekmediği gibi burada da pek ilgi çekmeyeceğini düşündüğüm “Valkyrie” (Tom Cruise kaybetti mojosunu), sırf parodi olduğu için belki de iyidir dediğim Prenses Lissi ve Karadamı Yeti (çok kötü bir Shrek taklidi olması daha büyük ihtimal), Clint Eastwood yönetiminde “Changeling” ve Edward Norton ile Colin Farrell’ı bir araya getiren “Pride and Glory”. Yazık ki bu iki isim var diye başka çekici bir şeyi olmasa da olur demişler yapımcılar. Herkese iyi seyirler.

Türkiye Top 5

Yerli Liste

1) ANLAMAZDIN – AYLA DİKMEN
2) KASABA – MURAT DALKILIÇ
3) GRAM – SERDAR ORTAÇ
4) SAHİCİ – DENİZ SEKİ
5) FLU GİBİ – AJDA PEKKAN

Yabancı Liste


1) CIRCUS – BRITNEY SPEARS
2) SINGLE LADIES – BEYONCE
3) HOT N COLD – KATY PERRY
4) HEARTLESS – KANYE WEST
5) JUST DANCE – LADY GAGA

Yerli Rock

1) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT
2) DAYAN YALNIZLIĞIM – EMRE AYDIN
3) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL
4) DURSANA DÜNYA – PİNHANİ
5) İDDİA – MOR VE ÖTESİ


Ve yaklaşık 30 yaşındaki bir şarkı Türkiye listelerinde bir numara olur. “Anlamazdın”, kendisini tekrar meşhur eden filme bayılmasam da sevdiğim bir parça ve zirveye çıkması hoş bir durum. Kalıcılık konusunda günümüz popçularına ders olur belki bu. Örneğin hemen peşindeki sırada oturan kolonyadan daha uçucu şarkısıyla Murat Dalkılıç bir şeyler öğrenebilir. Bu hafta Mustafa Ceceli ve “Karanfil” 7 numaraya kadar yükselmiş, yine eski güzel şarkılara ne kadar özlem duyduğumuzun bir kanıtı. Rock listesinin zirvesindeki Yüksek Sadakat ise “Aşk Durdukça” ile türünün bayrağını yerli listede 9 numaraya kadar çıkarıyor.

Alt sıralara doğru indiğimizde son çıkardığı EP’de bulunmayan “Para Yok” isimli şarkısıyla Murat Boz’a 18 numarada rastlıyoruz. Sound olarak tekrar elektronik tınılar içeren popa dönen şarkıcının kafasının iyice karıştığı belli oluyor artık. İlk albümündeki “Püf” hariç oldukça eğlenceli ve kısmen orijinal pop şarkılarının yerini bu yaz “Uçurum” gibi arabesk kemanlı sıradan bir şarkı almıştı. Şimdi sözleri ayrı manasız düzenlemesi ayrı manasız bir şarkıyla dönmüş. Hayırlısı olsun, diyecek bir şey bulamıyorum. Umut veren bir popçunun kendini heba edişine ilk defa rastlamıyoruz ne de olsa (bkz. Emre Altuğ). Bu arada düzenlemenin Mustafa Ceceli elinden çıkma olduğunu hatırlatalım. Bu çocuğun aranjeleri kendisi hakkında en az sevilesi şeyler. Şarkı söylemeyle yetinse daha iyi olacak. Mükemmel albümünün çıkış parçası “Seni Bugün Görmem Lazım” ile Nazan Öncel, 38 numaraya yerleşirken Hrant Dink için yazılıp geçen haftaki vefat yıldönümünde oldukça yükselen Sezen Aksu parçası “Güvercin” bu hafta ilk 20’den kaybolmuş.

Yabancı listedeki bayan egemenliğini bu hafta Kanye West kırmış. Ben diyorum ya kimden az buçuk bahsetsem listede yükseliyor diye, Kanye için de aynı şekilde oldu :) Etkimiz sırf Hadise, Ziynet Sali gibi isimlerle kalmıyor anlayacağınız. İlk 5’teki diğer isimler ise değişmemiş. Albümü hakkında yazacağım yazı resmi olarak “en fazla ertelediğim herhangi bir şey” ödülünü kapan Lady Gaga (çok da şahane şeyler yazacak değilim) yine 5 numarada. Parçası oldukça güzel, şikayetimiz yok.

Rock listesinde zamanında her parçasını heyecanla beklediğimiz şimdi ise Eurovision sonrası halen kurtulamadıkları bir rehavetin içinde takılan Mor ve Ötesi’nin “İddia”sını 9 numarada görüyoruz. Bu yarışma için yaptıkları üç şarkıdan başka yeni şarkı içermeyen bir albüm yayınlamayı reva gördüler bizlere, üstelik de yarıştıktan aylar sonra. Bu yarışma süresince coşan medya ilgisinin sonrasında bir anda kaybolup sanatçı imajına kötü etki etmesi Eurovision’ın en büyük sıkıntısı zaten. Birilerinin katılmasını o yüzden istemiyordum ama artık sadece destek var, daha önceden de söylediğim gibi. (Bu arada hakikaten “Düm Tek Tek” neden listede yok? TV’de başka şarkı duyuyor musunuz ki?) Herkese iyi dinlemeler.

22 Ocak 2009 Perşembe

2009 Akademi Ödülleri Adayları

Ödül sezonu başladı. Çok yakında açıklanacak olan Naylon Plak Ödülleri en çok merak ettiğinizdir eminim ama Oscar'lar, Yeşilçam ödülleri gibi eften püften adaylıklar da açıklanıyor bu günlerde. İşte birbirinden değerli (lafın gelişi) 3 ayrı ödülün adayları:


Akademi Ödülleri (Oscar):




En İyi Film:


The Curious Case of Benjamin Button

Frost / Nixon

Milk

The Reader

Slumdog Millionaire


David Fincher makus talihini yenebilecek mi, yoksa yeni Scorsese olup Oscar'ı almak için 1500 yaşını ve en vasat filmlerinden birini mi bekleyecek? Gus Van Sant'ın Milk'i ödülü kucaklayıp “Brokeback'in öcünü aldı” haberlerine malzeme olacak mı? Herkesin favorisi Slumdog Millionaire ne yapacak? Hepsini göreceğiz.


En İyi Aktör:


Richard Jenkins (The Visitor)

Frank Langella (Frost / Nixon)

Sean Penn (Milk)

Brad Pitt (Benjamin Button)

Mickey Rourke (The Wrestler)


Allah aşkına ne Brad Pitt'i? Ne yapacak Oscar'ı? Karısınınkinin yanına koyup over-rated'lıklarını mı kutlayacaklar. Please...


En İyi Aktris:


Anne Hathaway (Rachel Getting Married)

Angelina Jolie (Changeling)

Melissa Leo (Frozen River)

Meryl Streep (Doubt)

Kate Winslet (The Reader)


Yoksa yeni Scorsese, Kate mi olacak? Allah esirgesin! Meryl'la beraber aday olmaları hoş, biri diğerinin varisidir, böyle biline. Revolutionary Road, oyuncusu Kate Winslet'le aday olamadığı gibi başka hiçbir şeyle de olamamış. Bu senenin bombası budur.



En İyi Yardımcı Aktör:


Josh Brolin (Milk)

Robert Downey Jr. (Tropic Thunder)

Philip Seymour Hoffman (Doubt)

Heath Ledger (The Dark Knight)

Michael Shannon (Revolutionary Road)


Akademi de asla ödül vermeyeceği komedik performansları niye aday eder anlamam. Borat'ın kazanamadığı oyunculuk ödülü, ödül müdür yani? Gerçi bu sene başka kimse de aday olmasa olurdu. Heath almalı.


En İyi Yardımcı Aktris:


Amy Adams (Doubt)

Penelope Cruz (Vicky Christina Barcelona)

Viola Davis (Doubt)

Taraji P. Henson (Benjamin Button)

Marisa Tomei (The Wrestler)


Doubt belli ki oyunculuk şöleni. Marisa Tomei zamanında Oscar'ı alınca anlam veremeyip dil uzatanlar şimdi ne düşünüyorlar acaba? Hatta Oscar laneti denen şeye verilen en bariz üç örnek arasında (Geena Davis, Mira Sorvino, Marisa Tomei) yer parsellemişti kız. Neyse pek sevmem ben de ama geri döndü. Bu arada Rourke ve Tomei'tye bakarsak Antalya Altın Portakal'ın bu seneki iddiası, “bize gelen Oscar'ı alır” sloganı bu kadar tutabilirdi heralde! Artık bu durumda bile bundan faydalanamazlarsa, yuh derim! Amma agresif dip not oldu.



En İyi Yönetmen:


Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

Stephen Daldry (The Reader)

David Fincher (Benjamin Button)

Ron Howard (Frost / Nixon)

Gus Van Sant (Milk)


Ron Howard da olmasaymış ne süper bir seçki olacakmış. Onun yerine Sam Mendes'i (Revolutionary Road) aday yapamadı eşşek kafalılar. İlginç bir şey var, Doubt'ın yönetmeni John Patrick Shanley neredeyse her oyuncusunu Oscar adayı yönetmiş, senaryosunu Oscar adayı yazmış / yönetmiş ama en iyi yönetmen ödülüne aday bile değil. Tipik “evladım hepsini yeme, kardeşle paylaş” hesabı.


En İyi Orijinal Senaryo


Frozen River

Happy-Go-Lucky

In Bruges

Milk

Wall-E


Bu kategorinin uzun ismi “Oscar'lar milyon dolarlık reklam araçları olmasaydı hangi filmi daha çok ödüllendirirdi?” Cevap Wall-E olmasın tabi. Ben Milk diyorum. Siz de deyiniz. Got milk?


En İyi Uyarlama Senaryo


Benjamin Button

Doubt

Frost / Nixon

The Reader

Slumdog Millionaire


Benjamin Button alsın bunu da. Şahane konusu var.



En İyi Animasyon


Bolt

Kung-Fu Panda

Wall-E


Sevgili animatörler, insanlar da yeterince ilginç şeyler yaşayabilir. İlla kendini kahraman sanan köpek, kung-fu'cu sanan panda, memur sanan robot çizmek zorunda değilsiniz. Açık ve net galip Wall-E olmalı tabi.


En İyi Yabancı Film:


Der Baader Meinhof Komplex (Almanya)

Entre Les Murs (Fransa)

Revanche (Avusturya)

Okuribito (Japonya)

Vals Im Bashir (İsrail)


İsrail kesin alamaz bu savaş sürerken. Ya pardon, Eurovision değil bu! Şaka bir yana film çok ilginç gözüküyor ama bizi adaylar değil aday olamayanlar daha çok ilgilendiriyor. Üç Maymun aday değil maalesef. Yazık oldu, bence şereflendirmiş olurdu listeyi. Kendileri üzülsün.



En İyi Daha Başka:


The Dark Knight (8 dalda aday, hemen hepsi teknik, halbuki en iyi filmde de olmalıydı)

Cadillac Records (Müzik dallarında aday değil. Üzgünüm Beyonce)

Avustralya (Aptal medya tepkisinin kurbanı oldu. Sadece kostümde aday.)

The Duchess (Keira aday değil. Çok şükür)

Revolutionary Road (3 dalda aday. Adaylar arasında en büyük hayal kırıklığını yaşayan da bu film)


Tören 22 Şubat'ta. 13 adaylığıyla Benjamin Button ve 10 adaylığıyla Slumdog Millionaire'i kutluyorum. Tüm kategoriler için burayı tıklayın.

2009 Yeşilçam Ödülleri

Oscar'ların en önemli özelliği devasa bir akademi tarafından verilmesi ve sinemasal bir tavrının olmasıdır. Her seferinde takip etmeyi bu kadar eğlenceli kılan da budur. Bir de gittiği filme milyon dolarlar götürmesi var, o da ayrı tabi.


Bizim yerli Oscar'larımız yok ve olamaz da çünkü bu “tavır” meselesini anlamıyorlar. Altın Portakal'ın tutarlı tek tarafı tutarsızlığı, SİYAD ödülleri iyidir ama medyadan yeterince destek görmez, benim blogumdan daha yeni olan Yeşilçam Ödülleri ise Mutluluk'un geçen sene ödül alamayışından doğmuş bir tepkidir sadece. Zeki olduğu şüphe götürmez birisi bu seyirci dostu filmlerin de ödüllendirilmesi gerektiğini düşünmüş ama Oscar bu da değil. Zaten yılda bu kadar az film gösterime girerken Oscar falan da olmaz. Hollywood'a önce üretkenliğinden başlayarak özenin, ödül en son kısmı.


Her halukarda Yeşilçam Ödülleri'nin aday belirleme ve ödül verme sistemi fena değil. Ciddi fikirle yola çıkıp işi Kral TV video müzik ödüllerine dönüştürmediler. İşte bu senenin adayları:


Yeşilçam Ödülleri:



En İyi Film:


Üç Maymun

Issız Adam

Sonbahar

Devrim Arabaları

A.R.O.G


Başka da dünyanın hiçbir ödül töreninde bu filmler yanyana bile gelmez. Ancak çeşitlilik güzel bir şeydir, cesur bir şeydir. Güzel kategori bence. Hepsi bir yere kadar iyi filmler.


En İyi Yönetmen:


Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)

Özcan Alper (Sonbahar)

Çağan Irmak (Issız Adam)

Tolga Örnek (Devrim Arabaları)

Cem Yılmaz-Ali Taner Baltacı (A.R.O.G)


İşte daha ikinci kategoride film kıtlığı kendini gösterdi. Adaylar aynı. Ayrıca A.R.O.G'un buna aday olması çeşitliliğin saçmalığa kaymaya başladığındır. İki yönetmenli filmin nesini aday ediyorsun, en iyi yönetmen kategorisine. The Bilmemne Brothers değil ki bunlar. Vicdan aday olmalıydı.


En İyi Kadın Oyuncu:


Hatice Aslan (Üç Maymun)

Nurgül Yeşilçay (Vicdan)

Demet Akbağ (O... Çocukları)

Ayça Damgacı (Gitmek)

Melis Birkan (Issız Adam)


Hatice Aslan... Hiç şüphe yok.



En İyi Erkek Oyuncu:


Onur Saylak (Sonbahar)

Yavuz Bingöl (Üç Maymun)

Cem Yılmaz (A.R.O.G)

Çetin Tekindor (Ulak)

Taner Birsel (Devrim Arabaları)


Cem Yılmaz bunda alsın işte. Hakettiği kategori bu.


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:


Megi Kobalakzde (Sonbahar)

Selin Uçer (Ara)

Şerif Sezer (Ulak)

Yıldız Kültür (Issız Adam)

Özgü Namal (O... Çocukları)


Özgü, yardımcı oyuncu dalında aday. Çok hoş bir dokunuş. Yıldız Kültür almalı. Şahane oynamıştı Issız Adam'da.


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:


Ercan Kesal (Üç Maymun)

Serkan Keskin (Sonbahar)

Selçuk Yöntem (Devrim Arabaları)

Volga Sorgu (Gitmek)

Zafer Algöz (A.R.O.G)

Altan Erkekli (O... Çocukları)


Zafer Algöz öyle çılgın bir oyunculuk sergilemiş ki A.R.O.G'da bu kategori 6 adaylı olmuş. Ne yazık ki ben filmi izlerken kaçırmışım.



En İyi Senaryo:


Sonbahar

Issız Adam

Üç Maymun

Devrim Arabaları

O... Çocukları


Hee Issız Adam, oldu... Ben mi hiç anlamıyorum bu işten, yoksa insanlar bulduklarıyla mı yetiniyorlar acaba.?


En İyi Müzik:


Issız Adam

Son Cellat

Devrim Arabaları

Vicdan

Yağmurdan Sonra

Ulak


Issız Adam bunu kaçırmaz heralde. Ayla Dikmen sağolsun.


En İyi Görüntü Yönetmeni:


Üç Maymun

Sonbahar

A.R.O.G

Devrim Arabaları

Ulak


Şimdi Nuri Bilge Ceylan iyi fotoğrafçı diye filmin flu geçen ilk yarısını affettirir mi bu? Hayır. O zaman aday da olmamalıydı. Her kategoride olmasa da olurmuş hem.


Genç Yetenek Ödülü:


Ahmet Rıfat Şungar (Üç Maymun)

Onur Ünsal (Devrim Arabaları)

Ozan Bilen (Girdap)

Atakan Yağız (Ulak)

Emrah Özdemir (Gitmek)


Ahmet Rıfat Şungar yardımcı erkek oyuncu dalında kendi kategorisinde aday olmalıydı. Burdan teselli yetmemiş. Ulak'ın adaylığı tüm çocuk kadrosuyla yapılabilirdi bence. Haketmişlerdi.


Turkcell İlk Film Ödülü:


Sonbahar (Özcan Alper)

Devrim Arabaları (Tolga Örnek)

Gitmek (Hüseyin Karabey)

Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım (Hamdi Alkan)

120 (Murat Saraçoğlu, Özhan Eren)


Sonbahar yeterince ödül aldı, 120 kazanmalı bunu. Ayrıca Tolga Örnek belgesel de olsa film yapıyor yıllardır, hangi ilk filmden bahsediyorsunuz?



Maalesef yerli Oscar'lar bu sene de, “ben sizden iyi biliyorum, bu filmleri aday ettiysem bi bildiğim vardır” havasını verememiş. Bir ödülün ciddiye alınmak için ihtiyacı olan şey budur. 11 kategorinin 6'sı neredeyse aynı filmlerden oluşmuş. Halbuki düşününce hakkı yenen ne çok film var: Rıza, 120, Ara, Tatil Kitabı, Vicdan, Güneşin Oğlu gibi. Çok değilmiş gibi geliyor ama zaten topu topu 47 filmden seçildi adaylar. Bu 6'sı daha iyi değerlendirilebilirmiş.

Tören 3 Mart'ta. Ödülün yeni tasarımı çok iyi olmuş. Sonunda şu işi becerdik. Altın Portakal halen dev bir penise benzese de Yeşilçam ödülünün yeni tasarımı oldukça başarılı.

20 Ocak 2009 Salı

Entre Les Murs (2008)



Bazı filmlerdeki görünmez yönetmenlikler beni çok etkiliyor. Filmin başında bir yere giriyorsunuz, süresi boyunca olan biteni, hiçbir göze batan süsleme olmadan izliyorsunuz ve sonra çıkıp gidiyorsunuz ordan. Finalde aksiyon bekleyen izleyici “ya sonra?” diye soruyor belki ama siz hayattan çok dikkatlice alınmış bir kesit izlediğinizin farkındasınız. Bu senenin Cannes galibi “Sınıf” da böyleydi.


Yönetmenliğe görünmez demek etkisiz demek değil. Herkes biliyor ki bir filmin asıl sanatçısı yönetmenidir, isterse en büyük şovları yapıp filmini öyle çeker, isterse kendini geri planda tutup işini ne kadar iyi yaptığının sağlam gözlü izleyiciler tarafından farkedilmesini bekler. “Sınıf”ın senaryosunun ve uyarlandığı kitabın yazarı ve aynı zamanda başrol oyuncusu François Begaudeau'nun hakkını yemeyelim ama yönetmen Laurent Cantet'in kendisine oynamak için mükemmel bir saha verdiğini kabul etmek lazım. Bir okul döneminin başlangıcı ve bitişi arasında kavisler yapmadan ilerleyen hikaye detaylarda bize “okul ve öğrenmek”, “okul ve arkadaşlıklar”, “okul ve ırklar” üzerine güzel tespitler, tespitten daha çok yaklaşımlar sunuyor.



Fransa'daki zenginler tarafından dışlanmış kızgın gençliğin neler yapabildiğini biliyoruz (bkz: La Haine). Aslında Fransa'dan daha karma uluslu bir çok ülke var ama bu ülkenin bu konulara büyük bir düşkünlüğü olduğu kesin. “Sınıf” da bundan bahsedecekmiş gibi başlıyor ama karakterlerin yaşlarının 13-14 civarında oluşundan mı, henüz o tip nefretlere gözleri açılmadığından mı bilinmez doğru zamanlarda birbirlerinin arkasını kollayan arkadaşları gösteriyor bize. Benim için filmin en çekici yanı da buydu. Sanki bir Miyazaki filmi (veyahut da hayatın kendisini) izliyormuşcasına “iyi” ve “kötü” diye ayrılmamıştı roller. Hepsinin, hatta filmin başından beri yönetimine hayran kaldığımız öğretmenin bile ne ne sütten çıkmış ak kaşık ve de şeytan dölü olduğunu iddia edebiliyordunuz. Herkes gerçek zaafları ve erdemleriyle vardı, bu da yönetmenin “hayattan bir parça sunacağım” fikrini en çok destekleyen şeydi. Çoğu yönetmen tarzını benzer tutup, kişilerini karikatürize yaparak ıskalıyor bu hedefi.


Begaudeau'nun hem başına gelen tecrübeleri kitaplaştırması, hem bunları senaryoya çevirmesi, hem de sonra bu rolü oynaması ya işiyle kendisini kusursuzca ayrı tutabildiğini ya da tamamen içine gömülebildiğini gösteriyor bize. Oyuncu/yazar harika bir iş çıkarmış, filmdeki sevilesi diyalogları bir yere toplamak gerekirse, bütün senaryoyu oraya aktarabilirsiniz. Yaramaz çocukları hizaya getiren öğretmen karakteri kimsenin ilk defa gördüğü bir şey değil ama hikaye ve oyunculuk F. Marin rolünü sinema tarihinde ayrı bir yere koyacaktır.



Filmin Üç Maymun'la beraber Cannes'da yarışması ve şimdi de Oscar'ın 9 adayı arasına beraber girmeleri Akademi ödüllerinin Cannes filmlerine bakışı açısından da ilginç, kaderlerinin beraber yürüyor olmasından da. İki filme bakınca daha Oscar materyali olan “Üç Maymun”muş gibi duruyor, çevrelerden yüksek şans da veriliyor zaten ama sonuç yine belli olmaz. Amelie'nin yarışıp da kazanamadığı bir kategoridir bu, unutmayalım.


İçerik ve biçim olarak hiç alakası olmayan bu iki filmdense “Sınıf”ın adını bir başka Cannes galibi “Elephant” ve “Half Nelson”la beraber anmak daha doğru olacak. “Elephant” hiç de sıradan olmayan, sıradan bir okul gününü anlatıyordu. “Sınıf” ise sıradan bir okul dönemini anlatıyor. “Half Nelson”a gelince bu Amerikan bağımsızıyla Fransız filmimiz arasında ciddi bir tematik yakınlık kurmak mümkün. En azından birini seven öbürüne de kesin ilgi duyacaktır. “Half Nelson”ın ilgilendiği uyuşturucu ve kendi hayatlarımızın üzerindeki kontrolümüz temaları burada yerini günlük tartışmalar ve tutulmayan kinlere bırakmış. Belki niyeti daha yüce olduğundan dolayı “Sınıf”ın bu iki akrabasından daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Öyle ya da böyle, anlamsız yere tartışan iki gencin, anlamlı bir mesele gelince birbirlerini kolladığını görmek, bir gün en büyük derdi kahveye verdiği fazladan 10 cent olan bir hocanın ertesi gün annesi sınır dışı edilecek bir çocuğa en iyi dileklerinde yer vermesi benim için umut ve ilham vericiydi. Çünkü insanlar insandı ve insan gibi davranıyordu. Filmlerin ders vermesi gerekir diyenlerden değilim ama “Sınıf” adlı bu filmden benim öğrendiğim bu oldu.


Not: 4.5 / 5


Türkiye Box Office 16.01.2009 - 18.01.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Kadri'nin Götürdüğü

Yere Git

1

85.641

85.641

2

Issız Adam

11

67.381

2.505.605

3

Vali

2

65.201

267.029

4

Yes Man

1

59.000

59.000

5

Ayakta Kal

1

41.226

41.226

6

Twilight

1

34.915

34.915

7

A.R.O.G

7

32.494

3.672.384

8

Vicky Christina Barcelona

2

21.542

81.638

9

Open Season 2

1

17.265

17.265

10

The Unborn

2

15.858

45.000+



Geçen hafta dediklerim neredeyse aynen çıkmış. Yeni filmleri tahminen sıralasam aynen böyle sıralardım. Bir kere Kadri'nin 1 numarada olacağı garantiydi. Bir o kadar da üzücü ama oralara girmeyelim. Ben “Yes Man”in ikinci sıraya oturacağını düşünmüştüm fakat 8 bin kişiyle kaçırıp onun yerine yeni filmler arasında ikinci sıraya oturmuş. Vali'nin gidişatı oldukça iyi gözüküyor, bunca yeni filme karşı direnebilmesi güzel. Fakat A.R.O.G'un gerileyeceğini söylemiştim, öyle de olmuş. İstatistiklere bakarak bu sonuçları tahmin etmek Hollywood gibi büyük film endüstrilerinde başlı başına bir iş. Halka açıklanan kısıtlı verilerle bu işi becerdiğime göre kariyer rotamı yeniden düşünmeliyim belki.

Gençler için gösterime giren iki filmden “Ayakta Kal”a fazla şans tanımadığımı söylemiştim. Yine de aynı dönemlerde aynı yapımcı tarafından çekilen ve neredeyse aynı fragmanlarla tanıtıldıkları kardeş filmi “Avanak Kuzenler”den iyi iş yapmış. Başka zaman bu filme şans verecek bir çok insanın Kadri'nin götürdüğü yere gittiğini tahmin etmekte zorlanmıyoruz. Bu ikisinden daha kaliteli gençlik filmleri arayanlar ise “Alacakaranlık”ı tercih etmiş. Dünyada bir fenomene dönüşen bu seri bizde ancak 30 bin kişiyi etkileyebilmiş bu haftasonu. Zengin liseli gençlerin de “Ayakta Kal” adlı filmde en sığ şekilde canavar gibi gösterilmelerini izlemektense buna gittiğini düşünmek mantıklı geliyor.

Haftanın çizgi filmi Open Season 2, yeni yapıtlar arasında tek ciddi hayal kırıklığı yaratanı olmuş. 17 bin izleyici çoğu hafta için az değil ama animasyonu 9. sıraya taşıyabilmiş ancak. The Unborn'un ise hafta içi izleyici sayısına ulaşamadım. Toplamda 45 bin üstünde izleyici tarafından görüldüğünü biliyorum sadece.

Önümüzdeki haftanın 1 numarası “Güz Sancısı” olacak. “Hatırla Sevgili”nin reyting ölçümlerinde gözükenden çok daha büyük hayran kitlesi benzer atmosferli ve benzer kadrolu bu filme mutlaka şans vereceklerdir. Ne kadar başarılı bir film olduğunu henüz bilmiyorum fakat Kıbrıs meselesinin kavurduğu bir ortamda iki tarafın sivillerinin beraber yaşama çabaları dünyanın en yeni konusu sayılmaz. Muhtemelen Beren Saat ortalama bir oyunculuk çıkaracak, Okan Yalabık sihirli bir şekilde her film ve dizide aynı şekilde görünebilme yeteneğini konuşturacak, İlker Aksum ve Murat Yıldırım ise performanslarıyla yüzümüzü güldürecek. Yönetmen Tomris Giritlioğlu en son “Salkım Hanım'ın Taneleri”ni yönetmişti. Sırf atmosfer o filmdeki kadar başarılı olsa bana yeter.

Diğer yeni filmler bitmez bilmez fantastik üçlemelerden bir yenisinin ilk filmi “Inkheart”, ilk defa ismini bugün duyduğum bol dövüşlü film “Largo Winch”, Ratatuy olma heveslisi “Despero” (başaracak gibi gözükmüyor) ve Yeşim Ustaoğlu'ndan “Pandora'nın Kutusu”. Hiçbiri sinemalara koşmamı sağlamayacak ama Sinema dergisinin son sayısına verdiği röportajdan dolayı “sevilmesi gereken oyuncular” listeme giren Onur Ünsal sebebiyle “Pandora'nın Kutusu” çekici geliyor. Herkese iyi seyirler.

Türkiye Top 5

Yerli Liste


1) KASABA – MURAT DALKILIÇ

2) AŞK-I VİRANE – RAFET EL ROMAN

3) ANLAMAZDIN – AYLA DİKMEN

4) GRAM – SERDAR ORTAÇ

5) SAHİCİ – DENİZ SEKİ


Yabancı Liste


1) CIRCUS – BRITNEY SPEARS

2) HOT N COLD – KATY PERRY

3) SINGLE LADIES – BEYONCE

4) REHAB – RIHANNA

5) JUST DANCE – LADY GAGA


Yerli Rock


1) DAYAN YALNIZLIĞIM – EMRE AYDIN

2) AŞK DURDUKÇA – YÜKSEK SADAKAT

3) İHTİMAL – GECE YOLCULARI

4) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL

5) DURSANA DÜNYA – PİNHANİ


Ayla Dikmen'in yattığı yerde ters dönüp dönmediğini düşünüyorum şu an. Sağır mıyız, yoksa duymayı mı tercih etmiyoruz bilmiyorum ama “Zaman zaman seni saran o düşünceler bitti aman aman durup durup sonra yine yanan ateş yerinde duman duman” gibi sözleri olan bir şarkı neden haftanın en çok dinlenen şarkısı olur? Birisi bir yerde bir hafta boyunca süren “ucuz şarkılar partisi” mi veriyor? Serdar Ortaç'ın başarılarına bakarsak yazdan beri devam ediyor olabilir o parti. Bir yandan da Sezen Aksu'nun albümünün muhtemel en kötü ikinci şarkısı “Güvercin” listenin 20. sırasındayken, Keremcem'in “benden artık umudu kesin” temalı, “Bez Bebek”ten fırlamış animasyon karakterli klibiyle “Hayallerin Peşinde” şarkısı 19. sırada. İçi açıcı şeyler değil bunlar.


Yabancı listede neredeyse 8 aylık şarkısıyla geçtiğimiz hafta Amerikan Billboard'unun zirvesine oturan Lady Gaga ve “Just Dance” gözüküyor. Gerçi bizimkinde 5. sırada ama 18 sıra birden tırmanması oldukça etkileyici. Ayrıca oldukça güzel bir şarkı. Yine memleketinde ilgiyi geç gören şarkılardan biri olan Kanye West'in “Heartless”ı bizim listemizde hiç mevcut değilken 12 numaradan giriş yapmış. Bu adamcağızın gökdelen büyüklüğündeki egosu ve durup durup saman alevi gibi parlayışı kendisine uyuz olmak için gayet yeterli sebepler ama iyi müzik yapıp iyi görsellikle sunmasını biliyor. Her birşey başardığında “Sanat kazandı!” diye naralar atması da kimine şirin gelebilir belki.


Rock listesinde geçen haftanın eskileri, yerlerini “yeni” eskilere bırakmışlar. İlk 20'nin ikinci yarısında Duman'dan “Her Şeyi Yak”, Şebnem'den “Ben Şarkımı Söylerken” ve Manga'dan “Bir Kadın Çizeceksin” gözüküyor. Bunlardan sonuncusunun çıktığı zaman ilgi görmesi bile yeterince saçmaydı, şimdi neden hala dinleniyor bilemeyeceğim. En azından animasyon klip piyasasını canlandırdılar, böylece daha teknolojimiz yetişmeden bir sürü saçma sapan video izlemek durumunda kalıyoruz (bkz. Yazının başı ve Keremcem). 9. sıradaki Umut Kaya adlı genç yetenek ilgimi çekiyor biraz. Kısmen törpülenmiş Emo kılıklarında da olsa çevrelerden bir sürü övgü topladı. “Mevsimler Geçerken” şarkısına bir şans vermek lazım. Herkese iyi dinlemeler.

18 Ocak 2009 Pazar

Mustafa Sivrioklar



Mustafa Altıoklar'ın verdiği demeç: "(Recep İvedik) Sanatla alakası olmayan, aptal saptal bir film. Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar, iki saçma film yaptı, siz de bu filmlere gidip güldünüz. Siz gülerken onlar da kasalarını doldurdu."

Tercümesi: Yıllar önce yaptığım "Banyo" filmi halen kabuslarıma giriyor. Bu kadar rezalet bir senaryoyu bir kalem nasıl yazdı, bir kağıt nasıl kabul etti anlamıyorum. Demet Evgar gibi fantastik bir oyuncudan tarihin gördüğü en kötü performanslardan birini çıkardım. Hem kötü film yapmışlığım var, hem kötü filmden para kazanmışlığım var, onu da beceremeyip kazanamamışlığım da var. Tüm bunlar bana anlamsız bir şekilde A.R.O.G'a laf atma hakkı veriyor. Kullanacağım!

Aşk'ın Tuhaflıkları





Ne oluyor ya? Haluk Bilginer'le olan ilişkisinden sonra Aşkın Nur Yengi'nin fiziksel ve müzikal olarak gitgide Zuhal Olcay'a dönüşmesi yeterince garip iken, şimdi Zuhal Olcay'ın albüm ismi, Aşkın'ın son albümünün isminin neredeyse aynısı. Apostrof (kesme işareti) esprisine kadar. İlginç...

17 Ocak 2009 Cumartesi

Yes Man (2008)



Neden? Bardağın boş tarafını gören, bir filmi değerlendirmeye en sonundaki hatalardan başlayan biri olmak istemezdim ama “Yes Man” gibi güzel bir Jim Carrey filmi, tam bir sürü artı puan toplamışken neden en sıradan finale bağlar kendini? Evinde oturmaktan başka bir işe yaramayan Carl'ın hayatının her şeye “evet” demeye başlamasıyla alt üst olmasını anlatan bu ilham verici filme romantik komedi değil ama oldukça romantik bir komedi filmi denilebilir. Üzücü tarafı komedi kısmını mükemmel yaparken, romantik kısmında başka filmlerden kesilip yapıştırılmış sahneler bulundurması.


Jim Carrey'nin yaşlandığı daha ilk göründüğü kareden belli oluyor ama “The Number 23”, “Fun With Dick and Jane” gibi filmlerde kendini harcadıktan sonra bu filmde tekrar parlattığı komedi yeteneği aynen bildiğiniz gibi, hiç eskimemiş. Üstelik güldüğünüz sahnelerin çoğunda senaryonun en ufak bir payı yok, tamamen Carrey'nin başarısı. Senaryonun iyi yaptığı şey, ilgi çekici olmak, zira gerçek olaylara dayanan bir kitaptan uyarlanan film oldukça bağlayıcı bir öyküye sahip. Bir de izleyiciyi gaza getirişi, hayatında iyi yönde bir değişiklik yapmaya ikna edişi var ki başımızın üstüne. Olayların gidişatının “şaşırtıcı” veya “tahmin edilemez” olduğunu söyleyemem ama özellikle ilk yarının nasıl geçip gittiğini anlamıyorsunuz.



Yönetmen Peyton Reed en son “The Break-Up” adlı “zeki” romantik komediyi yönetmişti. “Bring It On”, “Down With Love” gibi kariyerinin diğer filmleri Reed'in tercihlerini belli ediyor fakat “The Break-Up”ın klasik mutlu sonla bitmeyişi belki bu adamın bu türde bize gösterebileceği yeni şeyler olduğunu düşündürtmüştü bana. Maalesef “başkarakterin alışkın olmadığı yeni bir hayat” üzerinden yapılan her komedi filminin demirbaşı olan ve finalden hemen önce gelen “her şey sarpa sarar” kısmı umutlarımı yok etti. En saf “popüler sinema beklentileri”mle izlememe rağmen burada isyan ettirdi beni film. Hüzünlü bir müzik girer, ayrılan aşıklardan biri diğerini arar, diğeri reddeder, o sırada mutlaka hobilerinden birine vermiştir kendini. Kahramanımızı film boyunca çok eğlendiği yerlerde artık mutlu değilken görürüz. Bunu da gösterirken mutlaka gündelik hayatlarına devam eden elemanlardan mutsuz bizimkine kayan kamerayla yaparlar. “Bruce Almighty (Aman Tanrım)” adlı bir önceki kahkaha bombası Carrey filminde olanların aynısı, hatta yine bir kaza sahnesi var. Tam finale girmek üzereyken bu kısımlarıyla beni soğuttu film. Üstelik FBI ajanlarının dahil olduğu “çöküşe giriş” sekansı çok sağlamken.



Zooey Deschanel, Bradley Cooper, Fionnula Flanagan gibi sevilesi isimlerden oluşan yardımcı kadrosunun filmin tıkır tıkır gidişinde büyük etkisi var. Gerçi Zooey'nin karakteri Amerikan popüler sinemasının Amerikan Bağımsız sinemasından çaldığı marjinal ama çoook sevilesi esas kız klişesinin Allah'ı ama aktrisi “The Happening” faciasından sonra bu haliyle izlemek de güzel. Flanagan'ı ise halen “The Others”daki ürkütücü baş hizmetçi rolüyle hatırlarken bu filmde iğrenç şekilde azgın yaşlı kadın rolünde görmek zor oldu. Neyse ki uzun bir süre tanıyamadım zaten.


Ülkemizdeki Jim Carrey sevgisini göz önüne alırsak ve aktörün “Aman Tanrım”dan beri bu kadar komik bir film yapmadığını hatırlarsak “Yes Man”in seyirciden ilgi görmesine, beğenilmesine şaşırmam. Şahsen benim de filmin düzgünce yaptığı, sululuğa kaçmadığı komedisine hiçbir itirazım yok. Hiç yoktan yere filme gitme teklifi ortaya atılınca, beraber bulunduğum kalabalık gruptan herkesin gecenin bir yarısı bu filmi izlemeye “evet” deyişi yapıtın mistik bir gücüne de işaret ediyor olabilir. Zaten bilindik de olsa, filme “hayır” demenizi gerektiren bir sebep yok.


Not: 2.5 / 5


Türkiye Box Office 09.01.2009 - 11.01.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Vali

1

95.938

95.938

2

Issız Adam

10

93.227

2.351.669

3

A.R.O.G

6

57.309

3.613.682

4

Vicky Christina Barcelona

1

31.678

31.678

5

The Unborn

1

30.691

30.691

6

Bolt

3

24.829

152.189

7

Muro

6

19.761

2.258.299

8

Australia

3

16.822

138.030

9

Şeytanın Pabucu

3

15.967

195.599

10

Passengers

2

10.306

46.996



Vali'nin listeye (az bir farkla da olsa) 1 numaradan girmesi şaşırtıcı ve memnun edici bir durum. Bir kere iki üç zırzopun oynadığı kalitesiz komedi filmlerinden değil, salya sümük ağlanan filmlerden değil, kadrosundaki en ünlü isimler Şebnem Dönmez, İsmail Hacıoğlu, Uğur Polat gibi kemikleşmiş takipçileri olmayan isimler ve içerdiği politika da Kurtlar Vadisi'nin yaptığına benzemiyor. Buna rağmen 100.000'e yaklaşan bir seyirci sayısıyla kapatmış haftasonunu. Tebrikler.

A.R.O.G'un 5 liralık haftasonu neredeyse hiçbir işe yaramamış. Geçen haftasonuna oranla 7 bin kişi daha fazla izlemiş. Seyirci artışı, hızla azalan bir film olduğunu düşünürsek kanamayı durdurdu bir haftalığına belki ama sömestri haftasında gösterime giren filmlerle kapışması mümkün değil artık. 4 milyon seyirci barajı iyice zora girdi (Bu konudan haftalardır bahsetmemin nedeni bu barajın bana herhangi bir şey ifade etmesinden değil, yapılan matematiksel gözlemlerden dolayıdır. A.R.O.G'u iyi bulduğumu defalarca söyledim. Cem Yılmaz, mail atıp durma artık lütfen).

Woody Allen'ın, son dönem filmlerinin ve kendine has özelliklerinin tümünü taşıyan Vicky Christina Barcelona, oldukça sade fakat sıcak, romantik gelen afişinin de etkisiyle, aşk arayan herkesi salonlara çekti. İzleyen çoğu kişi de memnun ama tür size hitap etmiyorsa, beğenmemeniz de olası.

Muro, Bolt'a, Şeytanın Pabucu ise Australia'ya yenilmiş bu hafta. Yabancı filmlerin gecikmiş öcüdür bu. Halen daha zirvenin tepesine kurulamadılar ama alt sıralarda eski galipleri pataklıyorlar.

Bu haftasonu salonlarda dev bir savaş var. Bayram ve sömestri haftalarının artık çok verimli olduğunu herkes biliyor. Bu sebeple 7 film birden pastadan düşen payı kapışmak için gösterime girdiler. Faydası, oldukça yüksek bilet kesim sayısıyla Türk sinemacılığına olacak inşallah.

İki yerli film var bunların içinde. “Kadri'nin Götürdüğü Yere Git” beni irrite eden her şeyi toplamış içine; Şafak Sezer, şapşal şapşal gezinmekten başka ne işe yaradığını anlamadığım Alp Kırşan, hem yardımcı bir rol hem de yapımcılığı üstlenen Cem Özer filmde buluşarak bir antipati destanı yazmışlar adeta. Bundan fazlası ancak Tayfun Güneyer yönetse olurdu. Yine de kesinlikle haftasonunun birincisi olacak bu film. Diğer yerlimiz ise Ayakta Kal. Bu film hakkında ne düşündüğümü daha önce yazmıştım. Fragmanından bile belli olduğu gibi ciddiye alınıp da tanıtılacak bir şey gibi durmuyor. Yalnız işin içinde bazı genç yetenekler var; gönüllerin selenası Sinema Kobal'dan bahsetmiyorum, o çoktan kredisini yedi bitirdi saçma sapan işlerle. Ancak ısrarla filmi izleyeceğim diyorsanız, Emre Tetikel, Alp Çoker gibi isimlere dikkatinizi yönlendirmenizi tavsiye ederim. Eğer tüm perdeyi kaplamazsa Okan Karacan gözükünce kadrajın başka yerine bakmaya çalışın. Filme gişede çok büyük şans vermiyorum, entel liselileri Alacakaranlık çekeceğine göre, kalanlarını Kadri'nin Götürdüğü Yere Git'e kaptırması büyük olasılık.

Yabancılardan Amerikan hasılat canavarı Alacakaranlık ve muhtemelen bizim gişe listemizde iki numaraya yerleşecek olan Jim Carrey'nin Bay Evet'i bu hafta salonlarda. Alacakaranlık çok satan bir kitap dizisinin ilk uyarlaması; her zamanki gibi Amerikan gençliği bir şeye deli oluyorsa, bir mallığı vardır diye düşünüyorum (Miley Cyrus, Britney Spears, Gossip Girl, The O.C, High School Musical, Zac Efron, Shia LeBeouf gibi). Eleştirmenlerden aldığı değerlendirmeler karışık (mixed reviews, baby!). İyi de var, kötü de. Her halukarda vampirler ve ölümlüler arasında geçen bir Romeo + Juliet hikayesi biraz ilgiyi hak ediyor. Bay Evet ise, Jim Carrey'nin eski günlerini anımsattığı için ilgiyi hak ediyor. Türk izleyicisinden alacaktır da.

3 boyutlu teknolojiyle hazırlanan korku filmi İz, bu tekniğin hayranlarını cezbedecektir. Tek kopyayla Batman'da gösterime giren ve namus cinayetleriyle, genç kız intiharlarına dikkat çekmeye çalışan Havar'a başarılar dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Şehir halkı ilgi gösterir umarım. Bir de çizgi filmsiz tatil haftası olmayacağına göre Open Season 2, küçük yavrularımız, evlatlarımız, mini miniciklerimiz için gösterimde olacak. Herkese iyi seyirler.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Türkiye Top 5

Yerli Liste


1) GRAM – SERDAR ORTAÇ

2) KASABA – MURAT DALKILIÇ

3) ANLAMAZDIN – AYLA DİKMEN

4) AŞK-I VİRANE – RAFET EL ROMAN

5) HERKES EVİNE – ZİYNET SALİ


Yabancı Liste


1) CIRCUS – BRITNEY SPEARS

2) HOT N COLD – KATY PERRY

3) SINGLE LADIES – BEYONCE

4) REHAB – RIHANNA

5) WOMANIZER – BRITNEY SPEARS


Yerli Rock


1) YANDIM YANDIM YANDIM – BERTUĞ CEMİL EE. NİLGÜL

2) DAYAN YALNIZLIĞIM – EMRE AYDIN

3) İHTİMAL – GECE YOLCULARI

4) DURSANA DÜNYA – PİNHANİ

5) KARA GÖZLÜM – SEKSENDÖRT



“Aşk-ı Virane” sonunda alt edildi. 4 numaraya kadar gerilemiş bu hafta. “Gelen gideni aratır” sözünü doğrularcasına yerinde Serdar Ortaç var. “Gram” adlı şarkısını dinlemedim ve en ufak bir eksiklik hissettiğimi söyleyemem. İkinci sıradaki isim bana oldukça sürpriz oldu. Murat Dalkılıç'ın zeka pırıltısından yoksun şarkısının iki numaraya kadar yükseleceğini tahmin etmezdim. Gerçi zirvedeki isim de zeka küpü sayılmaz ama en azından adam gibi albüm yapıp pazarlıyor. Bu maxi-single geyiğinin azalması lazım artık. Eskiden mecazi anlamda albümde iki üç şarkı var derdik, hani gerisi hep doldurmacalık konulmuş diye. Şimdi hakikaten iki üç şarkı koyup gerisini doldurmaya da tenezzül etmiyorlar. Müzik piyasalarının temeli albümdür. Satsa da satmasa da yapılması lazım. Murat Dalkılıç da bunun farkındadır umarım. EP'ler sanatçı kendini o şekilde ifade etmeye ihtiyaç duyunca yapılır. Ayla Dikmen üçüncü sırada yerini korurken, Ziynet Sali ilk 5'e geri dönmüş. Listenin geri kalanında dört sıra birden yükselip 6. sıraya oturan Deniz Seki ve “Sahici” var, 10 numaraya kadar yükselen “Ya Ölümsün Ya Düğün” var, onar sıra yükselip 15 ve 16. sıralara oturan Zeynep Dizdar (Boşver) ve Murat Boz (Ben Aslında) var.


Yerli rock listesinde ilk 5'te olmasa da gerisinde şaşırtıcı değişmeler olmuş. Bit pazarına nur yağması durumu gerçekleşmiş anlaşılan. Şebnem'den “Bu Aşk Fazla Sana”, 20 numarada gözüküyor, “Sarı Laleler” 19 numarada, “Afili Yalnızlık” 18. sıraya konmuş, Duman'dan “Aman Aman” 15. sırada, Teoman'dan “Aşk Kırıntıları” ise 12 numaraya kadar zorlamış. Şebnem'inki geçen çıkardığı konser albümündeki versiyon değil. Bu, durumu daha da ilginç kılıyor. 12 yıllık şarkı çünkü. İlginçliklerden yabancı listeye hiç düşmemiş bu hafta. İlk 5 hiç değişmezken, kalanı da az buçuk oynamalardan ibaret. Herkese iyi dinlemeler.

S-I-N-A-V Dönemleri

Üniversitelerde sınav dönemleri bambaşkadır. Sene boyunca farklı dersler altında öğrenilmeye çalışılan ıvır zıvır, bir ya da iki hafta içinde kendilerinden geri istenince genelde gayet normal insanlar olan öğrenciler, ilk sefer biriyle yatacak erkeklere veya özel günlerindeki kızlara dönüyorlar. Bir heyecan, stres, gerilim sormayın gitsin. Yazarınız liseden beri genel anlamda iyi bir öğrenci olmadığı için 4 buçuk senedir bu dönemleri birbiri ardına savuşturmasını bildi. Hatta kişisel film festivallerimden bir tanesi takılacak kimse olmadığı için bu final dönemlerinde doğdu diyebilirim. 3 buçuk yıl önceydi (Proud to be a Kappa Tau).

Şimdi sevgili arkadaşlarım ve benim gibi başka aklı başında kalanların sevgili arkadaşları. Herkes zaman zaman gerilimli ve bunalımlı günler geçirebilir. Lütfen anormalleşmeyin. Başaramadığınız durumda çok veya az şey kaybedecek olabilirsiniz, bu kendinizi kaybetmeniz için yeterli sebep değil. "Sınavdır bu, ne olacak" demiyorum dikkat ederseniz. Çok önemli olduklarının farkındayım. Ben de akşamlarımı zehir ediyorum onlar için. Fakat çok şükür henüz kimseye kötü veya ilgisiz veya sorumsuz veya olması gerekenden farklı davranacak raddeye gelmedim. Dünyada ona yetecek kadar sınav olduğunu sanmıyorum.

Öğrenciler olarak paylaştığımız küçük dünyanın huzurunu, yarın iki tane soru cevaplayacaksınız veyahut da bir proje teslim edeceksiniz diye bozmayın. Ben bunu yazmak istedim ancak kendim için bir beklentim yok. Benim bütün arkadaşlarım yukarıda seslendiğim gruba dahil oldu. Maksat başkalarının arkadaşları okur da farkeder belki.

Derslerinize çalışın ama yarın canınız sıkkınken ders kitaplarınızla dertleşmeyeceksiniz. Arkadaşlarınız ise istediğiniz zaman tuşunu açabileceğiniz oyuncaklar değiller.

Konumuzla alakalı olarak, aslında uzaktan alakalı olarak bu datlu sahneyi sunmak isterim. The Rules of Attraction filminden alınmadır:

Mom diye bahsettiğim kişi bu:



Woman diye bahsettiğim kişi bu:



Boy diye bahsettiğim kişi bu:



Dick adlı efsanevi kişi ise bu:



(İç Mekan - Gündüz)

Mom: I'm gonna ask you one more time, Richard. Kindly remove your sunglasses.

(Çıkarmaz. Güler)

Mom: Very well then, why don't you tell us about school?

Woman: Mmm. Tell us about school.

(Cevap vermez. Sigara çıkarır)

Dick: Ciggie.

Mom: Oh, don't smoke!

Woman: You're not allowed to smoke here, i don't think. Richard...

Dick: My name is not Richard.

Mom: Oh? Well, then, what is it?

Dick: Dick.

Mom: What?

Dick: Dick! You heard me. Dick.

Mom: No, your name is Richard.

Dick: Sorry, it's Dick.

Mom: Well.. Then... Dick.. how is school?

Dick: It sucks co-o-ock! Yeah it does.

(Herkesin içkisi boğazına kaçar. Sonra espriye verirler)

Mom: And what classes are you taking, Dick?

Dick: Gang Bang 101, Freebase tutorial and Oral Sex Workshop.

Mom: And how are you liking that, Dick?

Dick: Mmm, mmm! Yeah! Mmmm! How do you like that? (Güler salak salak)

Mom: What has happened to you?!

Dick: What do you mean what has happened to me? What do you think?

Mom: I can see what that school has done to you.

Woman: Maybe Paul and I should go...

Mom: No! No! No!

Woman: No?

Mom: If anyone's going to leave this table, it's Richard.

Dick: It's DICK!

Mom: All right, leave the table now, Richard.

Dick: Why?! W-h-h-h-h-y?!!!

Mom: I am asking you to leave the table now.

Dick: No, no, no, no, no. I will not leave the table, no! No!

Mom: LEAVE THE TABLE!

Dick: (Annesine) Well, fuck yo-o-o-o-u! (Kadına) And fuck you! (Çocuğa) And fuck you, pretty boy. (Tüm salona) And fuck you all very much! (Kendi kendine) I'm outta here. (Yanından geçtiği bir masadakilere) Have a good one!

(Garson uyarmaya gelir)

Mom: Ahem... Oh everything's fine now. No, i'm really, terribly sorry.

Waiter: Are you sure?

Mom: Oh, positive. My son isn't well.

Boy: Yeah.

Mom: He's, well, not well. He's been under a lot of stress with midterms starting.

Woman: School.. School.. Yes, of course...

Mom: I would like another Vodka... Collins

11 Ocak 2009 Pazar

Altın Küre 2bin9



Altın Küre Ödülleri bugün 03.00'te sahiplerini bulacak. Canlı yayını bu gece, orijinal sesiyle e2'de, çıldırtan simultane tercüme ile CNBC-e'de, tekrarını ise altyazılı ve orijinal sesiyle yarın akşam saat 22.00'de CNBC'e'de izleyebilirsiniz. Ailesi Pazar gecesi sabahlamasına izin vermeyen sinema aşığı bir lise öğrencisi değilseniz gecenin bir yarısı izlemenin hiçbir zevki yok (eğer öyleyseniz, tecrübeyle sabittir, çok zevkli). Yarın akşam izlemeniz daha mantıklı olabilir. Şu törenleri Türkiye saatiyle yapsalar da rahat rahat izlesek. Eminim bir AKP'li il başkanı bunu da söylemiştir bir zamanlar.

Adayları yazarınızın kaleminden buradan görebilirsiniz. En İyi Kadın Oyuncu (Drama) kategorisinde muhtemelen Anne Hathaway kazanacak.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Türkiye Box Office 02.01.2009 - 04.01.2009


Film Adı

Hafta

Haftalık Seyirci

Toplam Seyirci

1

Issız Adam

9

130.370

2.143.420

2

A.R.O.G

5

57.772

3.516.952

3

Muro

5

43.318

2.208.821

4

Şeytanın Pabucu

2

36.949

149.435

5

Bolt

2

31.875

112,615

6

Avustralya

2

31.004

95.106

7

Body of Lies

3

22.937

164.454

8

Passengers

1

19.594

19.594

9

Transporter 3

2

14.665

56.228

10

Sonbahar

3

9.717

70.606



- Issız Adam'ın istikrarı beni şaşırtmaya devam ediyor. Halen daha iyi bir film olmadığına kalıbımı basabilirim ama bu ticari başarıyı bir çok filmden daha fazla hak ettiği kesin.


- A.R.O.G çok ciddi hız kesti. Ağızdan ağıza dolaşan kötü eleştiriler filmin başını yakmış belli ki. Halbuki iyi bir filmdi bence. 4 milyon barajı sanki biraz zora girdi. Hem buna şaşırıyorum hem de her durumda Cem Yılmaz yalakalığı yapıp sonra filmlerine gelince sırtından vuran medyaya şaşıyorum.


- Yeni filmler nal toplamaya devam ediyor. Listeye girebilen 1 haftalık tek film “Passengers” olmuş. İki haftalık iddialı filmler ise geçen haftaki sıralamayı bozmamış. Tüm bu 10 film arasından en çok tavsiye ettiğim, açık ara farkla “Avustralya”.


- Sonbahar'ın gidişatı resmen bu yılbaşı sezonunun en büyük sürprizi oldu benim içim. Bir kere ilk izlemek istediğimde salonda yer kalmamıştı! İkincisi filmi beklediğim kadar iyi bulmadım ama iyi bir filmdi yine de. Final sahnesi gördüğüm en etkileyici yerli film sahnelerinden biriydi. Daha önce de demiştim, kanımı dondurdu. Üçüncüsü memleketi perdede görmek güzeldi. Dördüncüsü haftalardır 10 numaradan ayrılmayıp, türü içinde (festivallik sanat filmi diyelim kabaca) oldukça iyi bir gişeye imza attı. 70.000 inanın az bir rakam sayılmaz. Üç Maymun'un 2 haftada topladığı izleyiciyi, Sonbahar da 3 haftada toplamış, hesabı siz yapın.


- Haftaya bir numaralı tercih uzun zamandır görmek istediğim “Vicky Christina Barcelona”. Woody Allen'ın Avrupa'da çektiği en iyi film olması muhtemel. Ancak “Cassandra'nın Rüyası”nı o koltuktan kaldırması lazım önce. Yerli filmlerden “Vali” vizyonda olacak. Fragmandan görüldüğü kadarıyla iyi oynanmış, iyi çekilmiş, kalabalık ve iyi bir kadroya sahip bir film gibi duruyor. Üstelik kaybetmiş de olsak yakın dönem gerçek hayat kahramanlarını izlemek iyi gelecektir Türk izleyicisine. Film, Recep Yazıcıoğlu'nun Denizli dönemini anlatıyor.


- Bulaşmamanız gereken filmler ise “senin ölü bir ikiz kardeşin vardı, şimdi şeytani bir şekilde doğmak istiyor” gibi 1500 yaşında bir konuyu anlatan, afişine de iç çamaşırlı güzel bir bayan koyunca her şeyi halletti sanan “Doğmamış” ve ismini söyledikten sonra başka söze gerek bırakmayan “Uzay Maymunları”. Herkese iyi seyirler.