12 Aralık 2008 Cuma

Yemekteyiz, Çok Pis Gerginiz!



Show TV’nin masum bir öğleden sonra programı olarak başlayan ve tekrarlarıyla benim gecemi şenlendiren Yemekteyiz, her tutan yerli program gibi karanlık tarafa geçmekte gecikmedi. Öncelikle prime-time’a kaydırılan şovun normal olarak süresi de uzadı. Sonra kavga dövüşün daha fazla konuşulduğunu görünce yemek masaları bildiğin horoz dövüşüne döndü. Artık sakız gibi uzamış, gerilimli, izlenmesi sabır isteyen bir program olmuştu anlayacağınız. Altın yumurtlayan tavuğu her seferinde kesip, bir kere bile ders almayan kanal sahipleri, ilk haliyle belki yıllar sürecek bir programı tek, maksimum iki sezondan fazla dayanmayacak bir programa çevirdi. Fakat ana meselemiz bu değil. Bayram için all-star bir hafta yapmayı uygun görmüş yapımcılar. Beş tane eski yarışmacı bu haftanın yeni yarışmacıları oldular. Bugünün programı akıllara zarardı. Ondan bahsedelim.

İsimlerini hatırlamadığım ve özellikle not almadığım yarışmacıları Kızılderili yöntemiyle kodlayalım. Bu akşamın ev sahibi, bas bariton sesli hanım Deep Throat idi. Konuklar ise bir kilo dudak parlatıcısı ile Dudak Parlatıcısı, tümü kemikten 32 kiloluk bayan Asık Surat, sürekli özür dileyen Gay ve bir sıfat bulamadığım Beşinci İnsan’dı. Ev sahibimiz schnitzel gibi über-lüks bir ana yemek, kurban bayramı dolayısıyla kavurma ve lavaş, yufkadan cips, Türk Bayraklı pilav (ciddiyim), frambuazlı krem şanti, un helvası ve yanında nereden geldiği anlaşılamayan bol bol kıl servis etti. Yemek boyunca masadan sürekli kıl çıktı. Boş tabaklarda bile kıl vardı. Ev sahibi Deep Throat bulduğu bahanelerle beni ve ev halkımı yerlere sermeyi başardı ama kimseyi ikna etmeyi başaramadı maalesef. Çiçeklerden dökülmüş olabilir dedi, kavrulmuş incecik soğan olabilir dedi, uzaydan geldiğini bile iddia edecekti neredeyse. Kimsenin aklına kafasının arkasındaki tüylü toka veya yemekleri hazırlarken giydiği tüylü kazağı gelmedi niyeyse. Neyse programın formatı “yemek bahane kavgalar şahane”ydi zaten ama bu sefer kimse bir şey yemedi. Masa iyice arenaya döndü.


"Kıl çıktı!"

Önce Asık Surat sürekli bulduğu kıllardan dolayı rahatsız olup kalktı, sonra fenalaşıp koltuğa yığıldı. Tansiyonu ölçüldü ve elbette normal çıktı. O sırada bunu gören Dudak Parlatıcısı’nın sinirleri bozuldu ve kız ağlamaya başladı. Herkes “n’oluyor” derken ceketini çıkartırken özür dileyen Gay, Beşinci İnsan’ı fena kızdırdı. Neye özür dileneceği hakkında sağlam bir tartışmaya giriştiler. Bu arada çıkan cümleler evlere şenlikti. “Türk Bayrağı, Atatürk… Bunlar benim çok sevdiğim şeyler”, “(Dudak Parlatıcısı’nı göstererek) Bu ağlamasın diye toparlamaya çalışıyorum, sen bana özür diledim diye kızıyorsun”, “ Evde kedi yok, köpek yok, erkek bile gelmiyor, nerden kıl olacak?”, “(Övüyor) Sen çok içten pazarlıklısın, içinde hazırlayıp, dobra dobra söylüyorsun lafını” gibi başyapıtlar ve unuttuklarım ardı ardına patladı. Beş tane insan nasıl saçmalar, nasıl hiçbir manalı laf etmezler dersi almış oldum. Reklamlarda da “Haydi Gel Bizimle Ol”a bakmam ne büyük tesadüf.

Sonuçta ne oldu? Güzelim formatın nasıl heba olduğunu görmüş olduk. Gayet cin bir fikir (beş kişi haftanın birer günü yemek yapar, diğerleri değerlendirir) kavga dövüş merakımıza kurban gitti yine. Gerçek hayatımızda stresten çok uzak olduğumuz için televizyondan almak gerekiyor böyle şeyleri. Şaka bir yana önlerindeki yemeği alırken yüzlerini buruşturup, çok afedersiniz, b*k yermiş gibi binbir eziyetle yiyen tiplere, o sahteciliğe katlanmak çok zor. Özellikle aralarındaki en berbat oyuncu Dudak Parlatıcısı idi, her aksiyondan sonra yönetmen “Kes!” demiş gibi boş boş etrafa bakışı ele veriyordu niyetini. Reklamlardan anlaşıldığı kadarıyla, bugün pek yakın olduğu sonunculuğa yarın kavuşacak. O zaman görün siz şamatayı.

Sevgili anne babalar. Çocuklarınızı cinsellikten, günlük konuşma ağzından başarıyla korudunuz ve televizyonu bu sayede “aptal kutusu”ndan “sıkıcı kutu”ya çevirdiniz. Bilmiyorum ne kadar tehlikelidir ama Show TV’de her akşam nasıl arkadan konuşulur, nasıl seviyesizce eleştirilir, masa düzeniyle kibarlık kasarken nasıl mahalle ağzıyla kavga edilir, sahte kibarlık nasıl olur, ikiyüzlülüğe giriş, abartılı tepkiler ve uygulamaları dersleri veriliyor. Keşke öncelikle bu gibi şeylere karşı dursaydınız. Belki o zaman rahat rahat sevişen, arada küfreden ama entrika çevirmeyi, arkadan konuşmayı marifet sanmayan bir toplum olurduk. Bir “Yemekteyiz” programından bunlar çıktı işte. Kafanız şiştiyse Gay’le beraber çok çok çok özür diliyoruz.


" Pilavın kuru!"

Hiç yorum yok: