26 Aralık 2008 Cuma

Bana Göre 2008'in En Kötüleri



Herkes en kötüleri seçerken ben de eksik kalamazdım tabi. Fakat profesyonel bir eleştirmen olmadığım için sinemaya giderken seçici davranmak lüksüm olduğunu, bu sebeple çoğu kötü filmi zaten izlemediğimi unutmayın. Yan sütunda bulabileceğiniz izlediğim filmler listesindekiler arasından seçildi bunlar:

1) The Happening: M. Night Shayamalan'ın yapacağı eziyet bitmemiş demek ki. Büyük bir yönetmenden gelmiş en rezil filmlerden biri olan "The Lady In The Water"la dibe vurdu, sonradan yükselecek diye tahmin ediyordum. "The Happening" ile yere çukur kazmaya başladı artık.

2) Superhero Movie: Hayatımda bu kadar kötü bir komedi filmi az izlemişimdir. Scary Movie gibi hemen her dakikası beyinsizce de olsa kahkaha attıran bir serinin yaratıcılarından beklemediğim kadar berbat bir parodiydi. Hamdi Alkan'ı falan mumla arattı.

3) Dante 01: Koskoca Marc Caro karşımıza bununla mı gelecekti? Kasıntı, özenti, anlamsız, saçmasapan bir filmdi. Zerre ilham vermediği gibi görsel tasarımları, zannedilebileceğinin aksine hiç de şaşırtıcı değildi.

4) Diary of the Dead: George A. Romero'nun yeni zombi filminde uyuyakalmamak için ciddi çaba gösterdim. Amatör çekimmiş gibi gösterme numarası da hiç işe yaramamıştı.

5) Sex And The City: Güzelim diziyi piç edip bıraktılar. Amerikan gişesinde kadın merkezli bir filmin zirveye çıktığını görmek hoştu ama dizinin söylediği ne varsa hepsini ters yüz eidp ortada bıraktılar. Carrie'yi hiç bu kadar zavallı görmemiştik. Üstelik 150 dakikalık süresine ne gerek vardı, anlaşılamadı.

6) Pink: !f festivalinde gösterilen, bir de Keş!f ödülünü kapan bu film sıkıcılığın tanımı gibi bir şeydi.

7) Fireflies In The Garden: Şahane bir oyuncu kadrosu vardı ve başka hiçbir şeyi yoktu. Bu öyküyü filme çekecek kadar ilginç bulanları şaşkınlıkla karşılıyorum.

8) Broken English: O kadar Paris'e gidip geldim, biraz Amerikan - Fransız romantizmi izlemek hoş olur demiştim ama elimde patladı resmen. Melvil Poupaud, Gena Rowlands, Justin Theroux, Drea de Matteo gibi isimleri içeriyordu ama öyküde hiç iş yoktu. Parker Posey ise Fay Grim'deki çekiciliğinin tek atımlık olduğunu kanıtlamış oldu.

9) Boleyn Kızı: Pembe dizi gibi bir anlatım, tahmin edilebilir gelişmeler... İstanbul Film Festivali'nin kapanış galasında seyirci tarafından resmen dalgaya alınan bu film ciddi bir hayal kırıklığı idi.

10) Meet The Spartans: Açıklama yapmaya gerek olduğunu sanmıyorum.

3 yorum:

LightYears dedi ki...

meet the spartansın britneyli bölümleri güzeldi !

lecterhouse dedi ki...

ya tabi :) i will survive güzeldi ;)

triancula dedi ki...

broken english tek kelimeyle bomboş bi filmdi. Parker Posey'e rağmen öyle. bir de parker posey'nin bendeki kredisi de dolmak üzere, "The Return of Jezebel James" hayatta izlenilebilecek en rezil sitcomdu allahtan bitti. En sevdiğim ve bana göre gelmiş geçmiş ve gelip geçebilecek en mükemmel ve kusursuz dizi "Six Feet Under"ın süperlerinden Lauren Ambrose'a rağmen tek kelimeyle berbattı dizi. Parker Posey dünyanın en itici karakterini en itici oyunculukla oynuyordu. sakın bulup indirmeyi düşünme bile.