12 Aralık 2008 Cuma

A.R.O.G. (2008)



Ülkede bu adam gibi sadece bir tane adam olması üzücü bir durum mu, yoksa memnun mu olmalıyız? Bardağın dolu ya da boş tarafına bakmanıza göre değişir. Cem Yılmaz iyi bir senaryo yazarı veya yönetmen oluşunun yanında tanınırlığını en güzel kullanan, henüz cıvıtmayan nadir yıldızlarımızdan bir tanesi. Bu yüzden yaptığı işleri heyecanla beklemek tamamen anlaşılabilir bir şey. 2004 yılında binbir türlü hukuki sıkıntı sonrasında vizyona giren G.O.R.A. zamanının en çok izlenen filmi olmuş, seçici sinemaseverleri kendine hayran bırakmamış ama oldukça güldürmüştü. Bu başarının ve sonrasında yaptığı Hokkabaz’ın aldığı iyi eleştirilerin etkisiyle olsa gerek, bir sinemacı olarak özgüveni yükselmiş Yılmaz’ın. A.R.O.G, uluslar arası arenada hiç sıkıntı yaşamadan türdaşlarıyla çarpışabilecek, dünya standartlarında bir komedi filmi.

Bu cümle birçok manaya geliyor aslında. Açarsak şu sonuçlara ulaşılıyor: A.R.O.G Türkçe küfürden başka espri malzemesi kullanmayan filmlerden değil, A.R.O.G’un göndermeleri Rıdvan Dilmen’den Stanley Kubrick’e kadar geniş bir yelpazaye dağılmış, A.R.O.G’un çok önemli bir parçası olan görsel efektlerde büyük ustalık gösterilmiş ve A.R.O.G bir komedi filmine oranla oldukça uzun süresine rağmen çoğunlukla güldürmeyi beceriyor. İşin güzel tarafı tüm bu çıkarımlar doğru. Karşımızdaki 4 milyondan fazla izleyici çekmekle yetinecek bir film değil, yerli komedinin formatını değiştirebilecek bir film. Peki bu niye lazım? Çünkü dünyanın en büyük film endüstrisine ders diye izletilebilecek komedi filmlerimiz vardı bizim ve maalesef nesilleri tükendi. Şimdiki filmlerimizi “komedi nasıl olmamalıdır” dersine mevzu edebiliriz ancak. O kusursuz güldürüleri de çeken bizim atalarımız olduğuna göre varolan potansiyelimizi görüp kullanmak lazım. Üstelik öyle taş devrinden atalarımız değil, birkaç onyıl öncesinden bahsediyorum.



Her şeyin fark edilme ihtimali taşıdığı çağımızda A.R.O.G’un kıymeti bilinecektir. Türkiye’yle aynı anda Avrupa’da gösterime girdiğine ve Almanya listesinde dört numaraya oturduğuna göre gerçekçi bir tahmin bu. Baş karakterin karikatürlüğüne rağmen bu filmle tanıtılmaktan gurur duymalıyız ayrıca. Türklerin, kendinden geri kalmışlara medeniyet öğretmesi öyle bir-iki seferle veya bu filmdekiyle sınırlı bir olay değil. Bunun yanında bu ayarda bir komedi filminde Kubrick’in sık sık mevzu edilmesi ayrıca güzel. Stand-up kökenli bir komedyenin filminden muhtemelen hoşlanmayacak kasıntı eleştirmenleri bile gıdıklayacaktır anıt-taş’ın gökten maymunların dibine düşmesi. Bir de kusursuz Eyes Wide Shut göndermesi var yanında. Film bunun gibi farklı farklı kitleleri memnun edecek esprilerle dolu, ayrıca çoğu, tercümede kaybolmayacak işler.



Geçen filmde alt ettiği başdüşmanı Logar tarafından tuzağa düşürülüp taş devrine gönderilen Arif’in macerasında bol bol dinozorun varlığı özel efektler konusunda ayrı bir çaba gerektiriyor. Filmin rahatsız edici derecede fazla olan reklam içerikli sahneleri bu efektlere yaramış heralde. Sürekli Avea, Türk Telekom, TTNet logolarının bombardımanı altındayız maalesef. Saygı duymak istediğimiz bir filmde görmek istemediğimiz şeyler bunlar fakat piksel piksel seçilen bir dinozor figürü görmek daha kötü olabilirdi.

Kulvarındaki diğer filmlerin en çok baş etmek zorunda kaldığı eleştiri, “skeçlerden oluşma mevzusu” filmin kurtulabildiği bir sorun değil. Fakat gördüğümüz bir çok örnek gibi bunlardan ibaret olmaktansa bunlara zaman zaman yaslanmayı tercih ediyor. Filmde bir kez anılıp bir daha rastlanmayan komedi unsurları bolca mevcut, ayrıca fizik kuralları konusunda Nil Karaibrahimgil’in oyunculuğundan bile daha az inandırıcı fakat bu sorunların olmayışı da A.R.O.G’u bir sanat filmine çevirmeyecekti. Ne olduğunu bilen bir film bu; derdi güldürüsünü zekice yapmak, hiç güldürmeyecek uzay-zaman dokusu gibi mevzulara girmesi gerekince de olabildiğince kenardan geçmek.



Bahsettiğim uzun süresi filmin temposunun her daim aynı seviyede kalamamasına sebep olmuş. Bu bazı izleyicilerin, hele de Cem Yılmaz’ın espri anlayışına çok sadık olmayanların sıkılmasına sebep olabilir. Bir de finaldeki futbol maçının kimseyi şaşırtmadığını ve filmin kendisi gibi gereğinden uzun sürdüğünü düşünebiliriz. Oyunculuklar konusunda medyada Zafer Algöz’ü, Özkan Uğur’u tanrıyla kıyaslayan yazılar çıkacaktır eminim, bence olması gerektiği kadar iyiydiler ama fazlası değildi. Yani bir komedi filminin güldürmesi için en az bu kadar performans şart zaten. Nil’in, oyunculuğu sebebiyle, Özge Özberk’in de ekran süresi sebebiyle varlıkları çok etkili olmadı ancak hikayenin finali çok güzel bağlanmıştı, memnuniyetle izledim. Bundan sonra bir üçüncü filmin zerre kadar gerekli olmadığını ısrarla söylüyorum fakat ben bu ikinci filmden memnun kaldım. Televizyonda binlerce kez yayınlanmasından mı yoksa sanat yönetiminde A.R.O.G’un çok gerisinde kalmasından dolayı mı bilemiyorum ama G.O.R.A’ya tercih ediyorum Cem Yılmaz’ın son işini. Filmden aylar önce yayınlanan “alien doğan bebek” teaser’ının vaad ettiğinden çok daha büyük bir başarı var karşımızda. Kesinlikle komik, ticari komedi kulvarında saygıdeğer ve vatandaşından başkasını da eğlendirecek bir çalışma A.R.O.G.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: