24 Kasım 2008 Pazartesi

Sezen Aksu - Sen Ağlama



Artık sadece güncel albümlerin değil, yerli müziğin klasikleri üzerine de yazacağımı söylemiştim. Göksel'den Körebe, Nazan Öncel'den Demir Leblebi'den sonra, sıra Sezen Aksu'yu efsane yapan albüm Sen Ağlama'da.

Fatih daha ilkokulda etrafta bıcır bıcır koşturan, bacak kadar bir çocukken dinlediği bir albümdü bu. Kendisinden üç yaş daha büyüktü “Sen Ağlama” ve Sezen’in çoğu albümünün aksine kaset kopyası yoktu evlerinde. O yüzden eğer şanslıysa babasını, plakçaların iğnesini takmaya ikna eder, sonra kafasına kocaman gelen, pofuduk müzik seti kulaklıklarını takar, setin önüne kurulur, o müziğin içinde kaybolurdu. İğneyi kendisinin takması yasaktı (bu kuralı kırdığında iğne de kırıldı zaten), o yüzden “Git”, “Sezen Aksu Söylüyor” ve tabi ki “Gülümse”ye oranla çok daha az dinleyebiliyordu bu albümü, halbuki favorisi de buydu. Plağın kapağı birkaç yıl sonra gördüğü kaset kapağına oranla çok daha karamsar ve karizmatikti. Sezen Aksu’nun resmi değil çizimi vardı kapakta, içini ise konserde çekilmiş resimler süslüyordu. Bir de plaktan gelen ses bambaşkaydı. “Tükeneceğiz” şarkısından hemen sonra bir çizik vardı maalesef ve orada her seferinde takılır, ürkütücü bir tekrara başlardı. Altı, yedi yaşındaki çocuk bunlardan korkuyordu işte.


Şimdi yıllar sonra bilgisayardan şarkı isminin üstüne tıklayıp da dinlediğimde aynı hissi verdiyse (kısmen) albümün hakkında yazma zamanı gelmiştir dedim. O dinlediğim büyülü kadının hakkındaki bir yazım gazeteye çıktı, o albümdeki çoğu şaheser sözü kaleme alan Aysel Gürel’i kaybettik, o albümdeki klasik melodileri ve düzenlemeleri yapan Onno Tunç uzun yıllardır aramızda değil, plakçalar artık çalışmıyor, yani çok şey değişti ama albümün mükemmelliği aynen yerinde duruyor. İster hüngür hüngür ağlamak, ister ne kadar sevdiğinizi hatırlayıp içinizi ferahlatmak isteyin, her durumda işe yarayan Sen Ağlama ile açılıp, yazılmış en güel savaş karşıtı şarkılardan biri olan 1945 ile kapanıyor halen. Yeter ve Tükeneceğiz gibi şarkılar halen yeni gibi yorumlanıyor, Bir Başka Aşk ise hala ürkütüyor biraz beni, gerçek gibi gelen plak sesi çizik yüzünden mekanik bir şekilde tekrarlamaya başlayacakmışçasına.


Aysel Gürel


1984 tarihli albüm Türk Pop’unun bir dönem çok iyi yerleşip başyapıtlar vermesini sağlayan her şeyi içeriyor. Sıfır arabesk, geniş bir vizyonla yazılmış sözler ve Sezen Aksu duygusu. 90’larda tavan yapıp, aynı onyılın sonunda kaybolup giden o güzel müziği tekrar hatırlamak için mükemmel bir çalışma bu. İlk şarkısı “Hasret oldu, ayrılık oldu. Hüzünlere bölündü saatler…” diye giren Sen Ağlama. Bu şarkının belki de en özel tarafı, Sezen, Aysel ve Onno’nun beraberce yazdığı albümdeki tek şarkı oluşu. Diğer şarkılarda ikişer ikişer güçlerini birleştiren bu büyük isimler, bu kilometre taşı şarkıyı beraber yazıyorlar. Halen daha da ayrılınan sevgiliye bu denli dokunaklı bir aşk şarkısı yazıldı mı bilmiyorum. Aday varsa bile kıyaslamayı kazanması çok zor.


Aynı yıllarıma denk gelen bir de Beta formatlı video kaset vardı evimizde. “Sezen Aksu Söylüyor” adlı bu müzikal Sezen şarkılarının teatral oyunlarla desteklendiği eğlenceli bir seyirlikti. Defalarca seyredip, o zamanlar ezbere bilmem yıllar sonrasına dayanmadı maalesef. Şimdi o videodan hayal meyal kalan anılar bu albümün şarkılarıyla bütünleşiyorlar. Örneğin Haydi Gel Benimle Ol’u söylerken vokalistler arasında seçmeye çalıştığım Aşkın Nur Yengi’yi hatırlıyorum. Bu son derece iç açıcı ve eğlenceli şarkının alkışlı kısımlarında görürdüm Yengi’yi. O zamanlar Sezen’den çok sevdiğim tek isimdi. O müzikalin tarihi de 1985. Ben izlediğimde (90’ların başları) hem albüm hem de video yıllanmıştı anlayacağınız.


Onno Tunç


Üçüncü şarkı Geri Dön, yaklaşık 25 yıl sonra bile son derece tehlikeli olabilen bir parça. Geri dönmek için son kalan engel gurur olduğunda insanın kalbini deşebilir, haberiniz olsun. Şarkının sözleri Sezen’in yaşlanmaya takmadan önce yazdığı o klasik acıklı, romantik sözler. Herkesin aklına gelmeyecek cümleler değil ama herkesin dudaklarından veya kaleminden dökülmeyecek cümleler bunlar. “Bazen bir dost ya da bir çiçekle evime gelirsin, her şey seni hatırlatır da yeniden” gibi. Bu yüzdendir ki Türkçe bildiği sürece en entelektüel adamı da mahvedebilir, Hülya Avşar filmlerine de cuk diye oturur.


Geçtiğimiz sezon ikinci baharını yaşayan Yeter’e geldik şimdi. Deniz Seki, Yonca Lodi ve adını hatırlamadığım biri daha tarafından tekrar yorumlanan bu şarkı, Sezen yorumuyla yine en etkileyici halinde oluyor. Seki’nin versiyonunu da çok beğendim ama bu albümün bütünlüğü ile ayrılmaz bir şarkı bu. Sanki temasal olarak çok benzeyen Haydi Gel Benimle Ol ve Bu Gece’nin onlara daha az benzeyen kardeşi gibi. Ancak dikkatli bir kulak müzikal yakınlıklarını anlayacaktır. Bir de tabi bu şarkılardan sonra merasimle plağın ters yüzünü çevirmek gerekiyordu. O yüzden kafamda tam ortadan ikiye bölmüş olabilirim albümü. Her halukarda beşinci şarkı Bu gece, Haydi Gel Benimle Ol’u tamamlıyor ve daha bağıra çağıra bir versiyonunu diniyoruz o şarkının. Çalışmanın zamansız klasiklerinden biri daha oluyor yıllar geçtikçe.


Sabahattin Ali


Barış Manço’nunkiyle karıştırılmaması gereken ve ondan çok daha fazla sevdiğim “Dağlar Dağlar” albümün poptan biraz uzaklaşıp, neredeyse özgün müzik aroması içeren bir şarkısı. “Benim meskenim dağlardır dağlar” deyince hemen hatırlayacaksınız. Kendisinden öneki şarkılardan hem içerik hem de biçim olarak ciddi bir farklılık gösteriyor ve iyi de ediyor. Zira sözler Sabahattin Ali'den ve albümdeki en özgün melodilerden biri (Ali Kocatepe imzalı) bu şarkınınki. Daha önceden bahsettiğim Sezen Aksu Söylüyor müzikalinin kapanış şarkısı da bu. Bu müzikalin postmodern bir çalışma olduğunu söylemek saçma olur ama finali kesinlike öyleydi. Dağlar Dağlar gittikçe derinden gelmeye başlarken, beyaz kıyafetli Sezen Aksu silüeti buğulanıyor, sonra nasıl oluyorsa bu silüet havalanıyor, görüntünün üstüne bindirilen dağ manzaraları üstünde ruh gibi gezinmeye başlıyordu. Zaten tuhaf olan melodi (“dağlardır dağlar” kısmı tekrar halinde) üstüne binen helikopter sesi efektiyle iyice garipleşiyor, plak takılmasından ürken çocuk bundan da ürküyordu haliyle. Şarkı bitip de sesin derinliği kaybolunca, bir de oyuncular sahneye gelip gururla selam verince (Sezen en sonda) keyfime diyecek olmazdı. Selam sahneleri hep favorimdir zaten.


Bir önceki şarkı gibi Sabahattin Ali ve Ali Kocatepe ortaklığı olan Çocuklar Gibi’yi o zamanlar dinlerken utanırdım, “sevişen yaramaz çocuklar gibi” derdi şarkıda çünkü. Eşlik edemediğim tek parça da bu olurdu haliyle. Ne demek istediğini hiç anlamazdım (şimdi nedense fazlasıyla anlıyorum), yine de sabırla dinlerdim. Albümün en iyilerindenmiş meğersem, fark etmek için sözlerde geçtiği gibi biraz yorulmak gerekiyormuş sadece. Bu şarkıyı 10 şarkının en acıklısı Tükeneceğiz takip eder ve “Etrafımızı sarıverecek, bir boşluk ki asla bitmeyecek” sözlerinden gerilmeye başlarken, plaktaki çiziğin de yaklaştığını hatırlayıp kendi kendime huzursuz olurdum. O zamanlar çok kere anlamaya, hayal etmeye çalıştım o boşluğu. Neyin tükendiğini bir türlü anlayamadım. Biten bir aşkın, gerçekten ne zaman bittiğini, bittiğinin kabullenildiğini, onun da (kimisi için) ne kadar acılı bir süreç olduğunu anlatıyormuş. Sözü müziği Sezen’e ait olan bu şarkı o zamanlar yazdıkları arasında en fazla edebi sanat kullandığı imiş bence. Genelde açık açık söylediği şeyleri bu sefer mecazlara başvurarak anlatmış. Çünkü zaten her türlü güzellik var albümde. Sezen’in kaliteli yeniliklerini de bulacaksak burada bulmalıydık.


CD Kapağı


Aşkla büyümekten bahseden “Bir Başka Aşk” çiziğe denk geldiği için en az sempati duyduğum şarkıydı içlerinde. Fakat şimdi bakıyorum da onu da en az diğerleri kadar yi biliyorum, diğerleri kadar dinlemişim. Muhtemelen elime geç ulaşan kaset kopyasını eskitirken ezberlemişimdir. Aysel ve Onno iş birliği burada ufaktan kendini belli ederken (“İçinde kavga eden senler bir bir barışıyor, ömrüne senden de önemli bir şey karışıyor”) bir sonraki şarkıda tam 12’den vuruyor. O zamanlar Eurovision’a niyetle yazılan “1945”, çok önce değil 2006 yazında benim gözlerimi yaşartıyordu. En son Mor ve Ötesi tarafından yorumlanan bu mükemmel, insancıl, olgun parça o zamanlardan bu yana marş edinilmeliydi bence. Bir ülke bu ve bunun gibi 5 tane şarkıyı ezbere bilse insanları ne güzel olurdu, ne barışçıl olurdu hayal bile edemiyorum. 1945’ten Aysel Gürel yazımda da favori iki işinden biri olarak bahsetmiştim (diğeri “Ünzile”) ve bu yazıda da asla yeterince övemem. Kendi boyundan büyük müzik setinden gelen müzikle beslenen ufacık çocuk, “öfkeyle beslenen çocuklar yalnızdırlar” dizesini dinlerken ne kadar şanslı olduğunu fark etmedi belki ama onun büyümüş ve bu satırları yazan hali farkında ve de minnettar. Bu şansa sahip olduğu ve minnetini dile getirecek bir şarkısı olduğu için. Albümdeki her şarkı hayatımda bir yere oturdu sonraki yıllarda ama en çok 1945'le özdeşleştiğim için seviniyorum.


Sen Ağlama, burada bahsettiğim ve unuttuğum ve farkında olmadan içime işlemiş bir sürü sebepten dolayı hem Sezen’in hem de Türkiye’nin en iyi albümlerinden biri olacak hep. Bir gün tekrar göreceğimize emin olduğum üstünden kalite ve etkileyicilik akan yerli işlerin en eskilerinden biri olacak. Hakikaten o müzikaller, o orijinallik, o güzel şarkılar kimin tercihiyle yerini bugünkü çöp işlere bıraktı bilmiyorum ama “ölüsü bile yeter” derler ya bu gibi albümlerin hakkı her zaman verilecek ve takipçileri zamanı geldiğinde ortaya çıkacaklar. Şimdiki ufacık çocukları da yeni güzel albümler etkileyecek ve onlar da 1945 gibi şarkılarla büyümek fırsatı bulacaklar umarım. Sanatla ve yaratıcılıkla uğraşan herkesin amacı da bu olmalı bence. Sezen, Aysel, Onno, Ali Kocatepe, (ölümünden 36 yıl sonra) Sabahattin Ali ve Atilla Özdemiroğlu’nun ellerinde yükselen bu başyapıtın kıymeti bilindi ve Sezen’i ilk defa bir müzik tanrıçasına dönüştüren de bu albüm oldu. Yenilerinin kıymetini bilmeye hazırız hatta sabırsızlanıyoruz bile artık.

2 yorum:

faruk dedi ki...

haftanın sıkıntısını yüklenirken bu yazıyı okuyup hafifleyiverdim. Can Dündar'ın dediği gibi, "Sezen Aksu bizim bilinçaltımız". Kıymetini bilip bilemediğimizi en çok merak ettiğim kadındır.
Elinize, kalbinize sağlık.

lecterhouse dedi ki...

çok teşekkürler. şimdi yaptığı müzik bende genelde aynı etkiyi bırakmıyor ama haftanın sıkıntısını almak konusunda yazı ne kadar başarılıysa albüm ondan 100 kat daha başarılıdır heralde. can dündar'ın dediğinde çok büyük bir doğruluk payı var.