1 Kasım 2008 Cumartesi

Üç Maymun (2008)



Gördüm, duydum ve söylemek için sabırsızlanıyorum: Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi “Üç Maymun” büyük bir başarı. Peşpeşe çektiği üç filmiyle Cannes'da yarışan, hepsiyle birer hatta Uzak'la birden fazla ödül alan Ceylan kendi stilinden sıyrılıp, yeni şeyler denediği son filmiyle En İyi Yönetmen ünvanına kavuşmuştu. Ülkemizin son yıllarda yurtdışındaki en büyük başarılarına sebep olan bu adamı tebrik ederek başlıyorum yazıya.


Bir kere birbirinden gittikçe kopan bir çekirdek ailenin fertlerini anlattığı film, resmin son halinde çok büyük bir fark yaratan bir özelliğe sahip. O da oyuncuların profesyonel oluşu. Ceylan'ın şimdiye kadar kotardığı filmlerde, akrabalarını, arkadaşlarını yönetişini ve genelde iyi bir iş çıkarışını izledik. Fakat bu iyi iş, amatör oyuncuların standartlarıyla değerlendirildiğinde iyi bir işti. Senaryonun, özellikle de gündelik hayatta en az dikkat ettiğimiz şey olan gündelik dilin filmde amatör oyuncular tarafından kullanılışı sık sık fazla belirgin ve rahatsız edici olabiliyordu. Bunun en büyük etkisi, yönettiği en kötü oyunculardan biri olan kendisinin başrol oynadığı İklimler'de idi. Zaten o filmle ilgili de özet bir görüşüm vardı, çok iyi olduğu fakat oyuncular sebebiyle diyalogların gitgide inandırıcılığını yitirdiği. Şimdi Yavuz Bingöl ve Hatice Aslan'ın verdiği oyuna bakınca profesyonel oyuncu denilen şeyin çok başka olduğu belli oluyor. Hele Hatice Aslan öyle başarılıydi ki hazır film Oscar'lara Türkiye için aday adayı olmuşken En İyi Kadın Oyuncu dalında aday olsa şaşırmam. Burdan anlayacağınız üzere Cannes'da o ödülü kucaklayamamasına şaşırmış durumdayım. Altın Portakal macerasına ise çok kısaca değinirsek, bir film olarak çok beğendiğim Vicdan'la “en iyi film ödülü” için kapışmalarını anlayabiliyorum ama Aslan'ın oyunculuğu Nurgül'ünkini rahatlıkla gölgede bırakıyor. Biraz “arabesk” çaresiz ev kadını portresi Hatice Aslan'ın küçüklükten beri çok samimi bulduğum yüzüne ve mimiklerine cuk oturmuş.



Filmin başlarında görsellikten kısmen şikayetçi oldum. Sonrasında kendisini hayli hayli affettirse de girişte gereğinden fazla bulanıklık, odaksızlık vardı bence. Hikayenin anlatımına bir katkısını da bulamadığımdan keşke renkler ve ışık hep ilk yarım saatten sonrasındaki gibi olsaydı dedim. İzleyiciye sürekli hissettirilen sıcak gibi bunaltıcı olduğunu düşünüyorum başların, ama bu atmosfere sokma numarasına gerek yoktu. Müzik ise genellikle tek bir şarkıdan ibaret: Yıldız Tilbe'den “E mi”. Hacer karakterinin sık sık çalan telefonunun melodisi olarak duyduğumuz şarkı bir yerden sonra mizah unsuru olarak kullanılmış ve iyi bir yönetmen yapınca bunu çok da izlenesi oluyor. En gerilimli sahnelerde, şarkının arabeskliği, sürekli çalıyor olmasının absürdlüğü ve gelen çağrının her şeyi mahvedebileceği beni ne hissedeceğimi bilmez hale soktu. Bir filmin her zaman yapmasını istediğim bir şeydir bu.



Ceylan'ın bu sefer üzerinde çalıştığı öykünün yanında, önceki öyküleri iyice minimalist kalıyor. Bundan önceki yapıtlar ufak öykülerin, ağır ve özenli işlenişiydi, şimdiki ise sıradan bir öykünün özenli işlenişi olmuş. Diğer filmlerde diyaloglar zaten inandırıcı gelmiyor kulağa diye az oluşlarından memnundum. Bunda ise karakterler sık sık konuştular, sesler ilk defa sessizlikten daha büyük rol oynuyordu bir Ceylan filminde. Oyunculuklar o kadar iyi ki hiç de şikayetçi değilim. Bir de araya sokuşturmuş gibi olacak ama baştaki kaza sahnesini karanlık ekranda acı fren sesiyle anlatışına şaştım kaldım diyebilirim. Bunca filmini izledim, yaptığı en sıradan yönetmenlik numarasıydı heralde. Küçük çocuğun resmedilişi de aynı derecede tahmin edilebilirdi. Filmin en gurur verici kısımları değildi bunlar. Konuya dönersek öyküyü kağıda aktarsam pek bir orijinalliği olmadığını anlardınız, belki finalde mükemmel bir şekilde toparlayışı hariç. Ancak filmi izleyince rahatlıkla görüyorsunuz ki doğru anlatılınca öykünün basit ya da karmaşık olması mühim olmuyor. O zaman bütün film boyunca gördüğümüz nem, ter, sıcak dolu havanın en sonunda şakır şakır yağan yağmurla rahatlaması, hem sizin iyi bir film izlemiş olmakla hissettiğiniz rahatlığa hem de o bahsettiğim, öykünün kusursuz toparlanışına metafor oluyor.



Eğer bu tutarlılıkla giderse Ceylan sineması birkaç yıl içinde tüm sinema dünyasının heyecanla takip ettiği bir sinema olacaktır. Yönetmenin eğilimine baktığımda önceki cümleyi sanat sineması dünyasıyla sınırlandırmak istemedim, o zaten zevkle takip ediyor kendisini. Son filmi İklimler'den daha iyi olduğuna emin olduğum bir film çekmesine çok sevindim. Belki olabilecek en iyi atmosferde izlediğim ve bende apayrı bir yeri olan Uzak gibi sevmeyeceğim ama Üç Maymun senenin en iyi filmlerinden biri, ayrıca senenin en iyi yazılmış senaryolarından birini ve en iyi oyuncu performanslarından bir kaçını içeriyor.


Not: 4.5 / 5



Not: gnctrkcll sağolsun normalde izleyici sıkıntısı yaşayacak bu gibi kalite bir filmi dopdolu bir salonda izledim. Yine gnctrkcll sağolsun neredeyse ilk defa birini yumruklayacaktım sinemada. Sevgili bir bilet alana bir bilet bedava izleyicileri, gittiğiniz film saygıyı hakediyorsa, duyunuz!

1 yorum:

triancula dedi ki...

dediklerine kısmen katılıyorum fatih bey! :) nurgül'ü görmedim ama hatice aslan (ki ben de çok severim) bence iyiydi ama bu filmdeki iyiler arasından sıyrılamadı bence.

çünkü!

nuri bilge hakkaten bence kariyerinin en iyi filmini çıkarmış. (uzak'ı babam gibi sen de seviyorsun biliyorum ama hayır! o filmde bir şeyler eksikti, güzel alt metinler vardı ama hayır! inat ediyorum ki estetik olmayan rahatsız edici bir şey vardı - evet tüm fotoğraf olarak şahane görüntülerine rağmen! tutarsızlık mı denmeli bilmiyorum ama bir şeyler vardı. iklimler - ki dediğin gibi diyalogların inandırıcısızlığı daha doğrusu kötü oyunculuklar sayesinde vasat kalışı filmi söndürmüştü.) üç maymun ilaç gibi bu bakımdan.

yani!

oyunculuklar şahane, kurgu güzel, öykü basit ama yönetmenin yeteneği sayesinde sürükleyici. tek sinir olduğuı nokta bu adamın tutarsız oluşu. hangi konuda? renk-ışık-görüntü. çok şaşırdın mı? ben senin yerinde olsam şaşırırdım çünkü hani genel bi kanı var ya, "nuri bilgeee süppperr fotoğraflarııı vardııı filminin!!!" hayır ama tutarsızdı! yani kullanılan efektin ışığın olduğu sahneler ve olmayan sahneler arasındaki BARİZ fark beni bir seyirci olarak EVET rahatsız etti! bunu alt metin olayına yormak istediysem de bu sinir bozuculuk beni bu çabamdan da alıkoydu!

ama!

onun dışında bence film oldukça düzgündü.

yavuz bingöl evvela enfesti! ki hiç ne alaka!

ama en süperdi Rıfat Şungar! bu kadar mı enfes oynayabilir bir insan! bence en iyi genç yetenek ödülünü o almalıymış. bunu rahatlıkla söylüyorum!