1 Eylül 2008 Pazartesi

Entourage (4. Sezon)



“Erkekler için Sex And The City” diye tanımlanan Entourage dört sezondur en sevdiğim dizilerden biri olmaya devam ediyor. Hollywood’un yeni prensi Vincent Chase ve ekibini anlatan dizi baştan aşağı eğlence ve hayatını yaşamak üzerine. Bu yüzden Los Angeles’ın güneşli ikliminde geçen hikayede varolan her sorun çözülmeye mahkum. Öncelikle ülkemizde yayınlanan orijinal DVD’lerinden takip ettiğim dizi uzun zamandır Digiturk’te de yayınlanıyor. Hazır dördünce sezonu yeni izlemişken ve beşinci sezonun başlamasına da bir hafta varken hakkında yazmanın zamanıdır diye düşündüm.

Dizinin konusundan kısaca bahsedip son sezon hakkında yazacağım sonra. Bilmeyenler için söyleyelim “entourage”, maiyet demek. Onu da bilmeyenler için söyleyelim maiyet, önemli bir kişinin etrafındaki insanlar manasına geliyor. Hollywood’un yeni yıldızı Vincent Chase’in etrafındakiler ise çocukluk arkadaşları. Vincent’ın beklenmedik yükselişi sırasında kopmamışlar ve parıltılı hayatında hepsine bir görev düşmüş. Grubun en mantıklısı olan Eric menajerliğini üstlenmiş. Eski bir TV aktörü olan ve şöhretini yaşatma çabasındaki abisi Johnny ‘Drama’ Chase evdeki yemek işlerine bakıyor. Rap müziğe, kızlara, spor ayakkabılara, kızlara, arabalara ve kızlara düşkün olan Turtle ise şöförlük işini kapmış. Vincent’ın en ayırıcı yönü bir anda gelen şöhret ve para için kıçını yırtmıyor oluşu. Bir problem olduğunda Hollywood’a sadece eğlence amacıyla geldiklerini gruba hatırlatıp endişelenmelerini engelliyor. Bu da izleyici için takip etmesi katlarca daha keyifli bir dizi sunuyor ortaya. Atlamamamız gereken önemli bir karakter daha var. Vincent’ı temsil eden, Hollywood’un en güçlü ve işbilir adamlarından biri, ajans sahibi Ari Gold. Dizi uluslar arası ölçekte sevildiyse bu karakterin çok büyük payı var. Bozuk ağzı ve verdiği abartılı tepkiler, soktuğu abartılı laflar her bölümün şenliği oluyor.



Gelelim dördüncü sezona. Çocukları Medellin adlı Pablo Escabar filmini çekerken bırakmıştık en son. İlk bölüm bu filmin kamera arkası belgeseli şeklinde. Medeniyetten uzakta çekilen filmin oldukça umut verici sahnelerini izliyoruz. Sezonun geri kalanı da bu film üzerine genellikle. Hiç sevmediğim karakterlerden filmin yönetmeni Billy Walsh’un filmin son halini göstermeye yanaşmaması, Eric’in filmi beğenmemesi, fragman nete sızıp olay yaratınca ve filmin Cannes’da gösterileceği haberi gelince stüdyolar arasındaki satın alma yarışı ana olayları oluşturuyor. Tabi sabun köpüğü olaylar da eksik olmuyor. Turtle’ın peluş hayvan kostümü fetişi olan bir kızın ilgisini çekmesi, Beverly Hills valisine hoş bir kadın diye travesti ayarlamaları, Ari’nin gay asistanı Lloyd’un kırıp geçiren gönül maceraları sezonun en eğlenceli anlarından. Bir de son birkaç bölümü bütün diziden üstün kılan faktör var: Kendini oynayarak diziye konuk olan Anna Faris. Menajerlik işini büyütmeye karar veren Eric’le şans eseri rastlaşan favori komedi oyuncum acaip bir renk getiriyor sadece erkeklerden oluşan kadroya. Gerçi Lloyd’un ve Ari’nin para harcama düşkünü karısının ekran sürelerinin gitgide artması dizinin artık kadın izleyicileri de çekmeye niyetli olduğunu gösteriyordu zaten. Birkaç bölümdeki varlığıyla ve Eric’le oluşturdukları inandırıcı kimyayla güzel bir sezon sonu attraksiyonu oluyor Faris. Büyük ve komik bir sahnesi yok ama kendini oynadığına göre genelde filmlerde gördüğümüz aptal sarışın rolünde olmasını beklemiyordum.



Cannes muhabbeti dördüncü senenin en baskın temalarından biri. Sadece gitme çabaları bile insanın gözünde güneşli sahilleri, devasa kırmızı halıyı canlandırıyor. Finalde filmin stüdyolara satışına bir türlü karar verilemezken sarsıcı bir sürpriz bekliyor ekibi. Cannes’da yerin dibine geçirilen filmin (tıpkı Southland Tales veya The Brown Bunny gibi) gelecek sezondaki gişe macerasını merakla bekliyorum. Özellikle Oscar’ları hedefleyen ekip bence Amerikan marketinden önce yeni bir kurguya girişecek. Yönetmen Billy Walsh’un hoşuna gitmeyeceği kesin ama Vince’le önceki çalışmaları Queens Boulevard bile yaygın gösterime girmeden önce renklendirilmişti. O Cannes gösteriminde kenardan köşeden gördüğümüz sahnelerin müdahale edilmeden perdeye çıkmasına imkan yok. Gerçekten de kötü ve kasıntı gözüküyorlardı.

Ari Gold rolünde Jeremy Piven, aldığı Emmy ödülünün hakkını verircesine oldukça farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Bir aile babası olarak daha detaylı tanıyoruz karakteri bu sene. Oğlunun özel okula, kendisinin Hollywood’daki kötü ünü yüzünden kabul edilmemesinden sonra iyi baba olma çabaları ve oğlu için gözyaşı dökmesi çok şaşırtıcı ve sevilesi sahnelerdi. Irkı ve cinsel tercihi yüzünden dalgasını geçip durduğu Lloyd’un sevgilisiyle arasını düzeltme girişimi tek kelimeyle ustalıklıydı. Adam yalan söylemeye alışkın ne de olsa. Yalandan bahsetmişken, söylemesini öğrenen bir diğer karakter Eric oldu. Genelde dürüst kalsa da zaman zaman işlerin yürümesi için gerçekleri çarpıttığını görmüş olduk. Ari Gold büyük sevinçle karşıladı bunu tabi.



Johnny Drama’nın sonunda hit olan bir diziye kapağı atması ve şöhretini yavaş yavaş geri kazanması sevindiğim olaylardandı. Drama’nın çaresizliği zaman zaman o kadar itici oluyor ki meşhur olup rahat etmesini istiyorum. Yeni sezonda şöhret basamaklarını (tekrar) çıkışına devam edecek. Yine yeni sezonda Turtle’ın rapçilerini ve başka konuk rapçileri sıklıkla göreceğimiz konuşuluyor. Kendisine istemeden de olsa kazık atan Saigon geri dönecek. Dört kişilik ekibimizin (hiç sevmediğim) beşincisi Dom’u yeniden görme ihtimalimiz de var. Ünlü konuklardan birisi sezon finalinde Michael Phelps olacak. Bu aralar vatanında gördüğü haklı ilgiye bakarsak şaşırmamak lazım.

Yazar grevi yüzünden asıl mevsimi olan yaz zamanı yayınlamayan yeni sezon 7 Eylül’de başlıyor. Televizyondaki en ütopik, en sorunsuz hayatlardan birini izlemek beni rahatlattığı kadar sizi de rahatlatacaktır eminim. Bir de sinema sektörünün oralarda ne kadar ciddiye alındığını görmek için güzel bir fırsat. Bir endüstri bir yerde boşuna gelişmiyor sonuçta. Bu gelişimin kaymağını en fazla yiyen oyunculardan, en dertsiz tasasızı Vincent Chase’in yeni maceralarını heyecanla bekliyorum. Umarım Medellin gibi hayal kırıklığı yaratmaz.

Hiç yorum yok: