27 Eylül 2008 Cumartesi

Avanak Kal : Sonuçta Ticari Sinema Ama Bir Yerde Sinema Bile Değil


Ayakta Kal Fragmanı


Avanak Kuzenler Fragmanı

Kimse bu iki filmin sanat eseri olacağını iddia etmiyordu zaten. O yüzden şimdi ne kadar kötü olduklarına şaşırmak beyhude olurdu. Fakat ticari sinemanın bile bu kadar ticari olabilmesi benim kusma isteğimi körüklüyor. Recep İvedik’in yapımcısı bu filmden kaldırdığı parayla (ki bence o kadar kötü bir film sayılmazdı) iki yeni gişe filmi hazırlayıp sundu bize. Bunların ilki “Avanak Kuzenler” Ramazan Bayramı’nın bereketinden, öbürü “Ayakta Kal” sömestri tatilinin güzelliğinden faydalanacak. Aslında istediğim iki filmin fragmanlarını izledikten sonra şöyle güzel düşünülmüş oturaklı bir yazı yazmaktı fakat öyle saçma sapan ortak noktaları var ki aklım ister istemez liste yapma formülüne gidiyor. Burada yayınladığım fragmanlara siz de bir göz atın dediğimi anlayacaksınız.



Avanak Kuzenler zaten kastıyla (Fatma Toptaş, Tuluğ Çizgen, Hakan Bilgin) ve kaybeden karakter kadrosuyla Recep İvedik’i taklit ediyordu. Ayakta Kal ise yine kadrosuyla (Mehmet Aslan, Okan Karacan, “Benimle Dans Eder Misin?”i kazanan çocuk, bilimum işsiz güçsüz genç) ve birebir sahneleriyle Çılgın Dersane’nin dramaya dönüştürülmüş haliydi. Bu haliyle bile fazla orijinal kaçmış olacaklar ki aynı sermayeden yiyen iki filmin tanıtım ve imaj çalışmaları birbirinin kopyası yapılmış. Şimdi afişlerdeki “kitsch” havayı iyi bir şeye yorduk diyelim. Ki gerçekten Ayakta Kal’ın birbirine sarılan genç çift, kızgınca bakan zengin çocuğu, altta yumruk ve bıçakla birbirine girmek üzere resmedilmiş başrollerini başka şekilde görmeye imkan yok. Logosu, “Avanak Kuzenler” filmiyle aynı renkte, aynı şekilde çerçevelenmiş ve yazı fontları da kardeş gibi duruyor. Birinin komedi oluşunun verdiği ufak bir yamukluk farkı var sadece. Zaten sitedeki tasarıma bakarsanız, kör gözüne parmağım kavramının dibine vurulduğunu hatta delindiğini göreceksiniz. Kolejli ve devlet liseli gençlerin kavgasını anlatan filmin oyuncuları ikiye bölünmüş birbirlerine saldırı pozisyonundalar. İstanbul’un da öyle bir yerine gelmişler ki aynı caddenin bir yanı gökdelen fışkırtıyor, öbür tarafı gecekondu. Bu ayrımcılıktan prim yapan filmleri oldum olası sevmemişimdir zaten, bir de fragmanı izleyince gençleri öyle güzel kavgaya teşvik ettiği görülüyor ki sormayın gitsin.



Avanak Kuzenler’in yaratıcılıktan nasibini almamış konusuna, berbat esprilerine girmeyeyim bile diyorum. Bu yazının asıl konusuna geçelim hemen. İki fragmanı izleyin öncelikle. Açılıştaki Jaws’ımsı melodiye takılmıyoruz, logoların kendi müziği zira. Sonra Ayakta Kal fragmanının ilk sahneleri dans müziğiyle, açılan mini eteklerle, zenginlerin lüküs hayatıyla, açılan mini eteklerle, güzel arabalarla ve açılan mini eteklerle dolu. Havuza bir jip dalar dalmaz, oradan fakir ama gururlu ama halen daha başrol olmayan çocuğumuz soyunma odasında konuşuyor: “Biz o zengin züppelerini sahaya gömmek için buraya geldik!” Buyurun işte filmi izlemeseniz de olur. Sonrasında zengin fakat inatçı “züppe”, fakir rolünde gerçekten çook inandırıcı olan Mehmet Aslan ve Selena’yla sağlam bir kariyer intiharı yapmış olan Sinem Kobal öyle eski, öyle bilindik, gıcık bir aşk üçgenine giriyorlar ki açın televizyonu beş dakika içinde üç tane daha iyi işlenmiş eski Türk filmi bulmanız mümkün.



En vurucu kısma gelmeden önce Avanak Kuzenler filminin fragmanında da ilerleyelim biraz. Bu filmde Alp Kırşan sakar ve düşüyor. İnanabiliyor musunuz? Yani bunca senedir hiç yapmadığı bir şeydi çünkü, içinde bulunduğu video şeklindeki medyanın yüzde sekseninde sakar ve düşen bir tip değildi çünkü! Bununla yetinmeyelim İvedik’in garibanı Sibel yine bu filmde de “ben onunla evlenmek istemiyorum!” modunda. Filmin ismi her göründüğünde çok neşeli bir tip “Avanak Kuzenler” diye bağırarak filmin hitap ettiği kitlenin muhtemelen anlama özürlü olduğunu varsayıyor (suçlayabilir miyiz?). Tatlı kısım ise bundan hemen sonra. İki fragman da başlangıcından 1 dakika 50 saniye sonra duygusallaşıyor, aynı müzik devreye giriyor ve filmin aşk dolu sahnelerini izlemeye başlıyoruz. Ama çalan resmen aynı müzik! Aynı şarkının iki cover’ı bile birbirini daha az andırır. İlk öpüşmeler bu arada gösteriliyor tabi. Hadi Avanak Kuzenler zaten adı üstünde bir film ya, Ayakta Kal bu sahneden sonra iyice cozutuyor, karikatür tiplerin, bilindik kavgaların, “zengin kızından yenge mi olur”ların suyunu çıkartıyor. Bir de Okan Karacan var işin içinde zaten, elimde tek bir fırsat olsa onu mu yoksa Alp Kırşan’ı mı uzaya şutlardım bir türlü seçemiyorum.



Ayakta Kal’ın içler acısı fragmanı sona ererken Mehmet Aslan futbol maçında tökezleyip düşmeden ayağa kalkıyor. Göz yaşartıcı bu an bize bir yerden tanıdık (Çılgın Dersane de futbol maçıyla bitiyordu) ama kim takar bundan sonra. Beynimize yeterince kısa devre yaptırdı zaten. Şimdi şunu söyleyeyim size, bu filmden daha önceden bahsederken de Emre Tetikel ve Alp Çoker adlı iki genç oyuncu içerdiğini ve bunlardan başka takip edilesi bir yanı olmadığını söylemiştim. Yine de objektif kalmak zorundayım, bu filme ilgi duyuyorsanız gerçekten sizde yanlış bir şeyler var. Aynen Avanak Kuzenler’de olduğu gibi. O yanlış şeyler de hiç gelişmeden kalmış bir sinema zevki ve yıllardır gördüğü zırvaları bilet parası verip tekrar izlemek isteği olarak özetlenebilir. Genç yaşta da olsam sinema hakkında yıllardır yazan biri olarak fragmanlarına ayrı müzik bulmaya tenezzül bile etmeyen bu iki sıradan, ucuz, çöp filmi kınıyorum. Umarım sizi de ikna edebilmişimdir.

Hiç yorum yok: