3 Ağustos 2008 Pazar

Wristcutters: A Love Story (2007)



“Bilek Kesenler: Bir Aşk Öyküsü” önceki senelerde !F Film Festivali’nde kaçırdığıma çok üzüldüğüm filmlerdendi. Shannyn Sossamon’un başrolde oluşu ve intihar edenlerin öbür tarafta toplandığı depresif bir mekanı anlatması bunun en büyük etkeniydi kuşkusuz. O sene festival seçkisinin gözdelerinden olan film şimdi de ülkemizde DVD formatında piyasaya sürüldü. Bu mükemmel kara komedi ve Amerikan bağımsızını bizlerle buluşturduğu için Kanal D Home Video’ya teşekkür ediyorum. Piyasaya girdiklerinden beri kendilerini çok iyi anlamda belli ettiler.



Amerikan bağımsızlarını çok severim. Sakin sakin anlatılan bir öyküyü güzel akustik melodiler eşliğinde dinlemek, muhtemelen yolda geçmiş filmi kalbinde ufak bir buruklukla bitirdikten sonra bitiş jeneriğinin müziği eşliğinde gözlerini dinlendirmek inanılmaz bir duygudur. En sevdiğim film de (tam olarak bu koşullara uymasa da) bir Amerikan bağımsızıdır ve yine senesinin !F gözdesidir, şansa bakın. Bu filmle diğer bir ortak yanı da başrolde Shannyn Sossamon’un oluşudur. Bilmeyenler için söyleyeyim “The Rules of Attraction” bu filmin adı. Bunca ortak nokta yüzünden Bilek Kesenler’e gözüm kapalı tam not vermeye hazırdım ama filmde şahsıma dokunan o özel şeyi bulamadım. Bunun haricinde orijinal dünyası ve yönetmeninin başarısıyla çok kaliteli bir kara mizah olmasını etkilemiyor bu. “Kneller’s Happy Campers” adlı bir kısa öyküden uyarlanan filmin yapım belgeselinden öğrendiğimiz üzere en tatlı sekansları bizzat yönetmen tarafından dahil edilmiş. İzleyenler hatırlar, kopan benzin pompası, yıldızsız gökyüzü, insanların gülümseyememesi ve koltuğun altındaki kara delik gibi detaylar bunlar. Bu da edebi bir eserden uyarlanan bir film için çok iyi bir durum çünkü övgüyü kısa öyküyle paylaşmak durumunda kalmıyor. Temeli ordan olabilir ama yönetmen sağlam bir bina kuruyor bunun üstüne.



Ayrılığı sonrası intihar eden baş karakterimiz Zia (Almost Famous’dan Patrick Fugit) gözlerini intihar edenlerin toplandığı özel bir yerde açar. Burası gerçek dünyadan az biraz daha kötü bir yerdir ve intihar eden biri için bu yeterli bir cezadır. Sıkıcı “hayat”ına devam ederken uğruna kendini öldürdüğü sevgilisinin de orada olduğunu duyar ve Gogol Bordello’nun Eugene’inden ilham alınarak yaratılmış Eugene ile yollara düşer. Yolda oraya yanlışlıkla düştüğünü iddia eden Mikal ile karşılaşırlar ve kendilerini Kneller adlı bir adamın (Tom Waits canlandırıyor) mucizelerle dolu kampında bulurlar. Filmin olabildiğince kendine özgü bir konusu var gördüğünüz gibi. Tam olarak öbür taraf olmayan bir öbür tarafta garip bir aşık olma öyküsü izliyoruz. Yönetmenin performansı daha önce söylediğim gibi çok başarılı. Hikayenin ruhunu kapıp çok güzel geliştirmiş. The Rules of Attraction’da beğenip (filmi de beğenmiş, aferin) film için istediği Sossamon ise benim gibi hayranlarının yüzünü kara çıkarmıyor. Küçüklük aşkım Julia Roberts’ın havasını çok daha ciddiye alınabilecek bir kariyerle birleştiren bu kıza hastayım, ne yalan söyleyeyim. Gidip diğer aşkım Courteney Cox’un dizisinde bile oynuyor! Filmden böyle bağlantı üstüne bağlantı çıkıyor garip bir şekilde. Gogol Bordello’nun Eugene’inin bu filmden sonra Madonna’nın yönettiği “Filth And Wisdom”a esin kaynağı oluşu da ayrı bir hikaye. Hiç şaşırtıcı gelmeyecek tabi ama Madonna’yı da çok severim.



Filmde bütün bunlara rağmen tekrar tekrar izleme isteği getirecek o ufak kancayı bulamadım. Bir de yine yönetmenin dahil ettiği şeylerden olan ve biraz şekerli kaçan final yerine daha farklı bir şeyler beklerdim. (Sıradaki cümle sürpriz bozucu olabilir) Kesin olarak bunu göstermese de finali “aslında her şey komadaki sayıklamalarmış” gibi okumak mümkün ve sadece böyle bir fırsat verdiği için bile şikayet etmekte haklıyım (Tehlike geçti). Böyle özel bir filme, sürpriz şart değil ama, çok daha özel bir final yapılabilirdi.



Yine de artılarda dolu yazının beşte dördü, kusurlarla dolu beşte birini bastırıyor ve film mutlaka tavsiye ettiklerim arasına giriyor. Hırvat yönetmen Goran Dukic şimdiden takip listeme alınmış durumda. Sıradaki cinayet filmi “I Could Be You”yu merakla bekliyorum. Ancak ondan fazla Shannyn Sossamon’un yeni filmlerini bekliyorum ve bağımsız ruhunu hiç kaybetmemesini diliyorum. Yaşasın kara mizah, yaşasın Amerikan Bağımsız Sineması!

Not: 4 / 5

3 yorum:

simge dedi ki...

resimler çok güzel, özellikle sonuncusu

y.s. dedi ki...

film pamuk şeker gibi eriyip bitti,yine aynı tatda ama elma şekeri kıvamında olmasını tercih ederdim,mesela ikinci bir intihar ve daha da bilinmez bir mekana yolculuk gibi.kara delik çok da sürpriz olmadı,beklenen sonu önden hissedebilmek heyecanı ve filmin sürekliliğini bozuyor.fantastic sinema ile aram iyi olmamasına rağmen gene de iyi film.
yorumun güzel,final konusunda katılıyorum dediklerine,iyi film tavsiyelerine devam et antom.

shushu dedi ki...

simdi izledim bende filmi.festivalde bilet bulamamıstım.
bana hissettirdikleri ise,
gulumsemeyi ozlemek
ozledim