6 Ağustos 2008 Çarşamba

Step Up (2006)



Dans etmek en sevdiğim hobilerimden biridir. Geçen senenin sonunda mükemmel ekibim Maçka Dans Grubu’yla sahneye çıkmak o okul senesinin en mühim olaylarındandı benim için. O yüzden sıradan öyküyle çekilen futbol öykülerine veya klişe bir hikayenin üstüne yazılmış beyzbol filmlerine acımam belki ama dünyanın en sıradan gençlik öyküsüyle gelen bir dans filmine karşı o kadar duygusuz olamıyorum. Step Up tam da böyle bir film, 2 yıl önce fragmanını ilk gördüğümde filmin nasıl başlayacağını ve biteceğini adım gibi biliyordum. Şimdi, iki sene sonra izlediğimde tahminimde yanılmadığımı anlamış oldum. Zengin kız fakir oğlanla dansetti, ikisinin de dünyası değişti ve herkes sıradandı ama film eğlendirdi mi diye sorarsanız, elbette eğlendirdi. Üstelik sadece dansla alakalı oluşu değil, bir sanat okulunda geçmesi, oradaki yaratıcı atmosferin güzelliği de etkileyiciydi.



Arkadaşı ve onun kardeşiyle sabah akşam aylaklık yapmaktan başka işi olmayan Tyler, camını kırıp girdikleri sanat okulunu dağıtırken yakalanınca 200 saat kamu görevi cezasına çarptırılır. Süresinin tamamlamak için temizlik işlerine yardım ettiği okulda güzel öğrenci Nora hemen dikkatini çeker. İlgi karşılıklıdır ancak Nora mezuniyet dans gösterisinden başka bir şey düşünemez haldedir. Partneri bileğini sakatlayınca görevi dansa doğal bir yeteneği olan Tyler devralır. Bu umursamaz adam hayatında ilk defa önem verdiği bir işe bulaşmak üzeredir. O arada aşk doğar, yanlış anlaşılmalar olur, ayrılıklar, barışmalar gelir. Tyler’ın serseri hayatı peşini bırakmadıkça o da bundan ders çıkarmaya çalışır. Film aynen bu tekdüzelikte bir konuya sahip ve yan karakterler de dahil kimse sizi şaşırtmıyor. Sadece dikkatimi çeken şey diyalogların beklediğim kadar ucuz olmayışıydı. Başarılı bir kareograf olan Anne Fletcher’ın yönettiği filmden güzel dans numaraları haricinde bir şey beklemiyordum ama bin kere işlenmiş de olsa konusunun hakkını veren bir film olmuş en azından.



Başrol oyuncularının dans yeteneği hakikaten dikkat çekiciydi. Channing Tatum’u manken/oyuncu olarak biliyordum ben (She’s The Man, Hayatındaki Azizleri Keşfetme Kılavuzu) ama çok da iyi bir dansçıymış aynı zamanda. Hollywood’da daha fazla karşımıza çıkmaması şaşırtıcı. En azından bir sitcom’un şimdiden kapmış olması gerekirdi kendisini. Nora rolündeki Jenna Dewan ise High School Musical’dan Vanessa Hudgens’ı andırdı bana ama ona oranla baya daha güzel dansediyor. Üniversiteye gitmesini isteyen annesine karşı çıkarken gülünç oluyordu biraz (suç senaryonun) ama genel olarak ekranda etkilemesini bilen bir kız. İki oyuncunun arasında kimya olmadığı eleştirilerine ise katılmıyorum. Bence birbirlerine yakışıyorlardı. Benim garipsediğim şey, heralde Amerika’da herkesin izleyebileceği film sınıfına girebilmek için, öpüşmekten öte hiçbir sahneye yer vermeyişiydi filmin. Sapık olduğumdan söylemiyorum bunu ama bu tarz dans filmleri hep biraz baharat katardı işin içine. Hırsız, başıboş ve umursamaz da olsa oldukça edepli çıktı Tyler.



Dans izlemeyi sevenler jazz’dan bale’ye, hip-hop’a kadar neredeyse bütün dans türlerini harmanlayan bu filmden hoşnut kalacaklardır. Özellikle hip-hop’ın nasıl güzel bir müzik ve dans olduğunu hatırlattı bana. Bir de kareografi çalışmanın nasıl tatlı bir yorgunluğu olduğunu. Uluslar arası arenada 100 milyon doları geçen hasılatıyla bir de devam filmi çekildi Step Up’a. Dansa devam edeceğim Eylül yaklaşana kadar beklesin, yoksa benim dans pistine döneceğim günü beklemem çok zorlaşacak.

Not: 2 / 5

Hiç yorum yok: