10 Ağustos 2008 Pazar

Shoot'Em Up (2007)



Aksiyon filmlerinin belirli bir yere kadar abartmasına izin vardır. Yoksa baş kahramanımız üstüne 6-7 kişinin saldırdığı ilk veya ikinci sahnede muhtemelen ölürdü ve film de kısa metraja dönüşürdü. Bu yüzden bu tip filmleri izleyince “..ama Cüneyt Arkın yapınca saçma diyordun, naaaber?” diyenlerden değilim. “Shoot’Em Up”ın fragmanını gördüğümde bunu göz önünde bulundurmama rağmen film pek hoşuma gitmemişti. Sanki her sahnesini önceden izlemiştim, fragmana değil bir deja-vu’ya maruz kalıyordum adeta. Bu yüzden sinemalara gelince izlemedim fakat Clive Owen aşkını hesaba katmadığım bir arkadaşım tavsiye edince DVD’sini geçirdim elime. Film maalesef o arkadaşımı değil, beni haklı çıkardı. Birkaç çok güzel referans haricinde kayda değer bir şey izlemedim 80 küsür dakika boyunca.



Bunlardan birincisi kahramanım olan Bugs Bunny idi. En büyük 3 idolümden biridir bu karakter (diğerleri Chandler Bing ve Donnie Darko), çizgi filmlerini de halen severek ve gülerek izlerim. Karakterimizin bol havuç yeyip, aptal avcıyı her seferinde atlatması, hatta bazen salak yerine koyması iyi bir fikirdi ve Bugs Bunny’e üstü kapalı olmayan göndermeler yapıyordu. Hatta kötü adamımız avcı Elmer’ın sesini bile taklit etti. Fakat 5 dakikalık animasyonlarda izlediğimiz asla ele geçmeyen kahraman teması 80 dakikaya ve live-action’a geçince aynı derecede keyifli olmuyordu. Kurtulma sahneleri Bugs Bunny’den bile abartılıydı, kimse filmin yüzde yüz gerçeklik hissi vermeye çalıştığını iddia etmiş olmasa da bana fazla geldi. Bir yerden sonra resmen sıkıcılaştı. İsmini paylaştığı bilgisayar oyunu türünü hepimiz biliyoruz, ateş eden bir aracınız vardır ve ekranın tepesindeki çok sayıda hedefi vurmaya çalışırsınız. Düşünün ki bunu siz oynamıyorsunuz ve 80 dakika boyunca izlemek zorundasınız.



Bol silah kullanımının verdiği rahatsızlık giriyor burada devreye. Film belki de tarihte en fazla silah patlamasının duyulduğu filmlerden biridir. Başından sonuna kadar tetik çekilip duruyor, daha yılını doldurmamış bebeğe “şirince” silahı tanıtıyor kahramanımız Mr. Smith, tam Monica Belluci’yle yakınlaşıp olaya giriyorlar, hiç abartmıyorum, sevişme anında bile silahlı çatışma izliyoruz. Üstelik sevişen adam da içinde. Orijinal bir sahne olduğu kesin, velhasıl mute edip izleyebilirdim filme saygım olmasaydı. 2001’in sadece klasik müzik içeren karanlık sekanslarını bile atlamamış biri olarak yapmadım bunu. Filmin çekici kadını Monica Belluci’nin rol yapmaya çalışmasını izlemek gerçekten yorucuydu. Neredeyse bütün sahnelerinde kötü oynuyordu, kötü aksanı da cabası idi.



Filmde çok fazla gizem çatır çatır çözüldü, en göze batmaz ipucular dünyanın en kolay şeyiymiş gibi fark edildi, bu da gerilimi yükseltmedi normal olarak. Mr Smith’in geçmişi Yılan Hikayesi’ndeki Memoli’nin dramı kadar ucuzdu (aynısıydı). Paul Giamatti’nin Hollywood filminde oynayan Tamer Karadağlı gibi “God dammit!” diye bağırışı yardımcı olmuyordu. Clive Owen rolünü iyi yapmıştı ama karakteri fazla iyiydi filmin kötü adamları için, fazla cesur, fazla yetenekliydi (arkadaşım boşuna aşık olmamış). Bu da filmin sonunu gün gibi ortada bırakıyordu. Bir macera filminde aranan özellik değildir bu.

Sonuç olarak sevmediğim bir film oldu Shoot’Em Up. Silah manyakları bayıla bayıla izleyebilir, Clive Owen manyakları aynı şekilde. Fakat illa bunun gibi bir film izleyeceksem yakın tarihli Running Scared’i tercih ederim. Owen’ın da en gurur duyduğu filmlerinden biri olmadığını tahmin edebiliyorum. “Children Of Men”de oynamış adam bununla tatmin olamaz. Sin City’deki gibi aksiyon rollerini tercih etmesini tavsiye edip, o filmin ikincisindeki performansını heyecanla beklediğimizi iletiyorum buradan kendisine.

Not: 2 / 5

Hiç yorum yok: