15 Ağustos 2008 Cuma

Mamma Mia! (2008)



Sinema salonları film başlamadan önce iki sebepten dolayı karartılır. Birincisi perdedeki filmi daha rahat görebilmektir. İkincisi ise benim gibi izleyicilerin Mamma Mia! gibi filmleri izlerken suratlarının aldığı ifadeyi gizlemektir. Kulaklara varan ağız, dans etmemek için kendini zor tutan vücut, sürekli sallanan kafa gibi. Gösterime girişinden bunca zaman sonra izleyebildiğim film hayatımda izlediğim en eğlenceli filmlerden biriydi. ABBA şarkılarından tiyatro için hazırlanmış Mamma Mia! müzikalinin sinema uyarlaması, 70’lerin bu meşhur dörtlüsünün zamanında dünyaya sunduğu tüm enerjiyi, benim gibi yeni nesillere aktarıyordu. Mükemmel bir Yunan adasında birden çok karakterin aşka ve geçmişine duyduğu özlem, birbirinden güzel şarkılarla tam bir seyirliğe dönüşüyordu.



ABBA’yı şanına şöhretine rağmen tek bir derin şarkı bile yapmamakla suçlayanlar var. Ben bu tavıra kesinlikle katılamazdım. I Have A Dream, Take A Chance On Me, Voulez-Vous, Mamma Mia!, Dancing Queen, Gimme! Gimme! Gimme!, Lay All Your Love On Me kadar güzel şarkıları yaptıktan sonra varsın politik meseleler de başka gruplara kalsın. Fakat bu şarkılardan nasıl bir müzikal çıkabileceğini merak ediyordum. Geçtiğimiz sene The Beatles şarkılarından yapılmış Across The Universe daha az riskliydi, sadece aşktan ve devrimden bahsediyordu ancak bu sefer elimizde üç potansiyel adaydan babasını seçmeye çalışan bir kızın hikayesi var. Gerçi bu sorunun çözümü yıllardır Broadway’de sahneleniyor ancak ben sinema perdesinde ilk kez görecektim. Tahmin ettiğim gibi çok fazla diyaloğa ihtiyaç duyulmuştu. Açıkçası ABBA şarkıları katmadan da işin içinden çok rahat çıkılabilirmiş, baştan aşağı melodisiz tek bir cümle olmayan Evita gibi düşünmeyin o yüzden. Şarkılar filmde araç değil amaçtı bana kalırsa. Öykü önemli değildi, Mamma Mia! ABBA şarkılarından yapılmış bir müzikaldi öncelikle.



Tiyatro oyununu henüz bilmiyorum, Ekim’de İstanbul’da oynayınca gideceğim. Fakat filmde üst paragrafın sonunda bahsettiğim bakış açısından dolayı öykü boşverilmiş durumda. Öyle boşluklar, bir kere anılıp, bir daha anılmayan durumlar, es geçilen konular vardı ki şarkılardan dolayı uçuyor olmasam çok kızardım. Bir de Meryl Streep perdede görününce her şeyi değiştiriyor, onun etkisi de çok büyük. Etrafta konuşulduğuna göre Oscar’a aday olma ihtimali varmış, bana kalırsa zor. The Devil Wears Prada da çok zayıf bir filmdi ve onunla aday oldu fakat oradaki performansı buradakini ezip geçer. Esnekliğinin ve şarkı söyleyişinin Akademi’nin gözünü boyayacağını sanmıyorum. Zaten performansı sadece keyifli ve izlenesiydi, Oscar’lık değil. Aynen filmin kendisi gibi. Altın Küre adaylığı ise kesin.



Bitiş jeneriğinde Tom Hanks ve eşi Rita Wilson’ın yapımcılar arasında olduğunu gördüm. My Big Fat Greek Wedding’den kaldırdıkları tonla para Yunan adalarına sempatik kılmış belli ki ikiliyi. Açıkçası filmin mekanı da sevilmeyecek gibi değildi. Dancing Queen performansını filmin en güzel anlarından biri kılan, hep bir ağızdan söyleyen onlarca kızdan çok söylerken geçtikleri yerlerdi. Bunun yanında Mamma Mia!’nın söylendiği sahne, çok çok etkileyici bir sekans yaratan Lay All Your Love On Me, müthiş enerjik Voulez-Vous, güldüren Does Your Mother Know, son hareketli numara Take A Chance On Me ve tüyleri diken diken eden I Have A Dream filmin en güzel kısımlarındandı. Sayıları çok gördüğünüz gibi, o yüzden filmin eğlenceli olduğunu söyleyip duruyorum. En “farklı” sahnelenen şarkı ise “The Winner Takes It All”du heralde. Mekandan mekana atlamadan, başka karakterlere kesmeden dakikalarca Meryl Streep’in Pierce Brosnan’a şarkı söyleyişini izledik. Yorum etkileyiciydi fakat tam da filmin çözümüne girerken tempoyu biraz düşürdü.

Bir film olarak çok etkilemedi beni Mamma Mia!. Fakat bir eğlencelik olarak kusursuz bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Şimdi iple çektiğim Ekim’deki gösterisini izlemek kaldı geriye. New York’a gidilince yapılacak ilk işlerden biri sayılan bu oyunun görülmesi, burada sadece sınırlı günde oynayacakken bir mecburiyete dönüşüyor. Üstelik tiyato çok umursadığım bir sanat olmadığından bütün eleştir(m)en tarafımı bir yana bırakıp, şarkıların, coşkunun keyfini sürebilirim. İnşallah seyircilere fazla ışık vurmuyordur.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: