7 Ağustos 2008 Perşembe

Film Noir (2007)



İzlediğim en gerizekalı filmlerden biri geçenlerde Digiturk’te yayınlandığını gördüğüm ve umut verici bir film zannettiğim “Film Noir” idi. İsminden de anlaşılacağı üzere tipik bir kara film izletmeye soyunan ama bunu animasyon türünde yaptığı için ilginç gözüken film bu türün ekmeği suyu olan amneziyle ilgili. Hollywood tepelerinde hafızasını kaybetmiş olarak uyanan bir adam yanında gördüğü ölü polisten başının belada olabileceğini çıkarır. Aptallığın doruklarında bir karar vererek bu polisin evinde saklanmaya karar veren adam şüpheleri üzerine çekince hem kendini kovalayanlardan kaçarken hem de hayatta kalmaya çalışmak zorundadır.



Animasyon teknikleri vasat bilgisayar oyunlarının aralarında gösterilen videolar ayarında. Örneğin Pixar filmlerinin yanında Bez Bebek dizisinin animasyonları gibi kalır diyebilirim. Ancak bu benim için sorun teşkil etmiyor çünkü bir filmin verdiği gerçeklik duygusu efektleriyle veya animasyonun güzelliğiyle aslında çok az alakalıdır. Dogville’de dekor bile kullanmadan verilen dehşet duygusunu hatırlarsanız anlarsınız bunu. Fakat filmin senaryosu o denli kötü ki animasyonun kalitesine şükreder buluyorsunuz kendinizi. Adamımız bulduğu kimliklerden yavaş yavaş kendi izini sürerken tek bir işi doğru yapıyor sadece, o da kadınları yatağa atmak. Daha doğrusu bütün filme, çıplak kız çizmek için bir bahane olarak bakarsanız hakkını yemiş olmazsınız. Maalesef bu tip sömürüleri geçerli saydıracak kadar keyifli değil elimizdeki öykü. Yani eğlendiren kötülerden değil, sadece kötülerden.



Filmde bence her izleyenin dikkatini çekmiş olması gereken, resmen kült nitelikte bir helikopter var. Bu helikopter birbirinin benzeri şekillerde 4-5 kez baş karakterimizin kullandığı arabanın arkasından beliriyor, maksimum 5 metre ötesinden taramalı makneli tüfeklerle, bazukamsı silahlarla ateş ediyor ama arabayı bile çiziktiremiyor çoğu zaman. Yapıttaki aptallığın doruk noktaları bu helikopterin sahneleri, adeta filmin Avarel’i bu helikopter. Saf kara film yapmaya çalışsa da sık sık Matrix-vari aksiyon sahnelerine bulaşmaya çalışan film bunu da beceremiyor anlayacağınız. Adamın mermilerden kaçışı öyle mantık dışı ki merminin yerine örümcek falan koyarsak ancak akla uygun oluyor. Şöyle ki 3-4 adım boyundan fazla olmayan mesafeden karşı karşıya olduğu adam silahını ateşliyor, 1 saniye sonra adamımız öne doğru eğilip kaçıyor mermiden. Bir yakar top havası var ki sormayın gitsin. Mermileri sinek gibi eliyle savuştursa daha güzel olurdu belki.



Filmin gizemi de öyle şaşkınlığa düşürecek, umursanacak kadar başarılı değil. Diyaloglar sudan ucuz. Bu tip filmlerde yüksek IQ’lu olması gereken bulmacalar sevişme sahnelerine mazeret bulmak çabasının arasında kaynayıp gidiyor. 100 dakikalık iç sıkıntısı bitmek üzereyken beceriksiz helikopter yine süzülünce havada biraz neşenizi bulabilirsiniz. Süresi de benim dikkatimi çekti açıkçası, bu kadar zorlama bir konu ve animasyon, klasik animasyonlar gibi 85-90 dakikayla yetinir gibi gelmişti. Maalesef o kadar şanslı olamadık. Kapatıp başından kalkabilirdim ve hiçbir şey kaybetmemiş olurdum ama maalesef tarzım değil.

Benim şahsen çıkardığım ders en sevdiğiniz türlerden birinde de olsa, türdaşlarının tutturmadığı bir yoldan da gitse (animasyon oluşu) yine hiçbir ele gelir yanı olmayan filmler ortaya çıkabiliyor. Kendini üzerinden pazarlamaya çalıştığı cinselliğin çok daha kalitelisi en afet sarışınların buz gibi salındığı kara filmlerde zaten mevcut. Digiturk’un (hiç tasvip etmediğim sansür politikasının yanında) film tanıtımlarına biraz daha şüpheci yaklaşmak lazım. Fazla da uyarmaya gerek yok, bu Sırp-Amerikan ortak yapımının karşınıza çıkması zaten ufak bir olasılık.

Not: 1 / 5

Hiç yorum yok: