5 Ağustos 2008 Salı

Death At A Funeral (2007)



İzlediğim filmlerinden “In&Out” ve “The Stepford Wives”ı hatırlarsak Frank Oz’un yönetmenliğiyle ilgili çok övgü dolu sözler yazamayacağım ama son filmi “Death At A Funeral” beni eğlendirmeyi, güldürmeyi başardı. Bir adamın cenazesi için toplanan uzak ve yakın akrabalarının tam bir kaosa dönen günde yaşadıklarını anlatan kara komedi çok başarılı oyunculuklar ve finale kadar temposunu aksatmayan senaryo sağolsun oldukça sevilesi bir film olup çıkıyor. Başrolünde Pride & Prejudice’in Mr. Darcy’si olarak hatırlayabileceğimiz Matthew Macfadyen’in özellikle çok iyi bir performans sergilemesi filmin dikkat çekici yönlerinden.



Babası ölen Daniel düzenlediği cenazede anlaşamayan annesi ve karısını, aileyi terk edip gitmiş ama başarılı bir yazar olduğu için hala favori olabilen erkek kardeşini, babasının yeğeni Martha ve onun yanlışlıkla uyuşturucu alan kocasını, aksi Alfie amcasını idare etmeye çalışırken, ölen babasının sevgilisi olduğunu iddia eden cüce bir adam çıkıp gelir. Bu konunun üstüne tipik bir kara film örgüsü yerleştiren filmde aldığı uyuşturucunun etkisiyle soyunup garip davranışlar göstermeye başlayan tipler de var yanlışlıkla ölüp ana karakterin başına bela olanlar da. Elbette bir başka “olmazsa olmaz”, ısrarcı insanlar da mevcut. Daniel’ın karısının dilinden düşürmediği ev depozitosu mevzusu, saplantılı halde peşinde olduğu Martha’yı bırakmayan Justin gibi. Bunlar sizin yakanıza yapışıp bunalttıkça kendinizi Daniel’a karşı empati yaparken buluyorsunuz.



İngilizler’in artık dışlanmayan hatta küresel anlamda popüler olmuş mizah anlayışını içeriyor film. Daha açılıştaki yanlış teslim edilen tabuttan başlıyor bu, o an için güldürüp sonra cılkı çıkarılmayan esprilerle devam ediyor (Howard’ın Alfie Amca’yı yol boyunca itip sonra bir anda bütün teşekkürü Justin’in alması gibi). Ancak daha aşırı komedi sahneleri de var ki ben varlıklarından oldukça memnun oldum. Yine Howard’ın Alfie Amca’yı tuvalete oturtmaya çalıştığı sahne ve sonra elinin altında kalması (anladınız siz onu) kahkahalara boğdu beni. Belki filmin üzerinde en az uğraşılmış esprilerinden biri olabilirdi ama oyunculuklar o kadar iyi ki şikayet etmeniz söz konusu bile olmuyor.



Filmin en önemli teması Daniel’ın kardeşinin gölgesinde kalmış bir yazar heveslisi oluşuydu. Ürettiklerini sunmaya çekinen adamın babasının methiyesini yazar kardeşinin yerine yapacak oluşu ailede şaşkınlıkla karşılanınca sabrı tükenme aşamasına geliyordu. Dramatik yapının en önemli öğesi bu olunca işlerin iyice karıştığı finalde Daniel’ın çok etkileyici ve spontane bir konuşma yapacağını, kameranın bu anda bütün oyuncuların yüzlerine yavaş yavaş yaklaşacağını tahmin etmeniz hiç zor olmuyor. Adeta birinin ağır tempo alkışlamasını sonra hepsinin katılıp bunun kocaman bir alkışa dönüşmesini bekliyorsunuz. Bu kadar sıradan olan finali filmin en büyük eksisini oluşturuyor. İzleyicinin yüreğine “..ve her şey yoluna girdi” diyerek su serpilmesi şart değildi açıkçası. Sadece son replik, senaryonun son diyaloğu çok sağlamdı. Hatta filmin en komik saniyelerinden birkaçıydı belki de.

Oz’un filmi Amerikan Pastası, Korkunç Bir Film gibi filmlerden başkasına gülmeyenler tarafından tercih edilmemeli. Sürekli komik olduğundan bahsetsem de işlerin sarpa sarmasıyla ve iyi düşünülmüş ayrıntılarla güldüren bir film bu. Yönetmen için uyduruk “The Stepford Wives”dan sonra iyiye doğru bir gidiş olduğu kesin. Bir de benim gibi DVD’den izlerseniz çekim hatalarına göz atmanızı önereyim. Tek bir mekanda gerçekleştirilmiş de olsa çekimlerin ne kadar eğlenceli geçtiğini göreceksiniz. Tıpkı filmin kendisi gibi.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: