26 Temmuz 2008 Cumartesi

The Dark Knight (2008)



Aylar önce ilk “Why So Serious?” posteri çıktığında duyurmuştuk blogda. Sonra Heath Ledger’ı kaybettik ve tekrar gündeme geldi. Şimdi ise gelmiş geçmiş en iyi süper kahraman filmi, en iyi süper kahraman devam filmi, en iyi çizgi roman uyarlaması, Amerika’da en iyi açılış hasılatı yapan film ve hatta imdb.com sitesine göre tüm zamanların en iyi filmi diye anılıyor. “The Dark Knight” ülkemizde bu hafta, dünyada geçen hafta gösterime girdi ve yeri yerinden oynattı. Christopher Nolan’ın yeni bir başlangıç yaptığı Batman serisinin 2. filmi olan Kara Şövalye muhakkak ki iyi bir film, ekibini gururlandıracak bir başarı ama TABİ Kİ tüm zamanların en iyi filmi değil. Tüm zamanların en iyi pazarlanmış filmlerinden biridir ama kesin.



Heath Ledger’ın ölümü ve filmde sergilediği rahatlıkla Oscar’ı hak eden performansı filmin yaptığı süksede en büyük pay sahipleri. Bilindiği üzere Ledger’ın fazla ilaç kullanımı sebebiyle gelen ölümü, bu rolün kendisini zorlayışına ve uykusuz bırakışına verilmişti. Film berbat olsa da bu performans tarihe geçecekti yani. Oynadığı Joker rolü filmin kötü adamı ve benim Batman filmlerinde gördüğün en başarılı yazılmış karakter. Diğer bir kötü adam ise benim, en azından bu filmde, karanlık tarafa geçeceğini sanmadığım İki-yüzlü oldu. Önceki filmlerde Tommy Lee Jones’un oynadığı rolde bu sefer Aaron Eckhart var. Kendisi filmde sandığımdan daha büyük bir roldeydi ve Joker’in düzeyine erişemese de, hele de iyi adamken, çok iyi bir performans gösterdi. Spider Man 3’teki Venom gibi sonlara doğru bela olan karakter filmdeki en büyük temalardan birini destekliyordu. Zor zamanlarda güneşin tekrar doğacağı umuduyla ilgiliydi bu tema ve oldukça bütünlüklü işlenmişti. Zaten ikinci yarı en iyi adamın bile karanlık tarafına yenilip yenilmeyeceğini irdeliyordu, filmin iyi yarısı da ikinci yarısıydı.



Salondaki hemen herkesle birlikte ilk yarıdan çok keyif almadım. Türkçe dublaj çok sıkıcıydı, filmde (afişte ismi yazan başrollerin sayısından anlayabileceğiniz gibi) yüzlerce karakter vardı ve giriş bölümü çok uzun tutulmuştu. Filmin 2 buçuk saatlik süresine oranlayınca normal kalıyordu belki ama aksiyonun ve gerilimin içine çekilmek için uzun uzadıya bekledik. Aksiyon, patlama sahnesi delisi değilim, takip sahneleri hiç olmasa da hayatıma devam ederim ama Batman filmi izlerken bunlar başlayana kadar film gerçek anlamda başlamıyor. Polis karakolunda pelerinli maskeli bir adamı (Batman’i) görmek tam olarak karizmatik bir şey değil. Ne zamanki bölge savcısı ve halkın umudu Harvey Dent bir Batman durumundan dolayı tutuklanmak için zırhlı araca bindiriliyor, işler o zaman gerçekten ilginçleşmeye başlıyor. Belki tam olarak sanatsal başarı denilmez ama iyi bir aksiyon sahnesi çekmek çok büyük bir başarıdır. Nolan bu sahneyi dudak uçuklatacak kadar iyi yönetmiş ve çekmiş.



Filmin en çok Joker’le ses getirmesi boşuna değil, zira filmin gerçek yıldızı (şüphesiz) Joker. Komplo kurmayan felsefesi, kandırmacaları ve en çok da insanlarla kukla gibi oynayabilmesi filme bütün heyecanını kazandırıyor. Eğer gerçekten ölmemiş olsaydı “Ledger uğruna ölünecek bir performans sergilemiş” derdim ama şimdi haddinden fazla hüzünlü oluyor. Bruce Wayne’in Batman uğruna vazgeçtiği aşkı Rachel’ın mükemmel akıbeti (ilk defa bir süper kahraman sevgilisi bu denli etkileyici bir sahnede yer almıştır, kalıbımı basarım), biraz Testere serisini andıran feribotta yapılan “sosyal deney” ve şehirde yaratılan kaos tümüyle Joker’in eserleri. Batman adeta filmdeki iyi insan / kötü insan karşılaştırmasına bir amaç değil araç olarak yaramış. Bu Christian Bale’in mükemmel bir Batman olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Onun ve etrafındaki herkesin ağzından çıkan her diyaloğun karizma / zekice / iğneleyici olması çok can sıkıcı oluyor bir yerden sonra ama 2.5 saatlik filmde her diyaloğun manalı olmasını istemişlerse bu da ekibin kendi tercihi.



Film hakkında yazacak çok şey var ama bütün dünyanın bayıldığı filmler hakkında yazmaktan çok hoşlanmıyorum. Film bence gereğinden fazla övülmüş “Batman Begins” e mükemmel bir devam, ilk filmden çok daha iyi. Serinin gidişatı konusunda bizi sürprizler bekliyor finale göre, bu da iyi bir şey. Christopher Nolan’ın çok başarılı yönetmenlik performansının Heath Ledger’ın gölgesinde kalması biraz üzücü belki ama film sonuç olarak Nolan’ın ürünü, filme gelen övgü Nolan’a gelmiş demektir. Her yerde bangır bangır bahsedilen Kara Şövalye bu hafta sinemaya gidecekseniz birinci tercihiniz olsun. Film hakkında kararınızı vermek için ise ikinci yarıyı bekleyin.

Not: 4.5 / 5

Hiç yorum yok: