1 Temmuz 2008 Salı

Apocalypto (2006)



Bu filmi izlemeye başlarken bu kadar iyi olduğunu mümkün değil tahmin etmezdim. Herkes Mel Gibson’ın kafayı yediğini söylüyor olabilir ama adamın yönetmenliğinde hakikaten iş var. İlk denemelerinden Braveheart ile Titanic öncesi dönemin en uzun süre gösterimde kalmış ve en çok hasılat toplamış filmlerinden birini yaptı. Sonrasında dünyanın en çok tartıştığı filmler arasına giren “The Passion of The Christ”ı çekti, izlemedim ama yoğun bir kötü eleştiri de almadı. Sonra ise fragmanları ve afişleriyle çok umut veren Apocalypto geldi. Film gösterime girince savsaklayıp gitmedim ama açıkçası şimdi pişmanım. Özellikle giriş sahnelerinden sonra film inanılmaz bir tempo kazanıp benzerine rastlayamayacağınız bir sinema tecrübesine dönüşüyor.

Bir kere bir Hollywood prodüksiyonunun, üstelik de bu denli büyük bütçeli bir filmin günümüzde neredeyse kaybolmuş bir dilde, Maya dilinde çekilmesi inanılmaz bir cesaret. Filmi dünyanın her yerinde her insan evladı altyazılı izledi demek oluyor bu. Üstelik Amerikalılar nefret ederler bu durumdan, ona rağmen film bütçesinden fazlasını kazandı bu kıtada. Sinemada pek anlatılmayan Maya uygarlığının çöküş dönemlerine denk geliyor hikaye, filmde özellikle belirtilmese de. Başta tanıdığımız kendi halinde küçük bir kabilenin Mayalar tarafından saldırıya uğramasını, esir alınmalarını ve bunlardan ailesine dönmek için kaçan Jaguar Pençesi adlı kahramanın takibini izliyoruz. Açıkçası komik diyaloglar içerse ve kanlı, şiddetli sahnelerine daha gecikmeden başlasa bile başlangıç, filmin geri kalanına oranla çok daha tekdüze. Bize bu kabilenin günlük hayatını gösteriyor ki Maya uygarlığını gördüğümüzde ağzımız bir değil iki karış açık kalsın. Tıpkı bir kitaba bağlanmak için okunması gereken ilk 50-60 sayfaya benziyor. Sonrasında kabilenin erkekleri ve kadınları (Jaguar Pençesi’nin gizlediği karısı ve çocuğu hariç) Mayalar tarafından esir alınıyor ve görsel şölen başlıyor. Buradaki set tasarımları akıl alacak derecede güzel. Tıpkı makyaj ve saç gibi. Makyajda Oscar adayı olup, sanat yönetiminde nasıl kaçırdı bilemiyorum şahsen. Björk’ü çılgına çevirecek saç modelleri, bütün vücutlara yayılan makyajlar, görkemli merdivenli yapılar filmin senaryosu, yönetimi etkileyiciliğine ne kadar fayda sağlıyorsa, o kadar fayda sağlıyorlar. Bir doğa olayı olarak her daim etkileyici olan güneş tutulması devreye girince Jaguar Pençesi’nin tanrılara adanışı sekteye uğruyor, böylece kurban, kaçmak için bir fırsat yakalıyor. Takipçilerini “benim ormanım” dediği yere sürükledikten sonra “Evde Tek Başına”nın kana bulanmış ve hiç komik olmayan (gerçi o film de çok komik sayılmazdı), aksine tüyleri diken diken eden bir versiyonunu izliyoruz. Film, Mayaların başarısızlıklarla dolu bu takibi kötü bir kehanet olarak algılamasıyla, hangi dönemi izlediğimiz hakkında ufak ufak göz kırpıyor. Bu sahneler ve takibin son sahnesini oluşturan, kıtanın Avrupalılar tarafından keşfini içeren inanılmaz sekans Mayaların şiddet ve besbelli zeka dolu medeniyetlerinin sonunu izlediğimizi çaktırıyor bize. Bir de açılıştaki alıntı söz var tabi: “Büyük bir uygarlık kendini içten içe yok etmedikçe fethedilemez.” Apocalypto yıkılışı anlatan bir film değil ama bu sözü de göz önüne alırsak, bir devam filmi olsaydı mutlaka yıkılışı anlatacaktı. Kronolojik olarak öyle duruyor.

Mükemmel aksiyon sahneleri, içerdiği yüksek dozda ama etkileyici şiddet, sadece buna bel bağlamayan yani şiddet sömürüsü yapmayan akıllıca senaryo, yanına bir de tarihin en gizemli ve etkileyici medeniyetlerinden biri olan Mayaların anlatılışı eklenince Apocalypto mutlaka izlenmesi gereken epik bir başarıya dönüşüyor. Peşine Terence Mallick’in Amerika’nın keşfini anlatan “The New World”ünü seyretmeyi planlıyorum, zıt tatların yemeklerde yakışması gibi bir uyum yakalayacağımı umarak. Tamamen amatör oyuncular ve hiç duymadığımız bir dille, çok profesyonel bir işe dönüştürülen filmin yönetmeni Mel Gibson’ı takdir etmek lazım. Gerçi filmin tanıtım videolarının arasına, setteki garip kıyafetli adamların yanında delirmiş gibi sırıttığı kareleri dikkatli izlemedikçe görülemeyecek şekilde saklamış olması az biraz deli olduğuyla ilgili dedikoduları çürütmüyor ama yaptığı filmler böyle oldukça benim için hiç sorun değil.

Not: 4.5 / 5

Hiç yorum yok: