16 Haziran 2008 Pazartesi

Superhero Movie (2008)



Geçtiğimiz hafta gösterime giren “En Süper Kahraman”, ekibinin daha önceki filmleri gibi belli bir türü kendisine hedef alıp parodi yapmaya koyuluyor. “Scary Movie” tarzında, hatta aynı afiş tasarımıyla kotarılan film isminden anlaşıldığı üzere süper kahraman filmlerini ti’ye almaya çalışmış. Aslında “En Örümcek Kahraman” gibi bir isim edinip daha gerçekçi olsaymış iyi olurmuş zira filmde Örümcek Adam’dan başka pek az filmle, pek kısa süre boyunca dalga geçiliyor. Tam Örümcek Adam’ın hikayesi X-Men’e güzelce bağlandı derken yine Peter Parker’ın öyküsüne dönüyoruz. Filmin tek sıkıntısı da bu değil.

Aslında en büyük sıkıntı filmin kendisi. Zira güldürmek konusunda garantili bir ekipten gelmiş olmasına rağmen çok az güldürüyor, çok fazla can sıkıyor. Bir okul gezisinde genleriyle oynanmış bir yusufçuk tarafından ısırılan kahramanımız bir süper kahramana dönüşüyor, beraber yaşadığı amcası ve yengesi, yan komşusu olan Mary Jane karakteri (oynayan kız Kirsten Dunst’ın mimiklerini birebir yapmaya becermiş, tebrik ettim), kötü karaktere dönüşen zengin iş adamı falan derken uçmayla ilgili başarılı yan öyküsü haricinde Örümcek Adam’ın orijinalinden bile daha az güldüren bir film çıkıyor ortaya. Kahkahalara boğulmanıza sebebiyet verebilecek topu topu iki sahne var, ikisi de beyinsiz mizahın kralı diyebileceğiniz sahneler. Birinde gaz çıkarmayla diğerinde işemeyle güldürüyor, o kadar söyleyeyim yani. Seviye daha aşağıda olabilir mi bilmiyorum ama o sahneler için memnun bile oluyorsunuz çünkü onlar haricinde güldüren kısım yok. Tabi elli kere peşpeşe bir yerlere çarpıp düşmek size kahkaha attırıyorsa bilemeyeceğim.

Kahramanımız süper güçlerini kullanmayı öğrenirken karşısına Profesör X çıkıyor. Buradan X-Men okuluna doğru umut verici bir parantez açıyor film ancak nafile. Güldüren birkaç hoş espri dışında bacaklarını traş etmekten başka bir rolü olmayan Wolverine, kilo almışsın deyince şimşek yollamaktan başka bir sahnede gözükmeyen Storm güldürmekten çok harcanmış hissiyatı veriyorlar. Serinin sürekli konuk oyuncularından Pamela Anderson Fantastik Dörtlü’nün görünmez kadını rolünde bir daha öyküde anmayacağımız bir cameo yaparken, Scary Movie 3 ve 4’ün başrol oyuncularından Simon Rex dünyanın en aptalca parodi karakterlerinden birine can veriyor. Fantastik Dörtlü’nün Human Torch’unun yanmaya dayanıklı olmayan bir versiyonunu canlandırdığı filmde yanana kadar yaklaşık 1 dakika gözüküyor. Sonra da tekrar rastlamıyoruz. Hani filmleri skeç toplaması gibi deyip eleştirirler ya, bu film o bile olamıyor. Bir skeçi tamamlayacak kadar fırsat vermiyor karakterlerine.

Peki Korkunç Bir Film beni onca güldürmüşken bu film neden hiç hitap etmedi? Bunun rezalet senaryo haricinde başka bir sebebi de var: Anna Faris’in yokluğu. 10 sene geçmeden dünyanın en saygın komedi oyuncuları arasında yer alacağından emin olduğum bu kadın, serinin kalitesini yükseltiyordu bence. Bu filmin başrolündeki sünepe ise, belki kötü bir oyunculuk sergilemiyor ama tek bir sahne de yok ki, “güldüm ve bu çocuk yüzünden güldüm” diyesiniz. Leslie Nielsen keza çok uzun yıllar önce bıraktı beni güldürebilmeyi. Bir de filmin çok çok büyük bir hatası daha var ki o da Peter Parker’ın yıllar önce ölen annesi rolüne koyduğu Nicole Sullivan’a bu kadar az rol vermesi. Mad TV, The King Of Queens, Malcolm In The Middle dizilerinden hatırlayabileceğiniz bu gerçekten komik kadının karakteri tek bir komik sahnede bulunmadan geçip gidiyor. Film bitince de kurgusuyla ilgili kötü bir sürprize tanık oluyoruz. Bir sürü işe yarar ve filmi daha iyi yapabilecek sahne kesilmiş ve filmin sonuna peşpeşe yerleştirilmiş. Çok büyük bir sinemasal deney veya tam bir sinemaptallık var karşımızda. Çoğu sahneyi filmin sonundaki kolajı izledikten sonra bütün bir şekilde anlayabiliyorsunuz. Ha dünyanız aydınlanmıyor tabi, o şekilde de salak sahneler.

Sonuç olarak neden bilmiyorum ama Mistik Olay, The Incredible Hulk dururken gidip bu filmi izledim. Sonuç büyük bir pişmanlık oldu. Scary Movie’leri sevmeyenler hakikaten bu film gibi algılayıp da sevmiyorlarsa haklılarmış. Ben o filmlerde çok daha güzel espriler buluyordum. Maalesef bunda yok, işin kötüsü Anna Faris de yok. AFM Fitaş Beyoğlu’nda kliması yetersiz ufacık bir salonda, Cuma akşamı olmasına rağmen salonda 4 kişi halinde izleyince daha da rahatsız edici oluyor. İlla gidecekseniz bu dediklerimi göz önünde bulundurun.


Not: 1.5 / 5

Hiç yorum yok: