20 Haziran 2008 Cuma

A Ma Soeur! (2001)



Catherine Breillat ezelden beri tartışmalı filmler yapmıştır. Sansasyonlu filmleri izlediğim festivalime konuk olmasa olmazdı. Kendisini çoğu filminin yanında uslu kalan bir filmiyle, “Kız Kardeşim” ile konuk ettim. Bu beraberlikten, şaşırsam da ben memnun ayrıldım açıkçası. Filmleri hep fazla geveze ve kadın düşmanı bulunan bir yönetmenden iyi sayabileceğim bir film izlemiştim. Ha geveze veya kadın düşmanı değildi demiyorum. Sadece bittiğinde fena bir film izlemediğimi düşünüyordum.

Biri çok çok çok güzel, diğeri şişman ve kendine güvensiz iki gencecik kız kardeşin cinsellikle tanışmalarını anlatıyor film. Çok güzel olan Elena (Roxanne Mesquida) ailesiyle beraber gittikleri tatilde cinsellik açısından hiç açmadığı kapıları zorlarken kardeşi Anais (Anais Reboux) izleyip öğrenmek durumunda kalıyor. Bu da sürekli didişmelerine sebep olsa da içten içe birbirlerini çok sevdiklerini görüyoruz. Filmin en sağlam yanı bu iki kızkardeş arasında kurduğu mükemmel derecede gerçekçi ilişkiydi. Oyunculardan aldığı çok iyi performansın da buna katkısı vardır eminim ama asıl övgü Breillat’a. Diyaloglar da tepkiler de son derece gerçekçiydi. Bir Türk erkeği olarak buradan Elena’nın namusunu koruma çabalarına saygı duyduğumu ekleyeyim. Şaka bir yana güzel olduğu kadar akıllı bir kız gibi geliyordu, zira yaşı çok küçüktü cinsel deneyimler için ancak tatlı dilli yaz aşkının kurbanı oldu sonrasında. Filmin sansür yemesine sebep olan sahnelerin çoğuna bu çocuk dahildi. “Bir festivalde kaç tane film ereksiyon sahnesi içerir?” diye bir araştırma yapılsa benim festivalim rekor kırardı eminim.



Elena ve erkek arkadaşı arasındaki diyaloglar fazlaca uzun ve sıkıcıydı. Herifin ısrarcılığına kıl olmamak mümkün değildi ama tipik bir erkek karakteri yazmışlar sonuçta, ona da itirazımız yok. Finale doğru öne çıkan bekaret mevzuları ve ailenin verdiği tepki, belki cinsel ilişkinin kendisi kadar sarsıcı, etkileyici bir deneyim gençler için. Tabi şişman kızımız bunları seyrederek öğrenmek durumundaydı, kardeşi yaşayarak öğrenirken. Bu şişman kızın havuz merdivenin ve iskelesinin ayağıyla yaşadığı romantik diyaloglara ise tek kelimeyle bittim. Aslında şu an fark ettiğim üzere biraz önyargılı yaklaşmışım sanırım filme. Hali hazırda sevdiğim bir yönetmen çekmiş olsa bu filmi eminim bayılarak anlatıyordum şimdi. Halbuki yazıyı “kötü olmayan bir film” diye açıyorum.. İkiyüzlülük yapmayayım, kısa kesersek film iyi bir filmdi..



Diyorum ama ta ki finale kadar. Gerçekleşmesi mümkün olsa da bu kadar ağır bir finale ne gerek vardı? Şişko kızın sadece izleyerek, böyle bir finalle bitecek kadar travmatik tecrübeler yaşadığını sanmıyorum. Uğradığı veya uğramadığını bilmediğimiz tecavüz ise son karedeki surat ifadesiyle biraz muallakta kalıyor. Saldırganın işe başladığını biliyoruz da sonradan vaz mı geçti de kız o kadar sinirli yoksa yaşadıklarından dolayı mı emin olamadım. Her durumda anne ve kızların arabayı bir yere park edip uyumalarından sonra gelişen olayların Anais’in rüyası olduğundan o kadar emindim ki (çok tipik bir Fransız manverası olacaktı) bitene kadar o niyetle izledim. Yanlış bir şey yaptığımı da düşünmüyorum, bence rüya çıksa çok daha bütünlüklü bir film olacaktı. Öyle bir final yaptılar ki 1 saat izlediğimiz materyali hiçbir yere bağlamadı.



Dediğim gibi kusursuz olmasa da önyargısız izlerseniz iyi bir filmdi “Kızkardeşim” ya da İngilizce ismiyle “Fat Girl”. İngilizce konuşanlar için şişmanlık daha çekici bir mesele belli ki. Canınız Fransız filmi çekerse rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Yalnız gençlerin dahil olduğu cinsel sahnelere karşı alarmda olun. Hani gençlerin cinsel gelişimiyle ilgili diye oturup ergenlik çağındaki çocuğunuzla izlerseniz ufak bir ailevi kriz yaşanabilir. Bakın ne güzel RTÜK’çülük oynuyorum, sanat filmlerine karşı koruyorum sizi. Alın izleyin, bu bayan yönetmenden daha iyi bir film yakalamanız zor olabilir.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: