18 Haziran 2008 Çarşamba

Idioterne (1998)



Lars Von Trier’nin “Gerizekalılar” filmi hakkında ilk söylenecek şey, 90’lı yıllar sinemasının en önemli hareketlerinden biri olan Dogma manifestosunun ikinci filmi olması. Tamamen doğal ışıklandırma ve efektsiz çekilen bu filmlerin tür filmi olması, günümüzden başka bir tarihte geçmesi de yasak. Tüm bu “gerçekçileştirme” çabasına rağmen bu hareketin ikinci filmi, ironiktir, toplumun içinde gerizekalı taklidi yapan bir grubu anlatıyor. Ezik bir karakter olan Karen’ın grupla karşılaşması ve içlerine davet edilmesiyle başlayan öykü, sadece çılgınlık yapmaya çalışır gibi görünse de Karen’ın öyküsüyle bildiğimiz filmlere biraz daha yakınlaşıyor. Yine de oyuncularla birebir röportaj sahneleri bir reality show ya da belgesel havası vermiyor değil. Zaten Dogma hareketi ve reality showlar arasında hangi yöne doğru olduğunu bilmediğim bir esinlenme olduğuna eminim.

Film açıkçası çekimlerin çiğliğine rağmen izlenilmesi keyif veren bir yapım. Zamanında sinema zevkinden şüphe duymadığım bir arkadaşım bu film için “bok” sıfatını kullanmıştı. Kötü bir film olduğu için değil, sadece bunun Lars Von Trier’in ürünü olan bir bok olduğunu ve adamın bokunu bize sunduğundan bahsetmişti. Şimdi görüntülere bakınca neden söylediğini anlamak zor değil, ayrıca gruptaki çoğu kişinin ve yaşadıkları yerin bir pislik hissiyatı vermediğini de söyleyemem. Rol yaparken hiçbir ahlak kuralları olmayışını ve rol yapmak için illa toplum içine çıkmaları gerekmediğini, zaman zaman kendi aralarında pratik yaptıklarını düşününce filmin neden sansasyonel olduğunu anlamak zor değil. Zamanında Cannes’da Altın Palmiye için yarışmış olan bu film gerçek olduğunu detaylarıyla gösterdiği bir grup seks sahnesi de içeriyor örneğin. Tahmin edebileceğiniz gibi erotizmden fersah fersah uzak ama sonuçta içeriyor. Peki tüm bu deliliğin gerçekten sinemasal bir amacı var mı yoksa Trier yapmayı çok sevdiği gibi yine tahammülümüzün sınırlarıyla mı oynuyor? Bana kalırsa doğru cevap ikinci şıkka daha yakın. Zira gerçek gerizekalılarla tanıştığında grup liderinin tepkisi, Karen’ın kaçtığı gerçeklikten buraya sığınışı ve elbette toplumun verdiği ikiyüzlü tepkiler derin derin okunabilir olsa da bunlar filmin ortasına, kenarına, sonuna yapıştırılmış gibi duran öğeler. Zaten çok çok sağlam bir bütünsüzlük mevcut, adeta bir Jackass filmi izler gibisiniz. Fakat Trier bir karakteri diğerine “Bütün bunlar nasıl açıklanabilir?” diye sorduğunda “Açıklanamaz” diye cevap verdirtecek kadar dürüst bir yönetmen. Bu da hem benim tezimi güçlendiriyor hem de filmin niyetini saklamayarak saygı kazanmasına aracı oluyor.

Filmi izledikten sonra yaklaşık iki saat boyunca bok izlemiş gibi hisseder misiniz bilmiyorum ama Gerizekalılar eksiklerine rağmen izlediğim başarılı “rahatsız edici filmler”den biri. Bazen çok sağlam bir mizah anlayışı tutturduğunu da eklemem lazım. İzleyenlere filmin başında gerizekalı rolü yapan adamın, yediği azara rağmen Karen’ın elini bırakmayışını örnek verebilirim. Bana kahkaha attırdı. Sonrasında ereksiyondan tutun, işemeye, çiğnediklerini ağzından çıkarmaya, grup sekse kadar türlü materyalle izleyici taarruza tutuluyor. Finalde tıpkı eleştirdikleri toplum gibi kendilerinin de biraz iki yüzlü olduklarını keşfediyoruz ve Karen’ın film boyunca anlatılmayan öyküsünü görüyoruz. Dogma kurallarına uygun olarak film sonrasında yönetmenin adı yazmıyor. Açıkçası bence en zor kısım burası olmuştur Trier için. Seyirciyle oynamayı bu kadar seven bir yönetmen, izleyiciyi koltuğunda bu denli rahatsız eden bir film yaptıktan sonra imzasını kocaman kocaman basmak isterdi eminim. Neyse, Altın Kalp üçlemesinin diğer iki filmi “Dalgaları Aşmak” ve “Karanlıkta Dans” ile yine yeterince etkiledi bizi. Böbürlenmeyi o filmlere saklasın.

Not: 3.5 / 5

Hiç yorum yok: