18 Haziran 2008 Çarşamba

Feed (2005)



3. Fatih Melek Film Festivali’nde izlediğim ilk filmler, ne yalan söyleyeyim, sağlam tercihlerdi.Sansasyon yaratmış filmlerden oluşturduğum seçkideki ilk üç filmi François Ozon, Gregg Araki ve Lars Von Trier yönetmişti ne de olsa. Sıradaki film ise tanınmamış bir yönetmenden (Brett Leonard) gelme tanınmamış bir filmdi ve kötü olması ihtimali çok yüksekti; “Feed” isimli film yerinden dahi kalkamayacak kadar şişmanlatılmış insanlar üzerinden cinsel isteklerini gideren bir adamı anlatıyor. Buna rağmen, hem de izlediğim güzel filmlerden sonra bana hayal kırıklığı yaşatmadı. Bilindik polis hikayesine, sonuna kadar kullandığı cinsel sömürüye rağmen bence Feed iyi bir film, hatta zaman zaman şaşırtıcı derecede başarılı bir tempo tutturuyor.

İnternette cinsel istismar yapan ve yasal olmayan şeyleri sunan sitelerin izini sürüp baskın yapan bir ekibi görüyoruz filmin başında. Masabaşını sevmeyen, aile kuramamış, bağlanmaktan korkan, kirli sakallı çok klasik bir polis var elimizde. Bu adam yeni avı olarak obez ötesi kişileri teşhir eden bir siteyi ve sahibini gözüne kestiriyor. Fakat av dediğimiz oldukça dişli çıkıyor ve olaylar Almanya, Avustralya ve Amerika üçgeninde geçen bir çeşit kedi-fare, fare-kedi oyununa dönüşüyor. Dediğim gibi cinsel sömürü gırla gidiyor filmde. Başroldeki sapığı da, polisi de, çekici sevgilisini de her fırsatta soyuyor, yatağa atıyor yönetmen. Benim bu tavrı tutturup yine de eli yüzü düzgün bir film yapabilen yönetmenlere karşı acaip bir sempatim vardır. Özellikle korku filmlerinde çok çok keyifli bir yöntem oluyor bu. O yüzden filmin eksi hanesine gitmiyor bu çok bariz, “seks satar” hamlesi. Filmin 31 malzemesine dönüşmemesini sağlayan sağlam bir koz var elinde ayrıca. Bahsettiğim yerinden kalkamayacak kadar şişman kadınlara bir örnek olan Deidre karakteri. Tarihin en büyük şişman kostümlerinden birinin içinde katman katman olan yağları ve film boyunca hemen hiçbir yeri örtülü olmayan vücuduyla hem bütün tahrik unsurlarını egale ediyor hem de buna cinsel ilgi duyanları tekrar tekrar sorgulamamıza sebep oluyor kafamızda. Filmin aklında önemli bir hinlik daha var, bu filmi evlenene kadar bakir/bakire kalmış, sonra da ölene kadar tek eşli hayat sürmüş insanların izlemeyeceğinin farkında. İzleyici kitlesi arasında cinsel yönelimi farklı farklı binlerce insan olacağını düşünerek asıl suçun bu şişman seviciliğin ve şişman teşhirciliğinin değil, ölüm tarihleri üzerine bahis oynamalarının olduğunu söylüyor. Bunu gösterdikten sonra gerçek bir suçlu gibi davranılıyor sapık karakter Michael’a. Ufak tefek de olsa tuhaf şeylere ilgi duyan izleyiciler “Bu film bunu sapıklık sayıyorsa, benim zevklerimi de başkası sapıkça sayabilir” diyemiyorlar böylece. Bahis olayı oturtuluyor suçun merkezine.

Polis karakterimiz klişe dedik ama diyaloglar ucuz ve basit değil. Michael’ın yaptıklarını haklı çıkarmak için attığı gıcık nutuklar haricinde repliklerin çoğunda bir sarkıklık yok. Michael’ın travmatik çocukluğu ise çabucak anlatılarak iyi bir karar verilmiş. Hepimiz biliyoruz meselenin çocukluğuna kadar indiğini, her seri katil filminde vardır bu. Ayrıca finaline de bir övgü yapmak şart. Polisin (kesinlike kusursuz polis değil, tonla aptallık yapıyor) sırf kafasını kızdırıyor diye finalde katilin yerine başkasını vuruşu, sonra katile verdiği hukuk dışı ceza, filmi son anlarında daha çok sevmeme sebep oldu. Bir de ufak detaylar var, örneğin Michael polisin odasına kahvaltıyla gelip, ikili, medeni medeni konuşunca bir kez, sonra farklı bir sahne izliyorum sanarken kahvaltı uyku haplı çıkınca (çok sıradan çünkü) ikinci kez şaşırıyorsunuz. Ancak dediğim gibi bunlar ufak tefek şeyler ve izleyen çoğu kişiye film beyinsiz ve sadece gösterdiği sapıklıklarla izleyiciyi vurmaya çalışan bir polisiye gibi gelebilir. Benim için izlemesi keyifli, küçük bütçeli ve kült özellikli bir filmdi.

“Feed” hemen her anında tanıdık öğeler yakalayabileceğiniz ama tam olarak benzerine rastlaması çok zor olan bir film. Detaylarındaki kurnazlıkları fark edip sevmeniz de mümkün, sıradanlıklarına ve artık sıkıcılaşan video klip kurgusuna bakıp sevmemeniz de. Fakat mideniz elverecekse (benimki şaşırtıcı derecede sağlammış) balina boyutlarındaki, oynak yağ vücutlu insanları fetiş objesi olarak kullanan bu filme bir göz atabilirsiniz. Filmin başındaki “Bu film kurgudur ama böyle şöyler şu anda gerçekleşmekte! Yeminlen!” uyarısının belli ettiği üzere kötü tarafları olsa da izlemesi keyifi bir film var karşımızda. Üstelik müzikleri çok eğlenceli.

Not: 3 / 5

2 yorum:

triancula dedi ki...

sitcom
the doom generation
feed
idioterne
fat girl

listemde


interview with the vampire ve saw zaten izlenmişti. hadi bakalım diyorum. inşallah festival sonuna yetişebilirim, bir de ilk festival postuna bak!!!! :D heycan yaptım! süper harekat! ayrıca 1. ve 2. si hakkında da döküman istiyorum :p festivalin ayrıca bi sayfası olsun, kazananlar falan :D

lecterhouse dedi ki...

:D peki olsun neden olmasın ki :) fat girl ü de dün izledim yazısı yakında ;)