8 Mayıs 2008 Perşembe

"Sinemadan büyük aşkım olmadı." Vahit Tansoy Röportajım

İstanbul Film Festivali'nin en tanıdık yüzlerinden biri olan Vahit Tansoy ile röportajımdır. Kendisiyle çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Durdurunca en baştan başlayan yarım saatlik ses kaydını ancak çözebildim ama festival geçmiş de olsa muhabbetler zamansız.. Keyifli okumalar. F, benim (yani Fatih, çok zekice), V ise Vahit bey..


F: Sevgili okuyucular, Vahit Tansoy'la beraber Beyoğlu Baykuş Cafe'deyim. Mükemmel bir kahve servisiyle beraber sohbetimize başlıyoruz. Nasılsınız Vahit Bey?


V: Çok teşekkür ederim, siz nasılsınız?


F: Çok memnunum sizinle röportaj yapma fırsatı bulduğum için.


V: Benim için bir zevk karanlıkev'e röportaj vermek.


F: Çok teşekkür ederim. Klasik bir soruyla başlayayım. Festivalde kaç film izlediniz bu sene?


V: 78


F: Benim izlediğimin 6 katı kadar. Peki bütün bu 78 filmin hepsinin yerini tutacak bir film sorsam size.. Var mıdır öyle bir film?


V: Tabi ki var, Aşk Zamanı.


F: Aşk Zamanı sevgiliniz sizin kadar meşhur oldu zaten. Gerçekt hayattan bir şeyler anımsatıyor mu bu film size?


V: Dokunmadan, birlikte olmadan birini sevmeyi anlatıyor. Beni her izlediğimde çok etkiler. Bir insanı uzaktan görüp sevmek, platonik sevmek, en güzel aşk.. Müzikleri muhteşem zaten, oyunculuklar fevkalade.


F: Peki gerçek hayatta var mı sinemadan daha büyük bir aşkınız?


V: Hayır, yok.


F: İkinci sırada ne var peki?


V: Hayat amacım olan, çok sevdiğim biri vardı, halen daha var.. Görmesem de var. Uzaklarda bir yerde.


F: Antalya'da bir gününüz nasıl geçer? Biz daha çok günde 6 film gördüğünüz 14 festival günlerinize aşinayız ama Antalya'da yaşıyorsunuz aslen.


V: Sabah erken kalkarım, uyku problemim var biraz. İnternetten gazeteleri takip ederim, mutlaka aç karnına bir kahve içerim. O günkü programımı kontrol ederim sonra, 5M Migros var orada izliyorum filmlerimi. Sinemaya gidiyorum, arkadaşlarımla görüşüyorum. Akşam mutlaka internette oluyorum, çok fazla dizi izlemem, izlediklerim de belli zaten. Gece hayatım artık eskisi gibi değil, keyif vermiyor. 15 günde bir çıkarım dışarı.


F: Film izlemek için yaptığını çok aşırı bir şey var mı? Bu genel planınızı kırdığınız bir şey?


V: Var; cebimde çok az bir parayla günübirlik İstanbul'a gelmiştim. Akşam otobüse bindim, uçağa binecek param yok, onu bırak bir yere girip kahve içecek param bile yok. Çok soğuk bir kış günüydü. İki simit aldım, birini St. Antoine kilisesine girip yedim. Beyoğlu Sineması'nda filmi izleyip döndüm. “Ulis'in Bakışı”ydı bu film. Bu yüzden Beyoğlu Sineması, St. Antoine çok özeldir. Her gelişimde o günün hatrına bir mum yakarım, beni soğuktan koruduğu için.


F: Sizin için resmen bir inanca dönüşmüş sinema.

V: Aynen öyle.


F: Beraber bir iki hafta geçirdik, benim gözlemlediğim çok büyük bir ilgi var size karşı, sanat dünyasından. Beyoğlu kafelerinden bile hatta..


V: E ben ünlü bir insanım. (Gülüyor)




F: Nedir bu ilginin kaynağı, neden bu kadar seviliyorsunuz?


V: Sıcakkanlı, insancıl biriyim. Doğru insanı buldum mu 4 elle sarılırım, doğru arkadaş edinmeyi çok önemsiyorum. İnsanlara bir zararım yok, onlar da seviyorlar beni. Mutluyum.


F: Açız heralde sizin gibi tutkulu seyirciye, öyle mi?


V: Öyle evet, eski seyirciden de eser yok zaten. Bugün televizyon başında herkes, para verip sinemaya gitmeyi tercih etmiyorlar. Hafta içleri halk matineleri var, festival biletleri çok ucuzladı ama yine de gereken ilgi yok. Benim çok tanıdığım insan var ki yıllık izinlerini bu festivale denk getiriyorlar, Ankara'dan, İzmir'den, Kaş'tan gelen seyirciler var. Yine de yeterli değil elbette, eski seyircinin ilgisi de yok.


F: Suç sadece televizyonda mı peki? Benim için asla birbirlerinin yerini tutmazlar, sinema eksikliğini televizyonla gideremezdim. Filmlerin kalite ve içtenlik sorunu yok mu?


V: O da var tabi. Türk filmleri özellikle iyice kötü oldu bu aralar. Kahpe Bizans, Maskeli Beşler gibi şeyler var, bunların iş yapması Türk sinemasının kurtulduğu manasına gelmiyor.


F: Sizin gibi 500 tane daha seyircisi olsaydı İstanbul Film Festivali'nin, bunu hak eder miydi?


V: Fazlasıyla!


F: Memnunsunuz yani festivalden.


V: Çok çok memnunum. Bu festival, kaç sene oldu, 27 senedir ayakta. Rahmetli Onat Kutlar'ın parmağının dokunduğu bir festival. Bu festival sponsorla dönüyor, parayla dönüyor, daha önemlisi emekle dönüyor. Örneğin ben sürekli vakıfı (İKSV) ziyaret ediyorum, festival biter bitmez, pazartesi günü öbür senenin hazırlıkları başladı. Çok güzel bir şey bu, keşke daha çok seyirci olsa, daha iyi filmler gelse, daha iyi yönetmenler gelse. Süresi de uzasa.


F: Sanat sineması “sektör”ümüz oldukça küçük ve kısıtlı. Festival bu konuda üztüne düşen görevi yapıyor mu?


V: Bence yapıyor. Türkiye'yi hiç bilmeyen yönetmenler gelip konuk oluyorlar, hiç bilmediğimiz ülke sinemaları geliyor, Şili falan. Bu tabi İKSV'nin başarısı. Arayıp buluyorlar bunları.


F: Yapımcılardan, yönetmenlerden ne gibi bir çığır açıcı hareket beklerdiniz? Bir dalga, yönelim gibi..


V: Vallahi, ne yapsak etsek yine o televizyon dizisi tarzındaki filmler yapılacak. Çünkü iş yapıyorlar ve insanlar artık paraya bakıyor. Zeki Demirkubuz, Reha Erdem filmleri iş yapmıyor, diğerlerinin yapması kurtarmıyor Türk sinemasını. Tabi saygın yönetmenler ticari işler yapsın demiyorum. Onlar yine bir şekilde hak ettikleri yere geliyorlar.


F: Son zamanların en büyük çıkışını yapan sinema Kore sinemasıydı. Ne gibi bir şey bizim sinemamızı da o kadar palak hale getirir? Nuri Bilge Ceylan, Demirkubuz falan güzel bir çıkış yapmışken hazır..


V: Yaptılar evet. Bizde senaryo yok. Okulu yok, yazmayı bilen de yok. Belli başlı Birkaç kişi yapıyor, gerisi araklama hep. Kore'de inanılmaz senaryo yazılıyor, akla hayale gelmeyecek şeyler izliyoruz. Hollywood'da bunları alıp yeni versiyonlarını çekiyor örneğin. Bizde en önemli eksik senaryo.


F: Yönetmenlik yeteneği eksik değil mi?


V: O da var.. Senelerdir takip ediyorum festivali. Yönetmenler gelip de film izlemiyorlar, gidip dizi çekiyorlar. 1-2 saatlerini filme ayıramıyorlar. Sinemayı ayakta tutacak insanları film izlerken görmüyorum. Ufuklarını açmakla ilgili bu. Sonra ahkam kesiyorlar televizyonda. Sen ne yapıyorsun ki?


F: Var mı aklınıza gelen isim..


V: Var işte, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Müjde Ar, Hülya Avşar var. Hülya Avşar halen konuşup duruyor, Berlin In Berlin klip gibi filmdi, konuştuğuna değmez. Benim Sinemalarım güzeldi ama, çünkü kadın elinden çıkmaydı. Genç yönetmenler film izliyor sadece, ufuklarını genişletiyorlar.


F: Hazır ünlü oldum, Hülya Avşar'a laf atayım diyorsunuz.


V: Ben kendi çapımda şöhretim canım. (Gülüyor) Hülya'Yı iyi bir oyuncu olarak görmüyorum. Bir çok insana göre güzel bir kadın sadece. Türkan Şoray da öyle, benim için iyi bir oyuncu değil. 60'lı yıllarda güzel kadın azdı, 4 kare as çıktı. Ancak filmler hep birbirinin tekrar. Türkan Şoray'ın 10 senedir hangi filmi iş yaptı? Çünkü hep tekrar. Derya Alabora, Zuhal Olcay gibi değiller. Şu anda aklıma Hülya geldi ama çok var. Hülya Avşar bana hiçbir şey vermiyor, sadece medyanın peşinden koşan bir kadın.


F: Festivale dönersek, Antalya Film Festivali'nden daha çok ilginizi çekiyor sanırım. Neden?


V: İstanbul oluşu tabi. Burdaki havayı, insanları, entelektüeli seviyorum. Beyoğlu'ndaki bohemliği seviyorum, onlarla aynı ortamda buluşmayı seviyorum. Bir sene boyunca gün sayıyorum ben bu festival için.


F: Geçen sene ömür boyu bilet ödülü kazandınız. Ağlattılar sanırım sizi.


V: Evet, çok.


F: Maddi olarak ne değişti peki?


V: Hiçbir şey değişmedi. Film sayısı arttı biraz, eskiden filme verdiğim parayı şimdi otele veriyorum. Festival süresince hep aynı para bitiyor.


F: Diyelim festival iptal oldu..


V: Aman Allah korusun..


F: Boşluğu neyle doldururdunuz?

V: Benim hep duam odur.. Festival bitmesini Emek kapanmasın. Her sene o dedikodu çıkar, her sene bir oh çekerim festivalin Emek'te olduğunu duyunca. Emek gibi sinema yok. Festival de inşallah sonsuza dek sürer.



F: Seyirci olmaktan memnun musunuz? Yoksa filmi çeken olmak ister miydiniz?


V: Kamera arkasında bir yönetmenin yanında olmak isterdim. Çekmek istemezdim çünkü hep izlediğim filmlerden parçalar olan bir video klip gibi olurdu. İyi bir yönetmenle 24 saat geçirmek isterdim ama.


F: Tamamen orijinal bir film var mı ki?


V: Tamam ama, ben duygusal bir insanım. Benim belli başlı filmlerim var. Ben bugün film çeksem Aşk Zamanı'nın aynısı olur. Günümüze uyarlarım sadece.


F: Amerika'ya gitme fırsatınız olsa, bir geceliğine Oscar törenini mi, yoksa Sundance Film Festivali'ne katılmayı mı tercih ederdiniz?


V: İkisi de olmasın. Cannes'ı isterdim. Sinemanın kabesi orası. Tamam Sundance bağımsız, Oscar falan güzel ama Oscar filmleri korkunç kötü. Mor Yıllar'a ödül vermiyorsun, gidip Titanic'e veriyorsun. Titanic bana göre çok kötü bir filmdir, Affedilmeyen aynen öyle.. Cannes'dır benim tercihim.


F: İstanbul olmasa Cannes olsa?


V: Hayır! Yine de İstanbul.


F: Özel hayatınızdan ve sinema dünyasından çok sevdiğiniz birer isim sorsak.


V: Özel hayatımdan, benim bütün yaralarımı üfleyen, görmediğim zaman beyaz baston olan bir arkadaşım var. İsmi Sibel Gül. O arkadaşımı çok severim, Allah eksik etmesin benim için çok ayrı bir yeri var. Sinema dünyasından ise tanımaktan mutluluk duyduğum biri, Nuri Bilge Ceylan'ı çok severim. Her şeyini beğenirim, yaşam tarzını, duruşunu, filmlerini..


F: Uzak'tan sonra İklimler hayal kırıklığı yarattı mı sizde?


V: Hayır müthişti bence. Oyunculuğu çok iyi değildi ama yine de cesaret gösterip kendi oynadı. Yeni filmini de çok merakla bekliyorum. Yavuz Bingöl'ün oynuyor olması biraz endişelendiriyor beni ama önemli olan yönetmeni.


F: Benim Nuri Bilge Ceylan filmlerinde beğenmediğim tek yer diyaloglar. Yapay geliyorlar bana, oyunculuktan mı kaynaklanıyor yoksa yönetmenliği senaristliğinden daha mı iyi?


V: Yönetmenliği tabi ki iyi. Oyuncular amatör olabilir ama yine de Ceylan Türkiye'nin yüz akıdır. Cannes'da ödül aldı, büyük bir başarı bu.


F: Uzak'ı İstanbul'da izlediğim gün benim için çok özeldir. Her şeyiyle aklınızda yaşayan bir film izleme anınız var mı?


V: Bundan iki üç sene önce İstanbul Film Festivali'nde 2046'yı büyük ekranda izlemek beni çok etkilemişti.. O müzik, görüntü.. Emek'te film seyretmek zaten büyük bir zevk ama 2046'yı, Fanny ve Alexander'I orada izlemek apayrı bir zevkti.

F: Önümüzdeki sene için beklentiniz nedir?


V: Wong Kar Wai'nin gelmesini isterdim. Gong Li'yi görmek isterdim.


F: Yönelim olarak? Örneğin bu sene Altın Lale'yi Yumurta'ya vermeleri cesurcaydı bence.


V: Yumurta bence iyi bir film. Gençlerin önünü açmak lazım biraz. İyi film çekiyorlar çünkü, gezip görüyorlar.


F: Ara ve Yumurta bu senenin yıldızlarıydı heralde?


V: Ara çok iyidi, Ümit Ünal'ı çok severim. 9 'u çok beğenirim, yakında DVD'si çıkacakmış, Türkiye'deki herkes görsün isterdim. Ara'Yı sevdim ama bu sene beni çok heyecanlandıran bir film çıkmadı. Reha Erdem, Ceylan, Demirkubuz bu üç ayağın filmlerini bekliyorum. Ahmet Uluçay'ın filmini de bekliyorum, “Bozkırda Deniz Kabuğu”. Antalya'da göreceğiz umarım.


F: Kendimi Rolling Stone yazarı gibi hissediyorum, festival boyunca beraberdik, şimdi de röportajla sonlandırıyoruz. Seneye tekrar film festivalinde görüşmek üzere, İstanbul sizin onu beklediğiniz kadar heyecanla bekleyecektir sizi.


V: Sinemayı seviyorum, sanatı seviyorum, seveni de seviyorum, İKSV'yi seviyorum. Senle de tanışmaktan dolayı çok mutluyum Fatih Melek, İyi ki “Yetiş Eros” filmini nette aratırken seni bulmuşum. 9 Ekim'de Antalya Film Festivali'ne de beklerim.


F: Öyle umuyorum ben de... Çok teşekkürler.



4 yorum:

triancula dedi ki...

ooo :)) harika olmuş röportaj ya :))) valla ellerine sağlık, röportajlar serilerinin devamını diliyorum mr. melek :)))

Adsız dedi ki...

fena degil...daha sert sorular olabilirdi

Adsız dedi ki...

bu adam çok özel bir kişilik hayatı bir masal gibi....darısı hepmizin başına hepimiz böyle masal olalım

Adsız dedi ki...

sinemadan büyük aşkım olmadı..ne güzel bir söz