19 Mayıs 2008 Pazartesi

Evening (2007)



“The Hours’un yazarından..” gibi bir cümleyle tanıtılan “Evening” filmi geçtiğimiz sene sinemalarımıza uğramıştı. Başrollerinden konuk oyuncularına kadar sektesiz bir yıldız kadro içeren film sırf bununla bile yeterince ilgi çekici olabiliyordu. Son yıllarda okuduğum “yeni” kitaplar arasında rahatlıkla en etkileyicilerinden biri olan “The Hours”un yazarı Michael Cunningham’ın bulaştığı senaryo da tuz biber oldu tabi. Sinemalarda vahim bir şekilde kaçırdıktan sonra geçtiğimiz gün DVD’de izledim. Ciddi bir hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim öncelikle. “Evening” etkilemek için doğmuş ekibine rağmen etkileyici olamıyor.

Filmin en ciddi sorunu yansıttığı yapmacıklık. Ölüm döşeğindeki Ann’in asla kavuşamadığı büyük aşkı Harris’le ilgili anılarını izlerken bir yandan da günümüzde Ann’in kızlarının yaşadığı sorunlara tanık oluyoruz. Maalesef Ann sürekli yaptığı hatalardan bahsetse de, hikayesi o kadar “belirgin” olamıyor. Ann, özellikle Claire Danes’in canlandırdığı genç haliyle kalabalığın içinde fark edeceğiniz bir karakter değil. Bunu tespit etmişken film “size büyük hatalar, pişmanlıklar göstereceğim” deyince haliyle yapmacık oluyor. Oyuncu kadrosunun bunu engellemek için büyük bir şansı varmış ama maalesef kendilerinden beklenen efsanevi performansları verememişler. Öncelikle Claire Danes’in “bir filmde iyi bir filmde kötü” rutinini bozmadığını belirteyim. Kronolojik olarak değil belki ama benim izleyiş sıramla öyle denk geliyor. Stardust’da şaşırtıcı derecede kötü oynayan aktrist “Shopgirl”de esaslı bir performans vermişti. Şimdi bu filmde iyi başlasa da zorlu sahnelerde bocalıyor, fazla teatral oluyor. Yaşlılığını oynayan Vanessa Redgrave ve Ann’in eski çok yakın arkadaşı Lila’nın yaşlılığını oynayan Meryl Streep hiç hata vermeyen isimlerden. Buddy rolünde şaşırtıcı olmasa da etkileyici oynayan Hugh Dancy’i de bir yana ayırırsak, kalan kadrodan çok iyi işler çıkmamış. Toni Collette, Natasha Richardson, Glenn Close, Patrick Wilson her oyuncunun yapabileceği kadar oynamışlar. Gerçi Patrick Wilson’ın filmin arzu nesnesi olan Harris rolünde çok çabalaması gerekmemiş. Zira senaryo görünüşünden başka Harris’in neden bu kadar çekici olduğunu açıklamaya gerek duymuyor. Evin uşağının oğlu olması yeterli değil elbet.

Filmin performansını arttırdığı zamanlar var. Ann ve kızı Constance yatakta anneler ve çocuklarından (tek taraflı da olsa) konuşurken, Yaşlı Ann ve yaşlı Lila, gençken yatakta yaptıkları düğün sabahı diyaloğunu rolleri değişip yıllar sonra tekrarlarken filmin bir şeyler başardığını hissetmek mümkün. Bunda son yarım saatte filme girişiyle inanılmaz bir hava değişikliği getiren Meryl Streep’in etkisi büyük. Bu kadın emekli olunca yeri dolacak mı bilmiyorum. Belki Kate Winslet alır bayrağı. Fakat bu sahneler haricinde (özellikle Buddy’nin yokuş aşağı gittiği sahneler) büyük oynayıp küçük işler başarıyor. Ann, Lila ve Buddy’nin dostluğu, üçünün de Harris’e duyduğu ilgi çok daha ilgi çekici bir hikayeye dönüşmeliydi, hele de Michael Cunningham’ın elinde. Fakat film nedense süresini Ann’in kelebek yakalama halüsinasyonlarıyla doldurup, yıllar sonra Harris’le karşılaşıp ailesini bir kenara atışını silinmiş sahnelere koyarak harcıyor. Ann’in yıkılan şarkıcılık hayallerini de yaptığı büyük hataları da bir türlü izleyemiyoruz. Zaten film kendisine çok gerekli olan “zaman geçtikçe böyle oldu” sahnelerini hiç kullanmıyor. Bir gençliğe bir ölüm döşeğine atlayınca ortadaki hikayeyi hiç işlemeden bırakıyor. Ann’in kızlarının asi kardeş, ağırbaşlı kardeş kavgaları halihazırda bin kere izlediğimiz şeyler.

Filmin görüntü ve sanat yönetimi oyunculuktan da yönetmenlikten de güzel. Ann’in gençliğinde yeşil çimenlerin fosforlu gibi parlatıldığı görsellik, kostümler ve setlerin hoşluğu senaryonun boşluğunu biraz da olsa dolduruyor. Müzikler bilhassa fevkalade. Ben zamanın açtığı yaralar ve kaçırılan fırsatlarla ilgili hikayelerden çok etkilenirim. Film beni bile çarpmadıysa tavsiye etmek konusunda pek istekli olamıyorum. “The Hours”u tekrar izlemek daha doğru bir karar olabilir. Yönetmen Lajos Koltai “Being Julia”, “Taking Sides” gibi filmlerin sinematografisinden sorumluymuş. Belki o işiyle meşgul olsa daha iyi olacak.

Not: 2.5 / 5

Hiç yorum yok: