25 Nisan 2008 Cuma

Pecker (1998)



John Waters'ın meşhur filmlerinden biri olmasa da sırf o yönettiği için merak edip aldığım “Pecker” 1998 tarihli bir komedi. Başrollerinde Edward Furlong'un ve Christina Ricci'nin rol aldığı film fotoğrafçılık konusunda oldukça tutkulu olan genç bir çocuğun New York sanat tayfası tarafından keşfedilmesini ve bu sebeple ailesi ve mahallesiyle ilişkisinin bozulmasını anlatıyor. Çok tipik bir şöhret ve bedelleri öyküsü anlayacağınız. Tabi tipik olmayanı John Waters'ın filme kattığı mizah ve zeka.


Waters kim ne derse desin favori yönetmenlerimden olacak hep. Cesareti bile yeterli olurdu ama zevksizlik abidesi olan filmlerine de ben kötü diyemem açıkçası. En meşhurlarından Pink Flamingos'u CNBC-E sağolsun yarısı kesilmiş halde izlediğimde bile çok etkilenmiştim. Sonuç olarak sinemada etiği düşünen binlerce insan var. Bir iki tane de düşünmeyen lazım. Bu sebeple filmlerini hep takip etmeye çalışmışımdır. Yine en aşırılara gittiği filmlerden biri olan “Female Trouble”ı geçen sene, “Polyester”i ise ondan 2 sene önce izledim. Son filmi “A Dirty Shame” ile eski enerjisine mükemmel bir dönüş yapan yönetmenin durulduğu zamanlara rastlıyor “Pecker”. Filmografisi içinde sonradan her türlü uyarlamaya maruz kalan “Hairspray” dahil en uslu filmlerden biri. Tek edepsizlik Waters'ın doğduğu şehir olan Baltimore'da geçen öyküye bir şekilde dahil olan striptiz barları sekanslarında oluyor diyebilirim. Waters filmlerinin edepsizliği yücelterek final yapması bir klasiktir dolayısıyla filmin sonunu da katabiliriz belki terbiyesiz kısmına. Striptiz barlarındaki bazı terimler (teabagging gibi – sallama çay poşeti demek, striptizci erkeklerle ilgili bir terim, daha fazla açıklayamayacağım) haricinde ailenizle izleyebileceğiniz bir film havasında akıyor.


John Waters'ın memleketi Baltimore'u yücelte yücelte bitirememesi, öykünün sonunda çocuğun yönetmenliğe adım atacağını anons etmesi filmin otobiyografik kısmını da gözümüze sokuyor. Bu bahsettiğim son sahne Almodovar'ın son filmlerinden “Kötü Eğitim”in son sahnesiyle birebir aynı etkiyi verdi bana, zira ikisi de aynı finaldi çünkü. Öykünün, aslında filmin yönetmenini anlattığını son anda açıklaması hoş bir sürpriz oluyor her seferinde. Tabi tarih olarak Pecker, Kötü Eğitim'den epeyce daha önce. Almodovar da zamanında Waters gibi yaramaz bir çocuktu, belki Pecker'ın finali ilham vermiştir ona. Filmde başroldeki Pecker'ın şöhreti arttıkça yüzleşmek zorunda kaldığı snobluk, ailesi ve yaşadığı şehrin New York'tan çok daha az kültürlü olması filmin asıl dramatik yapısını oluşturuyor. Neyse ki çoğu film gibi gerçek dışı bir şekilde çözülemez bir ağa dönüştürmüyor öyküyü. Kız arkadaşıyla arası bozuluyor ama en ufak şeyde köprüleri atmıyorlar, ailesi çocuk pişman olduğunda yine bağrına basıyor onu. Bu yükseliş filmlerinde yaratılan abartılı drama hep canımı sıkmıştır. Neyse ki bu film işleri olması gerektiği kadar karmaşıklaştırıyor, sonra da her “orta sınıf ve altını anlatan komedi filmi”nde olduğu gibi snobları aşağılayarak bitiriyor. Sizin de yanınıza Christina Ricci'nin süper karakterini izlemiş, Baltimore'un abartılı absürdlüğüne gülmüş olmak kalıyor. Din ile ve özellikle Meryem'le kafayı bozmuş Memama karakteri ve Pecker'ın kankası Matt karakteri de çok eğlenceliydi.


Kariyeri Tamer Karadağlı ile aynı filmde oynamaya kadar düşmüş olan Edward Furlong'un eski güzel performanslarından birini içerdiği için, başroldeki ailesinin saçma sapan hallerini görmeniz için, modern sanatla biraz dalga geçip, kasıntılığına gülmek için tavsiye ediyorum Pecker'ı. Ancak Waters'ın çoğu filmi gibi kült bir zevksizlik komedisi beklemeyin. Pecker çok daha ağırbaşlı kalıyor onların yanında.


Not: 2.5 / 5

Hiç yorum yok: