8 Nisan 2008 Salı

Juno (2007)


Yılın büyük bağımsızı Juno, Oscar ödüllerinin peşine ülkemize de uğrama şansı elde etti, tıpkı geçen senenin büyük bağımsızı “Little Miss Sunshine” gibi. Filmi bu seneki “Bis Aralık Film Festivali”mde görmek için uğraşmış fakat başaramamıştım. Nihayet geçen hafta izlediğimde bulduğum şey beklediğimden ne fazla ne de azdı. Akademi Ödülleri'nin her yıl himayesine almak için bir bağımsız seçtiğini ve piyangonun bu sene Juno'ya vurduğunu duymuşsunuzdur zaten. Gayet tipik olarak “En İyi Orijinal Senaryo” ödülünü de kaptı. Buna rağmen ben çok kral bir film beklemiyordum, beklediğim gibi de çıktı zaten.


Diablo Cody'nin ödüllü senaryosu açıkçası topladığı övgüleri hak ediyor. Hikaye çok alengilli olduğu için veya bizi sürprizlere boğduğu için değil. Ben senaryodaki güzelliği diyalogların kendisinde gördüm. Gençlerin ağzından çıkan her laf o kadar gerçekçi ki, Jennifer Garner'ın kırılgan ve nazik yapılı karakteri o kadar güzel yazılmış ki hayran olmamak elde değil. Bunun yanında atıyorum Transamerica'da olduğu gibi yine çok ağır işlenebilecek bir konunun şekere batırılmış halini izliyoruz (mesele genç yaşta hamilelik ve çocuğunu evlatlık olarak vermek), bu yüzden de bir yerden sonra pek de ciddiye almamak gerekiyor filmi. Önemli olanı bu konuya dünyada akıl edilmemiş bir yaklaşımla bakmak değil, içinde mütevazi nüanslar barındırması. Juno adlı kızımızın can sıkıntısından seviştiğini söylese de aslında aşık olduğu çocuktan istemeden hamile kalması, sonra evlat vermek için tanıştığı zengin ailenin bebek düşkünü fakat bir türlü sahip olamamış bir kadın ile daha olgunlaşamamış, rock müzik ve gore film düşkünü bir adamdan ibaret oluşu çok da şaşırtıcı şeyler değil. Meselenin içine daha sonra mezuniyet balosu bile giriyor üstelik! Bunlara rağmen içten içe kendine özgü olmasını biliyor film. Cody'nin hayat görüşünü bilmesem de çoğu filmde yapıldığının aksine bir anda bebek takıntılı kadının tarafına geçmesi, onu savunması biraz ipucu veriyor örneğin. Yine Juno'nun, bebeğinin babasına oranla çok daha dominant bir karaktere sahip olması da öyle. Senaristin zamanında bir striptizci oluşu, yolunun oralardan Oscar'lara gelmiş olması, “girl power” denen şeye inandığını gösteriyor bence. Ayrıca Juno'yla ilgili HER yazıda bahsedilen bu striptizcilik geçmişini andığım için üzgünüm. Bahsetmesi ilginç bir şey ama ne de olsa. Umarım yazılarını okuduğunuz bu yazar adayı da Oscar almadan önce striptiz yapmak zorunda kalmaz! En umut dolu günlerimde değilim açıkçası. Neyse sevgili günlük, yazımıza dönelim.


Oyunculuklar bahsedildiği kadar güzel. Hard Candy filminde boğazına yapışasım gelen Ellen Page, bu gencecik yaşındaki Oscar adaylığının hakkını veriyor. Yine de karakterinin güzelliğinden dolayı mıdır bilemiyorum ben Jennifer Garner'ın sade oyununu daha çok beğendim. Tek istediği şey anne olmak olan ve buna ulaşması mümkün olmayan bu kadına üzülmeden duramıyorsunuz. Fiziksel özelliklerini de katınca Sex And The City'nin son sezonundaki Charlotte'u hatırlattı biraz bana. Aynı sorundan muzdaripti o da. Her neyse, Arrested Development adlı güzide dizide baba-oğul rollerindeki Michael Cera ve Jason Bateman bu sefer karşılıklı oynamasalarda aynı filmde buluşmuşlar. Michael Cera'nın Ellen Page ile birlikte yeni kuşağın çok yetenekli iki aktörü olduğunu düşünüyorum. Tipik güzel ve yakışıklı kavramına uymayan görüntülerinin yıldızlaşmalarına zararı değil faydası dokunacak bence. Çok iyi iki karakter oyuncusu olabilirler.


Filmin müzikleri öyle aman aman denecek kadar süper değil. Ha filmle beraber iyi gidiyor ama Amerika'nın şu aralar en çok satan albümlerinden birisi olmasına gerek yokmuş. Hem Amerikan bağımsızı dediğin şeyin müziği zaten güzel olmalıdır. Filmin yönetmeni Jason Reitman için ise diyeceğim çok bir şey yok. Eli yüzü düzgün bir film kotardığı besbelli ama asıl güzelliğin senaristten geldiğini düşünüyorum ben. Animasyonumsu giriş jeneriğiyle falan olmuyor sadece. Yine de Amerikan bağımsızlarının hayranı olduğum dingin, sakinleştirici havasını yakalamış.


Çok çok sevdiğim Little Miss Sunshine'la kıyaslamaya gelince (kaçınılmazdı yani, alakaları yok demeyin) o filmin bundan çok daha iyi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Draması da komedisi de daha güçlüydü. Ancak Juno için elinizi sallasanız ellisi var demek biraz ayıp olur. Kaliteli, zeki bir şeyler izlemek için elbette tercih edebilirsiniz. Aklınızı başınızdan alacak bir şeyler arıyorsanız ise aramaya devam edin.


Not: 3.5 / 5

2 yorum:

triancula dedi ki...

bak sen de böyle demişsin juno'yla ilgili. mütevazi ama başyapıt "öh"lerinde olamaz. ama yine de kesinlikle çok iyi. ellen page süperdir gerçekten ben garner'a ne yalan söyliim pek dikkatle bakmamışım sen baya etkilenmişsin karakterden. bir de hilar swank'i andırıyor deil mi hafiften belki bi türlü bunu düşünmekten karaktere alışamamış da olabilirim. ne diyodum. ellen page evet hard candy'le yok artık!lık bi performanstı ve oscaR'a aday oluşuna sanırım dünya üzerinde en çok ben sevindim. ama little miss sunshine ve bilhassa küçük sevimli dana abigail breslin'in almasını daha çok isterdim, yeni filmi geliyor hatta 2 tane, duymuşsundur gerçi de bahsediyim, "definitely maybe" var bizim şu ryan reynolds'la ilginç bişeye benziyor, diğeri de jodie foster'la nim's island. geçen gün de no reservations'ı izlemiştim gene "oyy yavrum" dedim tüm film boyunca, bana genç yaşımda baba olmayı istetecek kadar duygularımı iştahlandırdı eşşek kafalı :)) süper ya daha şimdiden böyleyse ilerde heralde meryl streep gibi 20kez falan rahat aday olur oscar'a...

lecterhouse dedi ki...

olsun zaten :) kendini dağıtmasın da diğer çocuk yıldızlar gibi. hem çok yetenekli hem de sevimli kız.