27 Mart 2008 Perşembe

"..Susar Kadın Ünzile" - Aysel Gürel'in Ardından


Türkiye yakın zamanda gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden birini kaybetti. Belki bu yorum kimisine abartılı gelebilir, eğer on yıllardır milyonlarca insanın kendini ifade etmek için sadece şarkılara tutunduğunu göz ardı ediyorsa. Özellikle de bu şarkıların sözlerine. Belki televizyondan sonra, ülkenin her kesimine hitap eden tek sanat mecrası olan popüler müzikte taşları yerinden oynatmış bir kadından söz ediyorum. Girişi yaparken “en büyük bayan şairlerden biri” demedim çünkü haksızlık olurdu. Ölürken, kadınlara “Ben 80 yaşına kadar yılmadım çalıştım. Siz de çalışın.” demeyi unutmamış birini böyle bir sınıflandırmaya sokmaya gerek duymadım. Bahsettiğim kişi Aysel Gürel. Çocukluğumda kulağıma çalınıp da beni bugün daha insancıl, ayrımcılık karşıtı yapan iki şarkının söz yazarı: “Ünzile” ve “1945”.


“Ünzile”, Sezen Aksu'nun 1986 tarihli “Git” albümünde yer alır. Onno Tunç imzalı bestesinin hakkını yemeyelim ama şarkıyı bir efsane yapan Aysel Gürel'in sözleridir. Bir Anadolu turnesinde tanıştığı Ünzile adlı kızdan etkilenerek yazmıştır bu şarkıyı, gerçek bir hikayeye dayanmaktadır anlayacağınız. Doğuda, veya bu kadar iyimser olmayalım Anadolu'nun hemen her yerinde kadının toplumdaki yerini bütün açıklığıyla ortaya döker şarkı. “İnsan dölü” diye tanımlanır hemen en başında şarkının, beşi ölmüş on kardeşten bir tanesidir. Daha iki dörtlük ilerlemeden, sanki Ünzile'nin hayatında ne kadar da erken olduğunu vurgularcasına, görücü gelir evlerine. “Söğüdüm ağlar gider” der Aysel Gürel burada, gözünüzün önünde o başı eğik masum kız canlanır.


Ünzile, 8'inde ergin olur, 12'sinde ise ana. Bir kızın daha büyüyemeden üremek için bir araca dönüştürülmesi göz yaşartıcıdır şüphesiz. Kendini tanıyamadan, tanımadığı kocasına çocuk vermek için vardır Ünzile. O, “kadın” Ünzile'dir artık ve sadece susar. Şarkının yürek parçalayan kısmı gelir sonra, dinleyici için talihsiz biraz ama nakarattır bu kısım. Kızın öyküsünün dramatik özeti şarkıda tekrarlanıp duracaktır, belki duyulur diye. “Yağmuru kim döküyor? / Ünzile kaç koyun ediyor? / Dayaktan uslanalı, hiçbir şey sormuyor” der şarkının bu kısmında. Aysel Gürel'i bir şair olarak övmemin sebebini bu satırlarda görmek açıkça mümkün. Ünzile'nin bilgiden dayak vasıtasıyla ayrı tutuluşu bu kadar güzel kağıda dökülebilirdi heralde. Çalışkanlığı ve cesareti özellikle Kurtuluş Savaşı'nda efsaneleşmiş olan Anadolu kadınının gördüğü bu muameleye bir ağıt yakmamak elde değil. “Ünzile” bir şarkı olarak bu görevi üstleniyor, Türkiye'nin en popüler şarkıcılarından biri olan Sezen Aksu'nun sesi vasıtasıyla, milyonlara duyurmak amacıyla.


Şarkının ikinci kısmında yeni bir darbe vuruyor, Ünzile için “Korkar durur gitmez köyün en son çitine / İnanır o sınırda dünyanın bittiğine” diyerek. Belki hiçbirimiz kendi küçük dünyalarımızın hapsinden kurtulabilmiş değiliz, belki halen daha gerçekten özgürleşmemize çok var ancak bu kızcağızın köyünün ötesindeki dünyadan bihaber oluşu, erkek egemen düzenin öyle istemesi acıklı değilse nedir? Bilinmezlere gebe oluşuyla bir kısır döngüde geçer gider Ünzile'nin hayatı; belki de daha kendi olgunlaşmadan kızının aynı çarklar arasında ezilmesini izleyecektir. Töre denen çarpık düzenlerle, daha hayrı görülmemiş bazı gelenek göreneklerle çok kız çocuğunun hayatı kararmıştır, kararmaya devam edecektir. İnsan sevgisi taşıyan biri olarak bu şarkının gözlerimi doldurması bundandır. Çünkü birileri kendisine verilen şansı değerlendiremezse, bu üzücü bir durum olabilir ancak birilerine daha baştan hiç şans verilmemişse o zaman durum iç parçalayıcıdır. Kadının bir nev'i şanssızlık genine dönen, cinsiyet belirleyici genler yüzünden hayatını yaşama hakkına sahip olamaması göz ardı edilemeyecek bir insanlık suçudur. Suç en başta kimin suçudur bilinmez ama durumu görüp de işine gelmediği için düzeltmeye çalışmayan da onun kadar suçludur. Türkiye'de milyonlarca kişinin evine girmiş bir müzik albümünün 5. şarkısı bu yüzden önemlidir. Çok az şarkı bu cesarete sahiptir ve ne yalan söyleyeyim çok az şarkı bu kadar güzel olabilir. Geçtiğimiz yaz aylarında “Onno Tunç Şarkıları” adlı toplama albümünde bulunan Şebnem Ferah yorumunu da övgüyle anmalıyım burdan. Ferah'ın şahane bir yorumcu olduğu su götürmez ancak ilk çıkış yaptığı şarkıda “Mezarlar bile küsmüş, kadınca ölene” diyecek kadar cesur olması, Ünzile'yi seslendirmek için doğru seçim olduğunu gösteriyor.


Bahsettiğim ikinci şarkı yayınlanma tarihi itibarıyle Ünzile'den iki sene daha eski, bahsettiği mevzu ise çok daha evrensel. “1945” adlı şarkı Sezen Aksu'nun “Sen Ağlama” albümünün kapanış parçası olup çeviride hissiyatını kaybetmeyecek olsa bütün dünya insanlarının tüylerini diken diken edecek sözlere sahiptir. “Öfke ile beslenen çocuklar yalnızdır” diye başlar, “Onlar da hep insandılar ve sevgiye inandılar. Senin gibi, benim gibi” diye devam eder, “Öp, incilenen gözyaşları, kurusun inançlarında. Sene 1945, onlar da hep insandılar” diye biter. Yerli müzikte yazılmış en güzel savaş karşıtı şarkılardan biri, belki de birincisidir. Onno Tunç da yaptığı en güzel beste ünvanını yakıştırmıştır şarkıya. Yine asıl önünde eğildiğim Aysel Gürel'in sözleridir. Sezen Aksu 1984'te, Mor ve Ötesi ise 2007'de yorumladığında aynı şiddetle etkileyen sözler... Yine şans verilmemişler mevzu bahistir dizelerde. Tıpkı Ünzile'nin köyünden ya da kadınlığından kaçamayacağı gibi, 20. yüzyılın en büyük katliamlarından birinde atom bombasının hedefindeki insanlar kaçamamışlardır. Biri diğerinin kaçınılmaz devamı olan iki dünya savaşı barışla, iyi niyetle, insan sevgisiyle değil, görülmüş en şiddetli patlamayla son bulmuştur. Gürel'in sanatkarlığı da bu insanlık ayıbıyla ilgili yazılmış en iyi şarkılardan birini koymuştur ortaya.


Aysel Gürel bir Türkoloji mezunu, edebiyat öğretmeni, tiyatro oyuncusu ve popüler kültür fenomeni olarak bir söz yazarından fazlasıdır kuşkusuz. Üstelik yine kitlelere ulaşan bir alanda, yerli sinemada, dört başı mamur bir kadın devrimi gerçekleştiren Müjde Ar'ın annesidir. Genlerde bir şey olsa gerek çünkü Müjde Ar'ın da kadın meseleleri üzerine olan filmleri başlı başına bir yazı konusu, inceleme alanıdır. Bütün bu “marifet”lerin arasından söz yazarlığından bahsetmem, Aysel Gürel'i benim hayatımda en etkili olduğu şekliyle anmak çabasındandır. Ünzile ve 1945'den başka, Firuze, Sen Ağlama, Bir Vurgun Bu Sevda, Ah Mazi, Hadi Bakalım, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Vur Yüreğim, Abone gibi en mütevazi deyişle bile klasik olan şarkıların yaratıcısıdır Aysel Gürel. Yaşlandıkça daha çılgınlaştırarak adeta zamana karşı bir meydan okumaya dönüştürdüğü görüntüsüyle de anılmayı hakeder. Renkli perukları ve kıyafeti, ihtiyarlığıyla birleşince ortaya kendine has bir imaj çıkarmış ve bununla dalga geçmesini de bilmiştir. Özellikle son zamanlarda rol aldığı reklamlarda bütün espri kendi görüntüsü üzerine kurulmuş, oldukça da başarılı bulunmuştur. Vefatıyla sonuçlanacak hastalığı sürerken ayağa kalkmadan oynadığı son reklam filmiyle çalışmak için duyduğu azmi 80 küsür yılın bile tüketemediğini göstermiştir.


Vasiyetinde kadınlara çalışmaları için çağrı yapan, gençlere destek verilmesini isteyen bu hayat dolu kadından alınması gereken ilk ders işini icra ederken gösterdiği özen ve başarı bence. Türkçe şarkı sözünde çıtanın durduğu yeri belirlemiş olan Gürel, Türk insanına hemen yanı başında duran fakat göremediği bir problemi gösterdi. Kız çocuklarının eğitim hakkı için düzenlenen bir kampanyada “Ünzile” şarkısının Sezen Aksu tarafından yeniden yorumlanması boşuna değil. Yıllar geçse de etkisini kaybetmeyen bu eser gibi bir çok eseri bize emanet ederek aramızdan ayrıldı Aysel Gürel. Bakmamız için işaret etti, şimdi görüp görmemek bize kalmış.

Not: Üyesi olduğum Yeni Yüksektepe Kültür Derneği Levent Şubesi'nin E-dergisi "Nar mı Nâr mı?" için yazdığım bu yazıyı derginin Mart sayısında okuyabilirsiniz. Dergiyi indirmek ve şube hakkında bilgi almak için lütfen burayı tıklayın. Ziyaretiniz için şimdiden teşekkürler.

2 yorum:

edda dedi ki...

iste seni bu yuzden seviyorum:) gercekten sadece kadın hakları ya da duygularına degil tamamıyla insani insan yapan degerlere saygı duyan ve bunu sarkı sozlerinde bizimle paylasan ,kah aglatan, kah gulduren ama tek kelimeyle nadide bi sanatcıydı Aysel Gurel.Yazında ozellikle kadın haklarının somurulusune yaklasımın ve acık fikirliligin cok hosuma gitti.Biliyorum ki "insana" karsı yapılan her turlu ayrımcılıga karsısın sen, bunu anlamlı yazında bir kez daha dile getirmen cok hos:) ellerine saglık canım:)

triancula dedi ki...

gerçekten de çok anlamlı bir yazı olmuş öncelikle tebrik ederim. bilmiyorum ben daha önce söyledim mi ama 1945 ve ünzile benim en bayıldığım iki aysel gürel şarkısıdır ve ne güzeldir bu iki şakrının yeni versiyonlarını bu yaz bol bol dinlemiş olmamdan kaynaklı olarak bu şarkıları 2007'de bol bol anlamaya ve bu sözleri yazan insanın düşüncesinin ve parmaklarının berraklığına hayran kalmıştım. ne tuhaftır ki çok geçmeden tam da hani yeni anlamışken kaybettim. dediklerinin üstüne bişey denmez ama şuna karşıyım ben. aysun kayacı gibi her ölenin arkasından bir de üstelik beraber program yaptığı müjde ar'ın yanında olduğu için daha da şiddetli olarak "şimdi benim şarkılarım öksüz kaldı, sevgilerim öksüz kaldı, ben daha ne yapayım" gibi duygu sömürüsü yapanlara karşıyım. ya da barış'ın ölümü gibi medyanın kullanmasına karşıyım. aysel gürel'in hastanede çekilen resimlerinin magazin gazetelerinde gösterilmesine karşıyım.

tekrar tebrikler. keşke bizler de onun gibi ölmeye çok yakınken üretme hevesimizden hiçbişey kaybetmesek... cumhuriyet kadınıydı, farklıydı, anlamlıydı, çılgınlığında bile takdir edilesi yanı vardı... nur içinde yatsın kızının ve torunun dediği gibi. aysel!