19 Şubat 2008 Salı

Southland Tales (2006)



Geçtiğimiz perşembe başlayan !f AFM Bağımsız Film Festivali için blogda güzel planlarım vardı ancak yoğunluk yüzünden pek vakit ayıramadım. Festival dahilinde izlediğim ilk ve şimdilik tek filmin yazısını da ancak yazabiliyorum. Southland Tales'i festivalin açılış gününde izledim, tıklım tıklım bir salonda. Donnie Darko'nun yönetmeni Richard Kelly'nin ikinci filmi olan yapıt Kelly'nin artık David Lynch yolunda olduğunu ispatlıyor bence. Gerçi Lynch kendi yolunu da az biraz değiştirdi dijital sinema devrimi sonrası ama belli öğeleri hala daha oldukça yoğun ve Richard Kelly'de bunlara dokunup geçiyor zaman zaman.


Mükemmel bir ilk film ve katıksız bir şaheser olan Donnie Darko'dan uzun uzun bahsetmeme gerek yok, ne kadar iyi olduğunu izleyen herkes bilir. Zamanında Trabzon'da lisede okurken o seneki !f festivalinde programda olduğunu görüp az heveslenmemiştim. Aynı sene “Spirited Away”i de gösterdiklerini anımsarsak boşuna üzülmemiştim İstanbul'da olmadığıma. Şimdi tam emin olamıyorum ancak en az 4-5 yıl geçmişken üstünden yönetmenin yeni filmini yine bu festivalde izleme olanağı buldum. Southland Tales ilk olarak Cannes'da gösterildi ve deyim gayet yerinde, yerden yere vuruldu. 160 dakika civarı süresi, benim izlediğim kurgudan farklı olan kurgusu, yönetmenin narsistliği eleştiri üzerine eleştiri toplamış, film, festivalin eleştirmenlerce belirlenen yıldız tablosunda da en düşük notlu filmlerden biri olmuştu. Sony Pictures Classics filmi festivalde satın aldıktan sonra, kurgusunu değiştirdi, süresini kısalttı, anlatıcı rolündeki Justin Timberlake'in anlatısını (muhtemelen filmi daha kolay anlaşılabilir yapmak için) bütünüyle değiştirdi. Elbette Richard Kelly'nin izni dahilinde. Amerika'da bu yeni haliyle gösterime girmesine rağmen yine de gişe yapamayan film umuyorum ki bu çok umut verici yönetmenin önünü tıkamaz, zira sinema pahalı bir sanat ve bilim kurgu da bu sanatın en pahalı türlerinden biri.


Filmin konusuna da hafiften değindikten sonra benim görüşlerime geleceğim. Aslen 9 parçalık olarak tasarlanan mevzu bahis “güney masalları” daha sonradan 6'ya indirildi ve biz son üçünü izliyoruz. İlk üçü “The Fountain”ı andıran şekilde çizgi roman olarak yayınlandı. Film Amerika'ya düzenlenen 2 nükleer saldırı sonrası 3. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla başlıyor. Bir yandan okyanus devinimiyle sonsuz bir enerji kaynağı oluşturan “Liquid Karma” buluşu gerçekleştirilirken (güle güle petrol), diğer yandan Cumhuriyetçi Amerikan iktidarı tüm medyayı sansürleyen “USIdent” isimli bir sistem geliştiriyor. Bir senatörün kızıyla evli olan ve savaştan dönerken kaçırılıp, hafıza kaybına uğrayan Elliot Frost'u izliyoruz başrolde. Bu aktör bugünkü demokratları simgeleyen neo-marksistler tarafından sisteme bela çıkarmak için kullanılırken bir de ikiz polisler Roland ve Ronald Taverner ile tanışıyoruz. Bunların yanında eski porno aktristi Kyrsta Now, delirmiş bir asker Pilot Abilene de var. Şimdi kişisel olarak çok az film bundan daha çekici olabilir benim için. Yakın gelecekte geçmekte olan bir bilimkurgu olmasını bir yana bıraktım, bu çeşitli karakterler, filmin temelini oluşturan bilimsel buluş ve kıyamet temaları beni mıknatıs gibi çekti filme. Ne yalan söyleyeyim hayal kırıklığına da uğramadım. Özellikle filmin girişi anlaşılabilirlik açısından çok zordu ancak Kelly'nin sevdiği zaman-mekan dokusundaki yırtılmalar falan işin içine girince ben de filme girebildim.Bunun yanında hem plaj, deniz, güneş dekorunu (demokratlar sahnedeyken) hem de soğuk gri metalik ve teknolojik fonları (cumhuriyetçiler sahnedeyken) kullanması, şahane ve genç bir kadrosu olması (Dwayne Johnson, Sarah Michelle Gellar, Seann William Scott, Mandy Moore, Justin Timberlake, Miranda Richardson), bir anda ortaya çıkan müzikal sahneler, ortalara doğru gelen, gök gürültüsü efektleriyle izlediğimiz hamilelikle ilgili pembe dizi vari sahne (yine Lynch etkisi), filmin kendini ciddiye alsa da zaman zaman işi dalgaya vuran tavrı diğer artıları filmin. Üstelik bu oyuncu kadrosunun iyi iş çıkardığını ekleyeyim.


Peki yönetmen nasıl bir iş çıkarmış? İlk aklıma gelen Darko'nun açılışında kameranın tek planda gezip bir sürü karakteri ağır veya normal çekimde gösterdiği planı filmin ortalarında aynen kullanmasıdır heralde. Bir de Donnie'nin küçük kardeşinin sahnedeki dans gösterisinin aynı ışık ve kamera açılarıyla Sarah Michelle Gellar tarafından tekrarlanması olabilir. Bunları imzaya mı dönüştürmeye çalışıyor bilinmez ama ufaktan bir tekrar kendini söz konusu. Yine bahsettiğim gibi zaman-mekan dokusuyla ilgili final de Donnie'yi hatırlatıyor. Ancak ilk filmin aksine Southland çok daha büyük ölçekli bir film, futuristik Los Angeles manzaralarıyla, finaldeki zepliniyle ve Donnie'nin aksine bir banliyöden daha geniş mekanlarda geçen Dünyayı Kurtaran Adam öyküsüyle. Temalar oldukça benzer, evet ama yönetmen uluslar arası başarısının etkisiyle daha “büyük” takılmış bu sefer. Benim açımdan bir sıkıntı yok, söylediğim gibi film bayıldığım temalarla dolup taşıyor, istediği kadar da uzun olabilir bu yüzden. “10 dakika ara”ya alışkın bir Türk izleyicisi olmama rağmen festivalde kesintisiz izlemek de baymadı (Süresi 144 dakika). Yönetmenin her yeni gelen filminde bunlardan bahsedip durmasını istemem elbette ancak benim fikrimde Southland Tales kesin bir başarı. Donnie'nin “gençlik filmi” imajını içermediği için ve Hollywood'a bulaştığı için (tuhaf aktörler, saçma sapan şeyleri büyük ciddiyetle söyleyen aktrisler) bu sefer David Lynch'i kesinlikle andırıyor Richard Kelly. Donnie için aynı şeyler söylenirken pek katılmıyordum ama bu sefer kesin var. Lynch'e benzemek elbette sadece bir övgü olabilir, yaptığın işi eline yüzüne bulaştırmadığın sürece. Southland Tales bilimkurgu filmlerini sevenler için kaçırılmaz bir fırsat. Gösterime girmesi çok küçük bir ihtimal olduğuna göre yarın 22.00'deki son İstanbul gösterimini kaçırmayın. 28 Şubat'ta da Ankara'da oynayacak.


Not: 4.5 / 5

Hiç yorum yok: